Son iki aylık dönemde Kobané’deki gelişmeler, 173. sayımızda tespit ettiğimiz: “...durum, askeri açıdan savunmadan dengeye ve saldırıya geçme; giderek hakim olmaya doğru gelişen bir durumdur.”

ve “Andaki gidişatı değiştirecek önemli bir gelişme yaşanmazsa, Kobané’nin önümüzdeki kısa sürede ‘İslam Devleti’nden temizlenmesi mümkündür. Fakat savaş değişik biçimlerde, ölçülerde ve yerlerde süreceğe benziyor.” (s. 13) düşüncelerine uygun gelişmeler oldu.

Gidişatı değiştirecek önemli bir gelişme yaşanmadı. Kürt basınına yansıdığı kadarıyla YPG/ YPJ, ÖSO’ya bağlı Burkan El Fırat güçleri, Peşmerge güçleri ve “İslam Devleti”ne (İD) karşı ABD emperyalizmi önderliğinde oluşan “savaş koalisyonu”nun ortak mücadelesi, İD güçlerini Kobané’den çekilmeye zorladı. Bina bina, sokak sokak, cadde cadde yürüyen çatışmalar, 26 Ocak 2015 tarihinde Kobané şehir merkezinin kurtarılmasıyla sonuçlandı. Kobané merkezinin İD’den temizlendiği haberiyle birçok yerde “zafer” kutlamaları gerçekleştirildi.

Basına yansıyan bilgilere göre İD, Kobané yenilgisini, “geri çekildik” diye kabul etmekte ve İD militanları diğer şeylerin yanısıra durumu şöyle ortaya koymaktadırlar: “Savaş uçakları bina bırakmadı. Her şeyi yok ettiler. O yüzden geri çekilmek zorunda kaldık. Savaş uçakları gece gündüz bombalıyordu. Her şeyi bombaladılar. Motosikletleri bile.” (Hürriyet, 2 Şubat 2015)

Yapılan basın toplantısında YPG/ YPJ komutanlığı adına yapılan açıklamada: “En başta direnişi sahiplenen halkımıza, özelde de Bakuré Kurdistan halkımıza, yine hava saldırılarıyla güçlerimize aktif desteğini sunan Uluslararası Koalisyon güçlerine, YPG ile omuz omuza çarpışan Burkan El Fırat ve diğer Özgür Suriye Ordusu bileşenlerine, yine bir grup olarak güçlerimize yardımcı olan Péşmerge kardeşlerimize çok teşekkür ediyoruz.” (Politika, 28 Ocak 2015) denilerek Kobané’de İD’ye karşı savaşın hangi güçler tarafından yürütüldüğü de ortaya konuyordu. Bu basın toplantısında yapılan açıklamalarda hem durumun abartılması hem de doğru olarak savaşın bitmediği yönlü tespitler yapıldı. Yapılan tespitlerden biri de: “Bizim mücadelemiz demokratik Suriye toprakları tamamen özgürleşene kadar sürecek.”(aynı yerden) tespitiydi. Buna göre İD başdüşmandır ve sadece Rojava’da değil, nerede olursa olsun İD’ye karşı savaş sürdürülecektir. Fakat Burkan El Fırat ve Péşmerge komutanlarıyla birlikte yapılan basın toplantısında bu güçlerin İD’ye karşı mücadelesinin de ötesinde bir hedef sözkonusuydu: Esad rejimine karşı ortak mücadele! Böylece YPG/ YPJ güçlerinin İD’ye karşı oluşturulan savaş koalisyonunun bir parçası olmasının ötesinde, bu koalisyonun Esad rejimine karşı mücadelede ihtiyaç duyduğu kara gücü olma ve ÖSO ile Kobané’de gerçekleşen ittifakı, Suriye geneline yaygınlaştırmanın yolunun açıldığı olgusu kendisini gösteriyordu. Kobané’nin kurtarılmasının sevinci, ne yazık ki emperyalist güçlerin koalisyonunun Suriye’de yürütmeyi planladığı uzun vadeli savaşın da parçası olunmaya doğru yol alındığı gerçeğinin üzerini örtmeye hizmet etmektedir.

