KRİZDEN KURTULUŞUN TEK YOLU: KAPİTALİZMİ YIKMAK!

Devrevi ekonomik krizlerde yeni devre

Türkiye’de ekonomik gelişme verileri 2018’in son çeyreğinden itibaren yeni bir kriz devresine girildiğini gösteriyor.

2008’in üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yeni bir kriz devresine girmişti. Bu kriz devresinde, 2009’un dördüncü çeyreğinden başlayarak 2018’in son çeyreğine gelene dek hiçbir zaman iki çeyrek üst üste ekonomik küçülme yaşanmadı. 2008’in son çeyreğinde Türkiye’de ekonomi %3 küçüldü. 2016’da darbe ertesindeki üçüncü çeyrekte de bir küçülme yaşanmış, fakat bir sonraki çeyrekte ekonomi kısa sürede toparlanmış, bir yıl öncenin aynı dönemine göre %4,2 büyümüştü. 2018’in son çeyreğindeki küçülmenin bundan farkı şu idi: Aynı yılın üçüncü çeyreğinde büyüme hızında yoğun bir gerileme yaşanmış, %1,8’lik büyüme ile son on yılın ortalamasının çok altında bir oran yakalanmıştı. Ve bu gerileme artık kendini açık bir eğilim olarak gösteriyordu. Küçülmenin bu kez 2018’in dördüncü çeyreği ile sınırlı kalmayacağı, yeni bir kriz devresinin başında olduğumuz belli idi. Nitekim 2019’un birinci çeyreğinde de ekonomi küçüldü. TÜİK verilerine göre 2019’un ilk üç ayında ekonomi (üretim yöntemiyle GSYH verilerine göre) % - 2,6 küçüldü. (Detaylar için bkz. : TÜİK, GSYH sonuçları, I. çeyrek: Ocak-Mart 2019)

Böylece 2009‘un dördüncü çeyreğinden bu yana ekonomi ilk kez üst üste iki çeyrekte küçülüyordu. Bu devrevi kriz açısından, Türkiye’de ekonominin 2018 dördüncü çeyreğinden itibaren yeni bir kriz devresine girdiği anlamına geliyor. Bugünkü veriler temelinde Türkiye’de ekonominin küçülmesinin 2019 ikinci ve üçüncü çeyreğinde de süreceğinden, 2019 yıllık büyümesinin de negatif olacağından, yani yıl bazında da küçülmenin olacağından yola çıkabiliriz. 

Aslında küçülmenin oranı anda görünenden çok daha büyük olabilirdi. Bunun böyle olmamasının, küçülme oranının relatif düşük olmasının 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Genel Seçimleri; ardından 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri; ardından 23 Haziran 2019’da yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi dolayısıyla sürdürülen seçim ekonomisi ile bağı var. Seçimler dolayısı ile –enflasyonun şişmesi pahasına– bol kepçe seçim hediyeleri dağıtıldı. Örneğin hızla artan işsizliğin seçimlere birebir yansımaması için açılan “istihdamı destek” paketleri ile patronlara ilk altı ay ücreti devlet tarafından karşılanan ek işçi çalıştırma imkânı sağlandı. Yeni istihdamda patronların devlete ödemesi gereken kesintiler 1 yıl boyunca onlara hediye edildi. Çiftçilere doğrudan destekler önemli ölçüde arttırıldı. Asgari ücret görüşmelerinden –sonuçta ölmeye çok/yaşamaya az olmasına rağmen– geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında relatif yüksek bir sonuç anlaşması çıktı. “İmar barışı” adı altında bir sürü kaçak bina, düşük bir ödemeyle legalleştirildi. “Servet Barışı” adına yurtdışından Türkiye’ye döviz aktaranlara “kaynak” sormaktan vaz geçildi vs. vs. Bütün bunlar vb. tedbirlerle geliyorum diyen ve aslında önemli ölçüde kurdaki spekülatif oynamalarla da derinleşme eğilimi içinde olan ekonomik kriz, suni olarak ertelenmeye çalışıldı. Fakat sonuçta yüksek borçlanma/yüksek faiz ile, ”yüksek büyüme” modelinde denizin sonuna gelindiği 2018’in dördüncü çeyreğinde kendini dayattı.

