TÜRK FAŞİZMİ EŞİTTİR HİTLER FAŞİZMİ Mİ?

Ülkelerimizde yanlış temelde yapılan karşılaştırmalar hastalık halini almış durumdadır. Bilgi sahibi olmadan, araştırma yapmadan, fikir sahibi olunmakta, kesin ve genel tespitler yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan Hitler ile karşılaştırılmakta, Hitler ile eşitlenmekte, Türk tipi başkanlık sistemi Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi ile karşılaştırılmakta, aynılaştırılmaktadır. Hitler ile Erdoğan, Hitler faşizmi ile T.C devleti faşizmi eşit görülmektedir.

T.C. devleti kurulduğundan bu yana, faşizmin uygulanmasında farklılıklar olsa da, devlet faşist olagelmiştir. AKP hükümeti de, özellikle 24 temmuz 2015 tarihinden bu yana faşizmi koyulaştırarak uygulamaktadır. T.C devleti faşizmi, AKP hükümetinin uyguladığı faşizm, Hitler faşizmi ile kıyaslanamaz/eşitlenemez! Türk faşizminin Hitler faşizmi ile kıyaslanması, Hitler faşizminin küçümsenmesine yol açar.

Nazilerin iktidara gelmesi ve uyguladıkları vahşeti kısaca anımsamakta fayda var. Nazileri, bugün Erdoğan ve Türkiye ile karşılaştıranlar, Nazilerin uyguladıkları vahşet hakkında bihaberdir.

Almanya’da Nazizmin Gelişmesi

Hitler iktidara gelene kadar Almanya’da iki rejim dönemi yaşanmıştı. 1871-1918 arası dönem imparatorluk, 1918-1933 arası dönem Weimar Cumhuriyeti dönemidir. 1933-1945 Nazi dönemidir.

Adolf  Hitler Avusturyalı bir gümrükçünün oğluydu. Resim öğrenimi yapmak için 1905’de Viyana’ya gitti, fakat yeteneksiz bulunarak akademiye kabul edilmedi. 1912’de Münih’e yerleşti, yaşamını badanacılık ve dekoratörlük yaparak kazandı. Ama çoğu zaman işsiz geziyordu. Boş zamanlarını kitap okumakla geçirdi. 1914’te, gönüllü olarak Bavyera ordusuna girdi. Savaşa onbaşı rütbesiyle katıldı, yaralandı, gazla zehirlendi. 11 Kasım 1918 günü Rethondes Antlaşması ile Almanya teslim olurken Hitler hastanedeydi. Hitler, Almanya’yı sırtından bıçakladığına inandığı bu insanlar için ileride “Kasım Suçluları” tabirini kullanacaktı. Alman ordusunun birçok subayı da Hitler gibi düşünüyor, kendileri cephede kahramanca savaşırken marksist ve Yahudi siyasetçilerin Almanya’yı masa başında sattıklarına inanıyorlardı!

Gottfried Feder, Karl Herrer ve Anton Drexler, Alman İşçi Partisi (DAP)’nin yöneticileri idi. Alman İşçi Partisi’nin kurucusu Anton Drexler, toplumun tüm kesimlerinin ortak dayanışmasının, güçlü ve etkin bir merkezi hükümetin Almanya’nın yaşadığı tüm sorunların çözümü olduğunu savunuyordu. Fakat bunun için toplumun Yahudilerden de arındırılması gerektiğini düşünüyordu. Parti politikalarını benimseyen Hitler daha fazla düşünmeden DAP’a üye oldu. Hitler’in parti içindeki yükselişi fazla uzun sürmedi. Parti içindeki çekişmelerden sonra, parti başkanı Karl Herrer istifa etti. Anton Drexler, DAP’ın başkanı oldu.  Hitler kısa zamanda parti yönetim kuruluna girdi ve partinin haftalık yayın organı olan Völkisher Beobachter’de (Halkın Gözlemcisi) yazılar yazmaya başladı. Hitler, 1921’de Anton Drexler’in yerine geçti ve partinin ismini Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (NSDAP) olarak değiştirdi. Parti üyeleri kendilerini kısaca Nazi olarak tanımlıyorlardı.

NSDAP, Bavyera’da gelişmeye başladı. Hitler, ırk temelli bir siyaset izliyordu.  Hitler, ordu ve işveren sendikaları ile parti adına yararlı ilişkilere girişti. Kurduğu yan askeri bir örgüt olan S.A.’nın (Sturmabteilungen, Hücum Birliği) kazandığı önem Hitler’e 1923’te meydana getiren Kampfbund’un (Savaş Kurumları Birliği) yöneticiliğini sağladı. Hitler, Bavyera’dan başka bir yerde pek tanınmıyordu. Buna rağmen 55 bin kişilik bir fanatikler ordusunun kumandanı durumundaydı. S.A. adıyla anılan “Hücum Birliği”ni meydana getiren, kahverengi gömlekli fanatikler, aralarında sayıları 12 bini bulan sendikacılarla birlikte oldukça karışık bir yapıya sahipti.

