“İLERİ İŞÇİLER Mİ? SENDİKA BÜROKRASİSİ Mİ? TARAFINIZI SEÇİN! (YENİ İŞÇİ DÜNYASI’NIN TAVRI ÜZERİNE)”  BAŞLIKLI YAZI ÜZERİNE TAVRIMIZ

“İleri İşçiler mi? Sendika Bürokrasisi mi? Tarafınızı seçin! (Yeni İşçi Dünyası’nın Tavrı Üzerine)”

(http://www.iscikonseyigirisimi.com/2018/05/08/ileri-isciler-mi-sendika-burokrasisi-mi-tarafinizi-secin-yeni-isci-dunyasinin-tavri-uzerine/)  başlıklı İşçi Konseyi Girişimi (İKG) imzalı yazıdaki  kimi konularda görüşümüzü belirteceğiz. Yazıdaki her  konuda  tavır takınmayacağız. Bizim için tartışmada  önemli olan bazı konularda tavırlarımızı belirteceğiz.

TARAFIMIZ:

İşçi Konseyi Girişimi (İKG), bize bir konuda takındığımız bir tavır nedeniyle “İleri işçilerle/Sendika bürokrasisi” arasında henüz  taraf olmadığımız genel eleştirisini getiriyor: “İleri İşçiler mi? Sendika Bürokrasisi mi? Tarafınızı Seçin!” başlığını başka bir biçimde yorumlayamıyoruz.

İKG’nin yazısında getirdiği bütün eleştiriler haklı olsa bile böyle bir genel değerlendirmeye  varabilmek ancak YDİ Çağrı’yı  yeterince tanımamakla mümkün olabilir. Yeni İşçi Dünyası (YİD) ve Yeni Dünya İçin Çağrı’nın (YDİ Çağrı) tarafı işçi sınıfının yanıdır. “İleri işçiler” bağlamında onların yanında olduğumuz açıktır. Bugüne  kadar yayınlanmış  191 sayı YDİ Çağrı’ya bakın, Ekim 2009’dan beri aylık yayınlanan YİD’na bakın, tarafımızın ne olduğunu görebilirsiniz.

Biz işçi sınıfı içinde çalışan devrimci kişi ve örgütlerin birbirleri ile ilişkilerinde, dayanışmacı bir eleştirel, özeleştirel tavrın bizi ilerleteceğini düşünüyoruz. Herkesin söylediği ve yazdığının ne anlama geldiğini düşünmesinin de yararlı olacağını  düşünüyoruz.   

Sendika bürokrasisi, sendika aygıtında çalışan tüm emekçileri kapsayan bir kavramdır. Bunun içinde yönetime seçilerek gelen, yozlaşmış, sınıfına ihanet içinde olan bir dizi yönetici olduğu gibi, örneğin sendikada uzman olarak çalışan, sekreter olarak çalışan, şoför olarak çalışan vs. bir dizi emekçi de vardır. Bunların hepsi bürokratlaşmış değildir. Biz sendika bürokrasisi kavramıyla kastedilenin yöneticilerin  bilinçli olarak işçilerin mücadelesini satan  bürokratlaşmış kesimleri  olduğundan yola çıkıyoruz. Fakat kastedilen buysa bu böyle adlandırılmalı. Bu durumda bize getirilen suçlamayı bürokratlaşmış sendika yöneticileriyle, sendika ağalarıyla ileri işçiler arasında tarafımızı net olarak ortaya koymamış olma suçlaması olarak anlıyoruz.  Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, bize getirilen ileri işçilerle, gerici, sınıf işbirlikçisi sendika ağaları arasında taraf  belirlememe suçlamasını bütünüyle haksız  bir  suçlama olarak görüyor ve reddediyoruz.

İHBARCILIK SUÇLAMASI:

İKG yazısında bizi sendika ağaları ile ileri işçiler arasında taraf seçmemek yanında bir de ihbarcılıkla suçluyor!

Bizim “ihbar”cılığımız konusunda durum şudur. Biz Sosyal İş Sendikası Merkez Yönetimi adına gelen bir yazıyı sansürsüz yayınladık. İKG’den arkadaşlar “ihbarcılık” suçlamasını şöyle gerekçelendiriyorlar:

 “Yazıda Metro Market TİS süreci çarpıtılarak anlatılıyor, söz konusu röportajda ismi geçmeyen ve market sektöründe çalışma yürüten bir işçinin ismi ve soy ismi hakaretler arasında geçiriliyor, böylece bu işçi patronlara ihbar edilmiş oluyordu. Böylece, bu durumu hiç sorgulamadan yayınlayan Yeni İşçi Dünyası Gazetesi bu ihbarcılığa alet olmanın da ötesinde bu ihbarı yapan yayın organı durumuna düşmüş oldu.”

