KORONA GÜNLERİNDE ÇAĞRI MERKEZİ ÇALIŞANI OLMAK

Bütün dünyayı etkisi altına alan Korona Virüsüne karşı yürütülen mücadele ve alınan önlemler ülkelerin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısına göre değişiyor. Virüsün zamanında ciddiye alınıp gerekli önlemlerin alınmamış olması önüne geçilebilecek can kayıplarının sayısını daha da arttırdı.

Can kayıplarının ve vaka sayılarının artışı sadece alınan önlemlerin geç alınması ve yetersizliği değil, aynı zamanda kapitalizmin ne pahasına olursa olsun kâr hırsı.

Çalışma alanlarının büyük çoğunluğunda ciddi önlemler alınmadığı için işçiler her an salgın riski ile karşı karşıya. Salgın nedeniyle işyerlerini kapatanların büyük bir çoğunluğu işçileri ya işten atıyor ya da ücretsiz izne çıkarıyor.

3 ay süreyle işten çıkarma yasağının ise, işçilerin ücretsiz izne çıkarılmasının yasal olduğu ve kayıt dışı çalışmanın yüzde 30’ların üzerinde olduğu yerde hiçbir pratik değeri yoktur.

Sermayeye milyarlarca destek sağlanırken işçiye ve emekçiye reva görülen açlık ve yoksulluktur.

Türkiye’de bütün medya iletişim organları üzerinden sürekli yapılan “evde kal” çağrıları, hergün milyonlarca işçi ve emekçinin işe gitmek zorunda bırakıldığı yerde büyük bir sahtekarlık olmaya devam ediyor.

Salgın riskinin yüksek olduğu alanlardan birisi de çağrı merkezleridir. Bunun nedeni ise çok sayıda çalışanın aynı yerde birbirine son derece yakın bir şekilde düzenlenmiş çalışma alanlarıdır. Buna bir de yeterli oranda önemsenmeyen dezenfeksiyon ve hijyen koşulları eklenince Korona virüse yakalanmamak neredeyse imkansız hale geliyor.

Türkiye’de yaklaşık 108 bin Çağrı Merkezi ve binlerce çalışanı var. Bazı büyük ve teknik altyapısı gelişkin olan çağrı merkezleri bu süreçte sonradan da olsa evden çalışma (homeoffice) uygulamasına geçerken, önemli bir bölümü hala riskli koşullar altında işçileri çalıştırmaya devam ediyor.

Böyle bir risk altında çalışmak zorunda bırakılan binlerce çağrı merkezi çalışanından birisi de benim. Çalıştığım çağrı merkezi ancak 20 Mart’tan itibaren belli önlemler almaya başladı. Önlem dediysem  akılınıza öyle kapsamlı şeyler gelmesin. Dezenfektan bulundurma ve camları sürekli açık tutma!  Camların sürekli açık kalması üşümemize neden olduğu için ve işyeri ısıtma sistemi yeterli olmadığı için belli aralara elektrikli ısıtıcılar konuldu. Herhangi bir önlem alınmadan yerleştirilen bu ısıtıcılara çarpıp düşürmek ve yaralanmamak işten bile değil.

İşçilerin alınan tedbirlerin yetersizliği konusunda yükselttikleri itirazlar sonucunda işverenin yaptığı şey yemek yenilen ortak alanın kapatılması oldu. Artık öğle yemeklerimizi son derece hijyenik koşullarda (!) çalışma masamızda yiyoruz!

Şimdiye kadar bir kere yapılan genel dezenfeksiyon dışında hijyen açısından ciddi bir önlem alınmadı. Maske zorunluluğu getirilmesine rağmen şirket maske dağıtmadı. Kendi paramız ile maske almak zorunda kaldık. İşimiz gereği sürekli ve genellikle yüksek sesle konuşmak zorunda olduğumuzdan ve iki çalışan arasında birbirini ayıran bir bariyer olmadığından herhangi bir hapşırma ya da öksürük olmasa bile konuşma esnasında virüsün bulaşma riski oldukça yüksek.

Son iki haftadır çalışma biçiminde değişikliğe gidildi. Nisan sonuna kadar bir hafta çalışıp, bir hafta evde kalacağımız söylendi.  Bu yöntem aynı anda çalışan işçi sayısını yarı yarıya düşürdüğü için iş yükünü muazzam derecede arttırdı. Artık neredeyse iki çağrı arasında nefes alamaz durumda iki kat daha fazla sömürülüyoruz! Bu yetmiyormuş gibi bir de ücretlerde herhangi bir kesinti olmayacağı söylenmesine rağmen yol, yemek gibi kalemlerde kesintiye gidildi.

Kapitalizmin kâr hırsı Pandemi zamanlarında da sınır tanımıyor. Böyle zamanlarda bile işçi ve emekçilerin sağlığı hiçe sayılarak mümkün olan en fazla kâr hedefleniyor. Ölümlerin her gün daha fazla arttığı bu günlerde acil ve gerekli işler dışında üretimin durdurulmaması bunu çok açık bir şekilde gösteriyor.

Korona Virüs ile birlikte devletin ve patronların tavrı ve uygulamaları bu düzenin kimin düzeni olduğunu gösterdi. Fakat bunu görmeyen milyonlarca işçi ve emekçi var. Görev salgın ile birlikte kapitalizmin iyice ayyuka çıkan gerçek yüzünü teşhir etmek ve tek alternatifin işçi sınıfının iktidarında, sosyalizmde olduğunu anlatabilmek, kavratabilmektir.

15 Nisan 2020

Bir Çağrı Merkezi işçisi

 

 

 

Paylaş