RIZA ÖRÜK’ÜN ÖLDÜRÜLMESİ VE “AJAN VE İŞBİRLİKÇİ”LERE KARŞI MÜCADELE

Rıza Örük, 22 Eylül’de Dersim Ovacık ilçesi Yaylagünü köyü kırsalında “ajan” olduğu iddiasıyla MLKP tarafından öldürüldü.

MLKP yaptığı açıklamada, “Sömürgeci faşist diktatörlük ile işbirliği yapan, bölge halkına ajanlığı dayatan ve arkadaşlarımıza karşı komplolar düzenleyen Rıza Örük isimli bir şahıs, 22 Eylül günü Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Sefkan köyü yakınlarında bir birimimiz tarafından cezalandırılmıştır.” ifadelerini kullandı.

(http://www.demokrathaber.org/guncel/ajan-iddiasiyla-oldurulen-riza-orukun-ailesinden-tepki-h90172.html)

Medyada Rıza Örük’ün Ovacık ESP temsilcisi olduğu haberlerinin yer alması üzerine, ESP yaptığı yazılı açıklamada Rıza Örük’ün kendileriyle bir ilişkisinin olmadığını açıkladı.

Rıza Örük ile ilgili internette bir araştırma yapıldığında, Rıza Örük’ün ESP’li olduğu, ESP adına basın açıklamalarına katıldığı, ESP adına konuştuğuna dair bilgi, görüntü vb. görülecektir. Ayrıca Ovacık ve köylerinde yaşayanlar sözlü olarak Rıza Örük’ün devrimci olduğunu, ESP’li olduğunu, Atılım gazetesi dağıttığını, basın açıklamalarında ESP adına konuştuğu bilgisini vermektedir. Bu bilgi ve görüntüler dikkate alındığında ESP’nin yaptığı “bizimle ilişkisi yok” açıklamasının gerçeği yansıtmadığı, doğru olmadığı görülmektedir.

Rıza Örük’ün ailesi, Rıza Örük’ün öldürülmesine tepki gösterdi/tepki göstermeye devam etmektedir. Rıza Örük’ün cenaze töreninde konuşan  kardeşi Ahmet Örük, ağabeyinin öldürülmesi ile ilgili şu tavrı takındı:

"Sorarım size? Birincisi, ağabeyim nasıl komplolar kurmuştur? İkincisi, ağabeyim kim ya da kimlere ajanlık dayatmıştır? Ağabeyim kimlerin ölümüne sebep olmuştur? Siz bunu nasıl öğrendiniz? Ne tür bir soruşturma yapıp, 15 dakika içerisinde nasıl katlettiniz? …

Örgüt kendi resmi sayfasında maddi delillerden yoksun bir şekilde ağabeyimi ajanlıkla suçlamıştır. Adımız kadar eminiz ki ağabeyimiz Rıza Örük suçsuzdur. Ağabeyimi katledenler şunu çok iyi bilsinler ki o onurlu bir insandır. Sorgusuz sualsiz kafasına tek mermi sıkıp başını toprağa düşürdüğünüz Rıza Örük’ün onurunu ve ismini lekeleyemezsiniz."

 (http://www.demokrathaber.org/guncel/ajan-iddiasiyla-oldurulen-riza-orukun-ailesinden-tepki-h90172.html)

Aile Susmuyor, Mücadele Ediyor…

Rıza Örük’ün ailesi, Rıza Örük’ün “ajan” olduğu iddiasıyla öldürülmesine tepki göstermektedir.  Mücadele etmekte ve kamuoyu yaratmaya çalışmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının, devrimci grupların tavır takınmasını talep etmektedir.

Örük ailesi Dersim İHD’de ve İstanbul İHD’de de basın toplantıları yapmıştır.

Basın toplantılarında aile Rıza Örük’ün “ajan” olmadığını, “ajan” iddiasını ileri süren örgütün iddiasını delillerle ispatlamasını, olayın açıklığa kavuşturulmasını, haksız ithamların kaldırılmasını, itibarının iade edilmesini talep etmektedir.

“Bizi bir nebze olsun rahatlatacak tek şey, bu cinayet kültürünün devrimci hareket tarafından mahkûm edilerek tarihin çöplüğüne gönderilmesi olacaktır.

Zira bu kültür egemenlerin kültürüdür ve Marksizm dışıdır! 

Biz ailesi ve yakınları olarak bu katlin fermanının hangi maddi delillerle verildiğini bilmek istiyoruz. Olayın üzerindeki sis perdesinin kaldırılmasında İHD, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin bir an önce üzerlerine düşeni yapmaları gerekmektir.” (Ailenin İHD’de yaptığı basın açıklamasından).

