KAZDAĞLARINDAKİ RANT VE TALAN ÜZERİNE

Kazdağları; yeşillik, huzur ve bol oksijenin olduğu bir Ege yöresi. Avrupa’nın Alplerine benzetenler olur. Güneşin çamlarda yarattığı kokuyu tarif edemezsiniz. Yaşamanız gerekli.  Elbette asfalt yoldan uzaklaşıp tepelere tırmanırsanız mis gibi havası çam kokan dokusu insana huzur ve rahatlık vermektedir. Dünyada oksijen yoğunluğunun fazla olduğu yerlerden biridir Kazdağları. Hem Çanakkale hem de Balıkesir’in su havzalarını besleyen ormanlık alanlardır Kazdağları. Ayvacık’tan tutun Altınoluk, Güre, Akçay, Edremit, Burhaniye hatta Ayvalık’a kadar solunan havanın temizliğini sağlayan bölgenin adıdır Kazdağları. Bağrında milyonlarca irili ufaklı canlı besler. Eteklerindeki zeytin ağaçları doğanın insanlığa hediyesidir. Kazdağları’nın etekleri Ege denizi ile birleştiği noktada başlar sahiller. Mitolojik adı İda dağıdır ve Antik Yunan’da kutsal bir dağ olarak kabul edilmiştir. Bu kutsallığını da ünlü ozan Homeros’a borçludur. Homeros’un İlyada Destanı sayesinde, dünyanın en tanınan dağlarından biri olmuştur. Kısacası Ege Bölgesinde yer alan yeryüzündeki cennet köşelerinden bir tanesidir Kazdağları. Efsaneye göre Hera, (Zeus’un karısı) Afrodit, Athena’nın katıldıkları Truva savaşına yol açan, o meşhur güzellik yarışması burada yapılmış, Zeus burada doğmuş, tanrılar Truva savaşını buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada âşık olmuştur.

“Kazdağları, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarını oluşturan, besleyen ve onların sürekliliğini sağlayan, barındırdığı bitkilerle içinde yaşayan hayvanlarla, havasıyla suyuyla can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm bölgenin yaşam kaynağı olmuştur.” (barobirlik. org.tr)

Turizm cennetinin sırtını dayadığı bu cennet köşesi madencilerin talanına maruz kalmıştır. Bu dünya güzeli mekânda altın aratanlar ve arayanlar binlerce ağacın katili olmuşlardır. Uydu görüntülerine göre 200.000 ÇED Raporuna göre 45 bin; T.C. Bakanlığının açıklamasına göre ise 13 bin ağaç kesildiği artık bilinen gerçektir. Biz kesilen ağaçlarla ilgili spekülasyon yapacak durumda değiliz. Fakat 297 hektarlık alanda altın arayan Kanadalı “Alamos Gold“ isimli şirketin faaliyet gösterdiği alanın büyüklüğü 200 bin ağaç kesildiğinin delili olarak kabul edilebilir. Zaten alanı gördüğünüzde dehşete kapılıyor ve ister istemez ağzınızdan lanet okunuyor, ağaçları kesenlere.  Hesabı da basit ormanlık alanlarda 1 hektara düşen ağaç sayısı ortalama 500-1000 ağaç arasındadır.

Kazdağları’nda maden arama işinin geçmişi 2000’lere kadar uzanır. 2013 yılında hazırlanan Kazdağları ÇED raporunda, 2007 yılına ait veriler kullanılmıştır. Yapılan hesaplamalara göre, yaklaşık 150 bin adet genç ağacın kesimi, bu hile ile ÇED raporunda gösterilmemiştir. Akıllarda olsun: normal iklim koşullarında bir ağaç 20 yılda büyür ve 1 hektarlık çam ormanı yılda 40-60 civarında ton toz emer. 40 kişinin 1 saatte kullandığı oksijeni yetişkin bir çam ağacı 1 saatte üretir. Bunun için ormanlar doğanın akciğerleridir.

MHP (o zamanlar henüz AKP’nin müttefiki değildi) ve CHP milletvekilleri, Kazdağları’nda felaketin önlenmesi için 2007’den itibaren tam 5 kez araştırma önergesi verir… İlk 3 önerge iktidar tarafından dikkate alınmaz. Son önerge ise TBMM’de görüşülüp AKP oylarıyla ret edilir. Çünkü yapılacak talandan elde edilecek rant vardır.

Kanadalı şirket Alamos Gold’un taşeronluğunu yapan Doğu Biga Madencilik Sanayi ÇED Raporu’nda izin verilen sınırın üzerindeki ağaç kesimlerinin ise ‘orman ve çevre izinleri kapsamında ve hukuki zeminde gerçekleştiğini’ söyler.

Alamos Gold’un CEO’su John McCluskey ait bir videoyu paylaşan CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, ”3 milyon ons altın bulunmuş. Değeri 4 milyar dolar yani 22 milyar 640 milyon lira. Yapılan yatırım sadece 100 milyon dolar”. “Mütevazı bir yatırım yaptık. Üretime 2020 yılında başlayacağız ve 15 sene sürecek. TL’nin değer kaybetmesi maliyetleri düşürdü. Yabancı işçi çalıştırmıyoruz. Türkler taş taşımakta çok iyiler”. “Devletimiz” âdeta çok bonkör emekliye üç TL zammı çok görür ama altın tekellerinin yapacakları 50 milyon liralık yatırımın, yüz­de 67’sini, yani 33,5 milyon lirasını stratejik yatırım teşvikleri olarak onlara 7 yıllık bir süre içerisinde geri öder. Anlaşmayı imzalayanların aldıkları aracılık parasının günahı onların boynuna!

100 milyon yatır 4 milyar götür. Talan edilen doğa cabası. İşte bunun ismi azami kâr, bu da kapitalizmin esas dürtüsüdür. Bu ve benzeri anlaşmaları yapanlar kendilerini bir de „yerli“ ve „milli“ ilan etmezler mi? Biz de onlar da çok iyi biliyoruz ki paranın dini, imanı, milleti yoktur. Aramızdaki fark biz gerçekleri söylemekte ısrarcıyız, onlar da halklarımızı aldatmakta yeminliler.

Fatih Altaylı ile 2 Haziran 2013’de röportajda Erdoğan, 10 yılda diktikleri ağaç sayısının 3 milyar olduğunu söylerken, nasıl gerçeği yansıtmıyorduysa, bugün Kazdağları’nda kesilen ağaç konusundaki bakanlık verileri de aynı şekilde gerçeği ifade etmiyor.

Yer yer hükûmetin yanında yer alan Prof. Dr. İlber Ortaylı, Kanadalı şirketin altın arama çalışmaları yürüttüğü Kazdağları ile ilgili olarak tavır takınırken; "Bakanlığın verdiği rakamlar gülünç, ikna edici değil. Bunları denetleyecek bir muhalefet de memlekette mevcut değil. 13 bin küsur ağaç kesilmiş, 14 bin dikilmişmiş. Ağaç dikilecek yerde maden araması ve çıkarma faaliyeti yapılamaz" der… ve ekler „Şirket 1 milyar dolarlık yatırım yapacakmış. 2 bin kişi iş bulacakmış. 2 bin kişi için 1 milyar doların çok büyük bir israf olduğu açık değil mi?“ (onedio.com/haber 05.08.2019) Doğru söylüyor.

Siyanür kullanımı?

Kazdağları’nda altın çıkarmak için yapılan ağaç katliamı ile iş bitmiyor. Toprakla altını ayrıştırmak için genelde kullanılan madde siyanür kimyasalıdır. Siyanür farklı endüstri alanlarında kullanılan kuvvetli bir kimyasal olarak biliniyor. Naylon, plastik ve polyamid gibi farklı endüstrilerde sıklıkla kullanılan siyanür aynı zamanda altın ve gümüş işlemelerinde madencilikte de tercih edilebilir.

Siyanür genel olarak bir karbon ve ona üç bağlı azot içeren kimyasal bileşiklere verilen ad olarak biliniyor.

Kazdağları’nda çıkarılacak altın ile ilgili olarak taşeron firma Doğu Biga Madencilik yaptığı açıklamada şunları söyler:

"Proje kapsamında suyun ve toprağın siyanür ile kirletileceği iddiaları tamamen madenciliğe ilişkin ön yargılar ile ortaya atılmıştır. Bu iddianın hiçbir bilimsel ve teknik dayanağı bulunmamaktadır. Öncelikle altın arama ve çıkarma süreçlerinde siyanür ya da türevi bir madde asla kullanılmamaktadır.”  (02 Ağustos 2019 Cuma, Yeni Akit)

Bu aktardıklarımıza inanırsanız problem yok. Ama gerçek taşeron firmanın yaptığı açıklamada yatmıyor. Kanadalı şirketle yapılan anlaşmada altın çıkarırken siyanür kullanılmayacağının yer aldığı herhangi bir madde yoktur. Ayrıca Kanadalı Şirketin CEO’su Reuters Haber Ajansına verdiği demetçe “siyanür kazı sürecinin son aşamasında kullanılacaktır. Çevreye sızıntı olmaması için gerekli tedbirlerin alındığını” bizzat açıklamıştır (Sözcü 07.08.2019). Demek oluyor ki, kraldan daha kralcılar yalan söylemekte herhangi bir sıkıntı görmüyorlar.

Tonlarca siyanür Kazdağları’nın damarlarına şırınga edilecek; bunun için siyanür göletleri oluşturulmaya başlandı bile.

Kullanılan siyanür, yeraltı ve yerüstü sularının ve toprağın kirlenmesidir, insanların hastalanmasıdır. Ayrıca altın madeni çıkarılma sırasında kullanılan siyanü­rün havaya karıştığı da bilinen gerçeklerdendir. Atmosfere karışan siyanür bitkile­rin fotosentezini etkileyerek, bitkilerin ölümüne neden olur. Bergama’da kullanıldı, Kazdağları’nda da kullanılacak.

Siyanür havuzlarında kullanılan mangalların iki yıldan fazla ömürleri yok. Uşak gibi ve diğer bazı yörelerimizde olduğu gibi bu mangalların yırtılması so­nucu bütün siyanürlü atıklar olduğu gibi toprağa karışıp toprağı ve suları kirletiyor.

Siyanürün bir özelliği de toprakta hareketsiz duran ağır metalleri, yani kurşunu, cıvayı, antimonu ve çinkoyu hareket­li hâle getirmesidir. Bölgede 400 bin ton siyanürün kullanılacağı şimdiden belli. Siyanürün 1 gramı bile birkaç kişinin ölümü için yeterli. Solumak durumunda kalırsanız bilemediniz 10 dakika sonra ruhunuza Fatiha okunur. Gerisini siz düşünün!

Kazdağları’nda altın aranan bölgenin tamamı için 2,5 milyar ton kayaç (taşlı kayalı toprak) çıkartılıp parçalanacak, kayalar parçalanacak/un ufak edilecek, toz hâline getirilecek. Bu, 125 milyon adet 20 ton kapasiteli kamyona eşittir. Bu miktarı taşıyacak yolların vay hâline! Altın arama sırasında 1 ton kayaç için 3 ton su kullanılması gere­kiyor. Bu da 7 milyar ton su demektir. Çanakkale’nin ve Balıkesir’in tüm barajlarında bulunan yerüs­tü ve yeraltı sularının tamamı yetmez. Yeraltı sularını da kurutacaklar. Bunun anlamı bölgedeki tarıma ölüm fermanı biçmedir!

 Altın şirketleri 15 yıl sonra bölgeyi terk ettiklerinde tarımın can damarı sular kirlenmiş olacaktır. Yaratılan hasarı tamir için gösterilmesi gereken çaba 50-60 yıl ciddi maliyetlere sebep olacaktır. Mevcut hükûmetler günü kurtarmak için elde ettikleri rantın yüzlerce mislini halka ödetecektir.

