“BARIŞ PINARI HAREKATI” NEYİN HAREKATI?

9 Ekim’de uzun süredir hazırlığı yapılan Kuzey Doğu Suriye’yi –Rojava-  işgal harekatı başlatıldı.

İşgal savaşına “Barış Pınarı Harekatı” adı verildi.

Savaşın 9. gününde, 17 Ekim’de  ABD ve T.C arasında   13 maddeden oluşan bir mutabakat  imzalandı.

Bu mutabakata göre; Türk ordusu ve Türk devletinin eğittiği silahlandırdığı “Suriye Milli Ordusu” beş gün (120 saat) işgal savaşına ara verecek, işgal ettiği alanlarda kalacak. YPG/PYD önderliğindeki SDG güçleri işgal edilen alanlardan silahlı güçlerini çekecek. Suriye’nin kuzeyinde, Türk devletinin denetiminde bir “güvenli bölge” oluşturulacak.

Türk devletinin işgal ettiği bölgeden YPG 120 saat içinde 32 km güneye doğru geri çekilecek, ağır silahlar YPG’den alınacak, mevziler, tahkimatlar tahrip edilecek, geri çekilme verilen süre içinde tamamlandığında işgal savaşı durdurulacaktır. Bu durumda ABD’nin yürürlüğe koymayı planladığı ekonomik yaptırımlar sona erdirilecektir.  

Harekatın amacı “Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı”, Suriyeli göçmenlerin geri dönmesi için “Güvenli Bölge” oluşturmak olarak açıkladı. Tüm dünya Rojava’da DAİŞ/IŞİD’in olmadığını, IŞİD’in bizzat YPG tarafından Rojava’dan sökülüp atıldığını biliyor.

Türk devletinin amacı, PYD önderliğinde Rojava’da yaratılmış olan özerk bölgeyi ortadan kaldırmak, sömürgeci devletinin güney sınırlarını mümkün olduğunca büyütmektir.

Ama sadece bu değil!

Suriyeli sığınmacıları yerleştirmek  için, “Güvenli bölge” oluşturmak için savaşıldığı da büyük bir yalandır. Türk devletinin derdi Suriyeli sığınmacılar değildir. Sığınmacılar meselesi amaca geçirilen kılıftır sadece.

Türk devleti Suriyeli sığınmacıları ülkelerine dönmesini sağlamak adına, Suriye’de işgal ettiği alanlara yeni alanlar eklemek istiyor. Bunu da “Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma” adı altında yapıyorlar.
Yıllardır Suriye’de yürüyen bir paylaşım savaşı var. Türk devleti, tekelci burjuvazi yürüyen paylaşım savaşından pay kapmak istiyor. Ortadoğu’da emperyalist  güç olma hedefi güdüyor. Bu yönde adımlar atıyor. Bunun için dışarıda saldırgan, işgalci bir siyaset izlerken, içeride koyu faşizm uyguluyor. Tekelci burjuvazinin bu siyasetini bugün Erdoğan, AKP uyguluyor. Bu siyaset tek başına Erdoğan’ın, AKP’nin siyaseti değil, büyük burjuvazinin siyasetidir. Yöneten değişse de bu siyaset değişmeyecektir.
“Barış Pınarı harekatı” emperyalist büyük güçlerle yapılan pazarlıklar ertesinde başladı.
Bir kez daha emperyalistlerin dost olmadığı, emperyalistlerin çıkarları temelinde, güya destekledikleri halkları her zaman satabilecekleri görüldü. Emperyalistler için belirleyici olan çıkarlarıdır.
Emperyalistlerden dost olmaz!

Bu savaş bizim savaşımız değil!

Türk devletinin, burjuvazinin emperyal çıkarları için Suriye’de yürüttüğü savaş bizim savaşımız değil.

Rojava’da yaratılmış olan özerk bölgeyi ortadan kaldırmak, sömürgeci devletin güney sınırlarını mümkün olduğunca büyütmek için yürütülen savaş bizim savaşımız değil!

Savaş Rojava halkları için yıkım demektir. Kan, gözyaşı, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmak, göç yollarına düşmek demektir. Bu savaş Türk devletinin emperyalist yayılmacı siyasetinin ürünü olan, sermayenin çıkarları için yürütülen bir savaştır. Bu savaştan işçilerin, emekçilerin hiçbir çıkarı yoktur.

Savaştan çıkarı olan sömürgeci Türk devleti, kâr peşinde koşan tekelci burjuvazidir.

Bizim tek bir savaşımız var. Sınıf savaşı!

Ezilenlerin ezenlere, işçilerin burjuvaziye, ezilen halkların sömürgeciliğe, emperyalizme karşı savaşları haklı savaşlardır. Bizim desteklememiz gereken savaşlar bunlardır.

İşçilerin, emekçilerin düşmanı başka uluslar değil. Düşman ne Araplar, ne Kürtler, ne Ermeniler, ne de Yunanlılardır.

Düşman işçileri, emekçileri sömüren, ezen, onları ulusal, dinsel temelde bölen, onları birbirine düşman eden kapitalist sömürü düzenidir.

Her ulus gibi Kürt ulusunun da istediği gibi yaşama hakkı vardır. Her ulus gibi Kürt ulusunun da ayrı devlet kurma hakkı vardır. Bu hakka müdahale edilmesi, zor yoluyla engellenmesi kabul edilemez!

Ülkelerimizde işsizlik, yoksulluk artıyor. Zam üstüne zam yapılıyor. Enflasyon yükseliyor. Hak arama eylemleri faşist terör ile bastırılıyor. Eziliyoruz, sömürülüyoruz. Hakkımız olanı alamıyoruz. Açlık sınırında yaşıyoruz.  Bu durumdaysak, bunun sorumlusu Rojava’daki Kürtler değil. Bu durumda olmamızın sorumlusu, sömürgeci Türk devletidir. Kapitalist sömürü düzenidir. AKP ve Erdoğan’ın iktidarıdır.

Burjuvazinin, devletin çıkarları ile biz işçilerin, emekçilerin çıkarları bir ve  aynı değildir. Kendi çıkarları için yürüttükleri savaşı, bizim savaşımız gibi göstermeye çalışıyorlar. Sahtekarlık yapıyorlar. Onlara aldanmayalım!

Aldanmazsak varız! Aldanırsak yokuz!

Emperyalist, haksız, gerici savaşlara hayır!

İşgalci savaşa, şovenizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe hayır!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

30 Ekim 2019

http://ydicagri.com/pdf/dergiler/isci/11-2019.pdf

Paylaş