Kurdistana Rojava’da gelişmeler...!

Kurdistana Rojava’da 1 Mart - 15 Nisan tarihleri arasındaki gelişmelerde öne çıkan bazı noktalar özetle şöyledir.

Kobanè merkezinin “İslam Devleti”nden (İD) kurtarılması ve devamında Kobanè Kantonu’na bağlı köylerin kurtarılması için İD’ye karşı saldırı operasyonlarının başlatılmasına ve de köylerin büyük bölümünün İD’den kurtarılmasına bağlı olarak çatışmalar, Cizıre Kantonu’na bağlı bölgelere kaymış durumdadır. Kobanè’nin Batı ve Güney cephelerindeki çatışmalarda, 15 Eylül 2014 tarihinde başlayan saldırılar öncesi sınıra kadarki bölgenin kurtarıldığı, YPG güçleri tarafından açıklandı. Buna rağmen yoğun olmasa da, bu cephelerde de yer yer çatışmalar yaşanmaktadır. Cizıre Kantonu’na yönelik tehditin ortadan kaldırılması amacıyla Til Hemis’in İD’den alınması sonrasında Til Berak başta olmak üzere birçok yerleşim alanı daha İD’den geri alındı. Andaki çatışmalar esas olarak Til Temir –Heseke arasındaki bölgede yürüyor. Genel olarak tespit yapıldığında İD’nin işgal alanlarının giderek azaldığı bir durum sözkonusudur.

Kobanè merkezindeki savaş şimdilik sona ermiş olsa da, YPG/YPJ güçlerinin Burkan El Fırat (Özgür Suriye Ordusu’nun mensupları) ile İD’ye karşı ortak savaşı sürmektedir. Aynı biçimde İD’ye karşı savaşta “uluslararası koalisyon” olarak da adlandırılan Anti-İD Koalisyonu ile de ortak davranma, birlikte hareket etme durumu sürüyor. İD’nin işgali altındaki yerleşim alanlarının geri alınması, aynı zamanda ABD emperyalizmi öncülüğündeki güçler tarafından gerçekleştirilen bombardımanlar sayesinde de gerçekleşmiştir.

Kobanè Kantonu’na bağlı köylerin daha tümüyle kurtarılmadığı bir ortamda YPG/YPJ güçlerinin Til Hemis ile başlayarak Cizıre Kantonu’na bağlı bölgede saldırıya geçmesi, İD’ye karşı uzun vadeli savaş açısından daha önemli olduğu gibi, aynı zamanda Kobanè’nin savunulması sürecinde gerçekleşen Anti-İD İttifakı ile ortak davranma siyasetinin, sadece Kobanè’nin savunulmasıyla sınırlı olmadığını da göstermektedir. İD esas düşman olarak ilan edildiğinden, İD’ye karşı olan herkesle birlikte –belirleyici güçler emperyalistlerdir- ortak hareket edilmektedir. Bu durumda haklı ve meşru bir mücadele –Rojava’da demokratik kazanımları savunma, işgale karşı mücadele-, İD’ye karşı olan emperyalist ve yerel gerici güçlerin “dost”, “demokrasi güçleri” vb. olarak gösterilmesi yanlış siyasetin üzerini örtmek için kullanılmaktadır.

