LEYLA GÜVEN HAKLIDIR, TALEBİ KABUL EDİLMELİDİR!

DTK Eşbaşkanı, HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebi ile başladığı açlık grevinin 107. gününde. Aynı talep ile 54 hapishanede 300’ü aşkın tutsağın açlık grevi ise 69. gününde. Dünyanın çeşitli yerlerinde aynı talep ile açlık grevleri yapılıyor.

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit, T.C devletinin kendi yasalarına aykırıdır. Söz konusu Öcalan olunca yasa uygulanmamaktadır. Ailesi ve Avukatları ile görüşmesine izin verilmemektedir.

Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilen Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesi insani bir haktır. Bu insani hakkı devlet uygulamamaktadır. Bu insani hakkın uygulanması için onlarca insanın bedenini açlığa yatırması, mücadele etmesi görmemezlikten gelinemez.

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması talebi haklı bir taleptir.

Bu talep için mücadele etmek haklıdır, meşrudur.

AKP iktidarı, sömürgeci devlet; Leyla Güven’in açlık grevini görmezlikten geliyor.

Gözler kör, kulaklar sağır, diller lâl!

Leyla Güven’e destek, dayanışma eylemlerine izin verilmiyor. Dayanışma eylemleri faşist terör estirilerek engelleniyor.

EYLEM BİÇİMİ OLARAK AÇLIK GREVİ

Açlık grevi ve onun uç noktası olan ölüm orucu, hapishanelerde tutsak olan devrimciler tarafından çokça kullanılan bir eylem biçimidir.

Komünistler hiçbir mücadele biçimini ilkesel olarak reddetmezler. Bir mücadele biçiminin anda doğru veya yanlışlığını, sınıf mücadelesinin içinde bulunduğu konuma bağlı olarak ele alıp değerlendirirler. Her somut durumda, yapılan her eylemin, seçilen her eylem biçiminin doğruluğunun bir kıstası vardır. İşçi ve emekçi kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyinin yükseltilmesine azami katkı! Her somut durumda, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri devrime en çok yaklaştıran, onların bilinç ve örgütlenme düzeyini en fazla yükseltmeye hizmet eden eylem ve eylem biçimi doğru olandır. Komünistler açısından açlık grevi, sınıf mücadelesinin belli bir aşamasında bizzat kitlelerin mücadelesi içinde ortaya çıkmış olan bir mücadele biçimidir. Bu eylem biçimi ilkesel olarak reddedilemez! Belirli tarihi şartlarda, bu eylem biçimi komünistler tarafından da kullanılabilir. Ancak bu mücadele biçimini, diğer bir dizi mücadele biçiminden ayıran kimi temel özellikler var.

Açlık grevi, pasif bir direniş eylemidir. Açlık grevi, grev, işgal, miting, yürüyüş, silahlı eylem vb. eylemlerin tersine, eylemcilerin aktif değil, pasif direniş içinde olduğu bir eylem biçimidir. Bu eylemde, eylemin kendisi, eylemcinin yemek yemeyi, uç noktasında su içmeyi reddetmesidir. Eylemci, doğrudan kendine zarar verme yoluyla, belli taleplerini duyurmaya, bunları kazanmaya, devleti

–kendi kendine zarar vererek, uç noktasında kendini öldürerek– teşhir etmeye çalışmaktadır.

Açlık grevi, genelde öncelikle devrimci kamuoyuna değil, devrimci olmayan ve fakat hümanist konumda bulunan liberal, reformist kamuoyuna yönelik bir eylem biçimidir. Açlık grevi, eylemcinin kendini açlığa yatırarak, kendine zarar verme yoluyla sesini duyuran yapısıyla, öncelikle insani, acıma duygularına seslenen bir eylem biçimidir. Gerçekten devrimci olan kitlelerin harekete geçirilmesi açısından bu eylem biçiminin, aktif eylem biçimlerine bir üstünlüğü yoktur. Fakat bu eylem biçimiyle, aktif eylem biçimlerini desteklemeyen, insani acıma duygularıyla harekete geçirilebilen bir kesimi harekete geçirmek mümkündür. Bu kesim, siyasi olarak reformist, pasifist, sınıfsal konumu itibariyle liberal burjuvazi olarak adlandırılabilecek kesimdir.

Açlık grevi, genelde sınıf mücadelesinin çok geri olduğu, sınıf hareketiyle, komünist hareketin ayrı kulvarda yürüdüğü, devrimci örgütlerin, örgütlü güçlerinin çok zayıf olduğu ortamlarda gündeme getirilen bir eylem biçimidir. Açlık grevi, daha aktif eylem biçimlerinin mümkün olmadığı ortamlarda, bir anlamda andaki çaresizliğin, zayıflığın da dayattığı bir eylem biçimidir. Açlık grevinin genelde sınıf mücadelesinin geri olduğu şartlara tekabül etmesi, kuşkusuz sınıf mücadelesinin yüksek olduğu bir ortamda, bu eylem biçimi hiç kullanılmaz anlamına gelmez. Açlık grevi, daha çok zindan ortamında gündeme gelen, getirilen bir eylem biçimidir.

Açlık grevinin uç noktası olan ölüm orucunda, eylemci, eylemin hedefine varabilmek için taleplerinin muhataplarını kendi kendini açlık ve susuzlukla öldürmekle, “intihar”la tehdit etme durumundadır. Elindeki tek silah çıplak canıdır! Buradaki “intihar”, hayatın zorluklarından kaçış anlamında basit bir bireysel kurtuluş aracı olan intihar değildir. Burada söz konusu olan, sınıf mücadelesi içinde belirli amaçlara varmak için, canından başka hiçbir silahın kalmadığı noktada, o canı silah olarak kullanma anlamında bir “intihar”dır. 

Bu tipte bir “intihar”, muazzam büyük bir devrimci irade isteyen, muazzam bir devrimci kararlılık isteyen, saygı duyulması gereken bir edimdir! Yine de bir komünist ve devrimci açısından, bu tip bir “intihar” da, bir yanıyla çaresizliği ifade eder. Bu tip bir eylem biçimi, komünistler, devrimciler açısından bütün eylemler içinde, en son seçilebilecek bir eylem biçimidir.  

Faşist devlet açısından bir komünist/devrimcinin, bir yurtseverin ölümü, aslında bir tehdit değil, istenen, özlenen bir şeydir. Devletin özlemini kursağında bırakmak için, onlara inat bir gün daha fazla yaşamak ve bu yaşamda da devrim kavgasını sürdürmek gerekir. Devrimcinin, komünistin esas görevi; yaşamı temel alarak, mücadele ederek hâkim sınıflara verilebilecek maksimum zararı vermektir. Komünist için esas olan devrim mücadelesidir! Bunun için ölmek gerekiyorsa, ölünür de. Bilinçli bir tercihle hayatına son verme; hayatına son verme yoluyla sağır kulakları parçalama, insanları bu yolla sarsma, belli talepler uğruna mücadelede harekete geçirme vb. eylem biçimi olarak, başka hiçbir yol ve çarenin kalmadığı noktada düşünülebilir. Öyle durumlar olur ki, verili anda ölüm orucunda ölmekle hâkim sınıflara maksimum zarar verilir. O zaman, ölüm orucu da kişiye, örgüte tek doğru eylem biçimi olarak kendisini dayatır.

Açlık grevi ve ölüm orucu, komünistler ve devrimciler açısından ilkesel olarak reddedilmeyen ve fakat eylem biçimleri arasında en son tercihler sırasında yer alan, başka hiçbir eylem biçiminin uygun ve mümkün olmadığı şartlarda seçilmek zorunda kalınabilecek eylem biçimidir.

SINIF MÜCADELESİNİN DURUMU

Kuzey Kürdistan/Türkiye’de, bugün sınıf mücadelesi, oldukça geri bir seviyede seyrediyor. İşçi sınıfının var olan eylemleri, esasta düzen sınırları dışına çıkmayan, ekonomik reform talepleriyle sınırlıdır. Devrimin öznesi olan işçi sınıfı sendikal anlamda bile örgütsüzdür. Komünist hareket oldukça güçsüzdür. İşçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareket ayrı kulvarlarda yürümektedir. Devrimci hareket gerçekte kitlelerin dışında marjinal bir harekettir.

Kuzey Kürdistan’da devlet, AKP iktidarı savaş yürütüyor. Koyu faşizm uyguluyor.  Kitleler Kürt hareketinin bütün çağrılarına rağmen sokağa çıkmıyor, çıkmaktan korkuyor.  

HDP vekillerinin Leyla Güven’e destek için yapmak istedikleri yürüyüşe izin verilmedi.  Faşist terör, baskı, abluka ile vekillerin yürüyüşü engellenmeye çalışıldı.

Sınıf mücadelesinin, ulusal mücadelenin bu konumu, taktik belirlerken dikkate alınmak zorundadır.

LEYLA GÜVEN YAŞAMALI!

Sömürgeci, faşist devletin saldırılarına karşı tarafımız Leyla Güven’in yanıdır.     

Leyla Güven ve 300’ü aşkın tutsak, Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması talebi uğruna ölüme hazır olduklarını pratikte gösterdiler. Şimdi onların haklı taleplerinin mücadelesini sürdürmek dışarıdakilerin işidir.

Leyla Güven ve açlık grevi yapan yurtseverler, devrimci harekete, Kürt özgürlük Hareketine, arkalarından ağıt yakılacak  “şehît namirin” olarak değil, düşmana inat bir gün daha fazla yaşayarak, uzun soluklu mücadeleye, ilerde de katkıda bulunacak sağlıklı yurtseverler olarak gereklidir.

22 Şubat 2019

 

 

Paylaş