KURULUŞUNDAN BU YANA T.C’NİN YÖNETİM SİSTEMİ ÜZERİNE TEZLER

Anayasa değişiklik paketi üzerine yapılan tartışmalarda, değişikliklere karşı olan cephenin getirdiği bir argüman da Anayasa değişiklikleri sandıktan geçerse T.C’nin rejimin değişeceği argümanıdır. 
Bugün T.C rejiminin nasıl bir rejim olduğunu, rejimin değişip değişmeyeceğini anlamak için geçmişe gitmek, T.C’nin kuruluşundan bu yana kat ettiği mesafeleri kısaca irdelemek gerekiyor. Geçmişi bilmeden, bugün var olanı doğru yorumlamadan, gelmekte olanı doğru değerlendirmek mümkün değildir.

T.C’nin kuruluşundan bu yana sistem:
*Türkiye’de T.C devleti kurulduktan, 1925 Takriri Sükun Kanunu ile Kemalist diktatörlük iktidarını sağlamlaştırdıktan bu yana faşizm hüküm sürmektedir. Faşizm üstten, emperyalizmle işbirliği içinde olan asker, sivil bürokratik elit tarafından uygulana gelmektedir. Parlamenter demokrasi faşizmin, gerekli görüldüğünde yer yer kaldırılıp atılan maskesi olagelmiştir.
*T.C’nin “laik, demokratik, sosyal bir hukuk” devleti olduğu büyük bir yalandır.
T.C. hiçbir zaman gerçek anlamda laik bir devlet olmamıştır. T.C bir Müslüman devleti olarak kurulmuştur. Laiklik Anayasaya CHP’nin 1936’da yapılan Kongresinde programlaştırdığı 6 okun biri olarak girmiştir. Devlet bu Müslümanlığın da nasıl yorumlanacağını, devletin ilk ve en önemli kurumlarından biri olarak 1924 yılında kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlemiştir. T.C devleti içeriği Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından belirlenen Sünni İslam devletidir. Adına laiklik denen şey budur.
T.C hiç bir zaman demokratik olmamış, askerin doğrudan yönetime el koyduğu dönemler dışında üzeri yer yer parlamenter yönetim ile örtülmeye çalışılan faşist bir devlet olmuştur.
T.C hiç bir zaman sosyal bir devlet olmamış, bütün burjuva devletler gibi sosyalliği burjuvazinin çıkarlarını en iyi şekilde savunmak biçiminde anlamış ve uygulamıştır.
T.C hiçbir zaman bir hukuk devleti olmamış, hukuk her zaman burjuva devletin, onu anda elinde bulunduran kliklerin hukuku olmuştur.
*Türkiye’de 1946’ya kadar tek parti, tek şef -önce Ebedi Şef Atatürk, sonra Milli Şef İnönü- iktidarı vardır. Devlet, CHP devleti konumundadır. CHP’nin şefi, devletin şefidir. CHP’nin programı, devletin programıdır. Parlamento faşizmin üzerini örten ince bir şaldır. Bu dönemde uygulanan yönetim sistemi aslında şimdi AKP’nin yapmaya çalıştığına benzer alaturka başkanlık dönemidir.
*1946’da geçilen çok partili dönemde de tekçi 1924 Anayasasında özsel hiçbir değişiklik yoktur. Burjuvazinin ve toprak beylerinin bir bölümünün 1950’de “Yeter Söz Milletin” sloganıyla çoğunluğu kazanıp işbaşına geçen partisi DP döneminin ilk yıllarında burjuva demokrasisi yönünde atılan küçük adımlar kısa sürede durdurulmuş, DP’de kendi iktidarını verili faşist yapı ve yasaları kullanarak tahkim etme yolunu seçmiş, bu dönemde de millet egemenliği adı altında, parlamenter demokrasi maskeli faşizm sürmüştür.
*1960’da, DP’nin devlet bürokrasisini bütünüyle kendine göre dizayn etme ve bu arada Türk burjuvazisini büyütme adına yeni müttefikler arama çabaları, yerleşik Kemalist bürokrat elitin askeri darbesiyle karşılanmış, MBK adına iktidara el koyan askeri cunta parlamenter demokrasi maskesini geçici olarak yırtıp atmıştır.
*1960 cuntasının dikte ettiği Anayasa ile –çokça solun bir kesimi tarafından Türkiye’nin en demokratik Anayasası diye anılır- sivil, seçilmiş yönetimler resmen atanmış devlet bürokrasisinin en başta da askerin Anayasal vesayetine sokulmuştur.