Daha önce, 24 Nisan 2018  tarihinde yaptığımız ve  internet sitemizde yayınladığımız bir açıklamamızda bu konuda şu tavrı takınmıştık:

“Halil Öner ile yapılan söyleşide hiç kimsenin ismi geçmemesine ragmen Sosyal İş’in yazısında bir kaç yerde eski Metro ve Sosyal İş üyesi Özcan Işık’ın ismi hiç gereği yokken geçmekte/verilmektedir. Bu tavrı da yanlış buluyoruz.  Sosyal İş yazısında kendi hatalarına karşı özeleştirel davranmamakadır. Örneğin Metro’da grev sürecinde, Metro’nun Kozyatağı mağazasında grev kararının sendika temsilcisi tarafından okunmaması, işçiler tarafından okunması, bu eyleme katılan işçilerin işten atılması konusunda, sendika kendi hatasını/payını sorgulamamaktadır. En azından bu somutta grev kararının okunmasının sendika tarafından iyi örgütlenmediği açıktır.

*Yayın ilkemiz hakkında İşçi Konseyi Girişimi’ndan arkadaşlara ve Sosyal İş’in cevap yazısını birlikte basacağımız konusunda bilgi vermemek, Sosyal İş’in yazısında birkaç yerde adı verilen Özcan Işık’a ulaşmamak, durumun ne olduğunu sormamak/sorgulamamak, bizim eksiğimiz, bizim yanlışımızdır. Özeleştirel olarak bu yanlışımızı kabul ediyoruz.”

Burada arkadaşların “ihbarcılığa  aracılık”, hatta  ihbarcılığın kendisi olarak adlandırdığı edim, en azından Sosyal İş içinde örgütlü işçilerin önemli bir bölümü tarafından ilerici olarak kabul edilen bir sendika yönetim kurulunun yazdığı ve olayları kendi açısından yorumlayarak aktırdığı bir yazıyı sansürsüz olarak yorum yapmadan yayınlamış olmaktır. Bizim bu  yazıyı yayınlamakla ihbarcılık yaptığımız değerlendirmesini   biz yine yanlış bulduğumuzu belirterek  geçiyoruz.    

İhbarcılık suçlaması, devrimciler arasında ağır bir suçlamadır. Böyle bir suçlama getirilirken yedi ölçülüp bir kesilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Arkadaşların bu konuda çok sorumsuz davrandıklarını düşünüyoruz.  

YAYIN İLKESİ KONUSU:

İKG’den arkadaşların yazısında yayın ilkesi konusunda getirdikleri eleştiriler esası itibarı ile doğrudur ve bizim bu “ilke”mizi açıklarken  yaptığımız önemli  bir hatayı gösterdiği için bize yardımcı olmuştur. Kendilerine bu hatamızı görüp gösterdikleri için teşekkür ediyoruz. Sorun nedir? Biz Metro Gross Market’te TİS süreci üzerine İKG’den arkadaşların bir işçiyle yaptığı bir röportajı yayınladık. Süreçle  ilgili bilgimiz olmadığı için Sosyal-İş yönetimine de tavır takınma fırsatı vermenin doğru olacağını düşündük. Röportaj ile birlikte Sosyal-İş yönetiminin cevabını da, yayın ilkemiz gereği ön açıklama ile birlikte yayınladık. Buna eleştiri geldiğinde, bunu neden böyle yaptığımızı açıklarken şunu söyledik:

“Hakkında doğrudan ve ismi verilerek  eleştiri getirilen bir kişi, kurum, sendikaya vb. cevap hakkı tanımak gazeteciliğin, haberciliğin basit bir kuralıdır. Yeni İşçi Dünyası bu basit kuralı yerine getirmiştir. Söyleşi sendikaya iletilmiş, tavır takınmaları istenmiştir. Sosyal-İş tavır takınmış, söyleşi ve sendikanın cevap yazısı kısa bir açıklama ile birlikte yayınlanmıştır.”

