KURDİSTAN

ROJAVA’DA GELİŞMELER!

Kurdistana Rojava’da 16 Nisan – 19 Haziran tarihleri arasındaki gelişmeler, “İslam Devleti”ne (İD) karşı mücadelede, PYD/PYJ ile Burkan El Fırat güçlerinin Anti-İD Koalisyonu ile oluşan ittifakın sadece Kobané’nin savunulmasıyla

sınırlı olmadığını yeniden ispatladı. Bu konudaki tek değişiklik, Kobané’yi savunmak için ittifaka doğrudan katılan Peşmerge güçlerinin Nisan ayı sonlarında Güney Kürdistan’a geri dönmesiydi. 150’şer gruplar halinde değişik tarihlerde Kobané’ye giden Peşmerge güçleri, Güney Kürdistan Yönetimi’nin aldığı kararla geriye döndü. Yapılan yazılı açıklamaya göre: “Kürdistan Bölge Başkanlığı ve hükümeti, Peşmergenin görevini sona erdirmeyi uygun görmüştür.” Bu karar, İD’ye karşı savaşın sona ermesi nedeniyle alınmamıştır. Kamuoyuna açıklanmasa da, bu kararın perde arkasında yatan esas neden, KDP/Barzani ile PKK arasındaki çelişkilerdir.

Bu çelişkiler kendisini bu sefer Duran Kalkan’ın “Güney Kürdistan, merkezi bir siyasi yönetim altında yaşayamaz, bir olamaz. Çünkü içinde birçok lehçe ve çok değişik halk toplulukları var. Güney Kürdistan’da merkezi diktatörlük yaşayamaz. Bu bölgeyi demokrasi birleştirir ve yaşatır. (...) Şengal, Kerkük, Germiyan, Duhok ve Süleymaniye de kendini yönetmelidir. Böyle olursa Kerkük de Kürdistan’a katılır.” (Hürriyet, 17 Nisan 2015) biçimindeki açıklamasıyla, Barzani’nin buna sert tepki göstererek, böylesi tavırları “millete ve vatana ihanet” olarak değerlendirmesi somutunda gösterdi. Barzani parlamento ve hükümete şu çağrıda bulundu: “Vatana ihanet içindeki bu oluşuma karşı uygun tedbirleri alın. Bu tür oluşumlar tehlikelidir. Bir daha aynı durumla karşılaşmamak için yasal ve resmi yolları uygulamaya koyun. Bu yöndeki açıklamaların yayılmasını engelleyin.(...) Böyle grupların Kürdistan’da varlık bulmasına izin vermeyin.” (aynı yerden)

KDP ile PKK arasındaki bu çelişki, Kürdistan’ın şu ya da bu parçasında bir Kürt devletine karşı takınılan genel siyasetlerinin ürünü ve sonucudur. Hemen her yazımızda ortaya koyduğumuz gibi PKK “özyönetim” ya da “demokratik özerklik” adını verdiği siyasetle bir Kürt, ulusal devletine karşıdır; Barzani ise, en azından şimdilik Güney Kürdistan’da merkezi Irak devletinden ayrı bir Kürt devletini savunmaktadır. Bu yönlü görüşünü Mayıs ayı başlarında Washington’a yaptığı bir seyahatte, “bağımsız Kürdistan” bağlamında kendisine sorulan soruya: “Seneye mi olur bilmiyorum ama bağımsız Kürdistan kesinlikle geliyor. Referandumumuz olacak ama şimdi IŞİD ile mücadeleyle uğraşıyoruz, o nedenle ertelendi ama yapılacak.” (Hürriyet, 8 Mayıs 2015) biçiminde yanıt vererek de yeniden dile getirdi.

Bu gelişmelere de bakıldığında son yıllarda hep yeniden gündeme getirilen “Kürtlerin birliği” ya da bunun için planlanan “Ulusal Kongre”nin gerçekleşmesinin çok zor olduğu görünmektedir. Bu durumda KDP ile PKK ve PYD arasındaki “birlik” esas olarak Anti-İD Koalisyonu üzerindeki İD’ye karşı mücadeleyle sınırlı kalmaktadır. İD’ye karşı Kurdistana Rojava’daki mücadele ise, Peşmergenin katılımı olmadan devam etmektedir.

DİPLOMATİK İLİŞKİLERDE “CENEVRE III”E DOĞRU...

Bilindiği gibi Suriye’deki savaşın sona erdirilmesi ve Esad’sız bir geçiş hükümetini sağlamak, özellikle ABD ve Avrupalı emperyalislerin ve TC’nin de desteklediği muhalefeti iktidara getirmek amacıyla, 30 Haziran 2012 ve 15 Şubat 2014 tarihlerinde Cenevre’de, “Cenevre I” ve “Cenevre II” adı verilen toplantılar yapılmıştı. Bu toplantılara özellikle ABD ve TC’nin itirazları sonucu Rojava’yı temsil eden PYD davet edilmemişti.

Kobané’yi savunma sürecinde, özellikle 2014 Ekim ayında ABD önderliğindeki Anti-İD Koalisyonu ile gerçekleşen ittifak ve Kobané’nin İD’den temizlenmesi, PYD’nin bu “dışlanmışlığına” son verdi. ABD’nin PYD’yi dıştalama tavrına son vermesinde, kuşkusuz ki, Suriye’de İD’ye karşı mücadelede, ABD’nin YPG/YPJ ve Özgür Suriye Ordusu’nun mensupları olan Burkan El Fırat’ın ittifaka dahledilmesi, uzun vadede Esad rejimine karşı kullanabileceği “kara gücü” yaratma hesabı da önemli rol oynamıştır. Karşılıklı çıkar ve hesaplar, ABD emperyalizmiyle PYD’nin (YPG/YPJ’yi de tabii ki) ortak davranmasını beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda da “Cenevre III” adıyla yapılması planlanan görüşmelere PYD’nin de davet edilmesinin yolu açılmıştır.

BM Suriye Özel Temsilcisi Steffan De Mistura, Nisan ayı sonuna doğru, Suriye rejimi ile muhalefet arasında 4 Mayıs’ta Cenevre’de müzakerelere başlayacağını açıkladı. Sözkonusu müzakerelerin “Cenevre III” için ön görüşmeler olduğu da vurgulandı. Görüşmelere PYD de resmen davet edildi. Aynı biçimde Demokratik Toplum Hareketi’nin de (TEV-DEM) toplantıya katılabileceği açıklandı. Önceki toplantılara davet edilmeyen İran da, bu sefer davetliler arasındaydı. Böylece Kahire ve Moskova’da yapılan toplantılardan sonra, PYD, BM tarafından da görüşmelerde yer alması gereken muhatap olarak kabul görmüş oldu.

Bu daveti PYD lideri Salih Muslim şöyle değerlendirdi: “Cenevre’ye davet edilmemiz çok olumlu bir gelişme. Rojava’daki direniş bizi bu toplantıya dahil ettirdi.” ve “Burada görüş alışverişinde bulunacağız. Bu toplantı, Cenevre3 için ön danışma toplantısı niteliği taşıyacak. BM’nin bizi toplantıya bizzat çağırması iyi bir izlenim veriyor. Buradan yola çıkarak Cenevre3’e de çağrılacağımızı söyleyebilirim.” (Yeni Özgür Politika, 30 Nisan 2015)

Sözkonusu görüşmeler 4 Mayıs’ta Cenevre’de başladı ve görüşmelerin 5-6 hafta sürdürülmesi planlanmıştır. İD ve El Nusra Cephesi gibi “terörist örgütler listesi”nde yer alan kimi güçler dışında, Suriye’deki savaşta öyle ya da böyle yer alan, rol oynayan güçlerin hemen hepsinin temsilcileri davet edilmiş ve görüşmelere katılmışlardır. Moskova görüşmelerine katılmayı reddeden, başta TC’nin ve kendisine “Suriye Dostları” adı veren güçlerin, Esad rejimine karşı desteklediği ve merkezi İstanbul’da bulunan “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu” da (SMDK) bu görüşmelerde yer almaktadır.

Sözkonusu görüşmeler, başta BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura olmak üzere diğer kimi “arabulucularla” davetli temsilciler arasında ayrı ayrı görüşmeler biçiminde gerçekleşiyor. Bu görüşmelerin sonunda Mistura’nın bir rapor hazırlayıp BM’ye sunacağı, buna göre de “Cenevre III” görüşmelerinin nasıl ve ne zaman yapılacağı, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon tarafından belirlenecektir. Esad rejimi ile muhalefet arasındaki en önemli çelişkinin, olası bir “geçiş hükümeti”nin Esad’lı mı Esad’sız mı olacağıdır. Bu noktada taraflar, esasında Esad rejimi ve destekleyen güçler –öncelikle Rusya ve İran- ile muhalefet ve muhalefeti destekleyen güçler –başta ABD ve TC olmak üzere tüm diğer destekleyicilerdir. Çelişkilere bakıldığında, hem, olursa eğer “Cenevre III”ün sarkması mümkündür, hem de olsa da temel çelişkilerin kısa sürede ortadan kaldırılması zordur.

Geçiş süreci sonrasının Suriye’si konusunda Kürtler için belirleyici olan ise, Rojava’nın özerkliğinin kabul edilip edilmemesidir. Salih Muslim, Suriye’de siyasi bir çözüm için kendi önerilerini BM’ye sunduğunu açıkladı. ABD resmen açıklamasa da Rojava’nın özerkliğine onay verme konumuna gelmiştir. Fakat Esad rejimine karşı olan güçler arasında bu noktada birlik yoktur. ABD ile TC arasındaki bu çelişki de varlığını korumaktadır.

BM öncülüğünde yürütülen bu diplomatik görüşmelerin dışında dikkat çekilmesi gereken konulardan biri de, “eğit-donat” adı verilen projedir. Anda doğrudan Rojava’daki durumla ilgili olmasa da, bu sorun, uzun vadede Rojava’yı ve PYD ile ABD, Anti-İD Koalisyonu ile ittifakı da ilgilendiren bir sorundur. Sözkonusu projenin Türkiye ayağı, başlıyor, başlayacak derken, ABD ile TC yönetimi arasında yürütülen pazarlıklar sonunda projenin başlatıldığı, Mayıs ayı sonlarına doğru resmen de açıklandı.

Perde arkasında yürütülen pazarlıklarda nelerin görüşüldüğü, hangi konularda uzlaşıldığı kamuoyuna yansıtılmadı. Ama, görünen odur ki, sözkonusu eğitilecek “paralı asker”i güçlerin öncelikle İD’ye karşı savaşması ve Esad’ın yerine konacak bir alternatifin oluşturulduğu kanaatine varıldığında da Esad rejimine karşı savaşa yönelmesi konusunda uzlaşıldığıdır. Öncelik neye ve kime karşı savaşa verilmesi gerektiği yönlü çelişki, sonuçta belirleyici olmaktan çıkmıştır. Çünkü taraflar –ABD ve TC- her iki güce karşı da savaşılması gerektiği noktasında birleşmektedirler.

İD’ye karşı tavırda ABD ile TC ilişkilerinde dikkat çeken bir tavır da, ABD Başkanı Obama’nın Haziran ayı başında Almanya’da yapılan G7 zirvesinden sonra yaptığı basın toplantısında takındığı tavırdı. İD’ye karşı mücadele konusuna değinen Obama, yabancı kökenlilerin İD’ye katılmasını engelleme konusunda önemli ilerleme kaydedildiğini tespit ettikten sonra, “Ama bu yeterli değil. Hala binlerce yabancı savaşçının önce Suriye’ye sonra da, çoğu zaman Irak’a gittiğini görüyoruz.” diye konuştu. Devamında ise, “Bunların hepsi önlenebilir şeyler değil, ama daha iyi bir işbirliği, daha iyi bir koordinasyon ve daha iyi bir istihbarat paylaşımıyla, Türkiye-Suriye sınırının daha iyi izlenmesiyle büyük bölümü önlenebilir.” (Yeni Özgür Politika, 10 Haziran 2015) tavrını takınarak TC yönetiminin bu geçişleri önleyebilmek için yeteri önlem almadığını, bu konuda TC ile işbirliğini derinleştirmek istediklerini açıkladı. Obama bu açıklamayı yaptığında YPG/YPJ ve Burkan El Fırat güçlerinin ABD önderliğindeki Anti-İD Koalisyonu’nun desteğiyle, İD’nin Rakka ile Tel Abyad (Gıré Sıpi) arasındaki iletişimine son vermede, İD ile savaşta birçok yerleşim alanını ele geçirdiği ve giderek Tel Abyad’a yönlendiği bir durum sözkonusuydu.

SAVAŞIN KISA GÖRÜNTÜSÜ...

15 Nisan 2015 tarihli yazımızı yazdığımızda İD ile çatışmalar Til Temir-Heseké arasındaki bölgede yoğunlaşmıştı. YPG/YPJ ve müttefiklerinin Cizıre Kantonu’ndan batıya ve Kobané Kantonu’ndan da doğuya doğru başlattığı saldırılarla yüzlerce köy ve yerleşim alanında İD güçleri kovuldu! Til Temir-Heseké arasındaki bölgede yürüyen çatışmalarda İD’ye darbe vuran önemli gelişmelerden biri, Evdileziz (Kezvan) Dağı’nın 20 Mayıs’ta ele geçirilmesi ve İD güçlerinden temizlenmesiydi. YPG/YPJ güçlerince buranın önemi, hem İD’nin önemli bir üssü olması, hem de Rakka’dan Şengal’e -Musul’a vd.- takviye yolunun buradan kontrol edilmesi olarak açıklandı.

Evdileziz Dağı’nın ele geçirilmesinden sonra İD’ye karşı savaşan güçler, Cizıre ve Kobané arasındaki bölgede, özellikle de Rakka ve Tel Abyad yolu üzerinde bulunan Mebruka’ya yöneldiler. Mebruka, Rakka ile Tel Abyad arasındaki en önemli durak olarak tanımlanmaktadır. İD’nin iletişim ve ikbal hattı olmasının dışında, bir de Rakka barajından elde edilen enerjinin dağıtım merkezinin Mebruka’da olması da, buranın ele geçirilmesini önemli kılıyordu. Verilen bilgilere göre 26 Mayıs’ta Mebruka ele geçirilmiş ve böylece İD güçleri Cizıre Kantonu’ndan kovulmuştu.

Mebruka’nın ele geçirilmesinin ardından açıklama yapan YPG Genel Komutanlığı, diğer şeylerin yanısıra şunları da söyledi:

“Kürt, Arap, Süryani, Asuri bileşenler, dost örgütler ve Asayiş güçlerinin katıldığı, DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyonun önemli katkılarda bulunduğu bu hamlemizle güçlerimiz, DAİŞ çetelerine bugüne kadarki en ağır yenilgiyi yaşatmıştır.” (Yeni Özgür Politika, 28 Mayıs 2015)

Mebruka’nın ele geçirilmesiyle Tel Abyad’a giden yolun da açıldığı yapılan tespitlerde yer aldı. Medyaya yansıyan haberlere, Cizıre ve Kobané kantonlarının birleştirilmesinin ve böylece İD’nin Tel Abyad üzerinden Türkiye-Kuzey Kürdistan sınırıyla bağının sonlandırılması amacıyla savaşıldığı düşüncesi net biçimde yansıyordu. Tel Abyad’a ulaşmak için önemli bir engel olarak değerlendirilen Süluk ele geçirildikten sonra 14 Haziran’dan itibaren sıra Tel Abyad’a geldi ve 15 Haziran akşamı Tel Abyad’ın da ele geçirildiği açıklandı.

Böylece Cizıré ve Kobané kantonları birleştirildi ve bu bölgede İD’nin Türkiye-Kuzey Kürdistan ile sınır kapısı komşuluğuna son verildi. İlk bakışta karşımıza çıkan bu olgu, hem İD’ye karşı savaşta, hem de Batı Kürdistan’ın bütünleşmesinde önemli sonuçlara yol açacak bir gelişmedir.

TC’nin yöneticileri, daha şimdiden bu gelişmeden çok rahatsız olmuş, Kürtlere yönelik düşmanca tavrını bir kez daha sergilemiştir. Buna rağmen önümüzdeki süreçte Kobané ile Efrin’in de birleştirilmesi durumunda -ki İD’nin Türkiye-Kuzey Kürdistan sınırı ile temasını sona erdirmek ya da en aza indirmek için; ve de Rojava’nın kantonlarını birleştirmek için bunun gündeme gelmesi mümkündür-, TC’nin Rojava Kürtleriyle işbirliği içinde “tampon bölge” vb. oluşturmaya yönelmesi olasılığı varsayılabilir olasılıklar arasındadır.

Senaryolar, tahminler ortalıkta cirit atıyor. Cizıré ve Kobané kantonlarının birleştirilmesinin hangi sonuçları beraberinde getireceği konusunda çokça tahminler, değerlendirmeler yapmak mümkündür. Yazımızı uzatmamak için, çok yönlü ve karmaşık olan bu tahmin ve değerlendirmeleri şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Olasılıkların nasıl ve hangi yönde gelişeceğini ise, önümüzdeki süreç hepimize gösterecektir....

Paylaş