Ne yazık ki “ajan”lara karşı mücadele devrimci hareketin kanayan yarasıdır. Örük ailesinin mücadelesi, bu kanayan yaraya dikkat çekmekte, parmak basmaktadır. Şimdiye kadar onlarca insan “ajan” olduğu iddiasıyla devrimci gruplar tarafından öldürülmüştür.

İlk defa “ajan” olduğu iddiasıyla öldürülen bir insanın ailesi, susmuyor, sineye çekmiyor, haykırıyor, mücadele ediyor. Öldürülen kişinin “ajan” olmadığını, suçlayanlardan suçlamalarını ispatlamasını istiyor. “Bu tür infazların Marksist kültür ile alakası” olmadığını söylüyor. Örük ailesinin bu çığlığına kulak verilmelidir.

Biz Örük ailesinin mücadelesini önemsiyoruz. Bu mücadele sadece Örük ailesinin mücadelesi olmamalıdır. “Ajan ve ihbarcılara” karşı, devrimci saflarda doğru çizginin yerleşmesi için mücadele etmeliyiz. 

Örük ailesinin talepleri, mücadelesi haklıdır, desteklenmelidir. Bir insan “ajan” olduğu gerekçesiyle infaz edilmiştir. Bu insanın nasıl ajan olduğu, kimleri ihbar ettiği, kimlere zarar verdiği vb. delilleriyle şimdiye kadar ortaya konulmamıştır. Kaldı ki bir insan öldürüldükten sonra, “ajan” olduğunun ortaya konulması, detaylı açıklama yapılması da yeterli değildir. Hakkında “ajan“ suçlaması getirilen kişinin öldürülmeden önce, delilleriyle “ajan” olduğunun halk ile birlikte ortaya çıkarılması, ortaya konulması gerekir. Suçlanan kişi, “ajan”lık yaptığı iddia edilen alanda, yaşayan halk ile birlikte yapılacak açık toplantıda, kendisini savunma imkanına sahip olduğu bir ortamda yargılama yapılmalı, suç maddi delillerle ispatlanmalıdır. Bu yapılmadan halk adına karar alıp uygulamak yanlıştır.  

Halk ile yapılan açık yargılama sonucunda, bir kişinin “ajan” olduğu maddi delillerle tespit edilse dahi ölüm cezası uygulamak doğru değildir.

Çünkü ölüm cezası geriye döndürülemez bir cezadır. Ölüm cezasına çarptırılan bir insanın infazı ertesinde verilen ceza kararının yanlışlığı ortaya çıktığında düzeltme imkanı yoktur. Bu yüzden ölüm cezası, “yedi ölçüp bir keserek” verilebilecek bir ceza olup, savaş hali dışında savunulacak, uygulanacak bir ceza biçimi değildir.

“Ajan ve işbirlikçi”lere Karşı Mücadelede Doğru Tutum

Rıza Örük özgülünde, “ajan ve işbirlikçi”lere karşı devrimcilerin mücadele çizgisinin nasıl olması gerektiğini, dünya komünist hareketinin bu konudaki deneyimlerine dayanarak kısaca vurgulamak istiyoruz.

Komünistler, devrimciler ihbarcılara, ajanlara karşı mücadeleyi işçi ve emekçi kitlelerle birlikte yürütmelidir. Ajan ve ihbarcıların en geniş kitleler içinde teşhir edilmesi görevdir. Onların kitleler içerisinde teşhiri ve görev yapamayacak hale getirilmesi gerekir. Kitleler içinde tanınan, kitlelerin bildiği, kitlelerden tecrit edilmiş, kitlelerin sürekli takibi ve baskısı altındaki bir “ajan” bitmiştir, egemenler açısından hiçbir değeri, halk açısından hiçbir tehlikesi kalmamıştır. Komünistler, devrimciler ajan ve işbirlikçilere karşı mücadeleyi halk kitlelerinin mücadelesi haline getirmek zorundadır. Komünistler, devrimciler ajan ve işbirlikçileri halk içinde açığa çıkarıp, iş yapamaz hale getirmek için çalışmalıdır.  Bu konuda komünistlerin çizgisi budur.

Komünistler, uğruna mücadele ettikleri sosyalist toplumun ilkelerini, bugün kendi içlerinde uygulamakla yükümlüdür. Kendine komünist diyen, geleceğin toplumu adına konuşan örgütlerin adalet konusunda ilkel intikamcılığı savunma pozisyonlarına girmesi, gerçekte bu tavır içinde olanların komünizmden ne kadar uzakta olduklarının bir işaretidir. Bireysel öldürmeler, cezalandırmalar, halkın adaleti“ olarak lanse edilmektedir.   

