KRİZ GÜNLERİNDE ÖRGÜTLENMEK: İMKÂNLAR, ZORLUKLAR, ARAYIŞLAR SEMPOZYUMU

İşçi Dayanışma Derneği 29 Eylül Pazar günü Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezinde, “KRİZ GÜNLERİNDE ÖRGÜTLENMEK: İMKÂNLAR, ZORLUKLAR, ARAYIŞLAR” konulu bir sempozyum düzenledi.

Sempozyuma katılan HDK Emek Meclisi’nden bir arkadaşın notlarını, sempozyumda tartışılan konular/yapılan sunumlar hakkında bilgi verdiği için  paylaşıyoruz.  

Sempozyum notları:

Derneğin Başkanı Ali Karabudak açış konuşmasında özetle aşağıdaki sorunlara değindi:

Sosyalizmin çözülüşü ile tek kutuplu dünyada kapitalizmin sürekliliği ve zaferi ilan edildi. Oysa durum ortada; örgütlenme dibe vurmuş durumda, SGK verilerine göre 15 milyon işçi var, bir buçuk milyonu sendikalı, gerçek sayı ise 6-7 yüz bin olarak tahmin ediliyor.

Temel soru şudur: açlık sınırının altında yaşayan işçiler neden örgütlenmiyor? Sorun sadece sendikalara güvensizlik mi? Son Kamu Çalışanları sözleşmeleri bu kadar yüksek enflasyon varken yüzde dörtle bitti. Bir ses çıktığını duymadık. Koop-İş sözleşmesi EMÇ AVM’de yüzde 3’le bitirildi; düşük oranlara rağmen, hizmet işçilerinin örgütlenmesi anlamında meselenin olumlu yanını da görmek gerekir. Sermayenin ciddi saldırıları var; şimdi bunların nedenleri ve çözümlerini arayacağız.

Birinci oturumu Dr. Nazmi Algan yönetti. Aziz Çelik Türkiye İşçi Sınıfı’nın görünümü konulu bir tanıtım yaptı. DİSK-AR’ın yaptığı araştırma yakında kitap olarak ve dijital ortamda yayımlanacak. “Sınıfı anlamada önemli ipuçları veriyor” başlığı ile yapılan tanıtım 15 yaş üstü, -Kamu çalışanları dışında- 2400 işçiye, 80 soru sorularak gerçekleşen araştırma, işçinin tek başına veya hane halkı olarak gelirleri, kiracı, ev sahibi olmaları, neden bir sendikaya katılmak istemedikleri ve önemsedikleri sorunlarla ilgili düşündürücü sonuçlar var.

Serkan Öngel-Gaziantep Üni. Öğretim üyesi; Birleşik Metal-İş Sendikasının 2016 yılında yaptırdığı bir araştırmanın sonuçları üzerinden metal işçilerinin düşünce ve davranışları ve bunların kökenleri üzerine bir sunum yaptı.

İkinci oturumu Barış Kalkanlı yönetti. Bu oturumda konuşmacılar: enformasyon çağına girildiği, bu dönem dezenformasyonun da etkili olduğu, proletarya kavramının tartışıldığı ve prekarya gibi yeni kavramların ortaya atıldığı, bunun sistem içi bir tanım olduğu üzerinde duruldu. Fordist dönemde sendikaların yaşadığı altın çağ, neoliberalizmle sona erdiği, yerine kültürel farklılaşmalar, güvencesiz, kuralsız, parçalanmış, rekabet halinde bir iş yaşamı var. Sendikalar bu süreci kavrayamadı, sendika ile işçi arasındaki bağlar koptu. İşçi 15 sene sendikacılık yapan birisini gördüğünde morali bozuluyor. “Ya çık bir hava al” diyor. Sendikal mücadelede yeni işçi kesimlerinin örgütlenmesi için bir arayış içinde olmalıyız.

Cargill işçisi ve Tek-Gıda-İş sendikası yöneticisi Suat Karlıkaya konuşmasında; işçiye giderken sosyalizm, proletarya gibi sözleri kullanmadığını, işçilerin muhafazakâr ve milliyetçi olduğu, “hak” kavramı üzerinden gidilmesi gerektiğini belirtti. Yargının en önemli sorun olduğundan bahsetti. En büyük korku “işten atılmak”. “İşçiye yol gösterecek önderlik yok.” İşçinin çıkarlarından yola çıkmalıyız ve işçinin yanında olmalıyız, dedi. Kıdem tazminatı gaspına karşı tek çıkar yol “şalteri indirmek” ama bunun hazırlığı da yapılmalıdır. “İşçi direnişi cesaretten geçer, milliyetçi, muhafazakâr insana gitmezsek, bir şey yapamayız. Bir yol çizmeliyiz. Bir başarı hikâyesine ihtiyacımız var. Kendimizi sorgulamalıyız.”

DİSK Basın-İş’ten Özge Yurttaş Kadın emeği üzerine önemli bir tebliğ sundu. Bugün sendikalar eski yöntemlerle hareket ediyor, yeni işçiyi olduğu gibi kadını da kapsamıyor. Neoliberal politikalar patriyarkal düzenin kadın üzerindeki işbölümü yükünü artırdı. Çalışma hayatı parçalandı. Yeni iş rejimi en çok kadın üzerinde uygulandı; düşük ücret, niteliksiz emek ve güvencesiz çalışma. Esnek çalışma sermayenin kullandığı bir kavramdır. Bunun bizim kullanmamız gereken karşılığı “güvencesiz çalışma”dır. Aile üzerinden yeni bir “iş yaşamı” inşa ediliyor.

Sendikal hareketin kadının hak mücadelesini kendi meselesi olarak kabul etmesi, örgüt yapısını yeniden ele alması gerekiyor. Bunun için de kadının kendi sözünü söylediği, özerk yapılar ve kendi “öz örgütlerine” ihtiyaç var. Kadın kendi öz örgütleri üzerinden sendikalarda temsil edilmelidir. Her bireyin özel alanından başlayarak özel ve kamuda eşitlikçi bir düzen kurma ile işe başlayabiliriz. Sınıf örgütleri de kadın mücadelesi ile bağlantılanmalıdır.

Sendikal hareketin krizi ile ilgili sunumda esas olarak işçi sınıfı hareketinin krizi olduğu, sendikal krizin bir alt başlık olduğu, sendikal mücadeleye girmekten korkan işçi sosyalizm için ne yapar? Burada da bir kadro sorunu var. Dünyadaki tanımlamayla “Toplumsal Hareket Sendikacılığının sulandırılmış bir şekilde uygulandığı “sınıf ve kitle sendikacılığı” kısmen başarılı örnekler ortaya koydu. Enerji-Yapı-Sen’de işçi ve kamu çalışanlarının ortak hareketi deneyi yaşandı. Emekli-Sen, İşsizler Sendikası, Genç-Sen, Gençlik Sendikası çabaları başarılı örnekler ortaya koyamadı. Toplumsal Hareket Sendikacılığı da tıkandı. Devrimci-Sağlık iş’in taşeron işçileri örgütlemesi, İşçi Evleri, Halk Evleri emek mücadelesi birimleri deneyimleri incelenmelidir. Ancak bu çalışmalar sürdürülemedi.

Tıkanıklığı aşma önerileri: sınıf mücadelesine engel olmayacak bir güç birliği, gerilimler yaratmayacak eleştiri ve bir öncelik sıralaması yapılması gerekir. Bir ön hazırlıktan sonra uzun süreli kampanyalar örgütlenmelidir;  40 saatlik çalışma haftası-işsizlikle bağlı, İşsizlik Sigortası, Can Güvenliği, EYT gibi konulara öncelik verilebilir.

“Kaç Bize Gel” hareketi sözcüsü, “beyaz yakalı” kavramı yerine “büro işçisi” ni kullanmak gerektiğini belirterek, hareketlerinin örgütsüzlükle Toplu iş Sözleşmeli yaşam arasında bir ara yol olduğunu, “Bilgi Üniversitesi örgütlenme deneyinden bahsederek birleşik mücadelenin tarihsel olarak kendini dayattığını ifade etti. Koordinasyon yok; bugün aynı konuları ele alan üç toplantı var; birçok alanda, irili ufaklı mücadele var ama bunları bir araya getiremiyoruz. Ortak bir mücadelenin yolunu bulmalıyız.

“Emek Çalışmaları Topluluğu” adına Ebru Işıklı 2018 işçi mücadeleleri raporunu sundu. Amaçları Emek mücadelesi veren örgütlere veri temelli hizmet vermek olduğunu belirtti. Uzun ve ayrıntılı raporunun temel verisi 2018 yılında 429 işyeri ve 949 tekil eylem olduğu ve bunun ayrıntıları. Çalışma ve veriler emekcalisma.org adresinde bulunan sitelerinden izlenebileceğini iletti.

Üçüncü oturumda Hakan Koçak; Birleşik mücadele üzerine 1920’lerden başlayan bir özetten sonra; temel sorunun birliğin “işçi sınıfının mücadele kapasitesini” yükseltmek olduğu, “sendikal düzlemde merkezi yapıların, işkolu sendikalarının mücadele kapasitesini azalttığı, bölgesel ve yerel yapıların artırdığı üzerinde durdu. 90’larda Emek Platformunun önemli işlev gördüğü, kampanya temelli ortak platformlar oluşturulabileceği; örnek olarak “İşsizlik Sigortası Fonu” sahipsiz kalmıştır. Bu fonun korunması, başka amaçlarla kullanılmasının hesabının sorulması, işsizliğe çarenin yanı sıra geniş bir birliktelik sağlayabileceğini belirtti.

Bir başka önemli sorun da; kurulu sendikalarla -ana akım sendikalar- emek mücadelesi içindeki birçok dernek, birlik, inisiyatifin var olmasıdır. Ortak kampanyalar bu tür bir birliktelik sağlayabilir. Sendikalar mutlak, katı örgütler değildir. İçerden ve dışarıdan somut konularda ortaya çıkmak ve arkada bir güç yığarak iş yapmaya çalışmak önemlidir. Ana akım sendikalarda para, örgüt, olanak, emek hareketinde de enerji ve mücadele isteği, iradesi var. Bunları bir araya getirmek; somut konular etrafında; işsizlik sigortası, kıdem tazminatı gibi önemlidir. Üstenci olmadan birikimleri bir araya getirmek; sendikalar, kurumsal yapı olarak alternatif emek örgütlerini “maceracı”, onlarda “hepsini aynı kefeye koymaktan” vazgeçmelidir.

Sosyalistler ve işçi sınıfı mücadelesi başlıklı sunumu Zafer Aydın yaptı. Birinci Enternasyonalden başlayarak Türkiye’de de bu damarın olduğu, 1946 sendikacılığı ve 1947 sınıfsız sendikacılığı arasındaki farkın devam ettiği, 60’lı yıllardan itibaren Sol’un sınıf bilincinin gelişmesinde rolü olduğunu, bugünse liberalizm fikirlerinin solu esir aldığını ileri sürdü. Sınıf siyasetini yeniden güçlendirmeliyiz. Siyasetimiz sınıf temelli olmalıdır, sınıf diye söze başlamalıyız, sınıf birleştirir, kimlik siyaseti böler.

Sonraki konu; Toplu sözleşmesiz emek örgütlenmesi; tarihin en büyük işçileşme dalgasının içindeyiz. Artık bir işverenin yanında çalışan avukat, doktor, mühendis herkes işçidir. İşçi sınıfı o derece genişlemiştir. Sendikalar bu durumu kavramıyor. Çok az bir kesimin sözcüsü. DİSK’inde farkı yok. Genel-İş örneğinde olduğu gibi. Sendika dışı örgütlenmelerin merkezi olmaya çalışıyoruz. İşyerleri ile oturma yerleri artık ayrıdır. O nedenle de yaşam alanlarında örgütlenmeliyiz.

Av. Murat Özeri İş Hukuku üzerine, 1936’da iş kanununun kabulünden sonra Recep Peker’in söylediği “bu bir rejim kanunudur. Memleketteki sınıf cereyanlarını önleyecektir” sözü ile işçinin korunması amaçlı ve sanayi devrimi ile oluşan iş hukukunun Türkiye’de nasıl önce dengeye sonra inkâra vardığını anlattı.

Bireysel iş hukuku ve Arabuluculuk sisteminin iş hukukunu giderek daralttığını; 104 bin lira hakkı olan bir işçinin arabulucuyla 26 bin liraya razı edildiğini örnekleriyle ortaya koydu. Türkiye’de teftiş edilecek 1milyon 740 bin 187 işyeri olduğu, müfettiş sayısının 770 olduğu ve bir yılda 21 bin 304 işyerinin teftiş edildiğini, bu anlamda işçi denetlemesinin çok önemli olduğunu vurguladı.

Serkan Öngel Sendikaların Kooperatif hareketine ilgisini ve tarihten örneklerle Türkiye Maden-İş sendikasının 1970’lerde kurduğu Konut Kooperatifi, İşçi Pazarları, Giyim Atölyesi ve Gönen’de üretimini yaptığı gıda ürünlerinin aracısız işçilere ulaştırmasını ve her fabrikada kurulan işçi tüketim kooperatifleri üzerine bir sunum yaptı.

Tevfik Güneş-DİSK İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği uzmanı; işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine tarihten örnekler vererek, 70’li yıllarda işçi sağlığı önlemlerinin grev maddesi olarak toplu sözleşme tekliflerinde yer aldığını örneklerle anlattı. 1946-1978 iş cinayetleri dökümünün yapıldığını, sendikaların toplumsal denetim kurumu olarak işlevlenmesini ve özerk bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin çok önemli işlev göreceğini vurguladı.

30 Eylül 2019

Paylaş