“YİNE OLSUN, YİNE YAPARIZ!”

3. Havalimanı işçileriyle Dayanışma Platformu 8 Aralık Cumartesi günü, 14 Eylül günü kölece çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle isyan eden, iş bırakma eylemine katıldıkları için tutuklanan ve 5 Aralık’ta görülen mahkeme sonrası tahliye olan sendika temsilcileri ve işçilerle süreci anlatan, Taksim Eğitim-Sen 6 No’lu Şube’de bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına işçilerden Baran Tayyip Kırğın, DİSK’e bağlı Devrimci Yapı İşçileri Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut, İnşaat İşçileri Sendikası Basın Sözcüsü Uğur Karadaş ve Örgütlenme Sorumlusu Özkan Özkanlı katıldı.

İnşaat işçisi Baran Tayyip Kırğın:

Urfa’da yaşadığını, 21 çocuklu bir ailenin tahsili olmayan çocuğu olarak 3. Havalimanı’nda çalışmak için internet üzerinden başvuruda bulunduğunu, 2500 lira maaş verileceği söylendiği için Urfa Siverek’ten İstanbul’a geldiğini, fakat tam işbaşı yapacağı gün “Biz size 2500 lira demiştik ama ani bir kararla 1700 lira ücret verilmesini kararlaştırdık” denildiğini aktardı. Bunun insanların zor durumundan yararlanma ve zorla çalıştırılma anlamına geldiğini belirten Kırğın, “Ben 1200 kilometre yol gelmişim, bütün paramı harcamışım, üç gün bir sedirin üzerinde sabahlamışım. Şimdi ben 1700 liraya çalışmayıp ne yapacağım? Bin lira da verecek olsalar en azından yol parası biriktirinceye kadar çalışmak zorunda kalacağım. Fırsatçılıkla insanları kendi istedikleri koşullarda çalışmak zorunda bırakıyorlar” dedi.

3. Havalimanı şantiyesinde işe başladığı ilk günden itibaren bütün sorunları yaşamaya başladıklarını dile getiren Kırğın “Bir yemek alacaksın kilometrelerce kuyrukta 45-50 dakika bekliyorsun ki, bir yemek alabilmek için” dedi. İGA CEO’su Kadri Samsunlu’nun bir çok çeşit yemek olduğunu söyleyerek “Daha menüyü nasıl genişletelim?” dediğini hatırlatan Kırğın “Biz Kürdistan’dan gelen insanlarız. Bizim öyle lüks, şatafat beklentimiz yok, menüye dair de bir şey söylemedik. Biz yemeklerin hijyeninden, sağlıklı olmasından bahsettik. Doyabileceğimiz miktarda sağlıklı yemek talebinde bulunduk. Yemekler getirilirken çok çalkalanarak geliyor sanırım, aldığınız yemeğin ne olduğunu anlamak ve yemek mümkün değil, zaten yiyebilseniz de doyabileceğiniz bir yemek değil. Sabah kahvaltıda verilen paketli ürünlerin hepsinin tarihleri geçmiş. ” dedi.

 Sağlıksız koşullarda barındıklarını ve çalışmak zorunda kaldıklarını da vurgulayan Kırğın;

“Orada hasta olmamak mümkün değil, ama sağlık sorunlarımız da ciddiye alınmıyor. Zehirleniyorsun, iki tane Parol veriyorlar. Orada herkes cebinde ilaçla geziyor. Hiçbir sağlık önlemi yok, insanlar tedavi de edilmiyor. Ben yemeklerden bir ayda tam üç kez zehirlendim” dedi.

Enerji odalarında taban yükseltme işi yaptığını belirten Kırğın, çalışırken hiçbir güvenlik önlemi alınmadığını belirterek, bir kaza yaşandığında bir tutanak tutulmuyor, işçi hastaneye de götürülmüyor, aynı şekilde işe devam ediyoruz. 08.00-17.00 arası çalışmak üzere geldik, ama böyle bir çalışma sistemi yok. Sana iş veriyor ve bir hafta süre veriyor. Paranı alabilmek için bu işi yetiştirmek zorundasın. Her gün bir oda bitmek zorunda, o zaman ne olacak, gece de çalışmaya devam edeceksin. Yani ortaçağ koşullardı çalışıyoruz. Aydınlatma sistemi olmadan 20 kiloluk panelle 7 katı karanlıkta çıkıyoruz” dedi.

Kaldıkları koğuşların da son derece sağlıksız olduğunu aktaran işçi, “Leke içindeki küflenmiş yataklarda yatmak zorunda kalıyorduk. Tahta kurularından hepimizin vücutları yara içinde. İlaçlama yapılsın diyoruz yapılmıyor, tedavi edilmiyoruz” dedi.

Bir aydır havalimanı şantiyesinde çalışıyor olmasına rağmen kölece koşullar yüzünden isyan etme noktasına geldiğini aktaran işçi, aylardır hatta yıllardır orada çalışanların bu koşullarda isyan etmelerinin de doğal olduğunu ifade etti. Eyleme katıldığını çünkü kendisinin de aynı kölece koşullarda çalıştığını, “Böyle olmasa dahi binlerce insanın haklı taleplerle isyan edip eyleme geçtiği bir anda onların sorunlarına sessiz kalmam bir insan olarak mümkün değil yine katılırdım ve onlara destek olurdum” dedi.

Eylemin gerçekleştiği gün milletvekilleriyle görüştüklerini ve gözaltına alındığında milletvekillerine cinsiyetçi hakaretlerde bulunarak bunun bir suç olduğunun söylendiğini aktaran Kırğın, iddianamedeki suçlamalara da değindi. Kırğın, sendika temsilcileriyle görüşmenin, whatsapp grubunda yer almanın “Her Biji Hevalno”, “Haydi koğuşları gezin canlar”, “Direne direne kazanacağız” sözlerinin, yumruğunu havaya kaldırmanın suç delili olarak gösterildiğini belirterek “Bu havaya kaldırdığım sol kolum suç delili oldu” dedi.

Tutuklandıklarında ise Silivri Hapishanesi’nde her bir işçinin ayrı ayrı adli tutukluların bulunduğu koğuşlara uyuşturucu kullanıcı ve satıcıları, katiller arasına konulduğunu aktardı. 20 kişilik koğuşlarda 52 kişinin kaldığını aktaran işçi, kendisine gönderilen kitap, gazete ve dergilerin verilmediğini, iktidara yakın kanalları izlemek zorunda bırakıldıklarını, pek çok hakarete maruz kaldıklarını belirterek “Hiçbir şekilde pişman değiliz, biz direnmek gerekiyordu direndik ve kazandığımızı da düşünüyoruz. Bundan sonra da kazanacağız. İşçiler sadece öldüklerinde gündeme gelmeyecekler direnişleriyle de gündeme geleceklerdir” diyerek sözlerini tamamladı.

İnşaat-İş Basın Sözcüsü Uğur Karadaş:

Eylemlerin başlaması üzerine şantiyeye gittiklerini ve İGA CEO’su Kadir Samsunlu, kaymakam, jandarma komutanı gibi görevlilerle görüştüklerini aktararak, taleplerin aktarıldığı fakat İGA CEO’sunun, “Benim bunlara imza atmaya yetkim yok” dediğini, burjuvazinin kibriyle işçi temsilcileriyle görüşmesini bile bir lütuf olarak gördüğünü aktardı. İşçilerin çalışma koşullarının Kadri Samsunlu’nun görüş alanının dışında olduğunu, akşam saatlerinde tekrar korumalar eşliğinde ve tüm saldırı araçları hazır haldeyken gelmesinin ise hem işçilerin tavrına ilişkin havayı koklamak hem de güç gösterisi yapmak olduğunu belirtti.

İşçilerin ve kendilerinin gözaltına alınma ve tutuklanma sürecini de anlatan Karadaş, işçilerin tutuklanmasını beklemediklerini, fakat haklı taleplerle isyan eden işçilere gözdağı verilmek amacıyla tutuklandıklarını bununla da yetinilmeyip adli suçluların olduğu koğuşlara tek tek dağıtılarak işkencenin sürdürüldüğüne dikkat çekti.

İnşaat-İş Yönetim Kurulu Üyesi Özkan Özkanlı:  

İGA’nın güvenlik binasında kimliğini açıklamayan sivil kişilerce ifadesinin alınmaya çalışıldığını, “Kimden talimat aldın?”, “Gezi’yi burada mı planlıyorsunuz?” gibi sorulara maruz kaldığını aktardı. Devletin de asker ve polisle sermayenin yanında olduğunu vurgulayan Özkanlı, iş cinayetlerine karşı değil, işçilere karşı hareket edildiğini belirtti.

Sendika yöneticileri ve işçi temsilcilerinin İGA temsilcileri ile yapacağı görüşmelerde işçi temsilcilerini sayılarının belirlenmeye ve mümkün olduğunca az sayıda tutulmaya çalışıldığını aktaran Özkanlı, sorunun muhatabı IGA yetkilileri olmasına rağmen görüşmelerde devlet yetkilileri ve jandarmanın bulunmasına tepki gösterdi. İşçilerle görüştükleri için onlarla birlikte gözaltına alınmanın ve tutuklanmanın kendilerine onur verdiğini, bir sendika temsilcisi olarak bugün yine aynı şekilde hareket edeceğini ve hiçbir baskının, tutuklamanın onları yıldıramayacağını belirterek bir sendika temsilcisi olarak görevini yapmaya devam edeceğini söyleyerek sözlerini sonlandırdı.

Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut:

Dayanışmanın önemine değinerek kısa bir tutukluluktan sonra serbest bırakılmalarının bu dayanışma ile gerçekleştiğini belirerek “Her şeyin çözümü dayanışma içinde olmak. Dayanışma içinde olursanız her sorunu alt edebilirsiniz” dedi.

Havalimanı işçisinin çok net bir şekilde hiç bir kuralın, kanunun, yasanın olmadığını aktardığını ve buna karşı onurlu bir direniş gösterdiklerini belirten Karabulut, “Orada herkes üzerine düşen görevi yerine getirdi. Orada öncü işçilerle bir arada olmak ve onları bir adım ileriye taşımak biz mücadeleci sendikaların göreviydi, biz de bunu yaptık ve yine bunu yapacağız. Orada devletin görevi de patronların yanında olmak, onların çıkarı uğruna işçiye zulmetmekti ve bunu da yaptılar. Emniyetinden adliyesine kadar bunu yaşadık. Biz avukat arkadaşlarımıza ‘Biz bütün suçlamaları kabul ediyoruz. Cezamızı verin. Ama bu suç sayılanların bir gün bile yatarı yoktur’ dedik. Ama bizden öç alma mantığı var. Bu direniş işçiye örnek olmasın. Siz hakkınızı isterseniz, devletin yasalarının uygulanmasını isterseniz sonunuz baskıdır, coptur, cezaevidir demek için iki-üç aylık süreyle bizi cezaevinde tuttular” dedi.

Tüm yaşananlara ve 14 Eylül’den sonra tam bir Nazi kampına dönen şantiyede işçilerin hala ıslıklarıyla bu kölece koşulları protesto ettiklerini, karşı çıktıklarını ve devam da edeceklerini belirten Karabulut “Zulmün olduğu yerde direniş hep vardır. Bizim de sendika olarak görevimiz o tepkiyi nasıl örgütleyip de işçiler için bir adım ileriye taşıyabilmektir. Biz mahkemeye giderken yargılayanları yargılayacağız demiştik ve bunu da yaptık” dedi.

Tutuklu bulunan tüm sendika yöneticileri ve işçilerin adli kontrol şartıyla bırakıldığına dikkat çeken Karabulut “Adli kontrol şartıyla bırakılmak demek inşaat işçisi için işsizlik demek, ölüm demek, aç bırakmak demektir. İşsizliğe mahkum edildik, bundan sonra 3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu’nun görevi biz sendikaların görevi mücadeleyle bu adli kontrol şartının da ortadan kaldırılmasını sağlamak, o sözde yargılamayı boşa çıkarmaktır. Bunun için de mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

İnşaat İşçileri Sendikası Avukatı Ekin Güneş Saygılı, havalimanındaki eylemlerin değil, işçilerin iş cinayetlerine maruz kalmasının, işçi ve sendikacıların tutuklanmasının, gözaltında darp edilmesinin, kolluk kuvvetlerinin görevini kötüye kullanmasının suç olduğunu ifade etti. İşçi Baran Tayyip Kırğın ve sendika temsilcilerinin anlatımları sırasında aldığı notlar üzerinden yaşanan hukuksuzlukları, İGA ve devlet tarafından işlenen suçları dile getirdi.

8 Aralık 2018

 

Paylaş