NURETTİN DEMİRTAŞ’IN ERMENİ SOYKIRIMINA YAKLAŞIMI HAKKINDA

 Ermenilere yapılan soykırımdan 101 yıl sonra, Alman Parlamentosu,  2 Haziran 2016‘da Ermenilere yönelik soykırımı “soykırım” olarak tanımladı.  Alman Parlamentosu’nun aldığı karara karşı birçok çevreden olumlu/olumsuz tepkiler gelmeye başladı. Alman Parlamentosu’nun aldığı karardan yedi gün sonra, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eski Genel Başkanı Nurettin Demirtaş’ın  9 Haziran 2016’da, Yeni Özgür Politika gazetesinde “Ermeni milliyetçiliğinin Kürt düşmanlığı” başlıklı bir yazısı yayınlandı.

Nurettin Demirtaş, “Devletler tanısın ya da tanımasın bu soykırımın yaşandığından zerrece kuşku yoktur. Soykırımda Kürtlerin de kullanıldığı bir gerçektir“ açıklamasını yaptıktan sonra, esas meselenin “soykırım var mıdır yok mudur tartışmalarından ziyade, soykırım kurbanlarının anısına, yeni soykırımları önleyecek çalışmalar önem kazanmış bulunuyor” demektedir. N. Demirtaş, 101 yıl önce Ermenilere yönelik yapılan soykırımın gerçekliğini kabul ediyor. Hatta bu soykırımda “Kürtlerin de kullanıldığı”nın bir gerçek olduğunu belirtiyor! Demirtaş, Ermeni soykırımının yapıldığını kabul ediyor, ama esas meselenin “soykırım varmı dır yok mudur tartışmalarından ziyade”yeni soykırımları önlemenin daha önemli olduğunu belirtiyor. Geçmişte yapılan soykırımlarla yüzleşmeyenler geleceğe doğru yürüyemez.101 yıl önce yapılan soykırım ile bugün yapılacak, yapılabilecek soykırımları karşı karşıya konulması doğru bir tutum değildir.  

Soykırımın tarihi bir gerçeklik olarak kabul edilmesi önemli bir adımdır. Fakat Kürtlerin sorumluluğu sözkonusu olduğunda, Kürtlerin kullanıldığının belirtilmesi, soykırımda Kürtlerin oynadığı rolün küçümsenmesine yol açar. Kürt işçi ve emekçilerinin, köylülerinin soykırımdaki sorumluluğunun  kabul edilmesi ve bilince çıkarılması gerekir. Ermenilerden özür dilenmesi, diaspora Ermenilerinin başta Batı Ermenistan olmak üzere, soykırımdan önce yaşadıkları yerlere dönme ve yerleşme hakkının savunulması gerekir.

Ermeni katliamlarının yapıldığı her bölgede, o yörenin halkı katliamda yer almıştır. Bu tarihsel bir olgudur. Sorumluluk denince,  tüm Kürt ulusunun ya da Kürt ulusunun her ferdinin soykırımda yer aldığı ve sorumlu olduğu düşüncesi sözkonusu değildir. Sözkonusu olan Kürt ulusunun soykırımda yer alan kesimidir. Soykırımın yapıldığı bölgelerde  Kürtlerin büyük bölümü soykırıma katılmış, Osmanlı/Türk devletinin barbarlığına ortak olmuştur.

 Kürtlerin Ermenilere yapılan soykırımda yer aldığı tarihsel bir gerçektir. Bu tarihsel gerçekleri bir kenera bırakarak Ermenilere yapılan soykırımda Kürtlerin kullanıldığını söylemek, Kürtlerin oynadığı rolü hafifletmekten başka bir işlev görmemektedir. Ermeni ulusuna karşı bu tarihi gerçekliği, en başında Kürt ulusundan demokratların, devrimcilerin ve de komünistlerin kabul etmesi ve kendilerinin tarihi sorumluluklarına uygun davranması, tarihi görevleridir, sorumluluğudur. Buna uygun davranmayanların inkarcı, şövenist ve milliyetçi konumda oldukları asla unutulmamalıdır.

Devamla N. Demirtaş şöyle diyor: “Almanya gerçekten ne yapmak istiyor? Demokrasiyle alakaları olmayanların amaçları Türkiye’yi demokrasiye duyarlı hale getirmek olabilir mi? Yoksa Türk ve Ermeni milliyetçiliğini kızıştırma konsepti mi devrededir? Bunları hiç sorgulamadan Almanya’ya alkış tutmak aydın tavrı olamaz.”

Öncelikle şunu açıklamamızda fayda var:

Ermenilere yönelik soykırımında sorumluluğu bulunanların 101 yıl sonra soykırıma “soykırım” demeleri olumludur. Bu bağlamda, Alman Parlamentosu’nun aldığı kararı olumsuzlamak ya da kınamak bizim açımızdan söz konusu değildir. Almanya’ya alkış tutmakta bizim tavrımız olamaz. Alman Parlamentosu’nun aldığı kararın arkasında elbette emperyalist çıkar ve hesaplar vardır. Alman Parlamentosu’nun aldığı karar, Ermeni işçi ve köylülerinin çıkarlarını savunmak için alınan bir karar değildir. Alman Parlamentosu’nun 101 yıl sonra Ermeni soykırımına “soykırım” demesinin perde arkasında Alman emperyalizminin çıkarları yatmaktadır.  

N. Demirtaş, “Almanya ya da Ermeni devleti milliyetçilik üretmede diğer ulus-devletlerle aynı zihniyeti paylaşmaktadırlar” diyor. Ermenilere yönelik yapılan soykırımın esas sorumlusu Osmanlı/Türk devleti, İttihat ve Terakki iktidarıdır. Alman İmparatorluğu da soykırımda esas sorumlulardan biridir.  Alman İmparatorluğu’nun Osmanlı ile ittifakı ve yardımı olmasa idi soykırım gerçekleştirilemezdi! Bu anlamda N. Demirtaş, soykırımın mimarlarından biri ve Alman İmparatorluğu’nun devamı olan Alman devleti ile mağdur olan Ermenistan devletini aynı kefeye koymakta ve değerlendirmesini bu temel üzerinden yapmaktadır.

N. Demirtaş, KCK Eşbaşkanı Bese Hozat çok isabetli şekilde, milliyetçi-komplocu lobi faaliyetlerinin tehlikesine dikkat çektiğinde HDP içindeki aydınlardan bile negatif tepki geldiği akıllardadır” diyor! KCK eşbaşkanı Bese Hozat, Paris’te Sakine Cansız’ın katledilmesinin birinci yıldönümünde Fırat Haber Ajansı’na verdiği mülakatta şöyle demişti:

“Türkiye’de resmi devletin dışında bir de oluşan paralel devletler vardır. Mesela F. Gülen cemaati paralel bir devlettir. İsrail lobisi, yine milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir. Paralel devletlerin birbiriyle ortaklaştığı ciddi bir çıkar ilişkisi vardır. Paralel devletlerin resmi bir hukukları, anayasaları yoktur. Görünürde resmiyete kavuşmuş bir orduları da yoktur ama resmi olandan daha güçlü ve örgütlü bir güce sahiptirler.  Özel Harp Dairesi ve JİTEM gibi güçler paralel devletin vurucu güçleridir, şimdi buna resmi kimlikli emniyet, polis ve yargı güçleri de eklenmiştir. Bunların bağlı kaldıkları hiçbir hukuk ve kural yoktur. Tüm savaş kurallarını kendileri belirleyip uyguluyorlar, kimseye de bir hesap vermiyorlar. Paralel devletin korkunçluğu esas burada ortaya çıkıyor. Paralel devlet Gladyo devletidir, NATO destekli cemaatin ve lobilerin illegal devlet örgütlenmesidir. Asıl amacı, Türkiye’nin demokratikleşmesini engellemektir.” 

Bese Hozat’ın söylemlerini daha önce Abdullah Öcalan’da dile getirmişti. Öyle anlaşılıyor ki; N. Demirtaş’da Bese Hozat’ın söylemlerini onaylamaktadır. Bese Hozat, N. Demirtaş ve Abdullah Öcalan’ın söylemleri ile T.C. devletinin klasik söylemleri arasında benzerlikler vardır. Bir iddia ortaya atılıyor, ama bu iddia ispatlanmıyor, ispatlanamıyor. Paralel devlet yapılanmalarına Ermeni ve Rum lobileri ekleniyor. Güya bu paralel yapılanmaların zinciri NATO ve Gladio’ya kadar uzanıyor! Bu iddialar KKT’de Ermeni nefretini artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Ülkelerimizde kala kala 60 bin Ermeni kaldı. Ülkelerimizde azınlık konumunda bulunan ve müslüman olmayan azınlıkların düşman gösterilmesi ile Kürt sorunu çözülemez.

Abdullah Öcalan/Bese Hozat ve N. Demirtaş’ın Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Özel Harp, JİTEM, NATO gibi güç odaklarıyla ilişkilendirmesi   ciddi bir siyasi analiz sığlığına işaret ediyor. Kürt hareketinin, Anadolu’dan kökü kazınan halkların yaşadıklarına karşı ciddi bir hesaplaşma ve yüzleşme çabası içerisine girmek yerine, Ermeni ve Rum paranoyasına sarılması vahim bir durumdur. N. Demirtaş, Bese Hozat’tın “milliyetçi-komplocu lobi faaliyetlerinin tehlikesinden” söz eden açıklamasını kendisine rehber edinmiştir. Bugün T.C. devleti, Kuzey Kürdistan’da barbar savaş yürütmektedir. AKP hükümeti ülkelerimizde açık faşist terör uygulamaktadır. Demokratikleşmenin önündeki esas güç, sömürgeci devletin kendisidir. Bese Hozat, demokratikleşmenin önünde asıl engelin paralel yapılanmalar olduğunu belirtmektedir! Bu anlamda asıl hedef alınması gereken devlet aygıtı bir kenera konulmaktadır.

N. Demirtaş, Ermenistan cezaevlerinde yaşandığını öne sürdüğü bazı vakaları anlatıyor. Anlattığı olaylar doğru da olabilir. Demirtaş’ın anlatımları Ermenistan cezaevlerinden çıkan mahkûmların söylemlerine dayanmaktadır. Okuyucuların olayların gelişiminden haberi yoktur. Varsayalım ki, Ermenistan yetkilileri yanlış yapmıştır. Basit bir sınır ihlalinden dolayı insanların dört yıl hapiste tutulmalarının   anlaşılır bir yanı yoktur. Bugün Ermeni devleti eleştirilebilinir, eleştirilmelidir de. Her olay kendi özgülünde değerlendirilmelidir. Ermeni sınırını geçme sorununu, Ermeni soykırımı ile ilişkilendirmek ve bundan hareketle bir sonuca varmak doğru bir tutum değildir. N. Demirtaş,  Ermeni milliyetçiliğini eleştiriyor! Ama kendisi de milliyetçi söylemlere başvurmaktan geri kalmıyor!

N. Demirtaş, Ermenistan cezaevlerinden tahliye olan Kürt siyasi tutsakların anlatımlarına yer veriyor. Kürt tutsaklara,  ”gözaltı, mahkeme ve cezaevi süreçlerinde Ermeni yetkililer” şöyle demiştir:

“Hakkari taraflarında en küçük çocukları dahil birçok Kürt aileyi imha ettik, daha da öldürmeye devam edeceğiz. Ağrı, Van ve diğer yerleri elinizden alacağız!” Demirtaş devamla, “Boşuna bu sözü sarf etmedikleri son 30 yıl içinde yaşanan katliamlardan bellidir: Gerek PKK gerillası kılığına girerek, gerekse bizzat Türk komandoları adıyla yüzlerce cinayet işlendiği kayıtlıdır.”

Demirtaş açıkça Ermeni düşmanlığı yapmaktadır. Bu açıklamalar  iyi niyetle yapılmış açıklamalar değildir. 32 yıllık savaş süreci içerisinde, tüm katliamlardan sömürgeci devlet sorumludur. Sömürgeci devlet, katliamları planlamış ve yaptırmıştır. Güya Ermeniler Hakkari’de birçok Kürt aileyi imha etmiştir! Buradaki ima bile çok tehlikelidir. Kuzey Kürdistan’da  yaşanan katliamlarda “Ermeni milliyetçiliğinin” de payı olduğu, olabileceği anlamına gelecek böyle bir analizin olgularla hiçbir ilgisi yoktur. Türk komandoları veya PKK gerillası kılığına girerek yüzlerce cinayetin işlendiği kayıtlıdır denmektedir. Bu cinayetleri işleyen sömürgeci devletin ta kendisidir.  

Demirtaş, milliyetçi Ermenilerin Kürt düşmanlığından bahsetmektedir. Ancak bu düşmanlığı açıklayan somut bir veri sunmamaktadır. Elbette Ermeniler arasında Kürtlere sempati duymayan, hatta nefret eden milliyetçiler vardır. Kürtler arasında da Ermenilere sempati duymayan, nefret eden Kürtlerin sayısı az değildir. Ermeni örgütlerinin Kürtleri aşağılayan, eleştiren  kamuoyuna açıkladıkları bir açıklamaları varsa bu eleştirilmelidir.   Nurettin Demirtaş, Ermenistan sınırını kaçak yollardan geçerken yakalanan bazı Kürtlerin hapiste uğradıkları baskıları ve hakaretleri, Ermenilerin Kürt düşmanlığı yaptıklarının kanıtı olarak göstermektedir. Bu iddialar doğru olsa bile bunun Ermenilerdeki Kürt düşmanlığına kanıt olarak gösterilmesi yanlıştır.  

Sömürgeci devletin elindeki en etkili silahlardan biri Ermeni düşmanlığıdır. Ülkelerimizdeki işçi ve köylüler, 101 yıl önce Ermenilere yapılan soykırımın sorumluluğunda pay sahibidir. Ermeni düşmanlığı işçi ve emekçi yığınlar içinden sökülüp atılmadıkça, Kuzey Kürdistan/Türkiye’de çeşitli milliyetlerden proletaryanın enternasyonalist temelde birliği sağlanamaz. Ermeni düşmanlığının sökülüp atılması ise pratik olarak Ermeni soykırımının lanetlenmesi ve diasporadaki Ermenilerin Batı Ermenistan’a yerleşme haklarının tutarlı bir şekilde savunulması ile mümkündür.

Ermeni ulusundan işçilerin ve köylülerin Kürt/Türk ulusundan işçilere ve köylülere duyduğu güvensizlik, ancak Türk/Kürt işçi ve köylülerinin sömürgeci devletten değişik tavır takındıklarını göstermeleri temelinde ve ortak düşmana karşı ortak mücadele pratiği içinde ortadan kaldırılabilir. Bunun olmadığı yerde, Ermeni milliyetçiliğinin Ermeni işçileri ve emekçileri arasında taban bulması ve proletaryanın bölünmüşlüğünün derinleşmesi kaçınılmazdır.

27 Haziran 2016

Paylaş