Yanlış anlaşılmaları engellemek için görüşlerimizi bir kez daha ifade edelim: Genelde Suriye’nin değişik millet ve milliyetlerden işçi ve emekçilerin, ezilen halkların faşist Esad rejimine karşı demokratik hakları için mücadelesi haklı ve meşrudur. Bu mücadeleyi kayıtsız şartsız destekliyoruz. Faşist Baas rejiminin devrimle yıkılması ve yerine işçi sınıfı önderliğinde halk demokrasisi iktidarının kurulması isteğimizdir. Fakat durumun burjuva demokrasisi çerçevesinde ele alındığı ve devrim için mücadele eden güçlerin neredeyse olmadığı bir ortamda, burjuva demokrasisine doğru gelişecek ve değişik millet ve milliyetlerin kimi ulusal haklarının elde edildiği bir gelişmeyi de, yeterli bulmasak da olumlu olarak değerlendiriyor ve bu çerçevede destekliyoruz. Bu temelde de Rojava’daki kendi kendini yönetme, özerk yönetim vb. adımları, demokratik hakların elde edilmesi mücadelesinde olumlu görüyor, destekleriyoruz. Bilince çıkarmaya çalıştığımız esas konu, Esad rejimine karşı mücadelede, savaşın, baskının ve ulusal zulmün –evet 2011’e kadar Esad rejimine verdikleri destekle Suriye’de, ama Irak, İran ve Türkiye’de de Kürt milletinin ulusal zulme maruz kalmasının- destekleyicisi ve ortakları olan emperyalist güçlerle işbirliğinin, elde edilen kazanımların kaybına yolaçacağıdır. Derdimiz, Kobané somutunda koşulların dayatmasıyla kabul edilmesi anlaşılabilir olan işbirliğinin, uzun vadede bağımlılığa götürecek bir siyasete dönüştürülmesinin, ezilen halkların kurtuluşuna hizmet etmeyeceği gerçeğini bilince çıkarmaktır.

Bu anlayışla Kobané’nin kurtarılmış olmasına seviniyoruz ve demokratik hakları için mücadele edenleri selamlıyoruz! Mücadelenin bitmediği tespitini de aynen onaylıyoruz. En başta kısa vadeli ele alındığında Kobané Kantonu’nun köylerinin İD’nin kontrolünden kurtarılması için mücadele sürüyor. Bu mücadelede, 27 Ocak 2015 tarihinden itibaren başlatılan kurtarma savaşı olumlu sonuçlar verdi, veriyor. Şubat ayı sonuna doğru verilen bilgilere göre 220’den fazla köy kurtarılmış durumdadır. İD’ye karşı savaş sadece Kobané’yle sınırlı değil. Ama Kobané Kantonu köylerinin –yine gidişatı değiştirecek önemli bir gelişme olmazsa- yakın bir zamanda tümüyle kurtarılması mümkündür. Belki de bu yazıyı okuduğunuzda, Kobané köylerinin tümüyle kurtarıldığı haberini almışsınızdır. Bu haber de bizi mutlaka sevindirir.

Fakat Kobané’de yaşanan savaş, Kobane halkının geri dönmesini zorlaştıran, geri döndüğünde de savaş öncesindeki gibi yaşamasını imkansız kılan bir ortamı gerisinde bırakmıştır. BM’nin uydu fotoğrağraflarına dayanarak yaptığı hesaba göre Kobané’de 3.247 bina yıkılmıştır. Toplam bina sayısı belli olmadığında, bu rakam durumun anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Kürt haber kaynakları –açıklamalarda veriler değişiyor- şehir merkezinin %80’inin değişik ölçülerde zarar gördüğü, yıkıldığı, tahrip edildiği vb. bilgisini vermektedir. Barınma, yiyecek, içecek, sağlık vb. tüm alanlarda yeniden inşa sorunu kendisini acilen dayatmıştır. Bu açıdan bakıldığında yeni bir mücadele ve bu mücadelede yardıma ihtiyaç sözkonudur.

Kobané’de durum özetle böyledir. Batı Kürdistan geneli ele alındığında hem Efrin hem de Cızire kantonlarında da mücadele ve yer yer çatışmalar sözkonusu olmaktadır. YPG/ YPJ güçlerinin en son eylemlerinden biri, Cızire’ye tehdit oluşturan ve İD’nin kontrolünde olan Til Hemis’i İD güçlerinden kurtarma eylemiydi. Ayrıca Heseke’de Esad rejiminin güçleriyle çatışmalar yaşandığı da, bu dönemde medyaya yansıyan haberler arasındadır.

 ÖNE ÇIKAN BAZI GELİŞMELER

“İslam Devleti”ne karşı mücadele –hem Güney Kürdistan/ Irak’ta hem de Rojava’da- genelde Kürtlerin, özelde de PYD ve PKK’nin uluslararası siyasette daha çok kabul görmesini beraberinde getirdi. Kobané’deki mücadele ve başarı ise diplomatik ilişkiler alanında PYD’nin konumunu daha da güçlendiren bir rol oynadı. Örneğin “CenevreI” ya da “CenevreII” olarak adlandırılan toplantılarda Suriye ve Esad rejimine karşı tavırlar belirlenmeye çalışılırken PYD muhatap olarak kabul edilmiyor ve toplantılardan –PYD’nin davet edilmek için verdiği tüm uğraşlara rağmen- dışlanıyordu. ABD emperyalizminin Türkiye ile ilişkilerine de bakarak PYD’ye dıştalayıcı tavır takınması durumu, yavaş da olsa pratikte değişmeye başlamıştır. Kobané somutunda ise TC’nin red tavrına rağmen İD’ye karşı savaşta ortak davranılmıştır.

Emperyalistlerin Suriye’deki savaşın durumu ve Esad rejimine karşı tavırlarının farklı olması, diplomatik ilişkilerde de farklı yaklaşımları gündeme getirmektedir. Esad rejimine karşı olduğunu ilan edenler –başta da ABD, AB’li emperyalistler-, anda İD’ye karşı mücadeleyi esas mücadele olarak göstermektedir. Fakat bu Esad’a karşı mücadeleyi sonlandırdıkları anlamına gelmiyor. Suriye’de Esad’ı iktidardan edebilecek ve bu emperyalistlerin güvenebileceği bir gücün olmaması, bunların taktik değiştirmesini beraberinde getirmiştir. Bu da kendisini İD’ye karşı mücadele adına “eğit-donat” adı altında, üç sene içinde Türkiye, Suudi Arabistan gibi devletlerde, her sene 5000 olmak üzere toplam 15.000 kişinin eğitilip silahlandırılması planında göstermektedir. İD’ye karşı mücadelenin öncelikli olup olmadığı, veya anlaşmada doğrudan Esad rejimine karşı mücadele için de “eğitilip-donandığı”nın tespit edilip edilmemesi konusunda ABD ile Türkiye arasında çelişkinin varlığına rağmen, sözkonusu anlaşma imzalandı ve 1 Mart 2015 tarihinden itibaren de uygulamaya konacaktır. YPG/ YPJ güçlerinin de Esad rejimine karşı mücadelede müttefik güç olması konusunda ABD ile TC arasındaki çelişki, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, sürüyor. Kobané’deki savaş YPG/ YPJ güçlerinin ÖSO ile ittifak kurabileceğini göstermiştir. Bunun Esad rejimine karşı mücadelede gerçekleşmesine TC’nin önemli itirazı olmayacaktır.

Diplomatik gelişmeler alanında PYD’nin kabul görülmesi açısından gündeme gelen gelişmelerden biri Moskova’da, diğeri de Paris’te yaşandı. Aralık ayı sonlarına doğru PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in yanısıra HDP Eşbaşkanı Demirtaş da Moskova’da Rusya’nın kimi yetkilileriyle görüşmelerde bulundular. Demirtaş, Rusya’nın Rojava’ya yaklaşımının yetersiz ve eksik olduğunu vurgularken, Kürtlerin Rusya tarafından muhatap alınması ve Suriye’deki savaşı sonlandırmak için Moskova’da yapılacak müzakerelere davet edilmesi çağrısında bulundular.

Rusya ve Mısır’ın örgütlenmesinde rol oynadığı toplantıların biri Kahire’de gerçekleşti. Kahire’de esasında muhalif güçler toplandı, ama nasıl bir sonuca varıldığı pek belli değil. Rusya’nın örgütlediği Moskova görüşmeleri ise 26-29 Ocak 2015 tarihlerinde gerçekleşti. Davet edilenler örgütler, gruplar değil de kişilerdi! Salih Muslim de –kimi diğer PYD’liler de- davetliler arasındaydı. Plana göre önce muhalif güçler –TC’nin desteklediği ve merkezi İstanbul’da olan SMDK müzakereler katılmayı reddetti- kendi aralarında görüşüp ortak talepler formüle edecekti ve ardından da Esad rejiminin temsilcileriyle görüşülecekti. Plana uygun çalışıldı. Toplantı da, müzakereler için bir başlangıç olarak kabul edildiğinden, herhangi somut bir sonuç beklenmiyordu.

Esad rejiminin temsilcilerinin muhalefetin, özellikle de PYD’nin taleplerini reddeden tavrı, PYD’nin, yine Moskova’da, Mart ayında yapılması düşünülen toplantıya katılıp katılmayacağı konusunda soru işareti ortaya çıkarmıştır. Muslim’in eksikliklere rağmen toplantıyı olumlu görmesi tavrına da baktığımızda, katılıp katılmama konusundaki tavrın diplomatik pazarlığın bir parçası olduğunu tespit edebiliriz. PYD ya da Muslim davet edildiğinde, katılımın önkoşulları bugünkünden daha geri düzeyde değilse, -ki öyle olmayacağından yola çıkabiliriz- müzakerelere katılacaklardır.

Moskova toplantısına ABD ve diğer Batılı emperyalistler doğrudan katılmasa da, diplomatik dille başarılar dilemeleri ve BM’nin de gözlemci olarak temsilci yollaması durumu vb. gözönüne alındığında, bunların en azından Esad rejimini devirecek muhalif güçler yaratılana kadar, Esad’lı bir Suriye’yi kabul ettiklerini tespit edebiliriz. Bu yaklaşımı BM’nin Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın Esad ile görüşmelerinden ve “dondurulmuş bölge” adı altında yerel ya da bölgesel ateşkesler ile tarafları barıştırma, geçici de olsa savaşı durdurmaya yönelik çaba ve tavırlarında da görebiliriz. Verilen bilgilere göre örneğin, Esad’ın Halep ve çevresinde altı haftalık bir süre saldırıları durdurma planına onay vermiştir. Muhalefetin bunu kabul etmesi durumunda, bu planın uygulanacağı da söylenmektedir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ya da gerçekleştiğinde neye ya da kime yarayacağı ise soru işaretidir!

Diplomatik alanda PYD’nin ve PYD somutunda da Rojava’nın kabul görüldüğünü gösteren bir gelişme de, PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ve YPJ Komutanlarından Nesrin Abdullah’ın da içinde olduğu bir heyetin, Paris’te Fransa Başkanı Hollande tarafından kabul edilmesiydi. Yapılan açıklamalara göre görüşmeler “olumlu” geçmiş, PYD heyeti Fransa’dan “terör örgütü IŞİD’e karşı daha etkili savaşabilmek için” silah ve lojistik destek talep etmişti. Asya Abdullah’ın deyimiyle Hollande: “Önümüzdeki süreçlerde PYD yetkilileri ile temaslarımız sürecek ve Kobané’nin yeniden inşası konusunda yardımlarımız olacak.” demiş!

Kısaca aktardığımız bu gelişmeler PYD’nin uluslararası alanda emperyalist güçler tarafından giderek daha fazla kabul görüldüğünü gösteren bazı gelişmelerdir.

Kürtlerin kendi aralarındaki birlik meselesinde ise durum kısaca şöyledir. Bilindiği gibi İD’ye karşı mücadele, özellikle Péşmerge/ KDP ve YNK, HPG/ PKK ve YPG/ YPJ /PYD güçlerinin pratikte ortak mücadele verdiği bir ortamı yarattı. PKK ve PYD güçleri aynı siyasetin savunucuları olduğundan, bunlar arasında birlik konsunda sorun yok. YNK ise hem birlikten yana görünüyor, hem de somut olarak bunun için ciddi bir adım atmama durumundadır. KDP ise PKK ile olan çelişkilerinden dolayı, ya kendisinin egemenliğinde olan bir birlikten yana, ya da birliğe gelmeyen bir siyasete sahiptir. Bu nedenle de son yıllarda hep yeniden gündeme getirilen ulusal kongre meselesinde somut herhangi ileri bir adım atılmamıştır.

Güncel olarak öne çıkan çelişki ise şöyledir. 4 Ocak 2015 tarihinde Şengal Dağı’nda yaptıkları konferansla Èzidiler “Şengal Èzidileri İnşa Meclisi” adıyla kurucu bir meclis oluşturdular. Haklı olarak da Èzidilerin iradesinin tanınmasını ve haklarına saygı gösterilmesini talep ettiler. Bu gelişme ama KDP ve Barzani yönetiminin hoşuna gitmedi, PKK/ KCK’ye karşı kışkırtıcı propagandaya başladı. Bunun üzerine PKK/ KCK açıklama yaptı ve kendilerine yöneltilen eleştirilerin asılsız olduğunu, hatta güçlerini Güney Kürdistan’dan çekip çekmemeyi tartıştıklarını; bunun için ama özellikle Güney Kürdistan halkının tavrının ne olacağına bakacaklarını vb. ilan etti.

Detayları bir kenara bırakırsak, KDP ile PKK arasındaki çelişkiler bu sefer kendisini Güney Kürdistan’da PKK’nin etkisini artırmasına bağlı olarak gündeme gelmiştir. KDP’nin kendi etkisinin zayıflaması tehlikesine karşı PKK güçlerinin Güney Kürdistan’da kalmasına sıcak bakmamaktadır. Bu noktada tavır takınırken de Èzidilerin en basit demokratik haklarına bile saygı göstermediğini sergilemektedir.

Gelişmelerin hangi yönde olacağını ve nasıl gelişeceğini ise birlikte takip edip göreceğiz.

28.02.2015

Paylaş