Kürtlerin, somutta da PYD’nin emperyalist güçler tarafından muhatap alınması ve işbirliği yapması, herhangi bir sınır koymadan, kitlelere “büyük başarı” olarak sunulmaktadır. Burjuva siyaseti çerçevesinde bakıldığında bu tavır anlaşılırdır. PYD veya diğer muhatap alınan Kürt örgütlerinin siyasi ufku –tüm tersi iddialara rağmen- burjuva siyasetin sınırları dışına çıkmamaktadır. Sorun burjuva siyaset açısından “başarı” olarak görülen gelişmelerin, ezilen millet ve milliyetler ve emekçi kitlelerin kurtuluşu için mücadelede elde edilmiş olan demokratik kazanımları tehdit ettiği ve de ilerlemeyi engellediği sorunudur. Bu siyasetle uzun vadede ya Esad rejimi ile müzakerelerde “demokratik özerklik” talebi kabul ettirilir; bu durumda Esad rejimine karşı silahlı bir mücadele sözkonusu olmaz, ya da Esad rejimi bu talebi kabul etmez; bu durumda Esad rejimine karşı silahlı mücadelede emperyalistlerin koalisyonunun bir kara gücü olunur. Birinci durumda Rusya başta olmak üzere Esad rejimi destekleyicileriyle, ikincisinde ise başta ABD emperyalizmi olmak üzere Esad karşıtı güçlerle ortak davranma sözkonusudur. Bu konudaki gelişmelerin hangi yönde ilerleyeceğini zaman gösterecektir.

Kurdistana Rojava geneli ele alındığında Efrin Kantonu şimdilik savaşın yürümediği Kanton olarak tespit edilebilir. Fakat Efrin de her zaman tehdit altındadır. Özellikle Nusra Cephesi’nin İdlib’i ele geçirmesi bu tehditi, saldırıya uğrama olasılığını güçlendirmiştir. Yine de Nusra’nın Esad rejimine karşı mücadelede Kürtlere karşı da mücadeleyi şimdilik sürdürmek isteyip istemediği soru işaretidir. İki cephede mücadelenin işlerini zorlaştıracağı açıktır.

Kobanè’de esas mesele yeniden inşa, geri dönenlerin yaşayabilmeleri için gerekli olan ihtiyaçların karşılanması ve tüm bunlara ek olarak herhangi bir yeni saldırıya karşı savunmayı sağlamak vb. sorunlar ön plandadır.

Cizıre Kantonu’nda ise durum kısaca şöyle tespit edilebilir: Cizıre Kantonu’nun iç bölgeleri genelde sakin, çatışma olmayan yerler. Kenar bölgelerinde ise İD’nin saldırıları ve İD’ye karşı saldırıların, savaşın yaşandığı bir durum sözkonusudur. Cizıre ile Kobanè arasındaki bölgede İD ile savaş sürüyor. Tel Ebyad bu bölgede İD’nin Türkiye – Kuzey Kürdistan sınırında önemli merkezlerinden biri. Til Temir-Hesekè arasındaki bölgede yoğunlaşan çatışmaların yanısıra, Deyr el Zor, Tel Afer ve Şengal bölgelerinde de (Rojava ve Güney Kürdistan’da) İD ile çatışmaların sürdüğü bir durum sözkonusudur. YPG’nin Mart ayı bilançosuna göre Cizıre bölgesinde 1342 İD’li öldürülmüş, 61 YPG/YPJ’li de yaşamını yitirmiştir.

İD ile çatışmalar dışında Cizıre’de öne çıkan gelişmelerden biri yerel seçimlerin yapılmasıydı. 13 Belediye için planlanan seçimler, İD ile çatışmaların yürüdüğü Til Temir dışındaki bölgelerde, 13 Mart’ta gerçekleştirildi. Rojava Anayasasına göre seçimlerde parti ya da gruplar aday gösteremediği için, bireyler aday olabildi. Eşbaşkanlık sisteminden kaynaklı olarak da kimse belediye başkanı adayı olamıyordu. Her belediyede seçilen Belediye Meclisi üyeleri eşbaşkanları seçme durumundadır. Toplam 160 merkezde kurulan sandıklarda oy kullanıldı ve 306 meclis üyesi seçildi.

 

ÖNE ÇIKAN DİĞER GELİŞMELER!

