ÖLDÜREN DEPREM DEĞİL KAPİTALİST SÖMÜRÜ DÜZENİDİR!

İstanbul’da merkez üssü Silivri açıkları olan 5,8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremin ardından onlarca artçı sarsıntı oldu. Artçı sarsıntılar sürüyor.

Türkiye bir deprem ülkesi olup, dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer alıyor. Geçmişte birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına yol açacak depremler olacaktır.

Deprem haritasına bakıldığında, Kuzey Kürdistan/Türkiye topraklarının %92'si deprem bölgeleri içerisindedir. Nüfusun %95'i deprem tehlikesi altında, büyük sanayi merkezlerinin %98'i ve barajların %93'ü deprem bölgesinde bulunmaktadır.

Bu gerçeklere rağmen alınan tedbirler ve yapılan yatırımlar devede kulaktır.

Devletin beklenen büyük/yıkıcı Marmara depremine yönelik bir hazırlığı yoktur. Aşırı kâr hırsının temelini oluşturduğu sistem, deprem gerçeğini dikkate almamaktadır.

Deprem, önceden ne zaman olacağı bilinmeyen bir doğa olayıdır. İnsanlar doğa olaylarının olmasını engelleyemez. Ancak alınacak tedbirlerle, doğa olaylarının  insanlara zarar vermesi en aza indirgenebilir.
Türkiye’de depremin felakete dönüşmesinde temel sorumlu devlet, sömürü düzenidir. Azami kâr hırsının temel dürtü olduğu sömürü düzeni demirden-betondan çalarak, sağlam ve sağlıklı olmayan yapılaşmayı yaratarak depremlerin felaketli sonuçlara yol açmasına sebep olmaktadır.
Türkiye’de yıkıcı özelliğe sahip büyük ölçekli depremler defalarca yaşanmış olmasına rağmen, örgütlenmesi yapılmış, eğitilmiş yeterli kurtarma ekiplerinin olmaması, gerekli araç-gerecin hazır durumda bulundurulmaması, gerekli çabuklukta felaket alanlarına ulaşamamanın nelere mal olduğunu çok kez yaşadık. Normal zamanlarda hazırlık yapılmazsa, felaket günlerinde ah-u vah etmenin bir yararı yoktur.

Türkiye’de en önemli sanayi tesisleri depremden defalarca yıkıldığı bilinen bölgeye kurulmaya devam ediliyor. Sanayinin ucuz emek depoları olan işçilerin bölgeye akması teşvik ediliyor. Elverişsiz zeminleri ve verimli tarım topraklarını iskâna açarak insanların altında can verdiği beton blokların dikilmesine seyirci kalınıyor. Bunun için “imar barışı” yasaları çıkarılıyor. Kaçak yapılaşmayı teşvik eden sistem, bu ve bugüne kadar ki katliamların sorumlusudur. Öldüren deprem değil asalakların egemen olduğu kapitalist sömürü düzenidir.

Her afet, bir acil durum olarak başlar. Zamanında hazırlık varsa ve iyi yönetilir, kaynaklar yeterli olursa durum acil düzeyinde kalır. Ancak zamanında hazırlık yapılmaz ve iyi yönetilmez, kaynaklar yetersiz kalırsa olay felakete dönüşür. Bir dizi gelişmekte olan/emperyalist bağımlılık zincirlerinden kurtulamamış ülkelerde doğa olaylarının acil durumdan felakete sürüklenmesinin temelinde yatan da tedbirlerin alınmamasıdır.

Depreme hazır olma anlamında büyük şehirlerde toplanma alanları önem arz eder. Türkiye’nin en büyük şehirlerinde bu alanlar betonlarla kaplanmıştır. Şehirler betondan nefes alacak durumda değildir. İnşaat sektöründeki rant gözü dönmüş doğa katliamcılarına her türlü fırsatı sunmaktadır. Bu bağlamda ara sıra yapılan “biz İstanbul’a ihanet ettik” günah çıkarmaları aldatıcıdır.  
Mevcut asalak sömürü sistemi var oldukça, emekçi milyonlar için her doğa tahribatı felakete dönüşecektir.
Depremin öncelikle işçileri, emekçileri, yoksulları vurmasını engellemenin yolu, işçilerin emekçilerin devrimiyle, sömürü sistemini yıkmak, doğa ile uyum içerisinde, merkezinde insanın olduğu bir sistem kurmaktır.

26 Eylül 2019

 

Paylaş