Burada hiçbir sınırlama getirmeden “hakkında doğrudan ve ismi verilerek eleştiri getirilen, kişi, kurum, sendikaya vb. cevap hakkı tanımak  gazeteciliğin, haberciliğin basit bir kuralıdır.” denmesi, YİD ve YDİ Çağrı dergilerinin  olaylara  işçi sınıfının bakış açısıyla yaklaşan, bu anlamda taraflı bir yayın olduğunu en baştan açıkça ilan eden yayınlar olduğu gerçeğini atlayan bir tavırdır. Burada yayın ilkesi olarak adlandırılan şeyin gerçek anlamda uygulanması halinde YİD ve YDİ Çağrı’nın işi gücü cevap, cevaba cevap, adı geçenlerin tümüne ulaşmak, hepsinin tavrını alıp yayınlamak haline gelebilir. Arkadaşlar buna alaylı bir dille  ve fakat haklı olarak dikkat çekiyorlar. Hayır! Bizim yayın ilkemiz hakkında doğrudan ve ismi verilerek  eleştiri getirilen her kişi ve kuruma cevap hakkı tanımak, danışmak vs. olamaz.

Tartışmanın geldiği noktada yayın ilkemizi yeniden formüle etmek gerekirse; Yeni İşçi Dünyası gazetesinde yayınlanan yazılarla ilgili cevap hakkı doğan kişiler, kurumlar  işçi sınıfı, devrimci ve demokrat  çevre içinde  çalışma yapan kişi ve kurumlardır. Cevap hakkının kullandırılması için, bu cevap hakkının kullandırılmasının işçi sınıfı hareketine bir yararının olup olmayacağı tarafımızdan değerlendirilecektir.  Bu değerlendirmeyi de doğru olarak yapabilmek için 24 Nisan 2018 tarihli açıklamamızda yaptığımız özeleştirimizde de belirttiğimiz gibi, bizim yayınlamayı düşündüğümüz bir yazıya karşı cevap hakkı niteliğindeki yazıda ismi geçen kişiler varsa, bunlara hakeza cevap verilen yazının ya da röportajın sahibine durumun ne olduğunu iyice sorup/sorgulayarak karar vermeye daha büyük özen göstereceğiz.

Yayınlayacağımız cevap hakkı yazılarını, yorum yapmadan değil, yanlış bulduğumuz noktaları eleştiren tavrımız ile birlikte yayınlayacağız.

Sosyal İş’in Genel Yönetim Kurulu yazısını, yorum yapmadan, eleştirmeden Halil Öner röportajı ile birlikte yayınlamış olmamız yanlış olmuştur.  24 Nisan 2018 tarihli açıklamamızda yaptığımız gibi Sosyal İş’in tavrını eleştiren  bir ön açıklama ve ismi verilen arkadaşın ismini çıkarma yoluna giderek  yazıyı yayınlamış olsaydık, belki tartışmanın bu biçimle yürütülmesini önlemiş olurduk.

SOSYAL İŞ SENDİKAS’NI DEĞERLENDİRMEMİZ:

Bugün ülkelerimizde var olan “büyük” sendika  konfederasyonlarının yönetimleri, bu federasyonların üyesi olan  sendikaların yönetimlerinin çok büyük çoğunluğu   genelde burjuvazinin “iş barışı” diye adlandırdığı ortamın bozulmasını  kendi konumlarına ve çıkarlarına ters gören, bu yüzden de  sınıf işbirliğini sağlamaya yönelik, aşırı uzlaşmacı bir siyaset yürüten yönetimler.

Sendika yönetimlerinin çok büyük çoğunluğu, sendikacılığı kişisel çıkarları, imtiyazları için kullanan, işçi sınıfına yabancılaşmış, bürokratlarmış ve sınıf çıkarları gereği sınıf işbirlikçisi bir siyaset üreten ve yürüten gerici yönetimler egemen. Sosyal İş Sendikası yönetimi de bunlardan biridir.

2003 yılında Metro Grossmarketlerde Tez Koop İş Sendikası örgütlüydü. Metro patronu Sosyal İş ile anlaşarak, işbirliği yaparak, Tez Koop İş üyesi olan Metro işçileri, baskı ile zor ile Tez Koop İş’ten  istifa ettirilip Sosyal İş’e üye yapıldılar. Sosyal İş Metro’ya patron sendikası olarak bizzat patron tarafından getirilmiştir. Bu konuda tarafımızdan YDİ Çağrı sayı 66, 67, 68, 69 –Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz 2003- sayılarında tavır takınılmıştır.

Sosyal İş yönetimi değerlendirmemiz kısaca böyledir.  

Sosyal-İş yönetiminin yazısı, aslında iki yazıyı karşılaştırmalı olarak okuyanların hangi konuda, kimin ne ölçüde haklı olduğunu belgelemiş olan bir cevaptır. İki yazıyı okuyan herkes, neresinden bakılırsa bakılsın, grev mücadelesi sırasında öne çıktığı için işten atılan bir işçinin burjuva mahkemesinde  sendika tarafından hukuki destekten yoksun bırakılarak  cezalandırıldığı gerçeğinin  sendika yönetimi tarafından kabul edilip, savunulduğunu göstermektedir. Bu böyle bir şeyi savunan yönetimler konusunda işçiye bilgi verici ve bürokrat yöneticileri teşhir eden bir edimdir.

BAZI “KÜÇÜK SORUNLAR”

“ ..sendikal faaliyetle değil, patronun çağrısıyla örgütlenmiş, Toplu İş Sözleşmelerinde işçileri satan (Sosyal-İş’in yaptığı son iki Toplu-İş Sözleşmesini karşılaştırırsak toplu sözleşme süresinin iki yıldan üç yıla çıktığını, işçinin ayda 495,34 lira zarara uğradığını görürüz), başında maskelerini düşüreceğinden korktuğu öncü işçileri isim ve soyadı vererek patronlara ihbar etmekten, davalarda işten çıkarılmış işçilere karşı patron lehine şahitlik yapmaktan çekinmeyen sendika bürokratlarının bulunduğu bir sarı sendika. Böyle bir sendika yönetimine söz hakkı vermekle patrona söz hakkı vermek arasında hiçbir fark yoktur.”  deniyor İKG’nin yazısında.

Buradaki temel sorun şu: Sosyal-İş’in yukarıdaki genel değerlendirmesi, Türkiye’de işçi sınıfı içinde sendikalarda örgütlü olan ileri kesimin ortak değerlendirmesi değil. Bu değerlendirme örgütlü ileri işçilerin çok küçük bir bölümünün değerlendirmesi. Herhalde fakat Sosyal-İş’te  örgütlü işçilerin, DİSK‘te , KESK’te örgütlü işçilerin önemli bir bölümü Sosyal-İş’i  hâlâ ilerici, bir bölümü hatta devrimci görüyor. Bunun böyle olduğu yerde “Böyle bir sendika yönetimine söz hakkı vermekle patrona söz hakkı vermek arasında hiçbir fark yoktur” demek, sol söylemle  işin kolayına kaçmaktır. Bu tavırla Sosyal-İş’te örgütlü işçiler de karşıya alınmış olur.

“Dahası, sendika yöneticileri süreci “iyi örgütlememiş” derken bile sendika yönetimini aklıyorsunuz.” deniyor yazıda.

Biz “sendika  yöneticileri süreci iyi örgütlememiş demedik. Bir somut konuda şunu söyledik:

“Sosyal-İş yazısında kendi hatalarına karşı özeleştirel davranmamaktadır. Örneğin Metro’da grev sürecinde, Metro’nun Kozyatağı Mağazasında grev kararının sendika temsilcisi tarafından okunmaması, işçiler tarafından okunması, bu eyleme katılan işçilerin işten atılması konusunda, sendika kendi hatasını/payını sorgulamamaktadır. En azından bu somutta grev kararının okunmasının sendika tarafından iyi örgütlenmediği açıktır.”  (Yeni İşçi Dünyası’ndan açıklama, YİD Mayıs 2018)

Bunun sendika yönetimini aklamakla en ilgisi var?

*“Bolşevik Parti olma iddiasındaki sizler bile 3200 işçiyi ilgilendiren, uzun süre gündeme oturmuş, iki toplu iş sözleşme sürecinden bihaber olduğunuzu bize belirtmişken, olayların kendiliğinden bu kadar açık olduğuna emin misiniz?” deniyor yazıda.

Bizi ihbarcılıkla suçlayan İKG’den arkadaşların bu iddiası ilginçtir. Bizler, yani YİD ve YDİ Çağrı, hiçbir zaman ve hiçbir yerde “Bolşevik Parti”li olduğumuzu söylemedik, böyle bir iddiamız olmadı. Kuzey Kürdistan/Türkiye’de olduğu gibi, bütün dünyada da bugün işçi sınıfının sınıf mücadelesinde zaferi için en önemli örgütsel araç ve eksiğin Bolşevik Partilerin yokluğu,  eğer varsa  olağanüstü güçsüz olduğunu ortaya koymakla, Bolşevik Partilere ihtiyaç olduğunu savunmakla, “Bolşevik Parti” olunduğu iddiası ayrı şeylerdir.  

ŞU “BEL ALTI VURUŞLAR” MESELESİ:

Arkadaşların yazısından kimi alıntılar:

- “Anlaşılan bu “ilke” yalnızca sendikalardaki çıkarlarınız söz konusu olduğunda işliyor.”

-“Tez koop-İş’deki dostlarınızdan sorun anlatsınlar size, Metro marketlerde Tez Koop-İş işçileri örgütlerken Sosyal-İş’in direk patronlarla görüşerek nasıl yetki aldığını.”

- “Yoksa bir işçinin patrona açtığı davanın İŞVEREN TARAFI ŞAHİTLİĞİ yapan, grev döneminin TİS Daire Başkanı, şimdinin Şube Başkanı türünden sendikacılara yayın organlarınızda söz vermek, “devrimci sendikacılığı” savunmak, “sendikal mücadele”ye zarar vermemek adına, rehber edindiğinizi iddia ettiğiniz Bolşevik Parti’nin ilkelerine daha mı uygun geliyor size?”

- “Yok, örgütsel/kişisel her türlü ilişkiyi kullanarak sendikalara uzman yerleştirmeye çalışmak, oralarda kalmak için işçilerin haklarının gasplarına ses çıkarmamaksa önerileriniz, biz almayalım. Bunları yaparken işçilerin aidatlarından maaş almakta çok ahlaki değil bizce.”

-“Gazeteyi çıkaranların bunun mümkün olmadığını, işçilerin geri zekâlı olmadığını, Sosyal-İş’in düpedüz yalan söylediğini görmeleri, işçilere inanmaları gerekirdi. Tabii bunu gerçekten görme niyeti varsa.”

-“Bu koşullarda, iki tarafa da eşit haklar tanımanız, bu örnekte, işçilerle sendika bürokrasisine eşit mesafede olduğunuzu, hatta – tüm koşullar karşı tarafın lehine olduğu için– sendika bürokrasisine ve dolayısıyla patrona daha yakın olduğunuzu gösterir. Sendika bürokratlarına işçilerle eşit söz hakkı vermek gazetenizi ileri işçilerin değil, sendika bürokratlarının sözcüsü yapar.”

İKG’den arkadaşların aktardığımız bu tespitleri hakkında çok şey yazılabilir. Fakat mücadeleyi ilerletmek açısından pek faydası olmaz. Biz yukardaki alıntıları yalnızca yazılarında “bel altı vuruşları”ndan çok yakınan, “ihbarcılık” konusunda çok duyarlı olan arkadaşların yazdıklarını bir kez daha değerlendirmesi için yaptık. Umarız işe yarar.

YÖNTEM

İKG’den arkadaşların tartışma yöntemi hakkında kısaca şunları belirtmeyi de gerekli görüyoruz:

Tartışma, öncelikle her şeyden önce gerçekleri açığa çıkarmayı, bunun için varsa yanlış anlamaları gidermeyi ve bu temelde karşılıklı iknayı hedefleyen bir yöntemle yürütülmesi gerekir. Tartışma, aynı zamanda görüşlerin doğruluğunun sınanması için bir araçtır. Tartışma, doğru düşüncelerin yaygınlaştırılması, doğru düşüncelerin ideolojik mücadele de egemen kılınmasıdır. Tartışmada, proleter tartışma kültürünün çıkış noktası alınması elzemdir. Tartışmayı, aramızdaki anlayış farklılıklarını ortaya koymak, farklı yanları irdeleyip doğruyu hâkim hâle getirmek için yürütüyoruz. Tartışmada kullanılan dil ikna etmekten öte saldırgan bir dil olmamalıdır. Sorunları açıklayabilmek ve ikna edebilmek için dil önemlidir. Tartışmada, hakaretin, heyecanın, demagojinin yeri yoktur, olmamalıdır. Tartışmada, karşıdakinin ne dediğini anlamaya, kavramaya çalışmak, verimli bir tartışmanın ön koşuludur.

İKG’den arkadaşlar yazıyı, yazının muhatabı biz olmamıza, yazıda bizi eleştirmelerine  rağmen, İKG internet sitesinde ve sosyal medyada yayınlanmadan önce yazıyı bize gönderme gereği duymadılar. Biz yazıyı sosyal medyada gördük ve okuduk.  

İKG içinde yer alan arkadaşların bir bölümünün acele ile yazıyı çeşitli gruplarda, sosyal medyada paylaşması, yazının bazı devrimci sitelerde yayınlanması, bizce eleştirinin ötesinde olup, Yeni İşçi Dünyası’nı teşhir amaçlıdır.

İKG içinde yer alan bir arkadaşımıza söz konusu yazının verilmemesi/görüşünün sorulmaması, İKG’nin işleyiş kurallarına bizce uygun değildir.

İKG’den arkadaşlarımızın yazılarında, bu yazımızda tavır takındığımız pozisyonlarını yeniden gözden geçirmelerini talep ediyoruz.

28 Mayıs 2018

YENİ İŞÇİ DÜNYASI

 

Paylaş