Komünistler açısından sorun “işbirlikçilik-ajanlık”a karşı mücadelede tek tek birey ajanları öldürerek intikam almak değil, halkın en geniş yığınlarını “işbirlikçilik-ajanlık”ı yaratan ve kullanan sistemi yıkma mücadelesine kazanmaktır. Burada tek tek bireylerin halkın katılımı olmaksızın ve fakat halk adına ve intikam adına öldürülmesinin oynayacağı olumlu bir rol yoktur. Tersine, bu tavır, sınıf mücadelesini geliştirmek yerine, kitleler içinde bir yandan feodal intikamcılığın sürmesine hizmet ederken, diğer yandan kitlelerin bir bölümünü “devrimcilerin intikam alması”nı bekleyen pasif bir konuma sokar.

Halkın Adaleti

 “Halk adaleti” en baştan halkın en geniş katılımını içeren, mümkün olduğunca “suçlanan kişi”nin, suçunu işlediği alanda, bütün halkın katılımı ve oyunu öngören bir adalettir. Açıklık ve en geniş katılım “halkın adaleti”ni burjuvazinin adaletinden ayıran temel kıstaslardır. Halkın adaleti suçlanan kişiye, kendini en geniş biçimde savunma hakkı tanır. Suçlanan kişi hakkında en geniş katılımlı ve açık yargılama sonucu yargı kesinleşene kadar, suçlamaların haksız olabileceği varsayılır. “Halk adaleti” en geniş katılımı ve en büyük açıklığı öngördüğü için, onun gerçek anlamda uygulanmasının ön şartı halkın iktidarıdır. Bunun olmadığı yerde, “halkın adaleti”nden söz edip, bunu uyguladıklarını söyleyenler, gerçekte bu tavırlarıyla halkın adaletinin ne kadar uzağında olduklarını göstermektedirler.

Elinde silah olan, silahlı mücadele yürütme iddiası olan grupların, silahın gücüne dayanarak, “halk adına” kendilerine sorgucu/savcı/yargıç/infazcı görevlerini verip uygulaması bu “halk adaleti” adına da yapılsa, gerçekte hiç de devrimci olmayan yöntemlerin kullanılmasıdır. Burada “hak”, “adalet”, “güçlü” olan silahlı grup tarafından belirlenmektedir.

Bu gruplar; kitlelerden ve halk hareketinden bağımsız, kendi kendine, halk adına sorgulama-yargılama ve infaz etme yetkisi verip, bu yetkiyi kullanmaktadır. Buna da “halkın adaleti” denmektedir! Böyle “halk adaleti” olmaz!

Ölüm Cezası

İdam cezası günümüz dünyasında tartışılan bir konudur. Burjuva demokrasisinin hüküm sürdüğü birçok ülkede idam cezası kaldırılmıştır. İnsan Hakları Sözleşmelerinde idam cezalarına yer verilmemektedir. Tüm dünyada, idam cezalarının kaldırılması için mücadele yürütülmektedir. Kendilerine komünist diyenler sadece bugün değil, sosyalist toplumda da, savaş hali dışında idam cezasının olmayacağını programlarına yazmak zorundadır.

“Halk adaleti”ni savunanlar, burjuvaziden çok daha ileri halk adaletini savunmak zorundadır.  Ölüm cezasını adaletin aracı olan bir ceza olarak savunanlar, uygulayanlar bu cezayı verdikleri insanların suçu ve iflah olmazlığı konusunda en küçük bir kuşkuya yer bırakmayan bir kesin açıklığa sahip olmalı, suç kesin olarak kanıtlanmış olmalıdır.

Komünistler açısından sorun “işbirlikçilik-ajanlık”a karşı mücadele, tek tek ajanların öldürülerek intikam almak değil, halkın en geniş yığınlarını “işbirlikçilik-ajanlık”ı yaratan ve kullanan sistemi yıkma mücadelesine kazandırmaktır. Tek tek bireylerin halkın katılımı olmaksızın ve halk adına, intikam adına öldürülmesinin oynayacağı olumlu bir rol yoktur. Tek tek bireylerin öldürülmesi sınıf mücadelesini geliştirmek yerine, kitleler içinde feodal intikamcılığın sürmesine hizmet eder.

Devrim, sınıf adına öncü örgütün, “öncü“nün işi değil, işçi sınıfının, emekçi halk yığınlarının işidir. Devrimcilerin ölçütü sınıf adına devletle savaşmak değil, sınıf savaşımı için, sınıf mücadelesinde örgütlenmektir.

16 Ekim 2017

(Bu yazı Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinin 189. Sayısında yayınlanmıştır.)

 

Paylaş