http://ydicagri.com/pdf/dergiler/isci/02-04-2019.pdf

YEREL SEÇİMLERİN ARDINDAN…

31 Mart'ta Mahalli İdareler Genel Seçimleri yapıldı.

Tartışmalı yerlerde, özellikle İstanbul, Ankara’da kesin sonuçların açıklanması biraz sürebilir.

Seçim tiyatrosu bitti.   Gerçek hayata dönmeliyiz.

Sonuçlar Üzerine

* AKP  İstanbul ve Ankara  Büyükşehir Belediyesini –itirazlar sürmesine, kesin sonuç henüz açıklanmamış olunmasına rağmen- görünen kaybetmiştir. Bu AKP açısından, Cumhur İttifakı açısından da önemli bir kayıptır. Siyasi açıdan anti Tayyip ittifakına moral üstünlüğü sağlayan bir sonuçtur.

* AKP/MHP  İttifakı ülke çapında hala  seçmenin çoğunluğunun yüzde 51,62  desteğine sahiptir. Ancak bu destekte belli bir aşınma vardır. Aşınma ekonomide yaşananlar, siyasette yaşananlar göz önüne alındığında olması mümkün olanın çok gerisindedir.

* AKP  hala Türkiye’nin  tek başına en güçlü partisidir. AKP’nin  bu seçimlerdeki oy desteği % 44,31 tür. RT Erdoğan  en güçlü siyasi figürdür. Fakat  RTE/AKP sadece kendi gücü ile iktidarını sürdürecek durumda değildir. Bir koalisyona ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç şimdilik MHP ile karşılanmaktadır.

* AKP belediyeler bazında da  Türkiye’nin en güçlü partisi konumunu  korumaktadır. AKP/MHP koalisyonu ülke çapında belediyelerin büyük bölümünü elinde tutmaktadır. Fakat burada da burjuva “muhalefet”  iddialarından az da olsa  bir  ilerleme sağlamıştır.

* Yerel seçimler sonucunda her iki tarafta sonuçta kazananın kendi olduğunu söylemektedir. Gerçekte kazanan bir bütün olarak bir seçim sahtekarlığını daha “demokrasi şöleni” gibi göstermeyi beceren, halkı bu tiyatronun figüranları yapmayı beceren faşist sistemdir. Kaybeden seçimlerle de sisteme bağlanan, seçimlerde, komünist ve devrimci hareketin güçsüzlüğü  sonucu  “kötüler arasında tercih dışında bir seçeneği olmayan”  ezilen, sömürülen yığınlardır.

* Bu yerel seçimlerde  “muhalefet” in  kendi hanesine  yazdığı “zafer” lerdeHDP’nin“Kürdistan’da kazanacağız, Kürdistan dışındaki yerlerde AKP/MHP ye kazandırmayacağız”  siyasetinin, Kürdistan dışındaki metropollerde açıkça Millet İttifakı adaylarına verdiği desteğin küçümsenmeyecek payı vardır. CHP’nin  %30’larda görünen oyunun % 4-5 civarında bir kesiminin aslında HDP’nin “batıdaki” oyları olduğu görünmektedir. Bu HDP’nin kendi mantığı içinde düşünüldüğünde bir başarıdır. HDP’nin seçmenini önemli ölçüde yönlendirebildiğini göstermektedir. Fakat HDP’nin, Tayyip cephesi ile anti Tayyip cephesi arasındaki mücadeleyi, faşizme karşı demokrasi güçlerinin mücadelesi olarak gören mantığı yanlıştır. Sonuçta  kazanan Ankara’da  eski MHP’li, sonra CHP’li, sonra bağımsız, sonra CHP adayı bağımsız faşist Mansur Yavaş’tır. Onun Özhaseki ile özde bir farkı yoktur. İstanbul’da Binali Yıldırım ile, Ekrem İmamoğlu arasında tercihin  faşizm ile/demokrasi arasında bir tercih olduğunuhalka, seçmenlerine  anlatan HDP yanlış yapmıştır, yanlış yapmaktadır.

* Burjuva demokrasisine en yakın, reformist bir  parti olmasıyla, egemen sınıf partilerinden ayrı bir konuma sahip olan HDP’nin oylarında  Kürdistan’da belli bir gerileme vardır. Fakat bu HDP’nin hangi şartlarda seçime girdiği, nasıl faşist saldırıların ve baskıların hedefi olduğu, seçim çalışmalarının nasıl engellendiği, belli kentlerden zoraki göçlerin boyutları vb. göz önüne alındığında önemli bir gerileme değildir. Kayyumlarla HDP’nin elinden alınmış olan belediyelerin önemli bir bölümünün geri alınmış olunması, küçümsenmeyecek bir başarıdır.

HDP ülke çapındaki iktidar mücadelesinde, burjuvazinin anti Tayyip cephesine eklenmiştir.  Solun, bu arada devrimci küçük burjuva solun önemli bölümü de HDP’nin kuyruğunda düzene eklenmiştir. Yanlış olan budur.

Çare Kötülerin İyisinde Değil!

* Cevaplanması gereken temel soru şudur: Aslında egemenler arasında, iki faşist kamp arasında iktidar dalaşında, bu kamplardan birinin anda muhalefet kanadının yanında/gerçekte kuyruğunda, yer almak doğru mudur? Biz bu soruya  kesin olarak hayır cevabı veriyoruz. Türkiye/Kuzey Kürdistan da  gerçek sol eğer sistem karşıtı bir alternatif olarak halkı  kazanmak istiyorsa, ki bu olmadan Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi mümkün değildir, o  zaman kendini burjuvazinin iktidar dalaşında kuyruk olma pozisyonundan kurtarmalıdır. Burada Komünistler dışındaki solun büyük kesiminin iki kamp arasındaki dalaşı egemenlerin iki kanadı arasında bir dalaş değil, demokrasi ile faşizm arasındaki mücadele olarak gördüğü vakıadır. Bu büyük bir yanılsamadır.

Sorun İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i, Türkiye’yi Tayyipçilerin mi, yoksa anti Tayyipçilerin mi yönetmesinin işçiler emekçiler açısından “daha iyi olacağı” sorunu değildir.

Sorun bunların her ikisinin de işçiler emekçiler için kötü olduğunun kavranmasıdır.

Üreten, yaratan işçiler ve emekçilerdir. Biziz hayatı yaratan. O zaman yöneten de biz olmalıyız! Bu hiç te hayal değildir. Yeter ki gücün bizde olduğunu kavrayalım, örgütlenelim,  kendi sınıf mücadelemizi bütün kötülere, sömürü sisteminin kendisine karşı yürütelim!

Çare “kötülerin iyisinde” değil, işçilerin, köylülerin, emekçilerin, bütün ezilenlerin kendi iktidarında, halk iktidarındadır.

Bizim, ancak burjuva sistemin yıkılmasının gerekliliğini anlamak için yararlanabileceğimiz burjuva seçim tiyatrolarından, yerel yönetimlerde demokrasicilik oynamaktan daha önemli işimiz var. Devrim Mücadelesi! Bu mücadeleye dört elle sarılalım.

1 Nisan 2019

 

 

 

 

 

 

                          

 

 

Paylaş