Aslında burjuvazi, onun bugünkü MHP destekli AKP hükûmeti, bu gerçeği çoktan görmüş, bu ekonomi politikasından, bir başka politikaya geçeceğini, “Orta Vadeli Plân”, “Yeni Ekonomi Programı” diye adlandırdığı ekonomi plânı ile açıklamıştı.  Biz daha önce bu plân ve programlar üzerinde durmuş olduğumuz için (Bkz.: Çağrı sayı 190 “AKP Hükümetinin 2018-2020 Orta Vadeli Plânı Üzerine” ve Bkz.: Çağrı sayı 195, “Yeni Ekonomi Programı” YEP Üzerine) buralarda söylediklerimizi tekrarlamayacağız. Fakat bu belgelerde açık olan bir şey vardır. Bu belgelerde açık olarak verili ekonomi politikası yolun sonuna gelinmiş olduğu, bunun sürdürülemez olduğu bizzat siyasetin merkezi üreticisi ve uygulayıcısı olanlar tarafından tespit edilmektedir. Burada tabii şu soru gündeme geliyor: Peki bunu tespit edenler ekonomi politikasını değiştirme yönünde ciddi bir adım attılar mı? Bu sorunun cevabı hayır! Peki neden? Bu sorunun cevabı da açık aslında: Çünkü bu alanda bir politika değişikliği, kısa vadede “yüksek büyüme”den vaz geçme, ekonomik daralmayı göze almayı gerektiriyor. Bunun sonucu işçiler ve emekçiler açısından işsizliğin ve yoksulluğun artması, hükûmete karşı tepkinin büyümesidir, seçimlerde oy kaybıdır. Fakat Türkiye neredeyse Nisan 2018‘den bu yana bir seçim atmosferinde yaşıyor. Bu yüzden OVP ve YEP’de yazılıp çizilenler, patronlara geçilen kıyaklar dışında, esas olarak yazılı oldukları kâğıtlarda kaldılar. Sanayide yüksek teknolojiye geçmek yönünde atılan adımlar yalnızca savaş sanayi dalında oldu. O da yürütülen savaşlarda şimdiye kadar “stratejik müttefik” denilenlerin, ABD’nin ve NATO’nun verilen sözleri yerine getirmemesi, satın alınan silahları bile teslim etmeme tehditleri sonucu, zorunlu olarak oldu.

 

Büyümenin motorları stop

Yeni bir devrevi ekonomik kriz devresine girilmiş olunan noktada ekonominin değişik dallarında durum ne?

Sanayinin bütün dalları birlikte ele alındığında 2017 yılında yıllık olarak %9,1 oranında büyümüştü. 2018 yılında bu büyüme hızı istikrarlı olarak düştü. Dördüncü çeyrekte büyüme %-6,4 oldu. Yani sanayi alanında yılın dördüncü çeyreğinde %6,4’lük bir küçülme yaşandı. 2018’in tümü ele alındığında sanayide büyüme, bir önceki yıla göre %1,1 idi. Bu, 2018‘in %2,6’lık büyümesinin çok gerisinde bir büyüme idi. 2019’un ilk üç ayında da küçülme sürdü. İlk üç ayda sanayi bir önceki yılın ilk üç ayına göre %4,3 küçüldü.

Sanayinin ağırlığını oluşturan imalat sanayinde aynı dönem rakamları şöyle idi:

2017 yıllık büyüme oranı %9,1

2018 yıllık büyüme oranı %1,1

2018 dördüncü çeyreğinde büyüme oranı %-7,4

2019 birinci çeyreğinde büyüme oranı %-4,7

Bütün AKP iktidarı döneminde büyüme rakamlarının en yüksek olduğu inşaat alanında aslında krize diğer alanlardan daha önce, 2018’in üçüncü çeyreğinden itibaren girildi.

İnşaat sanayiinde dönem rakamları şöyle:

2017 yıllık büyüme oranı %9

2018 yıllık büyüme oranı %-1,9

2018 üçüncü çeyrek büyüme oranı %-5,6

2018 dördüncü çeyrek büyüme oranı %-8,7

2019 birinci çeyrek büyüme oranı %-10,9

Tarım, ormancılık, balıkçılık alanı zaten büyüme oranları diğer sektörlere göre daha düşük olan bir alan. Ama bu alanda da büyümede düşüş açıkça görülüyor. 2019’un ilk çeyreğinde görülen büyüme sanki bu alanda krizden etkilenme yokmuş gibi görünmeyi sağlıyor. Fakat bu yanıltıcı, çünkü bu doğrudan seçim ekonomisi temelinde arttırılan doğrudan desteklerle bağıntılı bir tarım diliyle konuşuyorsak “hormonlu” büyüme. 2 çeyrek ve sonrasında bu alan da negatif büyüme normal gelişmedir. Bu alanda dönem rakamları şöyle:

2017 yıllık büyüme oranı %4,9

2018 yıllık büyüme oranı %1,3

2018 IV. Çeyrek büyüme oranı %-0,5

2019 I. Çeyrek büyüme oranı %2,5

GSYH’ya katkısı açısından en büyük alan olan hizmetler sektöründe de yeni ekonomik kriz devresine girilmesi kendini TÜİK istatistiklerinde şöyle gösteriyor:

2017 yıllık büyüme oranı %10,9

2018 yıllık büyüme oranı %5,6

2018 IV. çeyrek büyüme oranı %-0,3

2019 I. çeyrek büyüme oranı %-4,0

Bu rakamların gösterdiği gerçek şu: 2018’de büyüme hızında bir önceki yıla göre bütün alanlarda hızlı bir düşüş var. 2018’in dördüncü çeyreğinden itibaren büyümenin esas motorları stop etmiş durumda. Eğilim düşüşün –oranda bir düzelme olsa da– sürmesi yönünde.

(Detaylar için bkz. : TÜİK, Dönemsel GSYH, I. çeyrek: Ocak-Mart 2019)

Kriz kimi nasıl vuruyor?

Devrevi ekonomik krizler kapitalist sistemin ayrılmaz yol arkadaşlarıdır. Ekonomik krizler, işçi sınıfı ve emekçilerin yaşam şartlarını kötüleştirmede büyük rol oynar. Bu yüzden kapitalizme karşı isyan için şartları olgunlaştırma işlevine de sahiptir. Fakat her ekonomik krizde “kapitalizm çöktü, çöküyor” beklentisi yanlıştır.

Kapitalizmin gelişmesi açısından bu krizler, eğer proletarya önderliğinde devrimlerin çıkış noktası olmazsa, sabit (değişmeyen) sermayenin, yani sermayenin üretim araçlarına yatırılan kesiminin kitlesel bir yenilenmesi ile aşılır.

Sabit sermayenin bu kitlesel yenilenmesinde yeni teknikler kitlesel olarak devreye girer.

Küçük ve orta sermayedarların bir bölümü iflas edip, pazardan dışlanırken, büyük tekeller daha da büyür. Yani kapitalistlerin tayin edici, yönetici, yönlendirici bölümü açısından devrevi krizler daha da büyümek için bir fırsattır. Kapitalist düzen açısından ise kendini yenilemenin, güncelleştirmenin aracıdır. Bu, dünya çapında da tek tek ülkelerde de böyledir.

İşçiler, emekçilerin yaşam şartları açısından ise ekonomik krizler tam bir felakettir.

Kriz sırasında ekonomi daralır, küçülür. Birçok küçük iş yeri iflas eder. Milyonlarca işçi-emekçi işsiz kalır. İşsizliğin büyük boyutlarda artması ekonomik krizin işçiler emekçiler açısından en görünür sonuçlarından biridir.

Bu bağlamda Türkiye’de TÜİK’in resmi rakamlarına göre gelişme şöyledir:

2018 yılının mart ayında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus 60 464 000 idi.

Bu 2019 yılının mart ayına gelindiğinde 700 binden fazla artarak 61 177 000’e çıkmıştı.

2018 yılının mart ayında işgücü durumunda olanlar –15-64 yaş grubu içinde bulunanlar–

 31 709 000 kişi idi.

2019 yılının mart ayında bu sayı 630 binden fazla artarak 32 339 000’e yükselmişti.

2018 yılının mart ayında bir işte çalışanların (istihdam) sayısı 28 499 000 idi.

2019 yılında istihdam sayısı ise bir önceki yılın aynı ayına göre 300 bine yakın eksilerek

 27 795 000’e düşmüştü.

2018 Mart’ında resmi rakamlara göre işsizlik oranı %10,3 iken, 2019 Mart’ında bu oran %14,3’e yükselmişti. Gerçek işsizlik rakamı ve oranının bundan çok daha yüksek olduğu bilindiğinde durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Bu kadar değil, işsizlik sayısı ve oranı rakamları bunların 2018 başından itibaren sürekli yükselme eğilimi içinde olduğunu gösteriyor.

Genç nüfus (15-24 yaş arası) içinde işsizlik oranı rakamları ise çok daha vahim. Resmi rakamlara göre 2018 Mart’ında %17,7 ile zaten çok yüksek olan genç işsiz oranı 2019 Mart’ında %25,2’ye yükselmiş. Yani bugün Türkiye’de genç çalışabilir insanların 4’ünden biri iş bulamıyor.

Ve bu devletin/hükûmetin, seçim yatırımı olarak, genç işçi istihdamına verdiği büyük desteklere rağmen böyle!

Önümüzdeki kısa dönemde de bunda önemli bir değişiklik olması mümkün değil! Zaten her yıl 700 bine yakın yeni insan işgücüne katılıyor, işgücünü pazara taşıyor.

İşsizlik, emekçiler için yoksulluk, evsizlik, açlık demek!

(Detaylı bilgi için Bkz.: TÜİK Haber Bülteni, sayı 30683; 17 Haziran 2019; işgücü istatistikleri, Mart 2019)

Krizin emekçiler açısından bir başka görünür yüzü, ellerindeki paranın satın alma gücünün düşmesi, enflasyondur. Bu bağlamda da yine resmi rakamlara göre durum şöyledir:

2017 yılında tüketici fiyat endeksine göre yıllık enflasyon oranı %10 civarında idi. 2018 yılı yıllık ortalama enflasyonu %16,22 oldu.

Mayıs ayına gelindiğinde ilk beş ayın enflasyon ortalaması %19,91’e varmıştı.

(Detaylı bilgi için Bkz.: TÜİK Haber Bülteni Sayı 30853, 03 Haziran 2019, Tüketici Fiyat Endeksi, Mayıs 2019).

Bunun anlamı şu: İşsizliğin artması sonucu, zaten emekçilerin önemli bir bölümünün geliri hiç yok veya kendine yetecek düzeyde değil. Çalışanlar açısından işsizler ordusunun büyümesi, ücretler üzerinde bunların sabit tutulması, hatta düşürülmesi yönünde büyük bir baskı oluşturuyor. Diğer yandan işçilerin eline geçen ücret ile satın alabileceği zorunlu ihtiyaç maddelerinin fiyatı sürekli –işçinin ücret artışından daha fazla– artıyor. Böylece çalışan işçi ve emekçiler yoksullaşıyor. Bugün TİS görüşmeleri sonucu elde edilebilecek ücret artışlarında, %20’nin altındaki her ücret artışı, aslında gerçek ücret düşüşüdür.

Türkiye’de bugün TÜRK-İŞ uzmanlarına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2067, yoksulluk sınırı 6733 Lira olarak hesaplanıyor. Asgari ücret, ki işçilerin önemli bölümü bunu bile almıyor. 2020 lira! (CHP belediyeleri, belediye çalışanlarına 2200 vereceği sözünü verdi. Bununla da övünüyor!)  Buna göre Türkiye’de çalışan nüfusun büyük bölümü yoksulluk sınırının altında yaşıyor! Durum bu. Ve ekonomik kriz bu durumun daha da kötüleşmesi anlamına geliyor.

Ne yapacağız?

Krize karşı, onun kapitalizmin ayrılmaz yol arkadaşı olduğunun bilincinde bir mücadele yürüteceğiz.

Sorunumuz, kapitalizmin krizi değil, krizin üreticisi olan kapitalist sistemin kendisi.

Bunu kavramamız gerekiyor. Bunu kavramadığımızda, kapitalizmin krizini şu veya bu siyasetçinin, şu veya bu hükûmetin siyasetinin sonucu olarak görüp, krize karşı mücadeleyi salt andaki hükûmete, o hükûmetin siyasetine karşı mücadele olarak yürütürsek, en iyi hâlde o hükûmet gider, bir başkası gelir, kapitalist sistem yerinde kalır, kaldığı yerden yoluna devam eder. Bizim mücadelemiz, egemen sınıfların iktidar dalaşında, anda muhalif olan kanadın iktidara gelmesinde kullandığı bir araç olur.

Kendimizi araçsallaştırmayalım!

Sınıfa karşı sınıf mücadelesinin neferleri olarak, kapitalizme karşı devrim, halk demokrasisi ve sosyalizm bayrağını yükseltelim!

Öğrenelim! Örgütlenelim! Kendi iktidarımız, işçilerin, tüm emekçilerin iktidarı için örgütlü mücadele bayrağına sarılalım!

“Bunalımlar kapitalist üretim tarzının kaçınılmaz yol arkadaşıdır. Bunalımları ortadan kaldırmak için kapitalizmi ortadan kaldırmak gerekir.” (“Politik Ekonomi Ders Kitabı”, cilt 1, s. 297, İnter Yayınları, 1992, İstanbul)

3 Temmuz 2019

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş