RENAULT: “ARKADAŞIM YOKSA ÜRETİM DE YOK!”

2014 yılının Aralık ayında Türk Metal Sendikası, MESS ile yürüttüğü görüşmelerinin ardından 2014-2017 yıllarını kapsayacak şekilde üç yıllık Grup Toplu İş Sözleşmesi imzaladı. Daha önce 2 yıllık olan sözleşmelerin hem süresine hem de içeriğine isyan eden işçiler, çeşitli eylemlerle Türk Metal’i protesto ettiler. Eylemler sürerken, BOSCH fabrikasında çalışan işçilerin daha yüksek ücretlerle sözleşme imzalaması, Türk Metal’e bağlı diğer fabrikalardaki işçiler açısından bardağı taşıran son damla oldu. 2015 Mayıs ayı başında Türk Metal’e üye onlarca fabrikadan binlerce işçi üretimi durdurarak ve fabrikayı işgal ederek daha fazla ücret zammı ve Türk Metal’in gitmesi talebiyle direnişe geçti. Bu direniş süresince, direnişin fitilini de ateşleyen Renault işçileri en kararlı duruşu gösterdiler. Artık Türk Metal’in adını bile duymak istemeyen işçilerin hemen hemen hepsi birkaç ay içerisinde Türk Metal’den istifa ederek Birleşik Metal İş Sendikasına üye oldular. Toplam 6000 kişinin çalıştığı ve bunların 4800’ünün mavi yakalı olduğu işçilerden 600 tanesi bağımsız, 300 tanesi Türk Metal Üyesi olarak kalırken yaklaşık 3900 işçi de Birleşik Metal’e geçti. Bu gelişme sermaye sınıfı açısından kabul edilemez bir gelişme idi. Çünkü Türk Metal gibi, işçi düşmanı, patronu işçiye karşı koruyan bir ‘sendikanın’ varlığı, Birleşik Metal İş gibi işçinin sendikal haklarına daha fazla sahip çıkan, daha mücadeleci bir sendikanın varlığına tercih ediliyordu. Daha da önemlisi İşçilerin Türk Metal’den istifa ederek Birleşik Metal’e geçmesi, Türk Metal’e bağlı fabrikalarda uzun süredir rahatsızlık duyan fakat tehdit, baskı ve işten atılma korkusu ile harekete geçemeyen diğer işçiler açısından da cesaretlendirici olurdu. Böyle bir sonuç Türk Metal açısından sonun başlangıcı anlamına gelebilirdi. Sermaye açısından ise adına “iş barışı” dedikleri aslında işçilerin sendika seçme özgürlüğü dâhil her türlü hakkının baskı altında tutulduğu düzenin bozulması demekti.

Renault’ta işçilerin esasının Birleşik Metal’e geçmesi ile birlikte, işçilerin Mayıs direnişi sürecinde en önemli taleplerinden biri olan kendi temsilcilerini seçme talebi yeniden gündeme geldi. Diğer yandan asgari ücretin artışıyla birlikte ek zam talebiyle yeniden eylemlere başlayan Renault işçilerinin taleplerine kulaklarını tıkayan Renault yönetiminin tavrı karşısında işçiler eylemlerini daha da somutlaştırarak 9 Ocak’tan itibaren fazla mesailere kalmamaya başladılar. Her hafta Pazartesi ve Perşembe günleri yemekhanede ses çıkarma ve vardiya çıkışlarında toplu yürüyüş ve sloganlarla tepkilerini dile getirmeye başladılar. İşçilerin mesaiye kalmaması, üretiminin önemli bir bölümünü işçileri zorunlu mesaiye bırakarak gerçekleştiren Renault patronları için önemli bir kayıp anlamına geliyordu. Basına yansıyan haberlere göre işçilerin fazla mesaiye kalmaması nedeniyle tamamlanamayan arabalar fabrika bahçesinde bekledi.  

Yaşanan tüm bu gelişmelerin sonucunda Renault yönetimi, Birleşik Metal İşçileri Sendikasıyla görüşme talep etmek zorunda kaldı. Sendika yöneticilerinin yanı sıra işçi sözcülerinin de katıldığı sayısız toplantının ardından işçilerin ek zam talebi konusunda Renault patronları geri adım atmazken “Sosyal Diyalog Komitesi” adı altında temsilci seçimlerinin yapılması konusunda anlaşma sağlandı. Bunun üzerine sendika tarafından 29 Şubat 2016 tarihinde seçimlerin yapılacağı işçiye duyuruldu. Fakat diğer yandan Türk Metal rahat durmuyor, işçilerin birliğini kırmak, işçileri yıldırmak ve mücadeleyi bastırmak için elinden geleni yapıyordu.