*12 Mart 1971 muhtırası ile ordu,Türkiye’de iktidarın kimde olduğunu göstermiş, sivil seçilmiş siyasetin yönünü belirlemiştir. Parlamenter demokratik sistem denen sistem, gerçekte özünde merkezinde askeri bürokrasinin durduğu devlet bürokratik elitinin faşist sistemidir. Parlamento bu sisteme demokratik meşruiyet kazandırma işlevini gören ve her an vaz geçilebilir bir araçtır yalnızca.
-Bu 1980 12 Eylül askeri darbesinde bir kez daha görülmüştür. Burjuvazinin ihtiyaçlarını karşılamayan Parlamento beş general tarafından tatile çıkarılmış, partiler geçici olarak yasaklanmış, Cuntanın dikte ettiği 1982 Anayasası ile faşist düzene yeniden çeki düzen verilmiştir.
*Daha sonra da ordu ve yargı bürokrasisi eliyle parlamenter demokrasiye bir çok kez sınırları gösterilmiştir. 28 Şubat 1997 muhtırası ile Erbakan-Çiller hükümeti devrilmiş, 27 Nisan 2007 muhtırası sonrasında bir yargı hokkabazlığı ile Abdullah Gül’ün parlamentoda cumhurbaşkanı seçilmesi engellenmiştir.
*1982 Anayasası, onlarca kez değiştirilmiş olmasına rağmen, onun “Atatürk milliyetçiliği”ni temel alan, Türk olmayan milliyetleri tanımayan, hepsini zorla Türk milleti adı altında toplayan, “vatanı ve milleti ile bölünmezliği” değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez hüküm haline getiren tekçi, aşırı merkezci faşist özü olduğu gibi durmaktadır. AKP/Erdoğan yönetimi, özellikle 2010’dan bu yana tehdit altında gördüğü iktidarını koruma çabası içinde giderek artan bir şekilde bu faşist Anayasa’ya dayanarak faşizmi yoğunlaştırmaktadır. Özellikle 2015 Temmuz’unda Kuzey Kürdistan’da yeniden başlayan ve yoğunlaşan sömürgeci savaş, 2016 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin bastırılması, Türk ordusunun Suriye’deki savaşa doğrudan katılımı ile bu yoğunlaşma daha da koyulaşmıştır.
*Bugün Türkiye’de/Kuzey Kürdistan’da yaşanan süreç, burjuva demokrasisinden faşizme geçme süreci değil, bütün cumhuriyet tarihi boyunca süren, yer yer gerileyen faşizmin, yeniden bu kez sivil seçilmiş bir yönetim eliyle yoğunlaştırılması sürecidir. 
*Şu anda var olan sistem, gerçekte seçilmiş bir cumhurbaşkanının siyasi hiçbir sorumluluk taşımaksızın, hiçbir parlamenter demokratik yönetim sisteminde olmayan olağanüstü yetkilerle donatılmış olduğu ne idüğü belirsiz sistem olup başkanlık sistemine parlamenter sistemden daha yakın olan bir sistemdir. Uygulamada Erdoğan seçimlerde söz vermiş olduğu gibi,”yetkilerini sonuna kadar”, hatta sınırları yer yer aşıp,zorlayarak kullandığı bir başkanlık sistemidir.
*Bu sistemin açıkça alaturka başkanlık sistemine dönüştürülmesi ile, böyle kalması arasında, Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu ve AKP’nin ve mecliste hükümet çıkaracak çoğunluğa sahip olduğu sürece özde bir fark yoktur. Alaturka başkanlığın andaki duruma göre, Erdoğan açısından tek yararı, “Anayasaya aykırı hareket etme” suçlamalarının temelinin ortadan kaldırılması olur.
* Nisan ayında yapılacak referanduma sunulan Anayasa değişiklikleri ile T.C’de rejim değiştirilmiyor. Değiştirilmek istenen yönetim sistemidir. Türkiye’de hüküm süren burjuvazinin diktatörlüğü biçim değiştiriyor. Türkiye Cumhuriyetinin yönetimi merkezinde ordunun durduğu atanmış bürokrasinin elinden alınıp, seçilmiş sivil siyasetin eline verilmek isteniyor. Kağıt üzerinde var olan parlamenter sistem yerine alaturka bir başkanlık sistemi getirilmek isteniyor. Değiştirilmek istenen yönetim sisteminin burjuva demokrasisi ile ne kadar ilgisi varsa, getirilmek istenenin de ilgisi o kadardır. İkisi de tekçi, merkeziyetçi, şoven milliyetçi, ikisi de faşist.
4 Şubat 2017

 

Paylaş