Hitler, Alman ordusunun kimi generallerinden yardım alıyordu.  Hitler’in yanında eski Alman generali, Prusyalı, Erich Ludendorff  vardı. General, Alman İmparatorluğu‘nu canlandırmak idealiyle Nazileri destekliyordu. Karşı cephede ise hükümet komiseri  ve arkadaşları olan Bavyera Eyalet Hükümeti’nin bakanları vardı.  Hitler, silahlı tüm Weimar Cumhuriyeti karşıtlarını kendi önderliği altında toplayarak, ordunun da (o zamanki adıyla Reichswehr) desteğiyle Bavyera hükümetini ele geçirip Berlin'e karşı yürüyüşe geçmek ve Weimar Cumhuriyeti'ni yıkmak istiyordu. Bavyera'ya üçlü bir diktatör yönetimi hakimdi: Devlet komiseri Gustav von Kahr, Reichswehr komutanı General Otto von Lossow, devlet polisi başkanı Albay Hans von Seisser. Bu yönetim, merkezi yönetimin ilettiği her talimatı yerine getirmiyor, özellikle Hitler'in yayın organının ve Nazilerin faaliyetlerinin durdurulmasına yönelik emirleri uygulamıyorlardı.

8 Kasım 1923 akşamı, Münih ticaret örgütlerinin Bürgerbräukeller isimli bir birahanede düzenlediği gecede konuşma yapmakta olan Gustav von Kahr ve orada bulunan yönetim ekibi, Adolf Hitler ve ona bağlı silahlı adamların müdahalesiyle rehin duruma düştüler. Hitler, bu üçlünün kendisiyle işbirliği yapmasını talep etti. Ancak üçü de bu konuda isteksizdi. Bu aşamada Hitler'in yanında eski general Erich Ludendorf‘da vardı. Birahane çıkışında oluşan kargaşada, devlet komiseri, reichswer komutanı ve polis müdürü   görev yerlerine kaçmayı başardı. Ertesi gün, 9 Kasım sabahı Hitler ve Ludendorff  bir hücum taburunun önünde Münih'in merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. Şehrin merkezine giden yolları kapatan polis taburlarıyla çıkan çatışma Hitler için başarısızlıkla sonuçlandı ve hücum taburu dağıldı. Olayda 16 Nazi ve 3 polis öldü. Ludendorff olay yerinde tutuklandı, Adolf Hitler kaçtı ama  iki gün sonra yakalandı.

Başarısız darbe girişimi sanıklarının davası 1924 yılının Şubat'ında başladı. Hitler, davayı, kendi görüşlerini kamuoyuna aktarmak ve faşizm propagandası yapmak için uygun bir fırsat olarak kullandı. Hitler mahkeme sonucunda 5 yıl hapis cezası almasına rağmen, 8 ay hapis yattıktan sonra Aralık 1924'te salıverildi. Ludendorff  ise yaptığı hizmetler göz önüne alınarak ceza almadı. Hitler, hapishanede Kavgam kitabını yazdı.

20  Mayıs 1928’de seçimler yapıldı. Sosyal Demokrat Partisi 153, Ulusal Halk Partisi 73, Merkez Partisi 61, Komünist Partisi 54, Halk Partisi 45, Demokrat Parti 25, Naziler ise 12 milletvekili çıkardı.

1929 ekonomik krizi Hitler’e aradığı fırsatı verdi. Dükkanlar ve fabrikalar kapandı; yalnızca birkaç yıl önce birikimlerini enflasyon yüzünden kaybetmiş milyonlar, o dönemde de işlerini kaybettiler. 1929’da, 2 milyon olan işsiz sayısı bir süre sonra 4 milyona çıkmıştı. Alman sanayicilere uzun vadeli kredi veren büyük bankalar iflas etti. Kâr oranları neredeyse sıfıra düşmüştü. Alman burjuvazisi büyük sarsıntı içindeydi. Hitler, arka arkaya yaptığı konuşmalarla Almanları hipnotize ediyor, onları öfkesiyle coşturuyor ve yapabilecekleri şeylerin düşünü kurmalarını sağlıyordu. Nazilerin iktidara gelmesinde Hitler’in bu  hitabet yeteneğinin büyük payı vardı. Hitler, Versailles Antlaşması’nı soylu bir ırka yapılmış bir hakaret olduğunu söyleyerek eleştiriyor, Alman devletini zayıf ve etkisiz olduğu için küçümsüyor, sol partileri yerden yere vuruyor ve ülkeyi 1920’li yıllardan beri süregelen ekonomik bunalımdan çıkaracağına yemin ediyordu.  Hitler bu dönemde yığınları eyleme çağıran, basite indirilmiş düşüncelere başvurarak parti tabanını sürekli genişletti. Özellikle Alman ırkının üstünlüğü üzerinde durdu.

14 Eylül 1930’da seçimler yapıldı.  “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi” (NSDAP) 6.409.600 oy aldı. Reichstag’a 107 milletvekili gönderme hakkını kazandı. 1928’de yapılan seçimlerde NSDAP 810 bin oy almıştı ve 12 milletvekili çıkarmıştı. 1928’de, 3.265.000 oy alan komünistler, 14 Eylül 1930 seçimlerinde 4.592.000 oy aldılar. Komünistlerin Reichstag’da 1928’de, 54 milletvekilleri vardı. 1930 seçimlerinde milletvekili sayısını 77’e çıkardılar. Katolik Merkez Partisi dışında, bütün orta sınıf partileri bir milyondan fazla oy kaybetti. Sosyal demokratlar da bir o kadar oy kaybetmişti. Nazilerin, öteki orta sınıf partilerinin milyonlarca taraftarını kazandığı belli idi. Nazi partisinin başarı kazandığı ortaydı.

1932 Seçim Yılı

13 Mart 1932’de Almanya’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Paul von Hindenburg, Alman ordusunun bir mareşali idi. Ordudan emekli olan Paul von Hindenburg, 1925’den beri Almanya’nın Cumhurbaşkanı idi. 1932’de, Paul von Hindenburg cumhurbaşkanlığına yeniden aday olduğunda 85 yaşandaydı. 13 Mart 1932’de yapılan cumhurbaşkanlığının seçim sonuçları şöyle idi:

Paul von Hindenburg     : 18.651.497  ( %49,6)

Adolf Hitler                         : 11.339.446  ( %30,1)   

Ernst Thälmann                 :   4.983.341  ( %13,2)

Theodor Duesterberg          :2.557.729   (%6,8)

Gustav A. Winter            :       111,423   (0,3)

Hindenburg, Nazilerden yedi milyon oy fazla aldı ama gerekli çoğunluğu elde edemedi. Salt çoğunluk sağlanamadığı için ikinci bir seçimin yapılması gerekiyordu. İkinci seçimde en fazla oyu alan kazanacaktı. Hitler, Nazilere oy veren seçmen kitlesini 1930 seçimlerine göre beş milyon artırmıştı. Komünistler de, 1930 seçimlerine göre 392 bin daha fazla oy almışlardı.

10 Nisan 1932’de, ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Seçime bir milyon daha az seçmen katıldı. Sonuçlar şöyle idi:

Paul von Hindenburg     :  19.359.983   (%53,1)

Adolf  Hitler                   :  13,418,547  (%36,8)

Ernst Thälmann            :   3.706.759   (%10,2)   

Komünistler, 1 milyon 276 bin 582 oy kaybetti. Hitler, oylarını iki milyon daha arttırdı. Hindenburg, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı. Hitler, yükselişini sürdürüyordu.

Hindenburg, 1 Haziran 1932’de,  Franz von Papen’i başbakan olarak atadı. 53 yaşındaki Franz von Papen soylu bir ailenin çocuğuydu. Eskiden Alman Genelkurmayında çalışmıştı. Zengin bir sanayici idi. Franz von Papen’in hiçbir siyasi desteği yoktu. Reichstag üyesi bile değildi. Merkez Partisi üyesi idi. Başbakan olarak atanınca Merkez Partisi’nden atıldı. Franz von Papen’in başbakanlığa atanmasında, Nazi plânlarının bir sonucu idi.

Franz von Papen, Hitler’e verdiği sözü tutarak 4 Haziran’da Reichstag’ı dağıttı ve 31 Temmuz’da yeni seçimlerin yapılacağını ilan etti. S.A.’lar (Taarruz Birliği) 1920’de kurulmuştu. 1921'de ise tam anlamıyla yarı askeri bir nitelik kazandı. S.A. 1920'li yılların başlarında parti toplantılarının güvenliğini sağlamak amacıyla hareket ediyordu. Parti toplantılarını sabote etmek isteyen komünistlerle kavgaya tutuşan Taarruz Birliği mensupları, daha sonraları barlarda, birahanelerde ve benzeri yerlerde komünistlerin silahlı örgütü ile sıklıkla çatışmaya giriyordu. Bu kavgalar, kanlı çatışmalar halinde sokaklarda da yaşanıyordu. Franz von Papen’den önceki başbakan Heinrich Bruning’di. Heinrich Bruning, S.A.’lar üzerine yasak koymuştu. Franz von Papen, S.A.’lar üzerine konulmuş olan yasağı kaldırdı. S.A.’lar üzerindeki yasağın kaldırılmasından hemen sonra, Almanya’da görülmemiş ölçüde siyasi zorbalık ve cinayetler işlenmeye başlandı. Yalnızca Prusya’da 01-20 Haziran 1932’de, 461 büyük sokak kavgası meydana geldi. Bu kavgalarda seksen iki kişi öldü ve dörtyüz kişi ağır yaralandı. Haziran ayındaki kavgalarda ölenlerin otuzu komünistti. 31 Temmuz’da yapılacak seçimlerden iki hafta önce Almanya’daki bütün siyasi gösteriler yasaklandı.

31 Temmuz 1932’de yapılan Reichstag seçimlerinin sonucu şöyleydi:

Nasyonal Alman Sosyalist İşçi Partisi, 13.745.680 oy alarak (%37,3) Reichstag’da 230 sandalye kazandı. Naziler, parlamentonun en büyük çoğunluğu sağlayan partisi olmalarına rağmen yine de parlamentonun çoğunluğunu sağlayamadılar.

Otto Wels önderliğindeki Almanya Sosyal Demokrat Partisi, 7.959.712 oy alarak (%21,6) 133 sandalye ile Reichstag’da ikinci parti oldu. Önceki seçimlere oranla sosyal demokratlar on sandalye kaybetmişti.

Ernst Thälmann önderliğindeki Almanya Komünist Partisi, 5.282.636 oy alarak (%14,3) 89 sandalye ile Reichstag’ın üçüncü partisi oldu.

Ludwig Kaas önderliğindeki Merkez Partisi, 4.589.430 oy alarak (%12,4) 75 sandalye ile Reichstag’ın dördüncü partisi oldu.

Alfred Hugenberg önderliğindeki Alman Ulusal Halk Partisi, 2.178.024 oy alarak (%5,9) 37 sandalye ile Reichstag’ın beşinci partisi oldu.

Heinrich Held önderliğindeki Bavyera Halk Partisi, 1.192.684 oy alarak (%3,23) 22 sandalye işe Reichstag’ın altıncı partisi oldu.

Seçimlerin gösterdiği gerçek Nazilerin sürekli bir yükselişte olduğuydu. İki yıl önce yapılan seçimlere oranla Naziler, Reichstag’da 107 olan sandalye sayısını 230’a çıkardılar. 1928’den bu yana Naziler, onüç milyon yeni oy kazanmıştı.

Naziler salt çoğunlukla iktidara gelmemişti ama ayak oyunları ile iktidara bir an önce gelmenin hesaplarını yapıyorlardı. 31 Temmuz’da yapılan genel seçimlerden sonra Reichstag, 30 Ağustos 1932’de toplandı. Naziler, Reichstag başkanlığına Hermann Göring’i aday gösterdi. Merkez Partisi’nin Nazilere verdiği destek sonucu Hermann Göring, Reichstag başkanı seçildi. Reichstag, 12 Eylül 1932’de yeni çalışma dönemine başlayacaktı. İlk defa bir Nazi Reichstag’ı yönetecekti. Başbakan Franz von Papen, Reichstag toplantısına katılmadan önce Cumhurbaşkanına meclisin dağıtılması için bir kararname imzalatmıştı. Tarihte ilk defa Reichstag çalışmaya başlamadan önce dağıtılması kararı alınıyordu! Ama Franz von Papen, meclisin ilk toplantısına Recihstag’ın dağıtılması ile ilgili kararnameyi getirmedi. Komünist Partisi, Franz von Papen hükümeti hakkında gensoru önergesi vermişti. Franz von Papen, gensoru önergesi hakkında hükümet programını anlatan söylevi yanına almıştı. Komünisler, meclis gündeminin değiştirilmesi için önerge verdi. Bu önergeye hiçbir parti itiraz etmedi. Naziler de yarım saatlik bir ara istedi. Naziler, Franz von Papen hükümetinin devrilmesi için komünistlerin verdiği önergeyi desteklemeye karar verdiler.

Reichstag toplandığı zaman Franz von Papen’in çantasında, Reichstag’ı dağıtan kararname vardı. Reichstag başkanı Hermann Göring, Başbakan Franz von Papen’in kürsüye gelip konuşma isteğini görmemezlikten geldi. Başbakan Franz von Papen, Hermann Göring’in kendisini görmemesi ve söz hakkı vermemesi sonucu başkanlık kürsüsüne giderek Reichstag’ı dağıtan kararnameyi başkanlık masasına bıraktı. Hermann Göring, gensoru oylamasını başlattı. 513 milletvekili gensoru lehinde oy vardi. Karşı çıkan sadece 32 milletvekili idi. Franz von Papen hükümeti devrildi. Hükümet düşürüldükten sonra Reichstag’ın dağıtılması kabul edildi. Yeni seçimlerin 6 Kasım 1932’de yapılması kararlaştırıldı.

6 Kasım 1932 genel seçiminin sonuçları şöyle idi:

Nasyonal Alman Sosyalist İşçi Partisi, 11.737.021 oy alarak (%33,1) 196 milletvekili kazandı. Almanya Sosyal Demokrat Partisi, 7.47.901 oy alarak (%20,4) 121 sandalye ile Reichstag’da ikinci parti oldu. Almanya Komünist Partisi, 5.980.239 oy alarak (%16,9)100 milletvekili kazandı. Merkez Partisi, 4.230.545 oy alarak (%11,9) 70 milletvekili kazandı. Alman Ulusal Halk Partisi, 2.959.053 oy alarak (%8,3) 52 sandalye ile Reichstag’ın beşinci partisi oldu. Bavyera Halk Partisi, 1.094.597 oy alarak (%3,1) 20 sandalye ile Reichstag’ın altıncı partisi oldu.

Bu seçimlerde Naziler iki milyon oy kaybetti. Reichstag’da milletvekili sayıları 34 azalarak 196’ya düştü. Komünistler bir milyon oyun dörtte üçünü elde etti. Komünistler milletvekili sayısını 89’dan 100’e çıkardı. Sosyal demokratlar oy kaybetti. 133 olan milletvekili sayısı 121’e düştü. Franz von Papen hükümetini destekleyen Merkez Partisi oylarını bir milyon arttırdı. Milletvekili sayıları 37’den 52’ye çıktı.

Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg, 3 Aralık 1932’de başbakanlığa General Kurt von Schleicher’i atadı. Ancak Kurt von Schleicher, 28 Ocak 1933’de, Alman cumhurbaşkanı Hindenburg’a hükümetinin istifasını sundu. Hindenburg, hayal kırıklığına uğradı, çünkü generale çok güvenmişti. İktidar kavgası için Berlin’de, ayak oyunlarına başvuruluyordu. Ordu komutanı general von Hammerstein’de işin içindeydi.  Alman cumhurbaşkanı Hindenburg,  Adolf Hitler’i 30 Ocak 1933’te başbakan olarak atadı.

Naziler İktidar

Hitler yemin ettikten beş saat sonra, akşamüstü saat 17.00 sularında kabinesinin ilk toplantısını yaptı. 1948’de yapılan Nürnberg mahkemelerinde ele geçirilen gizli belgelere göre; kabine toplantısında, Üçüncü Nazi İmparatorluğu’nun kurulması için izlenecek yöntemler üzerine kararlar alınıyordu. Alman Cumhurbaşkanı Hindenburg, Reichstag’da çoğunluk sağlayacak bir kabinenin başbakanı olarak Hitleri’i tayin etmişti. Oysa kabinede, temsil edilen iki parti, (Naziler/milliyetçiler) parlamentodaki 583 sandalyenin yalnızca 247’sini ellerinde bulunduruyorlardı. Parlamentoda her iki partinin çoğunluğu yoktu. Çoğunluğu sağlamak için 70 milletvekili bulunan Merkez Partisi’nin desteğine ihtiyaçları vardı. Hitler, hükümetin daha kurulduğu ilk saatlerde Hermann Göring’i, Merkezci liderlerle görüşmeye gönderdi. Ancak Merkez Parti ile anlaşma sağlanamadı.

5 Mart 1933’de seçimlerin yapılması kararlaştırıldı. Naziler, devletin olanaklarını seçimler için seferber etti. Hitler, Şubat 1933’de, bütün komünist toplantıları yasakladı. Komünist basını kapattı. Sosyal demokratların toplantıları ya yasaklanıyor ya da SA tarafından dağıtılıyordu. 22 Şubat 1933’de, Goering 50 bin kişilik yardımcı polis örgütü kurdu. Goering’in polisi 24 Şubat 1933’de, komünistlerin Berlin’deki merkezi Karl Liebknecht Haus’u bastı. 27 Şubat 1933’te Reichstag  binası yandı. Daha o akşam bu saldırının komünistlerin marifeti olduğu açıklandı!

5 Mart 1933’de seçimler yapıldı. 5 Mart seçimi, Naziler döneminde yapılan en son seçimdi. Naziler, 17,277,180 (%43,9) oy alarak 288 milletvekili kazandı. Almanya Sosyal Demokrat Partisi, 7,512,243 (18,03) oy alarak 120 milletvekili çıkardı. Almanya Komünist Partisi, 4,848,058 (12,32) oy alarak 81 milletvekili kazandı. Almanya Merkez Partisi, 4,424,905 (11,3) oy alarak 73 milletvekili çıkardı. Nazilerle ittifak yapacak olan Milliyetçiler, 3,136,760 (%8.0) oy alarak 52 milletvekili kazandı. Naziler ve Milliyetçiler artık parlamentoda bir çoğunluğa sahipti.

23 Mart’ta parlamentoya “Yetki Kanunu” denen tasarı getirildi. Kanunun resmi adı “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun” idi. Bu kanun ile yasama yetkisi parlamentodan alınıp hükümete veriliyordu. 411 milletvekili kanunun lehinde oy kullandı. Komünist ve sosyal demokrat milletvekillerinin bir bölümü tutuklanmıştı. Karşı çıkan sadece 84 sosyal demokrat milletvekili idi. Parlamenter demokrasi böylelikle tarihe karışıyordu. Hitler, 23 Mart 1933’ten itibaren Üçüncü Nazi İmparatorluğu’nun diktatörü oldu.

Nazi Barbarlık Dönemi

30 Ocak 1934’de, Nazi partisinden başka parti yoktu Almanya’da. Naziler, varolan yasal partileri sıraya koyarak birer birer ortadan kaldırdılar. Sendikalar, siyasi partiler ve federal eyaletler ortadan kaldırıldı. Öyleki parlamentoda Nazilerin ittifak yaptığı Milliyetçi Parti’de siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldı.

1 Mayıs işçi bayramı, Alman işçilerinin elli yıldan beri kutladıkları bir gündü. Naziler 1933’te 1 Mayıs gününü ulusal tatil günü ilan etti. 1 Mayıs’a “Ulusal İşçi Günü” adı verildi. Naziler, 1 Mayıs’ı tatil günü ilan etmekle yetinmediler. 1 Mayıs’ın görkemli kutlanması için de hazırlıklara başladılar. İşçiler, Nazilerin bu tuzağına düştü. İşçi liderleri, Almanya’nın her tarafından uçaklarla Berlin’e getirildi. Tempelhof meydanında, Nazilerin işçilerle dayanışmasını gösteren binlerce bayrak asıldı. Tempelhof Meydanında Almanya’nın en büyük gösterisi hazırlandı. Naziler, işçilerle birlikte 1 Mayıs’ı kutladı!!!

2 Mayıs günü, Almanya’daki tüm sendika merkez binaları işgal edildi. Sendika paralarına, mallarına el konuldu. Sendikalar dağıtıldı. Sendika liderleri yakalandı. Birçokları dövülerek toplama kamplarına atıldı. Sendika konfederasyonlarının başkanları, Thedor Leipart ile Peter Grasamann Nazi rejimiyle işbirliği yapacaklarını açıkca ilan ettiler. Ama bu da işe yaramadı, tutuklandılar. Üç hafta sonra da toplu sözleşmenin yapılması yasaklandı.

Hitler, iktidarının birinci yılında manzara şuydu: Bir yıl içinde Weimar Cumhuriyeti ortadan kaldırıldı. Nazi diktatörlüğü kuruldu. Bütün siyasi partiler ortadan kaldırıldı. Eyalet hükümetleri, eyalet parlamentoları dağıtıldı. Sendikalar kapatıldı. Demokratik kitle örgütleri ortadan kaldırıldı. Yahudiler, kamu ve meslek hayatından uzaklaştırıldı. Söz ve basın özgürlüğüne son verildi. Hâkimlerin bağımsızlığı ortadan kaldırıldı. Halkın siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal hayatı, Nazi yönetimine göre “koordine” edildi.

2 Ağustos 1934’te, Alman cumhurbaşkanı Hinderburg öldü. Bir gün önce Nazi kabinesinin aldığı karar gereği, başbakanlık ile cumhurbaşkanlığı birleştirildi. Adolf Hitler’in Devlet Başkanlığı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı görevini üzerine aldığı açıklandı. Cumhurbaşkanı ünvanı kaldırıldı. Artık Hitler’e führer veya şansölye denilecekti. Alman ordusundaki subaylara ve erlere Hitler’e sadakat yemini ettirildi.

1936’da Berlin’de yapılan Olimpiyat oyunlarını, Naziler ‘başarıları’nı dünyaya tanıtmak için bir fırsat olarak kullandı. Dükkanlardan, otellerden, birahanelerden ve eğlence yerlerinden “Yahudiler giremez” yazıları sessizce kaldırıldı. Yahudilere ve iki Hıristiyan kilisesine karşı yapılmakta olan eziyetler geçici olarak durduruldu. Almanya mükemmel bir şekle sokuldu! Olimpiyatlar vesilesi ile dünyaya Almanya’nın mükemmel olduğu mesajı veriliyordu!

15 Eylül 1935’de çıkarılan Nürnberg kanunları ile Yahudiler Alman vatandaşlığından atıldı. Yahudilere yalnızca “uyruk” statüsü tanındı. Bu kanunlar aynı zamanda Yahudilerle, Ariler arasında hem evlenmeyi, hem de evlenme dışı ilişki kurmayı yasaklıyordu. Birkaç yıl içerisinde Nürnberg kanunlarına ek olarak çıkarılan onüç kararname ile Yahudiler kanun dışı sayılıyordu. Nazilerin ilk yılı olan 1933’de, Yahudiler, devlet işlerinden, gazetelerden, özel sektörden, radyolardan, çiftliklerden, öğretmenlikten, tiyatro ve filmcilikten atılmışlardı. 1934’te borsadan kovuldular. 1938’e kadar avukatlık, doktorluk ve ticaret yapabiliyorlardı. Bu tarihten itibaren artık bu mesleklerini de yapmaları mümkün değildi. Birçok şehirde Yahudilerin alışveriş yapması sorundu. Çünkü birçok bakkal, kasap, fırın ve diğer alışveriş yerlerinde “Yahudiler giremez” yazısı asılıydı.

9 Kasım 1938’de, Naziler, Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara kanlı ve ölümcül saldırılar yaptı. Gecenin sonunda 91 Yahudi öldürüldü, yüzlercesi ağır yaralandı. Yahudilere ait 7 bin 500 dolayında iş yeri yağmalandı. Onlarca sinagog ve mezarlıklar tahrip edildi.

Kültür, sanat, edebiyat vb. Nazileştirildi. Nazilere aykırı hiçbir faaliyete izin verilmiyordu. Törenler eşliğinde kitaplar yakılıyordu. Sadece kitapların yakılması ile yetinilmiyor, yüzlerce kitabın raflarda bulundurulması ve satışının yapılması yasaklanıyordu. 22 Eylül 1933’de çıkarılan bir kanunla, Nazi propaganda bakanı Paul Joseph Goebbels’in önderliğinde Alman Kültür Odası kuruluyordu. Kültür hayatının her alanını yönlendirmek ve denetlemek için 6/7 oda kuruldu. Güzel sanatlar, müzik, tiyatro, edebiyat, basın, radyo ve film odalarıydı.

Berlin’de çıkan günlük gazetelerin yazı işleri müdürleri, Almanya’nın diğer şehirlerinde çıkan gazetelerin muhabirleri, hergün Propaganda Bakanlığı’nda toplanıyorlardı. Propaganda Bakanı Goebbels, hangi haberlerin yayınlanacağını, haberleri nasıl yazacaklarını, nasıl başlık atacaklarını ve ne gibi kampanyaların hazırlanacağını anlatıyordu. Herhangi bir yanlış anlamayı önlemek üzere de sözle anlatılanlara ek olarak yazılı bir günlük emir veriliyordu. Şehir dışındaki gazetelere, dergilere, bu emirler telgrafla ve mektupla gönderiliyordu.

Nazi Almanyası’nda bir gazetenin yazı işleri müdürü olmak için herşeyden önce siyaset ve ırk bakımından “temiz” olmak gerekiyordu. Gazeteciliği, kanunla düzenlenmiş bir “kamu mesleği” sayan 4 Ekim 1933 tarihli Alman Basın Kanunu, bütün yazı işleri müdürlerinin Alman uyruklu olmasını, ari bir aileden gelmiş, Yahudi biri ile evlenmemiş olmasını şart koşuyordu. Nazilerin ilk dört yılı içinde günlük gazete sayısı 3607’den 2671’e düştü.

Alman eğitim sistemi Nazileştirildi. 30 Nisan 1934’de, Bernhard Rust, Alman Bilim, Eğitim ve Halk Kültürü Bakanı olarak tayin edildi. Bernhard Rust, kuruluşundan beri Nazi partisinin üyesi idi. Alman okulları, ilkokullardan üniversitelere kadar Nazileştirildi. Okul kitapları acele olarak yeniden yazıldı. Ders programları değiştirildi. Kavgam, pedegoji eğitiminin değişmez kitabı oldu. Bütün öğrenciler Nazi partisi üyesi olmasa bile duygu yönünden birer Nazi oldular. Okullarda, Hitler’in ırk doktrinleri üzerine eğitim veriliyordu. Nazi eğitiminin yanı sıra öğrencilere askeri eğitim de veriliyordu.

Naziler, üstün olarak nitelediği Alman ırkını bir araya toplamak ve bu ırkın rahatça yaşamasını sağlayacak "yaşam alanı"nı elde etmek amacıyla önce Avusturya'yı (1938) ardından Çekoslovakya'yı (1939) Alman topraklarına kattı. 1 Eylül 1939'da Polonya'yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşını başlattılar. 1941’de sosyalizmin anavatanı Sovyetler Birliği‘ne saldırdılar. Nazi sürüleri Kızıl Ordu tarafından bozguna uğratıldı. Naziler 8 Mayıs 1945'te, teslim bayrağını çekti. İkinci Dünya Savaşı’nda 60 milyon insan öldü. 22 milyon Sovyet vatandaşı yaşamını yitirdi. Naziler altı milyon Yahudiyi toplama kamplarında kitlesel soykırıma tabi tuttu.

Nazi orduları, Doğu Avrupa'da işgal ettikleri her bölgede, kitle katliamları yaptı. Nazilerin sözde aşağı ırk olarak gördükleri Yahudiler, Çingeneler, Polonyalılar, eşcinseller ve Slavlara karşı akıl almaz bir vahşet yürütüldü. Nazilerin katliam için kurdukları özel SS birlikleri, tüm işgal bölgelerinde başta Yahudiler olmak üzere hedef alınan grupları bulup öldürmeye başladı. Nazilerin işgal ettiği her bölgede, acımasızca katledilmiş insanların cesetleri ve onlar için gözyaşı döken  insanlarla doldu. Din adamları ve ibadethaneler, Nazilerin başlıca hedefleri arasındaydı. Geçtikleri her yerde, kiliseleri yakıp yıktılar, dindar insanları katlettiler.

Nazi vahşetinin asıl uygulama alanı ise, toplama kampları oldu. Yahudiler, komünistler, Çingeneler, savaş esirleri, Katolik din adamları, çalışma kamplarında kölece çalıştırıldı. Toplama kampları, insan mezbahasına döndü. İnsanları topluca katletmek için özel olarak dizayn edilen sistemlerle, milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuk vahşice öldürüldü. Savaşın sonlarında bu kampları kurtaran müttefikler, onbinlerce ceset ve neredeyse ceset haline gelmiş zavallı tutsaklarla karşılaştı.  Nazi Almanyası’ndaki durum ve gelişim süreci kısaca böyledir.

Sonuç:

Alman faşizmi özgün modeldir. Bugün Hitler faşizminin bir benzeri yoktur. Bir benzerinin olmaması, faşizmin geçmişte kaldığı ya da yeni modellerin söz konusu olmadığı anlamına gelmez. Faşizm ülkelerin sosyo ekonomik özelliklerine göre farklılıklar gösterir. Her baskı, her diktatörlük Nazi Almanya’sı ile eş tutulamaz. Burjuva despotizminin birçok siyasal tipi vardır. Her faşist sistemin kendine özgü gelişim koşulları ve işleyiş tarzı vardır. Nazi faşizmi, İtalyan faşizmine benzemez. Benzer durum burjuva demokrasileri için de geçerlidir. Amerika’daki burjuva demokrasisi ile İskandinav ülkelerindeki burjuva demokrasileri arasında farklar vardır. Türkiye’deki faşizm Nazi faşizmi ile kıyaslanamaz. Türkiye’deki hapishaneler, toplama kampları ile karşılaştırılamaz. Eğer Türkiye’deki uygulamaların, baskıların, faşizmin, Nazi faşizmi ile karşılaştırılması yapılırsa, bu Nazi faşizminin, Nazi vahşetinin, kitlesel soykırımın küçümsenmesine yol açar. Türkiye’deki faşizmin Nazi faşizmi ile kıyaslanması, sapla samanın birbirine karıştırılmasıdır.

15.02.2017

 

Paylaş