SAĞLIK SORUNUNDA DA ALTERNATİF SOSYALİZMDİR!

İçinde yaşadığımız bugünlerde koronavirüs (Covid-19) salgını tüm dünyanın gündemini belirlemeye başladı. Sosyal ya da yazılı basında yer alan haberlerin büyük bölümü bu konuyu işliyor. Devletlerin yönetimleri önlem almaya zorlanıyor ve onlar da önlem almaya çalışırken, halkın haklı korku ve kaygısını egemenlerin çıkarlarını korumak için kullanıyorlar... Önlemler alınırken var olan kimi demokratik haklar da ortadan kaldırılıyor, kararnamelerle, açık diktatörlükle devletler yönetiliyor. Virus salgını tehlikesi, halkın bir savaş halinde tepkisinin ne olacağının ve buna karşı egemenlerin halka nasıl saldıracağının denenmesinin de bir aracı bir tatbikatı olarak kullanılıyor. Egemenlerin çıkarları korunmaya ve “virus krizinin” getirdiği yükün işçi ve emekçilerin sırtına yüklenmesine çalışılıyor. İşçiler, emekçiler işsiz kalma korkusuyla yaşamını idame etme derdine düşerken, egemenler “krizden” an az zararla ve rakiplerinden daha güçlü çıkma dalaşındalar. Hükümetlerin aldığı “ekonomik” önlemler tekellerin, holdinglerin ayakta kalmasına hizmet ederken, işçilere emekçilere ise virüse karşı açıklanan önlemlere sıkı sıkıya uyma uyarıları düşmektedir. Bu arada “ulusal birlik” çığlıkları yükseltilmekte ve yapılan çeşitli yardımlar milliyetçiliği körüklemek adına kullanılmaktadır. Sanki bu toplumda ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen sınıflar yokmuş gibi, “hepimizin” “aynı gemide” olduğumuz teraneleri yaygınlaştırılıyor. Forzalar (kürek mahkumları) ile gemi kaptanları ne kadar “aynı gemide” sayılırlarsa, işçi ve emekçilerle (kürek mahkumları) birlikte patronlar da (gemi kaptanı) ancak o kadar “aynı gemide” sayılabilirler.

Hükümetlerin aldığı ya da almadığı önlemlere karşı tavırlarda da farklı farklı yaklaşımlar kendisini gösteriyor. Kimileri durumdan tek veya esas sorumlunun andaki hükümet olduğunu, kimileri sorunun kaynağının sağlık sektörünün özelleştirilmesi olduğunu savunmakta ve çözüm için sağlık sektörünün kamulaştırılması talebini ileri sürmektedir. Büyük çoğunluğunun yaklaşımı sistem çerçevesinde kalan -anda kimi doğru önlemler alma yönlü taleplerini dile getirseler bile- reformizmin ötesine geçmeyen yaklaşımdır. Sorunun kaynağının kapitalist, sömürücü sistem olduğunu dile getirenler ise azınlıktadır. İşçi sınıfının iktidarda bulunmadığı koşullarda yapılan kamulaştırma, iflas etmekte olan şu ya da bu şirketi kurtarmaktan öte bir işe yaramaz.

Gerçekten de şu ya da bu virüse, pandemiye karşı mücadelede bu kadar hazırlıksız yakalanma ve buna karşı mücadelede bu kadar “çaresiz” olma durumunun temel kaynağı, bu sömürücü sistemin çıkış noktasının sağlık alanında da ne kadar kazanç sağlanacağı yaklaşımıdır. Bu düzende sağlık da metadır, alınır satılır bir şeydir! Hastaların iyileştirilmesi için çalışılmaz, tersine hastalar ilaç sektörüne ömür boyu bağımlı hale getirilir. Ne kadar sıklıkta doktora gitmek zorunda kalır ve ne kadar fazla ilaç alırsa o kadar da kar getirir. Bu durum sağlık sektörünün devlet/kamu sektörü ya da özel sektör olmasıyla değişmez. Kapitalist-emperyalist sistemde hem devlet/kamu sektörü hem de özel sektör aynı öze, kapitalist sömürücü öze sahiptir. Kar getirmediği yerde devlet kamu sektörünü özelleştirmektedir, ya da şu ya da bu tekeli koruma-kurtarma amacıyla özel sektörü devletleştirir.

