SENDİKALARIN İŞİ PATRONLARIN ÇIKARLARINI SAVUNMAK DEĞİLDİR!

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Koronavirüs salgınının gündeme gelmesiyle birlikte burjuva hükümetlerin yaptığı ilk iş sermayenin çıkarlarını güvence altına almak oldu.

Türkiye’de Mart ayının ortasından bu yana alınan kararların, çıkarılan kararnamelerin büyük çoğunluğu sermeyenin bu süreci mümkün olduğu kadar az hasarla atlatmasına yönelik. Devlet ekonomiyi ve istihdamı koruma adına halktan topladığı vergileri patronlara dağıtırken, işçilere, emekçilere düşen ise sadece kırıntılar oldu.   

İşten çıkarmalar güya 3 ay süreyle yasaklandı. Ama patronlara işçileri ücretsiz izne çıkarma hakkı verildi.  Bu dönemde kısa çalışma ödeneği alma koşullarının gevşetilmesi,  işsiz kalanlara ayda 1037 TL gibi komik miktarlarda maddi yardım yapılması dışında işçiler için bir önlem alınmadı.

Milyonlarca işçi ve emekçi hastalığı ve ölümü göze alarak çalışmaya devam etti, ediyor.

Devletin teşvikleri sonucu kapitalistler bu süreçten mümkün olduğunca az hasarla çıkacakken, işçi ve emekçiler daha da yoksullaştı.

Elbette devletin patronlara verdiği teşvikler anlaşılırdır. Zira kapitalist sistemde burjuva devletlerden işçi ve emekçilerin çıkarlarını korumasını, onları ön plana alması beklenemez. Zira burjuva devlet sermayenin yararına çalışan bir aygıttır.

Fakat kendisine emek örgütü diyen sendikaların, sendika yöneticilerinin, işçilerin çıkarlarını koruduğunu söyleyen sendika başkanlarının da sermayenin çıkarlarının yanında açıktan yer aldığını görmek, her ne kadar nitelikleri bilinse de “bu kadarı da olmaz artık” dedirtiyor insana…

14 Mayıs’ta Türk-İş ve Hak-İş’in, patron sendikası Türkiye İşverenler Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile ortak bir açıklamaya imza attığı yansıdı basına.  Yazılı olarak yapılan açıklamada, devletin salgın sürecinde aldığı önlemler için teşekkür edilirken, devletten patronlar için daha fazla teşvik isteniyor!

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan ile TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol tarafından yapılan ortak açıklamada;

“Memnuniyetle gördük ki devletimiz, kısa çalışma ödeneği ve diğer birçok düzenlemeyle, çalışanın ve işverenin yanında olduğunu gösterdi, bu zor zamanlarda nefes almamızı sağladı. Biz de tüm bu çalışmalar için teşekkürü bir borç biliyoruz” deniliyor.

TİSK’in devlete teşekkür etmesi gayet anlaşılırdır. Çünkü devletin salgın sürecinde patronlara verdiği teşvikler, açıklamada da belirtildiği gibi onlara “nefes aldır”mıştır.

Peki işçi haklarını savunduğunu söyleyen bu sözüm ona sendikacılar acaba ne için teşekkür ediyor?

İş teşekkürle bitse iyi. Fakat iş teşekkürle bitmiyor. Üçlü açıklamada, bırakalım işçilerin herhangi bir talebine yer verilmesini, “yeni normalleşme süreci” adını verdikleri önümüzdeki dönem için de patronların desteklenmesine devam edilmesi isteniyor!

“İstihdamın korunmasının ortak gaye (!)” olduğu belirtilen açıklamada ileri sürülen talepler şunlar:

Bazı sektörler için kısa çalışma ödeneği uygulamasına 2020 yılı sonuna kadar devam edilmesi.

Kısa çalışma ödeneği şartlarından olan belli bir süre ve sigortalı olarak çalışıyor olma şartının kaldırılarak tüm çalışanların kısa çalışma ödeneğinden faydalanmasının sağlanması.

Kısa çalışma ödeneği uygulaması her ne kadar işçilerin çıkarlarını gözeten bir uygulama gibi gösterilmeye çalışsa da esasta patronların çıkarınadır. Bu uygulama ile işçilerin patrondan alması gereken ücretin önemli bir kısmını devlet karşılıyor. Peki kimin parasıyla? Tabii ki işçilerden, çalışanlardan kesilen paralardan oluşan İşsizlik Sigortası Fonundan.  

Patronların kısa çalışma ödeneğinden faydalanması yeterli görülmemiş olacak ki, devamında talep edilen bir diğer madde şöyle:

“Çalışma barışı ve sosyal adaletin korunması amacıyla kısa çalışma ödeneği ile çalışanın ücreti arasındaki farkı ödemeyi üstlenen işverenler için getirilecek teşvik mekanizması ile uygulamanın özendirilmesi.”

Patron temsilcisi TİSK’in bu tür taleplerde bulunması normal. Fakat anlaşılan sendika ağalarımızın gönlü de o kadarına razı olmuyor. Farkı ödemeye hazır olan patronlar için daha fazla teşvik isteniyor. Ne için? İşçi ve emekçilerin daha fazla sömürülmesinden başka bir anlamı olmayan “çalışma barışı ve sosyal adalet için”!  Ne diyelim...

Patronlar yararına istenen bir diğer talep, yukarıdaki talebin devamı olarak kısa çalışma ödeneği kapsamında çalışan işçiye ücret farkını ödeyen patrona gelir vergisi muafiyetinin sağlanması.

Türkiye’deki vergi sisteminin ne kadar orantısız ve adaletsiz olduğu bilindiğinde, patronları gelir vergisinden muaf tutmak patronlar için oldukça karlı bir iştir.

Ayrıca toplu iş sözleşmesi maddelerini uygulamaya devam eden ve çalışan sayısını azaltmayan işyerlerine ilave teşvik talep ediliyor. Bu talep ile sanki toplu iş sözleşmesi olan işyerleri dezavantajlı bir konumdaymış gibi gösterilmeye çalışılıyor.

Bir işyerinde Toplu İş Sözleşmesinin imzalanması patronların bir lütfu değil, işçilerin zorlu mücadeleler sonucu elde ettiği haktır. Bunu kullanmaya kalkışmak ve kendisine sendikacı diyenlerin de bunu destekliyor olması inanılır gibi değil.

Görüldüğü gibi sermaye teşvike doymuyorken, bunun savunuculuğunu da “sendikacı”lar yapıyor!

Türkiye’deki sendikaların niteliğini, özellikle bu sendikaların başına çöreklenmiş sendika ağalarının nitelikleri, izledikleri siyasetin ne olduğuna zaman zaman sayfalarımızda yer veriyoruz.

Bu siyaset açıktan olmasa da üstü kapalı bir şekilde sermayenin çıkarlarını savunan bir siyasettir.

Bu ortak açıklama ise bu sendika ağalarının konakladıkları yerin neresi olduğunu görmek açısından ibret vericidir.

Bürokratlaşmış bu sendika ağaları, çok açık bir biçimde patronların çıkarlarını savunan, işçilerin bir tek basit talebine dahi yer vermeyen böylesi bir açıklamanın altına hiçbir çekince göstermeden imza koyabiliyor. “Bugünleri hep birlikte ortak akılla aşacağımıza inanıyoruz” gibi demagojik laflarla gizlenen esas niyet sermaye savunuculuğu, işçi düşmanlığıdır.

Bu sendikalara üye binlerce işçi bu gerçeği görmeli bu ihanete sessiz kalmamalıdır.

Gerçek sendikacılık ancak, bu işbirlikçi, ihanetçi güruhun sendika yönetimlerinden alaşağı edilmesiyle, işçi sınıfının taleplerine sahip çıkan gerçek sendikaların yaratılmasıyla mümkün olacaktır.

14 Mayıs 2020

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş