“15’LERİN KATLEDİLİŞLERİNİN 99. YILINDA: KOMÜNİST HAREKET VE KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ” PANELİ

26 Ocak Pazar günü, Avrora Kolektifi, Köz, Söz ve Eylem, Yeni Dünya İçin Çağrı tarafından düzenlenen “15lerin Katledilişinin 99. Yılında Komünist Hareket ve Komünistlerin Birliği” paneli Taksim Divriği Kültür Derneği’nde yapıldı.

Panel devrim ve komünizm mücadelesinde toprağa düşenler için yapılan saygı duruşu ile başladı.

Sırasıyla YDİ Çağrı, Söz ve Eylem, KöZ, Avrora Kolektifi konu hakkında görüşlerini anlattı.

YENİ DÜNYA İÇİN ÇAĞRI:

1920’de TKP’nin kuruluşu eksikliklerine, hatalara rağmen ileriye atılmış tarihsel öneme sahip bir adımdır.

TKP kurulduğu dönemde, Türkiye’de Türk milli burjuvazisi önderliğinde, emperyalizmin sömürgeleştirme girişimine karşı güdükte olsa yürüyen antiemperyalist “kurtuluş savaşı”  vardı.

Kemalistleri güdükte olsa antiemperyalist kılan olgu, Türkiye’nin emperyalist güçler tarafından ve onların devamı olarak hareket eden Yunanistan’ın işgali girişimiydi.

Kemalistler emperyalizme karşı değil, emperyalist güçlerin Türkiye’yi bütünüyle sömürgeleştirmesine karşıydılar.

Kurtuluş savaşı esasta Türk milli burjuvazisinin bir ulusal devrimidir.

Sonuçta doğrudan sömürgeci işgal kırılmış, burjuvazi önderliğinde bir devlet kurulmuştur.

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının yürüyen savaşa katılmak istemeleri, savaşı toplumsal devrimle taçlandırma hedefleri yanlış değildir. Yanlış olan geliş biçimleridir. Açıktan, Kemalistler ile yazışma temelinde, onların bilgisi dahilinde gelmeleri ağır hatadır. Bu ağır hatanın sonuçları da ağır olmuştur.

TKP süreç içinde Kemalistleri soldan destekleyen, pratikte sınıf uzlaşmacısı, Kemalizm kuyrukçusu bir siyaset izlemiştir. Bu siyaset komünist hareketin gelişmesine ağır zarar vermiştir. Bu siyaseti yıkan esas olarak  İbrahim Kaypakkaya olmuştur.

Teorik olarak komünist, marksist leninist olmanın ölçütü, Marksizmin Leninizmin devrimci özü olan  proletarya devrimini, proletarya diktatörlüğü öğretisini savunmaktır. Bu özü savunmayan komünist olarak görülemez.

“Sadece sınıf mücadelesinin kabulünü, proletarya diktatörlüğünün kabulüne kadar genişleten kişi Marksist’tir.” (Lenin, Devlet ve Devrim)

Her dönemde ML’in devrimci özünü savunmanın ne anlama geldiği, içeriği revizyonizme oportünizme karşı mücadelenin gereklilikleri dikkate alınarak somut olarak açıklanmalı, içeriği somut olarak doldurulmalıdır.

Dünya komünist hareketinin geçmişinde de böyle yapılmıştır.

Örneğin, I.Enternasyonal’e katılmanın kıstası “İşçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağı” ilkesini kabul etmektir.

II.Enternasyonale katılma kıstası, Marksizmi işçi sınıfının kurtuluşu için tek gerçek öğreti olarak kabul etmektir.

III.Enternasyonal emperyalist savaşa doğru tavır takınan, Rusya’da proletarya diktatörlüğünü savunan grupların/partilerin katılımıyla kuruldu.

Birinci paylaşım savaşına karşı tavır, Ekim devriminden sonra proletarya diktatörlüğüne karşı tavır kıstas haline geldi.

Bu örneklerden yola çıktığımızda ML’nin devrimci özünü savunmanın bugün yetmediğini söylüyoruz. Devrimci öz yanında kimi önemli noktalarda da doğru pozisyonda olmak gerekir. Biz buna ML olmanın güncel kıstasları diyoruz.

Kruşçev modern revizyonizmine karşı tavır, Üç Dünya Teorisine karşı tavır, İki Aşamalı Parti İnşa Öğretisi, Dünya Komünist Hareketinin platformunun yaratılması çalışmasının esas halka olduğu vb. konularında doğru pozisyonda olmak ML olmanın kriteri haline gelmiştir.

Bugün ML’nin devrimci özünü savunmanın, somut olarak ne anlama geldiği komünizm adına konuşan her grup  tarafından ortaya  konulmalı, bunlar üzerine kamuoyu önünde açıkça tartışılmalıdır.

Dünya Komünist Hareketi’nin üzerinde birleşeceği ortak platform, tek tek ülkelerde komünistlerin ortak platformu bu şekilde yaratılabilir..

Bizim için  teorik olarak birbirine yakın olmak birleşmek için yetmez.

Amaca doğru giderken kullanılan yöntemler de çok önemlidir. Örneğin devrimciler komünistler arasında fiziksel şiddetin ilkesel reddi  bizim için belirleyici kriterdir. Şiddeti ilkesel olarak reddetmeyen, uygulanabilir bir metot olarak gören grup/lar ile teorik olarak yakın olsak bile birleşmemiz mümkün değildir.

Birleşmeden önce ve  birleşebilmek için ayrılık noktaları üzerine tartışılmalıdır. Örgütsel birlik ideolojik birlik sonucu olmalıdır.  

Birbirini komünist olarak değerlendiren, komünizme yakın olarak değerlendirenlerin ayrı durması lükstür. Bir örgüt içinde birleşmenin engeli olarak görülen ayrılık noktaları üzerine tartışmalar yoğunlaştırılarak sürdürülmelidir.

Kuzey Kürdistan/Türkiye’de komünist hareketin durumu zayıftır. Güçsüzdür.

İşçi sınıfı hareketi ayrı kulvarda, komünist hareket ayrı kulvarda yürüyor. İşçi sınıfının öncüsünü kazanmış, sınıf içinde kök salmış bir parti yaratılmış değildir.

SÖZ VE EYLEM:

Komünist mücadele tarihi Eylül 1920’de kurulan TKP ile başlamadı. Komünist faaliyet Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin yükselme ortamında gelişmeye başladı. Komünist örgütlenmelerin en etkilisi 1887’de Cenevre’de kurulan Ermeni Sosyal Demokrat Partisi’dir. Bu parti, 1890 Erzurum, 1892 Sason ve Zeytun ayaklanmalarını yönetti, 1890 ve 95’te İstanbul’da görkemli mitingler düzenledi.  Diğer önemli bir komünist örgütlenme ise Bulgar Sosyal Demokrat Partisi’ne bağlı olarak faaliyet yürüten Makedonya Sosyal Demokrat Birliği’dir.

1918’de ağırlıklı olarak Türk aydın ve işçilerinin önderliğinde başlayan komünist faaliyet, eski egemen sınıfla burjuvazi arasındaki iktidar savaşı, emperyalist işgale karşı, ideolojik ve politik hedefleri muğlak birbirinden kopuk işçi ve halk hareketleri (çeteler) Ermeni, Pontus, Kürt ulusal kurtuluş mücadeleleri ve Ekim Devrimi’nin bütün dünyayı sarsan etki altında biçimlendi ve doğal bütün bu koşulların izlerini taşıdı.

Türk burjuvazisi 1920’de TBMM’nin kuruluşuyla siyasal iktidarı ele geçirdi.

Bu tarihten komünist hareketin devraldığı ve kendinden sonraki devrimci hareketlere taşıdığı olumsuz mirası şöyle özetlemek mümkündür.

Burjuvaziye (Kemalizm’e) ilerici ve antiemperyalist bir paye verilmesi,

Burjuvazi içinde ilerici gerici ayrımı yapılarak, “ilerici” burjuvazinin desteklenmesi,

Demokratik devrimin tamamlanmadığı teziyle aşamalı devrim teorisinin savunularak, sosyalist devrim ve proletarya diktatörlüğünün örtülü reddi,

Ermeni, Pontus ve Kürt ulusal mücadelelerini ezen, soykırım geleneğini sürdüren bir hareketin ulusal kurtuluş mücadelesi olarak nitelendirilmesi,

Ulusların kaderlerini tayin hakkının, ulusal mücadelelerin gerici, emperyalizmin ajanı olarak nitelendirilip, açık ya da örtülü reddi, ulusal sorunda Misak-ı Milli’nin temel alınması,

Ulusal tekçiliğin, dinsel tekçilikle birleştirilmesini amaçlayan laikliğin savunusu, devlet dini olarak örgütlenen Sünni İslam’ın hegemonyasının görmemezlikten gelinmesi,

Legalizm ve likidasyon.

Bu görüşlerin Türkiye devrimci hareketinin büyük bir kısmı tarafından bugün bile savunuluyor oluşu Türkiye devrimci hareketlerinin burjuva ideolojik hegemonyasından kopamadığının açık kanıtıdır.

Bu tarih bizim, komünistlerin, devrimcilerin tarihidir. Bu tarihten ayrık otlarını temizlemek tarihe bir reddiye değil, komünist bir görevdir.

KÖZ:

Uluslararası ve tarihsel çerçeveye bağlanmadan komünistlerin birliğinden söz edilemez. Komünistlerin birliği için ideolojik birliği sağlamanın kriter olmasının örgütsel birliği belirsiz bir geleceğe atılması demektir. Örgütsel birlik, aynı örgütte önceden belirlenmiş normlara bağlı kalarak tartışmaları yürütmeyi kabul etmek anlamına gelir.  Esas itibariyle bu birlik sağlandıktan sonra Kruşçev revizyonizmi vb tartışmaların yapılması gerekir.

Tam tersine tüm ayrılıkları ve tartışmaları aynı örgüt çatısı altında yapmayı peşinen taahhüt edenlerin birliğidir komünistlerin birliği. Bu da ne demektir? Bu örgütün kendi sınırları belli olmalıdır. Örgütte kalacakların ve dışarı atılacakların neye göre belirleneceğinin koşullarının belli olması gerekir. Ondan sonra dünyadaki durumu nasıl değerlendiriyoruz, işçi sınıfının ileri kesimlerini kazanmak için hangi yolları izlemek gerekir, esas itibariyle bu birlik sağlandıktan sonra tartışılmalıdır. Buralarda tam bir mutabakata varmak mümkün değildir. Öncelikle dünya çapında komünist bir örgütlenmeyi hedeflerken tartışmaların hangi ölçütlere göre yapılacağında anlaşmaya ihtiyaç vardır. Bu çerçevede farklı görüşler azınlık çoğunluk esası ile benimsenebilir, bu süreç içerisinde de değişebileceğini kabul etmek anlamına gelir. Böyle bir örgütsel çerçeve olmadan birlik konusunda yapılan tartışmaların ne zaman biteceği belirsizdir ya da bu tartışmaların hepsi bağlandığında sağlanacaktır. O zaman da hiçbir zaman komünistlerin birliğini sağlamak ufukta görünmez.

Tam tersine örgütsel birlik demek bünyesinde farklı görüşler olsa da herkesin aynı çizgide yürümesini sağlayacak bir çerçevedir. Biz komünistlerin birliği dediğimiz zaman bu çerçevenin belirlenmesini ve bu tartışmaların her şeyin önünde tutulmasını benimseriz. İşçi sınıfının önderliğini kazanmak kriter olmaz çünkü bir ülkede kazanırsınız, bir ülkede kazanamazsınız. O nedenle hepsinin özeti olarak evrensel kriterler var, Komünist Enternasyonal bize bunu sunmuştur. Komünist Enternasyonal içerisinde kalabilmek için hangi koşullar gerekiyorsa komünistlerin birliği için de bu koşullar gerekir. Bunlara uyanlara komünist denir, uymayanlara denmez. Bu da siyasal mücadele içinde ayıklanır.

Mustafa Suphi’nin TKP’si içi sınıfının öncülüğüne kazanmış mıdır kazanmamış mıdır, gibi ölçütlere bakmamak gerekir. Komünist Enternasyonal’e üye olma koşulunu sağlamış bir partidir TKP, programı Komünist Enternasyonal tarafından onaylanmış bir partidir. Ancak akıbeti önemli değildir, biz yenilgilerden çekinerek yola çıkmıyoruz. Onun şu ya da bu konudaki tutumunu tartışabilir miyiz, evet komünistlerin birliğini sağladıktan sonra tartışabiliriz. Ama böyle bir birlik için, önce tartışmayı doğru bulmayız. Komünistlerin birliğinin temelleri bellidir: Komünist Enternasyonal’e katılmanın 21 koşulu, platformunu ve temel belgelerini kabul edenleri, Mustafa Suphi TKP’inin programının ilke ve esaslarını kabul edenleri birleştirelim diyoruz biz. Tartışmalarını bu esaslara göre yürüteceklerin birliğini sağlayalım diyoruz. Bu birliği sağlayanlara komünist denir.

Birincisi komünistler Leninist bir partide buluşmadan işçi sınıfının birliği sağlanamaz. İkincisi komünistlerin birliği şu ya da bu konuda ya da dünya çapında olup bitenlere yanıt veren tartışmanın sonunda kurulmaz. Bunlar bir parti içerisinde tartışılabilir. Madem öyle 21 Koşulu önce tartışalım da denmez. Zaten bütün tartışmaları bunun mihengine vurarak yürütürüz.

Bu bakış, önce komünistlerin birliği denebilecek bir bakış açısındır. Bir devrime hazırlanmak için de böyle bir birliğe ihtiyaç vardır. Temel sorun bu öznel sorunda düğümlenmiştir.

Bunları kabul edenlerle bir araya gelmek basittir, kabul etmeyenlerle ayrışmak da o kadar kolaydır.

AVRORA KOLEKTİFİ:

Komünistlerin birliğinden bahsetmek için önce kime komünist deneceğini netleştirmek gerekiyor. Komünist olmanın tanımı klasiklerde var. Sınıf mücadelesini proletarya diktatörlüğüne kadar genişleten kişi komünisttir.  

Komünist olmak için proletarya diktatörlüğünü teoride savunmak yeterli değildir. Zora dayalı devrim, ML’nin şu yada bu ilkesini değil bütün ilkeleri savunmak gerekir.

Birçok çevre lafta açık ideolojik mücadeleyi kabul ediyor, fakat pratikte buna uygun davranmıyor. Oportünizme ve sosyal şovenizme karşı tam zafer elde edilmeden gerçek anlamda ideolojik birliğin sağlanması mümkün değildir.

Verilen aranın ardından II.bölüme geçildi.

Bu bölümde 22 kişi konuşmacılara soru sordu. Katkı sunanlar oldu.

Sırasıyla Avrora Kolektifi, KöZ, Söz ve Eylem, YDİ Çağrı’dan konuşmacıların kendilerine sorulan sorulara cevap vermelerinin ardından panel sona erdi.

Dört saat süren panelde; Marksizmin Leninizmin devrimci özü, komünist olmanın kıstasları, ideolojik birlik, programatik birlik, örgütsel birliğin yolu, referans kaynakları, Marksizm Leninizme yaklaşım, Komünist Enternasyonal’e katılmanın 21 koşulu, TKP 1920 programı, Leninist parti öğretisi, devrimciler, komünistler arasında fiziksel şiddet kullanımının ilkesel olarak reddi vb. konuları üzerine tartışma yürütüldü.

29 Ocak 2020

 

 

Paylaş