Devletin sağlık sektöründe sorumluluğu üstlenmesi ve reform talepleri andaki durumu düzeltmeye hizmet edebilir ama sorunun kaynağını ortadan kaldıramaz. Kapitalist-emperyalist sistemde devletten halkın sağlığını koruması  sistemin özüne aykırıdır. Bu sistemde sağlığın örgütleniş amacı “önleyici” (profilaktik) değil hastalığın oluşumunu göz ardı eden ve işçi-emekçilerin hastalığın tedavisi için muazzam harcamalar yapılmasını bekleyen salt “tedavi edici” ilkedir. Bu devletlerden işçi ve emekçilerin beklentisi boşadır. İçinde yaşadığımız düzende kendi sağlığımızı korumak da kendimizin bir görevidir. Sağlık alanında da gerçek çözüm, çıkış noktası kar değil insan olan, sömürüyü ortadan kaldıran, insanların çalışma ve yaşam koşullarını sürekli iyileştirme amacına sahip olan bir düzen için, sosyalizm için mücadeledir.

SOSYALİST SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE SAĞLIK SİYASETİ

Sosyalist Sovyetler Birliği’nin halkın sağlığı alanında elde ettiği kazanımları kısa bir yazıda ortaya koymak mümkün değil. Bu nedenle de kendimizi sağlık alanındaki siyasette temel yaklaşımı özetlemekle sınırlıyoruz.

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi ile iktidara gelen Rusya Komünist Partisi (B) (SBKP(B)) devrimden sonra yenilediği programında, genelde sosyalizmin inşası görevlerinden biri olarak halkın sağlığını korumayı ve bunun için gerekli önlemlerin neler olduğunu ortaya koyar.

1919 yılı Mart ayında - 101 sene önce - bu görevler tespit edildiğinde teknik gelişmenin, hastalıklara karşı mücadelede bilimsel araştırmaların bugünküne göre çok daha geri düzeyde olduğu, aradan geçen sürede bilimsel olarak hastalıklara karşı mücadelede çok daha fazla imkanın olduğu da bilinçte tutulmalıdır.

Komünist Partisi’nin halkın sağlığını koruma siyaseti en başta hastalıkları engelleme, halkı hastalıklardan koruma temelinde yükselmektedir. Bunun için de hastalanmayı engellemek için geniş çaplı önlemler alınmasına öncelik verilir. Bu konuda somut görevler tespit edilirken, alınacak önlemlerin burjuva toplumu çerçevesinde mümkün olmadığı, özel mülkiyete ait eczanelerin, büyük şifahanelerin vb. işçi devleti tarafından ulusallaştırılmasının, kür/ tedavi merkezlerinin ve tıbbi kalifiye işçilerin çalışma yükümlülüğü vb. önlemlerin uygulanabilmesine imkan sağlayanın proletarya diktatörlüğünün kurulması olduğu açıkça ortaya konmaktadır.

Bu temelde de içinde bulunulan koşullarda sağlık alanındaki görevler tespit edilmektedir.

1) Sağlık işleri alanında emekçilerin çıkarlarına uygun etkin ve geniş çaplı önlemlerin alınması ve gerçekleştirilmesi:

a) Yerleşim birimlerinin sağlık kontrolü (toprağın, suyun ve havanın kontrolü); b) bilimsel ve hijyen temelde toplumsal beslenmenin örgütlenmesi; c) enfeksiyon hastalıklarının yaygınlaşmasını engellemeyi geliştirme önlemlerinin örgütlenmesi; d) bir sağlık kanununun oluşturulması.

2) Sosyal hastalıklara karşı mücadele (verem, zührevi hastalıklar, alkolizm vb.);

3) Vasıflı doktor ve tıbbi yardımın herkes için bedava gerçekleşmesini garanti altına almak.

Evet kendi cümlelerimizle aktardığımız bu yaklaşım sosyalist bir devlette halkın sağlığına hangi siyaset temelinde yaklaşıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Hastalıkların önlenmesi, hastalanılması durumunda da devlet tarafından tüm sağlık hizmetlerinin halka bedava sunulması.

Bununla birlikte halkın sağlığı için yapılanlar sadece doğrudan sağlık işleri alanıyla sınırlı değildir. Genel sağlık durumunun iyileştirilmesi, vücudun direncinin güçlendirilmesi, genelde çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi de, hastalıkları, hastalanmayı engelleme görevlerinin içindedir. İşsizliğin ortadan kaldırılması, iş emniyeti kanununun geniş çapta geliştirilmesi, anne ve çocukların çıkarlarının korunması, sovyet sosyal sigorta sisteminin sağlanması, halkın maddi refahının ve kültürel seviyesinin yükseltilmesi, geniş çapta spor ve beden eğitiminin geliştirilmesi vb. vb. tüm bunlar hastalıkları önlemede önemli rol oynayan toplumsal önlemlerdir.

