SARI YELEKLİLER DÜZENİ SARSIYOR!

Kasım 2018 ayı ortalarında başlayan eylemler, yeni yılda da devam ediyor.

İlkin, akar-yakıt ve hayat pahalılığına karşı, bazı anayolların giriş ve çıkışlarına barikatlar kuruldu. Kısa zamanda benzer eylemler Fransa'nın diğer yerlerine de yayıldı. Bölgeden bölgeye değişen, çeşitli sınıf ve katmanların durumu; özellikle kırsal çevre ile Paris ve diğer büyük merkezi yerler arasında, farklı yaşam koşulları, taleplerin çeşitliliğini gösteriyor. Sarı yeleklilerin taleplerinin toplamı kırkın üzerinde. Bu taleplerin ortak noktalarını özetlersek;

*Akaryakıt zamlarının iptali.

*Hayat pahalılığına karşı, satın alma gücünün yükseltilmesi.

*Halk inisiyatifine dayanan referandumun uygulanması.

*Vergi sisteminin değiştirilmesi.

*Cumhurbaşkanı ve hükûmetin istifası.

*Yeni bir Cumhuriyetin ilan edilmesi.

*Avrupa Birliği'yle yapılan anlaşmaların yeniden tartışılması.

*Ekolojiye geçişi örgütleme, nükleer enerji yerine, yeşil enerjiye ve biyoya yönelme.

*Öğrencilerin üniversite girişlerini engelleyen yasaların iptali.

*Yabancılara oy hakkı.

Toplumun geniş emekçi kesimleri; işçiler, küçük esnaf, üreticiler, emekliler, gençler ... kimileri hayatlarında ilk defa böyle eylemlere katılıyorlardı. Emekli nineler, dedeler yalnız kendileri için değil gelecek nesil için de mücadele ettiğini ifade ediyorlardı.

Bu çeşitli talepler etrafında, kararlı bir şekilde, gece-gündüz demeden, yağmur ve soğuk havada, vardiya vardiya  eylemlerini sürdürüyorlar. Her bölge kendi inisiyatifinde önemli gördüğü can damarı, ulaşım, üretim ve dağıtım merkezlerini bloke ettiler. (tren istasyonları, ana yolların giriş ve çıkışları, petrol rafineleri, büyük alış-veriş merkezleri, valilik binaları, vergi daireleri ...vs. gibi)

Reisicumhur E. Macron, kitlenin bu taleplerine, uzun zaman kulaklarını tıkadı. Bu haklı taleplerine cevap alamayan Sarı Yelekliler, Paris ve diğer birçok şehir merkezlerinde de eyleme geçtiler.

Macron istifa! diyen Sarı Yelekliler, Cumhurbaşkanın Elyze sarayına yürüdüler. Binlerce jandarma ve polis gücüyle karşı karşıya geldiler. Gaz bombaları ve su sıkan zırhlı araçlarla kitleyi dağıtmaya çalıştılar. Ortalık karanlığa boğuldu, gazların boğucu ve yakıcı tesirinde göz gözü görmez oldu. Fakat buna rağmen eylemciler ara caddelerden polis kordonunu yararak "ünlü San Elyze Caddelerinde birleştiler. O gün, polis elindeki tüm bombaları tüketince yeni bombalarla takviye edildi. Barikatlar kurularak, polisin saldırısı engellenmeye çalışıldı. Bu arada birçok banka, lüks mağazalar ve dükkânların vitrinleri de parçalandı. Yer yer polisle çatışma yaşandı. O gün onlarca yaralı ve yüzlerce gözaltı ve tutuklama yapıldı.

Bütün bunlardan sonra, nihayet E. Macron'un açıklama yapacağı duyuruldu. O ilkin sermaye ve sanayi patronlarının düşüncelerine başvurdu, ardından başlıca muhalefet partilerinin ve sendika liderleriyle görüşmeler yaptı.

Hâkim medyanın büyük yer verdiği E. Macron'un televizyon konuşmasının özeti:

"Sarı Yeleklilerin haklı taleplerini anladığını, eylemcilere karşı bazı yanlış anlaşılmalar olduğunu ( hâlbuki aynı Macron ve hükûmeti Sarı Yeleklileri aşağılayıp, horlamıştı), buna üzüldüğünü" ... vb. sözlerle günah çıkarmaya çalıştı. Reform paketi ise, minimum aylıklara 100 avro zam (bu da tüm minimum aylıkları kapsamıyor), emekli maaşlarından alınan verginin kaldırılacağını (bu yasa da tüm emeklileri kapsamıyor), bir de fazla mesai saatlerinin vergiden muaf bırakılacağı", göz boyama reformcukları, televizyon, basında pür dikkat dinleyen kitleleri, başta Sarı Yelekliler olmak üzere, büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Taleplerine hiçbir tutarlı cevap alamadıklarından, eylemlere devam edeceklerini açıkladılar. E. Macron'un taktiği, bu birtakım kırıntılarla birliği parçalamak, kapıyı da yarı açık tutmayı amaçladı. Havuç ve kötek misali.

Bu eylemler sırasında, muhalif burjuva partileri; Sarı Yeleklilerin eylemleri başladığında onlar da Macron ve hükûmetinin bu durumun sorumlusu olduğunu, sarı yelek giyerek, kitleleri eyleme bile çağırdılar. Fakat eylemcilerin bağımsız ve kararlı eylemleri onları da korkuttu, sonunda onlar da güvenlik kuvvetleri karşısında eylemcilerin uslu durmalarını ve Paris merkezindeki eylemlere son vermelerini telkin ettiler.

İsçi sendikalarının tavrı, bir kısmı ta başında bu harekete karşı Macron hükûmetiyle birlikte önlemeye çalışmak şeklindeydi. CFDT denilen sarı sendika her zaman ki gibi rolünü oynamaya çalıştı, diğerlerine gelince, CGT, FO gibi sendikaların liderleri esas yapmaları gereken genel grev kararına almadılar ve net bir tavır takınmadılar, güya eylemcilerin bir kısmı ırkçı ve faşist Marie Le Pen Milli Cephe partisinin taraftarları. Doğrusu, hiçbir parti ve sendikanın kesin kontrolü altında olmayan ve spontane gelişen eylemlerdir, Macron ve hükûmetine karşı herkes yer alıyor.

Fakat diğer yanda sendikaların federasyonlarında, tabanında yer alan militan işçiler, France Insoumise (J. L. Melanso partisi) taraftarları, Fransız Komünist Partisi taraftarları, anti-kapitalist ve troçkist gruplar çok az da olsa Türkiye ve Kürdistanlı devrimci ve komünistleri de bu eylemlerde yer aldılar.

E. Macron'un televizyon konuşmasından sonra ki hafta sonu, polis ve jandarma birlikleri, yalnız ana caddeleri ve meydanları değil, tren ve metro istasyonlarında da inen ve binenleri arama-taramadan geçirerek eyleme katılmayı engellemeye çalıştılar. Buna karşı direnen birçok insanı tutuklamaya giriştiler.

Paris ve diğer şehirlerde tam bir sıkıyönetim uygulandı. Kitleler bu durumu, 1968 Mayıs’ından beri ilk defa görüyorlardı.

Meydanlar ve bütün önemli caddeler başta Elyze Sarayı ve hükûmet binaları etrafı, askeri zırhlı araçlarla çevrildi. Kalabalığın oluşmaması için durmadan, alabildiğinde gaz bombaları sıkıldı, tabii en önde zırhlı araçlar. Ara sokaklardan meydanlara çıkanlar fena şekilde hırpalandı. Kiminin gözü, kiminin kolu koptu. Toplam yüzlerce yaralı vardı ve binlerce kişi gözaltına alındı. Ek mahkemeler açılarak, hızlı bir şekilde  yargılamalar başlatıldı. Birçok devrimleri yaşamış olan bu ülke artık o "Kardeşlik-Eşitlik Ve Özgürlük" yerine bir avuç uluslararası sermaye tekelinin hüküm sürdüğü gerici bir rejime doğru gidiyor.

Fransa, dünyanın beşinci ekonomik gücüne sahip bir ülke. Silah satışında ve nükleer gücüyle ilk beş veya altıncı sırada yer alıyor. Almanya ile Avrupa Birliği’nin kurucu üyesi. Birleşmiş Milletler’in altı daimî üyeleri arasında. Emperyal çıkarları için Afrika'nın birçok yerinde ve Ortadoğu'da savaş yürütüyor.

E. Macron ve hükûmetinin andaki görevi, her ne pahasına olursa olsun uluslararası sermayenin parçası olan Fransız kapitalistlerinin düzenini ayakta tutmaktır. Daha önce, İspanya, Portekiz ve Yunanistan, İtalya hâkim sınıflarının iktidarları, Avrupa Komisyonu aracılığıyla bankaların tekelinde açlığa ve işsizliğe terk edildi. Yalnız 2008 krizinde, bankalar 200 milyar avro kazandılar. Sarkozy hükûmeti döneminde Fransız bankalarına 40 milyar avro hortumlandı.

Fransa'da son yirmi ve otuz yıldan beri uygulanan ekonomik sistem, uluslararası liberal kapitalizmin sistemidir. Bu model, spekülator-rantçı sermayeye, üretim- dışında, borsa ve internet oyunları yoluyla, para transferi, faiz borçlarıyla muazzam kârlar sağlıyor. Yüzlerce fabrika ve işyerlerin kapısına kilit vuruldu, kimileri ise fabrikalarını iş gücünün ucuz olduğu, çalışanların köle şartlarında her türlü sosyal güvenceden yoksun ülkelerde üretimlerini sürdürüyorlar. Borsada kazançları hep yükseliyor, ortaklar ve genel müdürler milyonları cebe indiriyor. İşsizlik ve açlık da o derece artıyor.

Fransa'da ücretler arasındaki fark, bire dört yüzdür. Ortalama net işçi aylığı 1500 avro, fakat çalıştığı fabrikanın direktörleri bu ücretin dört yüz defa fazlasını kazanıyorlar. CAC-40 adıyla anılan elit tabaka için hiç de anormal bir durum değil.

Şu anda çalışabilir nüfusun yüzde onu işsiz durumunda. Avrupa Birliği Komisyon raporlarına göre, Fransa'da on bir milyon kişi açlığın sınırında yaşıyor. Konut sorunu temel sorunlardan biridir. Şu kış şartlarında binlerce insan, başta mülteciler sokakta yatıyor.

Hükûmet, devlet bütçesinden kırk dört milyar avroyu patronlara teşvik primi dağıttı. Bunun karşılığında yeni işyerleri açılacaktı. Bir süre sonra birçoğu, rantabilitesi düşük diye kapıya kilidi vurdular. İşçiler sokağa atıldı, devlet bütçesinden aldıkları para da kendilerine hediye kaldı.

E. Macron iktidara gelince, en büyük sermayeyi vergiden muaf bıraktı. Bu paraların yatırıma yöneleceği hesabını yaptı. Fakat istenen sonuç elde edilmedi. Sermaye daha kârlı alanlara, üretim-dışı alanları daha çekici buluyor. Böylece devlet bütçesine gelmesi gereken üç buçuk milyar avro, para babalarının cebinde kaldı. Fransa'da kazanılan paraların vergilerini ödemeyen zengin sınıf, paralarını vergi dışı ülkelere ve cennet adalarına götürüyor. Bu vergi kaçaklarını koruyan ülkelerin biri de Lüksemburg. Sekiz yıl Lüksemburg’u yöneten J. C. Juncker Avrupa Komisyonunun da Başkanı.

Sarı yeleklilerin direniş eylemleri başta Fransız ve Avrupa sermaye çevrelerini rahatsız ettiği gibi uluslararası sermaye güçlerinin de uykusunu kaçırıyor. D. Trump'tan, T. Erdogan'a ve Mısır'da Sissi'ye kadar birçok gerici ve faşist rejimler de paniğe kapılıyor.

Sarı yeleklilerin eylem talepleri, yedinci haftasında da bütün önemini koruyor. Araya Noel ve yılbaşı tatilinin girmesinden dolayı daha az katılım olması, tamamen geçici bir durum. Ta ki taleplerine cevap verilinceye eylemler devam edecek.

Ocak 2019

Fransa'dan YDİ Çağrı okuru

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş