PANDEMİ DÖNEMİNDE  SERMAYENİN ÇÖZÜMÜ: “İZOLE ÜRETİM ÜSLERİ”

Azami kâr dürtüsü ile hareket eden kapitalizm açısından esas amaç, hangi şartlar altında olursa olsun, sömürünün devam etmesi, ettirilmesidir.

Koronavirüsü sürecinde, burjuva devletler tekellere çok ciddi ekonomik destek/teşvik verdi, vermeye devam ediyor. Bu desteğe rağmen pandemi sürecinde zorunlu olarak üretim gerilediği için emperyalist dünya ekonomik kriz yaşıyor.

Burjuva devletlerin pandemiye karşı attığı adımlar üretime en az zarar verme, üretimi mümkün olduğu kadar üst seviyede sürdürme, mümkünse artırma adımlarıdır.

Burjuva devletlerin destekleri/teşvikleri, işçilerin çalıştırılmaya devam ettirilmesi sermaye açısından yeterli olmuyor.  Onlar böylesi pandemi süreçlerinde de üretimin hiçbir şekilde kesintiye uğramadan devam etmesini, kârlarını arıttırmak, kârlarına kâr katmak istiyorlar.

Kapitalizm açısından insan yaşamının, ezilenlerin hayatının hiçbir değeri yoktur. İşçi ve emekçiler,  iş gücünü satabildiği ve kapitaliste artı değer sağladığı oranda değerlidir.

Koronavirüs salgını ile birlikte burjuvazi artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyor. Bu söylem geniş emekçi yığınları demagojik bir şekilde kandırmak dışında hiç bir anlam ifade etmiyor.

Biz de o zaman işçi ve emekçiler açısından neyin eskisi gibi olmayacağını soruyoruz. İşçi ve emekçilerin sömürülmesine son mu verilecek? Azami kâr uğruna tehlikeye atılmaları mı sona erecek? Ya da patronlara milyarlarca teşvik verilirken, işçilerin daha da yoksullaşmasının önüne mi geçilecek?

Hayır… Ezilen yığınlar açısından her şey eskisi gibi olacak. Hatta sömürünün dozu salgın sonrası biraz daha artacak. Salgın bahane edilerek her türlü örgütlenme ve hak arama mücadelesi baskı altına alınacak. Yığınlar işsizlikle korkutulup en kötüsüne razı edilmeye çalışılacak.

Burjuvazi sömürünün yeni yol ve yöntemlerini arıyor. Salgın dönemlerinde üretimin aksamasını istemiyor. Çünkü kapitalistler eliyle doğanın dengesinin her gün biraz daha bozulduğu bir dünyada salgın hastalıklar kaçınılmazdır. Bunu çok iyi bilen sermaye sınıfının önümüzdeki dönemde de olası bir salgın durumunda yeni yol ve yöntem arayışına girmesi anlaşılırdır.

Bu arayışlardan bir tanesi de “Üretim İzole Üsleri” olarak adlandırılan yeni üretim alanlarıdır. Bu üsler ile amaçlanan, olası bir salgın döneminde mümkün olduğu kadar üretimin aksamaması, üretime devam edilmesidir.

Basına yansıyan bir  habere göre Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), 7 yıl önce “orta ölçekli sanayi bölgeleri” olarak başlattığı projeyi koronavirüsü salgını nedeniyle “İzole Üretim üsleri”ne çevirdi.

MÜSİAD tarafından yapılan açıklamada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından, Çevre Bakanlığından ve Tarım Bakanlığından gerekli izinlerin alındığı belirtilerek, Türkiye’de açılacak dört üssün ilki 15 Haziran’da Tekirdağ’da açılacak. Diğer üç tanesinin İstanbul Hadımköy, Hatay Hassa ve Karadeniz’de kurulması planlanıyor.  İnşaatının tamamlandığı dev komplekste 1000 aile ve yaklaşık 4 bin 500 kişi yaşayabilecek.

Normal zamanlarda da üretim yapılabilecek bu üslerde, özellikle salgın dönemlerinde tamamen izole edilerek  fabrikalarda üretim devam edecek.

14 günlük karantinaların da uygulanabilmesi için ayrı ‘Lojistik Konuk Evi’nin olacağı üretim üssü, salgın dönemlerinde içeride çalıştırılan işçilerin gerçek dünya ile bağları kesilerek tamamen izole bir şekilde çalıştırılacaklar.

300 yıl dayanacak bir altyapıya sahip olduğu belirtilen üs, ayrıca 8,5 şiddetinde bir depreme de dayanıklı şekilde inşa edilmiş.

Türkiye’de, özellikle İstanbul’da olası bir depremde altyapı yetersizliği nedeniyle binlerce insanın binaların altında kalarak ölecek olması sermaye açısından hiçbir önem taşımazken, sömürünün kesintiye uğramadan devam edebilmesi için deprem dahil her türlü önlemin alınması konusunda hiçbir masraftan kaçınılmadığı görülüyor.

Bu “İzole Üretim Tesisleri”nde Bankalar, Kargo, PTT, yedek parça dükkanları, itriyat satış, market, restoranlar olacak. Tiyatro, sinema ve üretim müzesi bulunacak.

Kalifiye işçi yetiştirmek için üste meslek liseleri ve dengi okullar olacak. Bunlarla, hem eğitim verilecek hem de staj imkanları sağlanacak. Bunun için 1000 kişilik öğrenci yurtları planlanıyor.

Kadın işçilerin çalışmaya devam edebilmesi için site içinde kreş ve anaokulları inşa edilecek. Elbette bu hizmetler, diğer bütün hizmetlerde olduğu gibi ücret karşılığı verilecek.

Eczane, sağlık ocağı, tam teşekküllü bir hastane, olimpik yüzme havuzu, fitnes merkezi, basketbol, hentbol, voleybol sahası, hamam gibi tesisler bulunacak.

Ayrıca bir de cami olacak.

Görüldüğü gibi oldukça ayrıntılı bir planlama ile inşa edilmiş bu üslerde, üretimin hiçbir şekilde aksamaması için her ayrıntı düşünülmüş.

İşçileri bu tür alanlara kapatarak, onları izole ederek adeta 21 yüzyılın gerçek anlamda modern köleleri haline getirilmek isteniyor.

Dış dünya ile bağı kesilmiş bu işçilerin örgütlenme ve hak talep etme imkanı çok daha zor olacağından bu durum sömürünün boyutlarını daha da arttıracak. 

Hal böyle iken bugünlerde salgın bahane edilerek sermayenin çıkarlarının savunusunun şampiyonluğunu yapan sözde sendikacılardan birisi daha, Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci yaptığı açıklamada bu üsleri savundu!

Bir süre önce pahalı makam aracıyla gündeme gelen bu sendika ağasına göre, Korona virüs salgınının birçok sektörde üretime olumsuz etkisi, böylesi bir salgın durumunda izole bir üretim üssünün varlığının önemini ortaya koymuş!

Virüs nedeniyle üretimin sekteye uğramasından son derece rahatsız olan Değirmenci bu tür “yeni üretim modellerinin” (siz yeni sömürü alanları diye okuyun!) gündeme gelmesinden son derece memnun.

O kadar ki sermaye sınıfına akıl vermekten de geri durmuyor. Örnek olarak “İSDEMİR örneğinin yakından incelenmesini” istiyor.

Sermayenin çıkarlarını savunma konusunda birbiri ile yarışan ve sermayenin çıkarlarının açık savunucuları haline gelmiş olan bu işbirlikçilerin artık hiçbir açıklaması bizi şaşırtmıyor.

Bütün dünyayı etkisi altına alan salgın nedeniyle tüm dünyanın kapitalistleri bu süreçleri en az hasarla atlatmak için yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

Türkiye’de burjuvazinin de bu sürecin dışında kalması,  içinde bulunduğu koşullara göre yeni sömürü biçimlerine kafa yormaması  mümkün değildir. İzole Üretim Tesisleri denilen yeni sömürü biçimleri de bunun bir parçasıdır.

Sermaye, üretime, dolayısıyla sömürüye her koşulda devam edebilmek için bu adımları atıyor. Yoksa Yunus Değirmenci gibi satılmış sendika bürokratlarının göstermeye çalıştığı gibi, işçilerin sağlığını korumak için değil. Alınan izolasyon vs. tedbirleri de salgının mümkün olduğunca yayılmasını önleyip çarkların dönmeye devam etmesini sağlamak içindir. Kapitalistler için işçi ve emekçilerin sağlığı yalnızca bu açıdan önemlidir.

Görev her zaman olduğu gibi bu somutta da ihanetçi sendika ağalarına rağmen işçi ve emekçilere bu gerçeği görüp göstermektir.

16 Mayıs 2020

Paylaş