YENİ BİR SİSTEM KURULUYOR

24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra, Türk tipi başkanlık sistemi resmen uygulanmaya başlandı.  

Türkiye’de 1923–1946’ya kadar olan sistem tek partili başkanlık sistemi idi. 1946’ya kadar Türkiye başkanlık sistemi ile yönetiliyordu. Evet, parlamento vardı ama cumhurbaşkanının olağanüstü yetkileri vardı ve sonuçta cumhurbaşkanının dediği oluyordu.1946’da çok partili sisteme geçildi. İlk yapılan 1946 seçimlerinde, açık oy, gizli sayım geçerli idi. 1946 seçimlerinde yine “Milli Şef”in partisi birinci parti olarak seçimleri kazandı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde, CHP’nin içinden çıkan Demokrat Parti iktidara geldi. Kültürel olarak içinden çıkılan partiden değişik olarak, Demokrat Parti İslam’a daha fazla vurgu yapmaya başladı! DP’nin iktisadi programı CHP’den pek farklı değildi. 1950-1960 arasında Türkiye “parlamenter demokrasi” ile yönetildi! Halk tarafından parlamento, parlamento tarafından da bir hükûmet seçildi. Görünürde hükümet yönetiyordu! Fakat o yönetimin geri planında hep devlet bürokrasisi ve en başta da ordu vardı. Demokrat Parti hükümeti, çizginin biraz dışına çıkmaya yeltendiğinde 1960 askeri darbesi ile devrildi. Türkiye’yi bir süre askeri cunta yönetti. Daha sonra yeniden “demokrasiye” geçildi. Geçilen “demokrasi” kâğıt üzerinde “parlamenter demokrasi” ama geri planında devletin yerleşik bürokrasisi ve ordu vardı. 1960’tan beri süren yönetim sistemi, görünürde parlamenter demokrasi, geri planda bürokrasinin egemenliğinin sürdüğü ve askeri bürokrasinin de cumhuriyeti koruma ve kollama görevi ile yükümlendirildiği bir sistem, AKP iktidara geldiğinden itibaren adım adım geriletilmeye başlandı. Alaturka başkanlık sistemi geriletmenin son noktasıdır. 24 Haziran 2018 seçimleri, bu yeniden kuruluşun resmen de başladığı tarihtir. Ama bu resmen kuruluşun geri planında esasında 16 yıllık iktidarın yerleşik bürokrasiyi tasfiye süreci var. Bu süreç henüz tamamlanmış bir süreç değildir.

İkinci Cumhuriyet!

Yeni sistemin kurucusunun adı  Recep Tayyip Erdoğan’dır. Birinci sistemin kurucusu da Mustafa Kemal Atatürk idi. Bu yeni sisteme “İkinci Cumhuriyet” te diyebiliriz. “İkinci Cumhuriyet” yerine yeni sistem de denebilir. Bu bağlamda önemli olan şudur: Kuzey Kürdistan/Türkiye’de sınıfsal anlamda iktidar değişmedi, değişmiyor. Büyük burjuvazinin egemen olduğu bir kapitalist sistem söz konusudur. Bu anlamda egemen sınıflarda bir değişiklik yoktur. Esas ta bu yönetimin kullandığı esas iktidar araçları bağlamında da bir değişiklik yoktur. Esas iktidar aracı hâlâ açık terördür. Bu anlamda devletin yönetim biçimi hâlâ faşizmdir. Bir önceki yönetim biçiminden farkı, yerleşik bürokrasinin egemenliğinin kırılmış olmasıdır. Faşizm, halk desteğini almış yeni seçilmiş yönetim tarafından uygulanmaktadır. Faşizm için kullanılan araçlar ama eski dönemin araçlarıdır. Bu anlamda bir yenilik yok. Yenilik, evet yönetim sisteminde artık parlamentonun geçmişte kâğıt üzerinde de olsa var olan denetim hakkının büyük çapta ortadan kalkmış olmasıdır. Bu Türkiye açısından bir yeniliktir. Türkiye, “Ebedi Şef”, “Milli Şef”ten sonra, “Milli” ve “Yerli Şef” tarafından yönetilecektir! Türkiye 1938’e kadar “Ebedi Şef”, ondan sonra 1950’ye kadar “Milli Şef” tarafından yönetildi. Ondan sonraki dönemde geçici hükûmetler ve esasta “Milli Güvenlik Kurulu” tarafından yönetildi. Artık gelinen aşamada Türkiye, “Milli” ve “Yerli Şef” tarafından yönetilmektedir! Bu değişiklik tabii ki yeni bir durumdur. “Milli” ve “Yerli Şef” önümüzdeki dönemde, bütün bürokrasiyi kendisine bağlı bir bürokrasi hâline getirecektir. Bu henüz tamamlanmamıştır. Yargıda ve orduda hâlâ zorlukları var.

Faşizme Karşı Mücadele

“İkinci Cumhuriyet” bağlamında yapılan değişiklikler hiç te önemsiz olan değişiklikler değildir. Diğer yandan ama özde değişen pek fazla bir şey yoktur. Türkiye’de demokrasi mücadelesi, yeni sisteme karşı eski sistemin geri getirilmesi için mücadele olarak yürütülemez. Erdoğan’ın yerine başka birinin başkan seçilmesi şeklinde de yürütülemez. Kuzey Kürdistan/Türkiye’de demokrasi mücadelesi ya faşizm ya devrim şeklinde bir mücadele olmak zorundadır. Türkiye’de demokrasi mücadelesinin en yalın ifadesi, faşizme karşı devrim mücadelesidir. Türkiye’de faşist sistemi geriletmek için devrim mücadelesine yüklenmek gerekir. Burjuvazinin gerici burjuva demokrasisi yönünde adımlar atması da mümkündür. Ancak bu, belli bir zaman geçtikten sonra mümkün olabilir. Bu gerçek anlamda bir demokrasi değildir, onun peşine takılmamak gerekir.

Kurulan bu yeni sistemde işçilerin/emekçilerin düşmanıdır. Yeni sistemin özde eski sistemden bir farkı yoktur. İki sistemin yönetim biçimi faşizmdir. Hangi burjuva sistem olursa olsun, sistemin merkezinde duran burjuvazinin çıkarlarıdır. Umut, bu sistemin alternatifindedir. Bu sistemin alternatifi, işçilerin/emekçilerin iktidarıdır. Demokrasi mücadelesi, kötüler içerisinde birinin kuyruğuna takılmak değildir. Demokrasi mücadelesi, işçilerin/emekçilerin iktidarı için mücadele olmak zorundadır.

29 Ekim 2018

http://ydicagri.com/pdf/dergiler/isci/11-2018.pdf

 

 

Paylaş