Dergimizin 174. sayısında, sayfa 17’de değindiğimiz PKK ile KDP arasındaki çelişki bağlamında durum kısaca şöyledir. KDP’nin PKK’ye ve silahlı güçlerine (HPG) karşı kışkırtıcı propagandaya bağlı olarak PKK/KCK güçlerini Güney Kürdistan’dan çekip çekmemeyi tartıştıkları yönlü açıklama yapmıştı. PKK kaynaklı medya haberlerine göre Güney Kürdistanlı birçok güç, kişi veya kurum, HPG güçlerinin geri çekilmesine karşı çıkmıştır. Buna bağlı olarak da Cemil Bayık şahsında PKK/KCK HPG güçlerinin Güney Kürdistan’da kalacağını ilan etti. Bu ilan ama PKK ile KDP arasındaki çelişkinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. PKK’nin siyasetini savunanlar durmadan “Ulusal Kongre”nin gerçekleştirilmesini talep etmektedir. Fakat sözkonusu açıklamalar “Ulusal Kongre” temelinde birliği talep etmenin ve “ulusal birlikten” yana olmayı ifade etmenin ötesine geçmiş değildir. KDP’nin “Ulusal Kongre” düşüncesini gerçekleştirmesi ancak kendilerinin görüşlerinin kabulü temelinde mümkün görünmektedir. İstisnası ise ancak KDP’nin zorunlu kalması durumudur. Bunun için de beklenmedik gelişmelerin yaşanması lazım! Ortam Kürtlerin kendi aralarındaki birliği sağlamak için her zamankinden daha çok müsait olsa da, kısa sürede olacağa benzemiyor.

Bu çelişki kendisini Kurdistana Rojava’daki Kürt örgütleri arasındaki birleşme sorununda da göstermektedir. Hewler anlaşmasının gerçekleşmemesinin ardından, 2014 Ekim ayında Duhok’ta ortak hareket etme konusunda kararlaştırılan anlaşma da, özellikle Rojava’daki Barzani yanlıları örgütlerin tavırları nedeniyle hala gerçek anlamda uygulanmayan bir anlaşma durumundadır. Duhok anlaşmasına göre Rojavalı Kürt örgütlerin çatı örgütü olarak oluşturulan “Danışma Kurulu” sözkonusu örgütlerin tavırları sonucu, önce toplanamadı; daha sonra 2015 Şubat ayında toplandı ve “Danışma Kurulu” için tüzük oluşturuldu. Buna göre Kurul’da temsil edilen tüm örgütler tüzük çerçevesinde ortak davranacağını açıkladı. Olmadı! Sözkonusu ENKS içinde yer alan örgütler Cizıre’de yapılan yerel seçimlerin ertelenmesini talep ettiler, talepleri kabul edilmediğinden Kurul üyeliklerini dondurma kararı aldıklarını açıkladılar. Bu temelde de Rojava somutunda da Kürtler arası birlik gerçekleşmiş değildir.

Demokratik Toplum Hareketi (TEV DEM) oluşturacağını daha önce ilan ettiği “Demokratik Suriye Çözüm Projesi”ni Mart ayı ortalarında kamuoyuna sundu. Proje esası itibarıyla Rojava için savunulan siyasetin Suriye geneline uygulanmasıdır. Bu bağlamda proje burjuva demokrasisinin Suriye’de uygulanması için olumlu, demokratik bir projedir. Suriye devleti sınırlarında yaşayan halkların ulusal, dinsel haklarının savunulması, eşitlik istenmesi olumlu, ilerici taleplerdir. Buna rağmen burjuva sistemin sınırları içinde kalınmaktadır. Ulusların ayrı devlet hakkı, hem ayrılmaya karşı olmakla hem de federal ya da konfederal bir devlet yapısının reddedilmesiyle dıştalanmaktadır. Kendi içindeki çelişkiler bir kenara bırakılırsa, sonuçta istenen “Demokratik Özerklik”tir. Ve bu da Öcalan’ın daha önce savunduğu siyasetin yeniden savunulmasından başka bir şey değildir. Suriye’de askeri değil siyasi çözümden yana tavır takınılmaktadır.

Bu siyasi çözümden yana tavır kendisini uluslararası diplomaside de göstermektedir. Birincisi 26-29 Ocak 2015 tarihlerinde, Rusya’nın örgütlediği Moskova görüşmelerinin ikincisi 6-9 Nisan 2015 tarihlerinde yine Moskova’da gerçekleşti. Sözkonusu toplantıya yine formel olarak muhalefet temsilcileri bireyler olarak davet edildi. Toplam 38 kişinin katıldığı bilgisi verildi. Önceki toplantıda katılım 28 idi. Buna göre Muhalefet önce kendi arasında –BM’nin temsilcisinin de katıldığı görüşmelerde- toplandı. Ardından da Esad rejiminin temsilcileriyle görüşüldü. Moskova toplantılarının birincisine katılmayan “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu” (SMDK) ikinci toplantıya da katılmadı. Ama Suriye’de kitlesel bazı olan kesimlerin önemli bölümü toplantıda temsil edildi. PYD de, başta Salih Muslim olmak üzere birkaç temsilciyle toplantıya katıldı.

Muhalefetin kendi arasında yaptığı toplantıda, öncekinin tersine, PYD’nin demokratik özerklik modeli talebi muhalefet tarafından kabul edildi. Muhalefetin hazırladığı talepler, “çözüm modeli”, kimi basın haberlerine göre altı noktadan oluşan öneri, Esad rejimi temsilcilerine sunuldu. Buna göre siyasi bir çözüm Cenevre Anlaşması temelinde olmalı; askeri harekatlar, sivillerin takibatı ve şiddet son bulmalı; bunun yerine insani yardımlar ülkenin her yanında gerçekleştirilmeli; terörizme karşı mücadele, demokratik bir geçiş süreci ve siyasi tutsakların serbest bırakılması; her tür sansüre son verilmesi, Suriye’nin değişik bölgelerine karşı ekonomik ablukanın kaldırılması; ve ABD ve AB tarafından uygulanan ekonomik ve siyasi ambargoya son verilmesi vb. noktalar gündeme getirildi. Bu ortak tavır Esad rejimi temsilcilerinin karşısında pazarlık için yeni bir durumdu.

Toplantıdan herhangi bir kesin sonuç beklenmiyordu. PYD Eşbaşkanı Muslim’e göre bu toplantının tek kazanımı, muhalefetin tek ses olmayı başarmasıdır. Esad rejiminin çözüme yanaşmadığını belirten Muslim diğer şeylerin yanısıra şunları savundu:

“Artık bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Şimdi biz dostumuz olarak gördüğümüz Rusya’dan Suriye rejimini ikna etmesini bekliyoruz. Artık Rusya da Suriye rejiminde hiçbir yaklaşım değişikliği olmadığını ve Moskova’da toplanan muhalefetin savaşın bitirilmesi için ne kadar çaba sarfettiğini görmüştür. O nedenle şu andan itibaren müdahale edilecek taraf Suriye’dir.” (Yeni Özgür Politika, 11 Nisan 2015)

PYD’nin –aynı zamanda TEV DEM’in- siyasi çözüme yönelik tavrı, bunların Rusya’yı, Rus emperyalizmini “dost” olarak görüp göstermelerini beraberinde getirmektedir. Kobané’de ve genelde İD’ye karşı savaşta işbirliği yaptığı için ABD ve diğer Anti-İD Koalisyonu güçlerini “dost” görüp gösterenler, Esad rejimiyle siyasi çözüm için pazarlıkta rol oynayan Rus emperyalizmini de “dost” olarak görüp göstermesi, bunların burjuva siyasetini belgelemektedir. Kendilerini muhatap gören her kesimle işbirliğine hazır olan bu siyasetle nereye kadar gidileceğini ise, yine zaman ve gelişmeler gösterecektir.

15 Nisan 2015

Paylaş