Tüm bu önlemlerin gerçekleştirilebilmesi için de sağlık alanında bilimsel araştırmalardan, bilim insanlarının eğitilmesine, doktor, hastabakıcı ve tüm sağlık alanında çalışanların yetiştirilmesinden, hastanelerin, kliniklerin, laboratuvarların inşa edilmesine kadar birçok dalda ve alanda ilerleme, inşa etme vb. görevlerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin genel inşasına bağlı olarak sağlık alanında da hep ileriye doğru yol alındı. Sadece şehirlerde değil, köylerde, ülkenin ücra köşelerinde de halka sağlık hizmetleri ağının güçlendirilmesi gerçekleştirildi. İlaç ve tıbbi araç-gereçlerin üretimi, kısacası hastalıkların tedavisi için gerekli tüm malzemelerin üretimi de doğrudan sosyalist plan ekonomisinin bir parçasıydı.

Hastalara sadece hastanelerde bakılmıyordu. Hastaneler dışında en geliştirilen tedavi yeri polikliniklerdi. Hastaneler dışındaki hekim yardımının %72’sini oluşturuyorlardı. Doktorlar yerleşim alanlarında sadece hastaların değil, o bölgede oturan herkesin sağlığını kontrol ediyordu. Bu durumda doktorlar evlere gidip sağlık kontrolü yapıyordu. Fabrikalarda sağlık önlemleri için çalışma koşulları sürekli denetimlerle iyileştiriliyordu, çalışanların düzenli biçimde sağlık kontrolü yapılıyordu. Fabrikalar inşa edildiğinde, poliklinikler vb. de birlikte inşa ediliyordu.

Halkın sağlığının çıkış noktası olan bu siyaset temelinde yapılanlar bize bugün de sosyalizmin pratiğinde öğrenmek için örnektir. Savaş öncesi dönemle (1913) kıyaslandığında, 1934 yılında Sovyetler Birliği’nde ölüm oranı %44 oranında gerilemişti. Hastanelerde yatak sayısı 1941’de dört katına çıkmıştı. Aynı dönemle kıyaslamada ortalama yaşam süresi ise 1950’li yıllara geldiğinde 32 yıldan 64 yıla yükselmişti. O dönemin öldürücü salgın hastalıklarına karşı önlemler alınarak kolera, çiçek hastalığı, veba gibi salgın hastalıkların kökü kurutuldu, diğer salgın hastalıklar ise önemli ölçüde azaltıldı/ geriletildi. Kansere karşı mücadelede o döneme göre önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu konuda da esas ağırlık erken teşhis ve önlemeye verilirken, etkin bir tedavi için bilimsel araştırmalara özel önem verildi.

Kaba hatlarıyla özetlediğimiz Sovyetler Birliği’nin sağlık siyaseti ve uygulamaları, bize pratik olarak da halkın sağlığını koruma ve hastalıklara karşı mücadelede kapitalist-emperyalist düzenin tek alternatifinin işçilerin emekçilerin düzeni olan sosyalizm olduğunu, bunun gerçekleştirilmesi için de kapitalist devletin işçi sınıfı önderliğinde devrilip yerine proletarya diktatörlüğünün kurulmasının önkoşul olduğunu göstermektedir.

Covid-19 pandemisi, sınıfları, zengini-fakiri, şu ya da bu milliyeti ya da milleti tanımıyor! Ama işçiler emekçiler, virüse karşı kendilerini korumaya çalışırken kendi sınıf düşmanlarını tanıması gerekiyor. Esas düşman şu ya da bu virüs değil, sömürücü sınıflardır, onların iktidarını ayakta tutan, işçilere emekçilere baskı ve zulmü reva gören resmi temsilcileridir. Tüm kurumlarıyla burjuvazinin devletleridir. Kapitalist-emperyalist sistemdir.

Sağlığımızın geleceğini elde edebilmek için de, bu düzene karşı devrim mücadelesine sarılmak, insanlığı barbarlık içinde çöküşten kurtarmak için mücadeleyi yükseltmek, tüm işçi ve emekçilerin acil görevlerinden biridir.

“Büyük insanlığın” geleceği için tek alternatif sosyalizmdir, komünizmdir! Bunun için mücadeleye değer!

3 Nisan 2020

 

 

Paylaş