ŞEKER FABRİKALARI ÖZELLEŞTİRİLİYOR

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ne ait 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi için ihale süreci başlattı. Şeker fabrikaları, Afyon, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal, Yozgat’ta bulunuyor.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmek istenmesine karşı çıkılırken kullanılan temel argüman, “Şeker fabrikaları halkındır satılmaz!” argümanıdır. Kimileri daha ileri gidiyor, şeker fabrikalarını vatan ile özdeşleştiriyor. “Vatan satılamaz!” diyorlar. Kırklareli Babaeski ilçesinde Alpullu şeker fabrikası 1926 yılında Mustafa Kemal döneminde kurulup üretime geçtiği için ‘Cumhuriyet’ ile özdeşleştiriliyor.

Devlete ait, devletin sahip olduğu fabrikaları/işletmeleri halka ait olarak göstermek sahtekarlıktır. İster devlet kapitalizmi olsun, ister özel kapitalizm olsun, ikisi arasında özsel bir farklılık yoktur. Her ikisinde de işçilerin sömürülmesi, ücretli emek sömürüsü, işçilerin haklarını alamamaları vardır. Devlet kapitalizmi ile özel kapitalizm arasında ayrım yapmak, birini öbürüne tercih etmek; kırk katır mı, kırk satır mı tercihi yapmaya benzer. Biz işçiler bu ayrıma karşı çıkmalıyız. Biz kapitalistlerin bizi nasıl ezecekleri, nasıl sömürecekleri arasında ayrım yapmamalı, bir bütün olarak kapitalist sisteme karşı çıkmalı, mücadele etmeli, kapitalizmi yıkmak için örgütlenmeliyiz.

Özelleştirme Niçin?

T.C devletini kuranlar, Osmanlı askeri bürokrasisi içinden gelen, milli burjuvazinin çıkarlarını savunan bürokrat bir elit idi. Gelişme süreci içinde özel sermayeli burjuvazi, bu bürokratik elit tarafından yaratıldı, güçlendirildi. Bürokratik elit özel sermayeli kapitalistleri yaratma, güçlendirmenin yanı sıra, aynı zamanda devleti ekonomiye yoğun biçimde sokarak, devlet kapitalisti büyük işletmeler de yarattı. Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) olarak adlandırılan bu işletmeler, ekonominin can damarlarını oluşturdular.

Devlet 1980’li yılların ortalarına gelene kadar en büyük sanayici, en büyük işveren, en büyük toprak beyi konumunda idi.

Özel sermayeli kapitalizm gelişme süreci içinde gelişip güçlendi. 1980’li yıllardan beri Gayri Safi Milli Hasıla’nın yaratılmasında işbirlikçi özel sermayeli büyük burjuvazi esas yükü taşıyor. Özel sermayeli büyük burjuvazi, bürokrat devlet kapitalizminin tasfiyesini, devletin ekonomiden elini çekmesini, KİT’lerin özelleştirilmesini istedi. Gelişmede bu yönde oldu.

1980’li yıllarda özelleştirmenin gündeme getirilmesi kapitalist gelişmenin doğal bir sonucuydu.

1980’li yıllarda IMF/Dünya Bankası bağımlı ülkelere dayattığı istikrar programları içinde, kamu açıklarının kapatılması için KİT’lerin özelleştirilmesi de vardı.

Türkiye’de özelleştirme, 1984 yılında devlete ait yarım kalmış tesislerin tamamlanması veya yerine yeni bir tesis kurulması amacı ile özel sektöre devri uygulamaları ile başladı.

1985-2010 yılları arasında gerçekleştirilen özelleştirme ile birlikte devlete ait ve devletin ortak olduğu işletmelerin, tesislerin, taşınmazların büyük çoğunluğu özelleştirilmiştir.

AKP döneminde yapılan özelleştirmeler sonucu, ekonomide patron konumunda olan, büyük işletmelerin sahibi devlet gerilemiş, ekonomide özel sermayeli burjuvazi egemen hale gelmiştir.

Özelleştirmeye rağmen devlet en büyük mülk sahibi konumunu sürdürmektedir. Türkiye’nin yarısı devletin mülküdür. 815 bin kilometrekarelik alanın 425 bin km2’lik bölümü, yarısından fazlası hazineye aittir.

Sonuç

Özelleştirmenin işçiler, emekçiler açısından sonuçları, işsizlik, yoksulluk, açlık, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma vb.dir. Özelleştirmeden zarar görenler patronlar, kapitalistler değil işçiler, emekçilerdir.

Kapitalizmin biçimlerine değil, sonuçlarına karşı çıkmalıyız.

Özel kapitalizm ile devlet kapitalizmi arasında tercih yapmamalı, ücretli köleliğin bütün biçimlerine karşı mücadele etmeliyiz. Bu mücadelede; ne özel kapitalizm, ne de devlet kapitalizmi, kahrolsun ücretli kölelik düzeni şiarımız olmalıdır.

Kahrolsun kapitalizm!

5 Mart 2018

Paylaş