“SOSYAL” DEVLET BUNU YAPAR MI?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Covid-19 hastalığına karşı alınan tedbirler kapsamında  “Milli Dayanışma Kampanyası” başlattı. Erdoğan “Biz bize yeteriz Türkiyem” adını verdiği kampanyanın amacını, “yevmiye ile geçimini sürdüren kesimler başta olmak üzere, alınan tedbirlerden dolayı mağdur olan dar gelirli vatandaşlarımıza ilave destek sağlamak” olarak açıkladı. Erdoğan’ın 7 maaşını bağışlayarak başlattığı kampanya sürüyor.

“Sosyal devlet” olduğunu iddia eden T.C devletini anda yöneten Erdoğan ve AKP, Covid-19 virüs hastalığına karşı alınan tedbirler nedeniyle mağdur olan “vatandaşlarına” yardım etmek için kampanya düzenliyor. Bunu yapan bir devlet “sosyal” devlet olur mu?

Anayasanın 2. Maddesine göre de Türkiye Cumhuriyeti “sosyal bir hukuk devletidir”.

Anayasada sosyal haklar olarak, “Eğitim ve Öğrenim Hakkı”, “Çocuk Hakları”, “Çalışma Hakkı, Dinlenme Hakkı”, “Örgütlenme Hakkı”, “Sendika Kurma ve Grev Hakkı”, “Sosyal Güvenlik Hakkı”, “Kıyılardan Yararlanma Hakkı”, “Düşüncelerini Özgürce Yayma Hakkı” ve benzerleri sıralanıyor. Bu sosyal haklar anayasal “güvence”ye alınmıştır. Anayasada devletin “sosyal” olduğuna, eşitçiliğe vb. çokça vurgu yapılıyor.   

Ayrıca Anayasada çeşitli haklara yer veriliyor. Biliyoruz ki uygulamada bu haklardan yararlanma konusunda kişilerin, kesimlerin toplumsal konumuna göre fark var. Anayasada belirtilen sosyal haklar, işçiler, düşük ücretli çalışanlar ve yoksul emekçiler için esasta kâğıt üzerinde vardır. Var olan kapitalist sistemde özü itibariyle mülk sahibi sınıfların varlık durumlarını pekiştirme işlevini gören anayasa, zaten bu hakların duruma göre uygulanamayacağı durumlar olduğunu vurgular ve belli kısıtlamalar, sınırlamalar getirir. Bu kısıtlamalara ve sınırlamalara somut bakıldığında ise, anayasanın sınıfsal özü açığa çıkar.  

Kapitalizm, ücretli işçiler sınıfının kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesine dayanan bir sistemdir. Bu sistemde egemen sınıf burjuvazidir. Burjuvazi devleti kendi çıkarlarına tabi kılmıştır.

Devlet “bir sınıfın bir başka sınıfı ezme aygıtından başka bir şey değildir.” (Marx)

Her burjuva devleti gibi T.C devleti de, sermayenin, kapitalistlerin yararına çalışan, işçileri, emekçileri, ezilenleri baskı altında tutmak için kullandıkları bir aygıttır.

Sömürünün var olduğu, geniş işçi ve yoksul emekçi yığınların toplumun egemenleri tarafından sömürüldüğü, bu sömürücülerin devleti kendi çıkarlarına tâbi kıldığı, anayasanın mülkiyet hakkını, üretim araçları üzerindeki mülkiyeti de kutsal saydığı kapitalizm koşullarında böyle bir yapıda, böyle bir düzen içinde devlet “sosyal” olabilir mi? 

Kendi "vatandaşlarına" yardım etmek için kampanya düzenleyen bir devlet "sosyal" olamaz!

“Sosyal” devlet kaynaklarını sermaye için değil, halka hizmet için kullanır.

İşçi sınıfı burjuvaziye karşı verdiği sınıf savaşımında çeşitli “sosyal” haklar elde eder. Ancak  işçi sınıfının savaşımı sonucu zorunlu olarak gerçekleşen “sosyal”leşme, çoğu zaman kağıt üzerinde kalır ve yeniden ve sürekli mücadele gerektirir.

İşçi sınıfının “sosyal” haklardan yararlanabilmesi, sınıfın siyasal olgunluk düzeyine, örgütlülük düzeyine ve mücadeleye bağlıdır.

Kapitalizmde burjuva devletin “sosyal” olması bir aldatmacadan ibarettir.

T.C devleti “sosyal” bir devlet değildir. T.C devleti kuruluşundan bu yana faşist devlet olagelmiştir.

Merkezinde kârın değil insanın olduğu bir toplumsal düzen olan sosyalizmde devlet “sosyal”  olacaktır.

1 Nisan 2020

Paylaş