Nitekim 10 Şubat 2015 tarihinden itibaren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca görevlendirilen müfettişler, işyerinde sendikalı işçilere baskı yapıldığı gerekçesiyle – kastedilen Türk Metal’e üye işçilerdir- sözüm ona denetim yaparak Renault işverenini baskı altına almaya başladılar. Zaten Renault patronlarının sendika ile yaptığı görüşmelerde kendileri açısından ek zam yapılabileceğini fakat bunun sadece Renault ile sınırlı bir mesele olmadığını, ülke politikası olduğunu ve buna uymak durumunda olduklarını söyleyerek aslında ‘biz zam yaparız ama izin vermiyorlar’  demek istediğini biliyoruz. Çünkü o ulusal politikaları belirleyenlerin esas korktuğu şey, bu talebin Renault ile sınırlı kalmayacak olması, dolayısıyla ‘ulusal ekonomi politikalarının’ - siz kapitalistlerin karları diye okuyun– zarar görmesidir.

Günlerce fabrikadan çıkmayan müfettişler seçimlerin yapılamayacağını söylemeye başladılar.

Ardından 15 Şubat günü Türk İş yönetimi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüştü. Hemen ertesi gün, 16 Şubat’ta Renault yönetimi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Gümrük ve Ticaret Bakanı ve müsteşarların katıldığı ve gün boyu süren bir toplantıya çağrıldı.

24 Şubat’ta, Türk-iş Başkanlar Kurulunu Bursa’da topladı. Aynı gün Türk İş valilik ve emniyet müdürlüğüne de ziyaretlerde bulundu.  Ardından, Türk-İş Başkanlar Kurulu adına Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Renault işçilerine mobbing yapılıyor diye bir basın açıklaması yaptı. Bu süre içinde Renault yönetimi, işçilerin temsilci seçimlerine katılmaması için çağrılar yapıyor, işten atmakla, cezalandırmakla tehdit ediyordu. 

Tüm bu gelişmeler işçilere yönelik kapsamlı bir saldırının habercisi idi.

Renault işçilerinin Birleşik Metal İş yöneticileri ile bir süredir her hafta Pazar günleri gerçekleştirdikleri ve gelişmeleri değerlendirip yol haritasını belirledikleri toplantılarının sonuncusu en sonuncusunda aldıkları kararlar ne yazık ki bu saldırıları cesaretlendirici rol oynadı.

Şimdiye kadar yapılan toplantılarda işçilerin ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceklerini ilan ettikleri işyerinde temsilci seçimlerinin yapılması, asgari ücret artışıyla birlikte ortaya çıkan hak kayıpları telafi edilene kadar fazla mesaiye kalmama ve haftanın iki günü vardiya çıkışlarında eylemlere devam edilmesi kararlarından geri adım atıldı.

28 Şubat Pazar günü yapılan toplantının sonuçları ile ilgili şu açıklama yapıldı:

“28 ŞUBAT 2016 Pazar günü yapılan Birleşik Metal-İş Renault UET Sözcüleri Kurulu sonuçlarıdır:

- Toplantıya 250’nin üzerinde Birleşik Metal-İş üyesi UET sözcüsü ve sendika üyelerimiz katılmıştır. Toplantıda ayrıca IndustriALL Renault sorumlusu Anne Marie Moreau da hazır bulunmuştur.

- 4 Şubat 2016 tarihinde Sendikamız, Renault şirketi ve IndustriALL heyetleri arasında yapılan son görüşmede mutabakat sağlanan “sosyal diyalog komitesi” seçimi konusunda şirket yönetiminin çeşitli baskıları bahane ederek sözünde durmaması sonucu yaşanan gelişmelerin fabrikada provokasyona açık hale gelen bir ortam oluşturduğu anlaşılmaktadır. Toplantıda söz alan UET sözcülerinin tamamına yakını bu provokasyon ortamına işaret etmiş, tuzağa düşmemek konusunda fikir birliği oluşturmuştur.

Bu doğrultuda ikinci bir karara kadar fabrikada üretimin normale dönmesine dair genel mutabakat sağlanmış ve şu kararlar alınmıştır:

1-Fazla mesailer konusunda;

• Hafta içi fazla mesailer serbest bırakılmıştır.

• Hafta sonları talep edilen toplu fazla mesailere (karoseri montaj imalatı) kalınmama kararı devam etmektedir.

• Mekanik ve Bakım departmanlarında normal çalışma düzenine (kaydırmanın kaldırılması) geçilinceye kadar fazla mesaiye kalmama kararı devam etmektedir.

• Üretim konusunda alınan kararlar, işverenin yaklaşımlarına göre gözden geçirilecektir.

2- Pazartesi ve Perşembe günleri vardiya çıkışlarında yapılan toplu yürüyüşlere ara verilmiştir.

3-Renault yönetiminin “sosyal diyalog komitesi” seçimleri konusunda vermiş olduğu sözden geri dönmesi tüm Renault işçilerinde büyük hayal kırıklığı ve öfke yaratmıştır. Renault yönetimi mavi yaka-beyaz yaka ayrımı olmaksızın, çalışanları gözünde güvenilirliğini yitirmiştir.

4- UET Sözcüleri Toplantımıza katılan IndustriALL temsilcisi Renault yönetimini verdiği sözleri tutmaya davet ettiklerini ve konunun her düzeyde takipçisi olacaklarını ilan etmiştir.

5- Ücret adaletsizliğinin giderilmesi ve temsiliyet konusunda talebimiz devam etmektedir. Bu konu önümüzdeki dönemde de Renault işçilerinin mücadele gündemi arasında yer alacaktır.

6- Pazartesi günü geceden başlanarak üç ekipte de vardiyalara toplu giriş yapılacaktır. Olası bir işten çıkarma saldırısına karşı yanıtımız 5 Mayıs’ta gösterilen irade olacaktır.

7- Bu kararların dışında yapılacak her türlü bireysel ya da grupsal çağrı Renault işçileri tarafından provokasyon girişimi olarak değerlendirilecek ve tedbir alacaktır.

Tüm Renault işçilerin ve kamuoyuna duyurulur

Birleşik Metal-İş Renault UET Sözcüleri Kurulu”

28 Şubat günü 24/8 vardiyası ve ardından 29 Şubat 08/16 vardiyalarında çalışan işçilerin vardiyaları Renault patronu tarafından iptal edilerek, üretim fiili olarak durduruldu. 29 Şubat sabahı öncü işçilerden 10 işçiye mesajlar gönderilerek iş akitlerinin fesih edildiği bildirildi. Bunun üzerine fabrika önüne gelen işçiler işten atmaları protesto ederek atılan arkadaşlarının geri işe alınmasını talep ettiler. 1 Mart sabahı ise içeri giren 8/16 vardiyası işbaşı yapmayarak üretimi durdururken fabrikanın önünde toplanan diğer işçiler eylemlerine devam ediyorlar. Biz bu yazıyı yazdığımız sırada işçilerin Mudanya karayolunu trafiğe kapattıkları ve bunun üzerine polisin saldırıya geçtiği haberleri geliyor.  Polisin biber gazı ile müdahale ettiği eylemde 15 işçinin gözaltına alındığı ve emniyette sorgularının devam ettiği yine medyaya yansıyan haberler arasında…

Renault işçileri anayasal hakları olan sendika seçme özgürlükleri ve insanca yaşanacak ücret için başlattıkları mücadeleyi sonuna kadar götürmek zorundadırlar. Ağır bedeller ödeyerek gelinen bu aşamadan sonra gösterilecek en ufak bir yılgınlık ya da geri adım, akbabalar gibi Renault işçilerinin başına üşüşüp bu mücadeleyi bin bir türlü oyun ile bastırmaya çalışan devletin ve onun sermaye sınıfının çok işine yarayacaktır. O nedenle Renault işçileri şimdiye kadar ileri sürdükleri taleplerinin kararlılıkla arkasında durmalı ve atılan arkadaşları işe alınıncaya kadar mücadeleye devam etmelidirler. Çünkü bu saldırı 10 işçinin işten atılması ile sona ermeyecektir.

Her kesimden işçi sınıfının Renault işçilerin bu onurlu mücadelesine sahip çıkması bugün her zamankinden daha önemlidir. 

1 Mart 2016

 

Paylaş