Kazdağları’nda var olduğu ileri sürülen 338 ton altının hepsini çıkardıklarını varsayalım; işlenmemiş hâliyle 4,9 milyar dolar eder. T.C.’ye düşen 200 milyon dolar. 1 milyar dolar olsun diyelim! Tarımdan bölgede yılda elde edilen kazanç 7 milyar dolardır. 10 yılda 70 milyar yapar. Altından kazanılacak 1 milyarı kıyasladığımızda nasıl bir aptallık olduğuna siz karar verin!

Altın işletmecisi 1600-2000 kişiye iş bulacakmış! Bölgede tarımla geçinen insan sayısı 750 bin kişidir.

İşte eğer altın madenciliği başlar, toprak ve suyumuz tamamen kir­lenirse, tarım giderse, tarımdan geçinen 750 bin kişi olumsuz etkilenecektir. Karşılaştırmayı siz yapın! Turizm sektörü işin hesaba katılmayan yanı… Kazdağları’nın nasıl bir talana maruz kaldığını iyi düşünün. 

Kazdağları’nın 5 bin yıllık geçmişi 10-15 yıla feda edilmek isteniyor. Feda edenler devleti yönetenlerdir. Hani hatırlarsınız şu saatçi-rüşvetçi Ekonomi Bakanı, Zafer Çağlayan var ya bölgeyi ziyaret ederken altın tekellerinin uçağına binerek Çanakkale’ye gelmiştir. Tarih 27 Eylül 2012.

Çanakkale’de sulanabilecek alanların yüzde 31’i su bekle­mektedir. 1 gram altın için 3 ton suyu kirletip yok etsinler diye altın tekellerine tahsis ediyoruz Kazdağları’nı.

Sorun sırf bizde mi hayır! Kırgızistan’da da altın, Kanadalı maden şirketleri tarafından çıkarılıyor. Yılda 20 ton 24 ayar altın üretilen 6 milyon nüfuslu Kırgızistan, neden hâlâ “dünyanın en fakir 50 ülkesi” listesinde 33. sırada acaba?

Burjuva politikacıları için yalanda sınır yok!

RTE Başbakanlığı sırasında şöyle diyordu:

“Dünyanın bu şekilde hızla tüketilmeye devam edilmesi hâlinde, ne­fes alacak atmosfer, içecek bir damla su kalmayacaktır. Tükettiğimiz ürünlerin kaynağını sorgulamalıyız Bir parça elmasın, bir gram al­tının, bir litre petrolün, bir metreküp doğalgazın, bir torba kömürün nerelerden geçip geldiğini, ne tür trajedilere şahit olarak evlerinize ulaştığına artık kafa yormamız gerekiyor“ (RTE, 08.04.2013, BM Ormancılık Formu 10. Toplantısı açılış konuşmasından.)

Biz de cevap veriyoruz… Evet, Tayyip Bey tam da sizin söylediklerinizi yapıyor ve soruyoruz: Çevremizin bu kadar zehirlenmesi ve kirlenmesinde oynadığınız rol nedir? Kazdağları için Kanadalı şirketle yapılan bu talan anlaşmasında herhangi bir rolünüz var mı? Bu anlaşamadan haberiniz var mı?  Bu anlaşmayı hemen iptal etme yetkiniz var mı? Varsa hemen iptal edin ve Kazdağları’nın nefes almasına yardımcı olun! Olmuyorsanız yukarıda sarf ettiğiniz cümleler kocaman bir aldatmacadan ibarettir!

T.C. Cumhurbaşkanı 5 Haziran Dünya Çevre gününde “Gelecek nesillere daha yeşil bir dünya bırakmak için tüm vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyorum” diyordu. Lütfen duyarlı olana jandarma-polis copunu ve gazını esirge yeter. Yani Diyojen’in Büyük İskender’e dediği gibi; “gölge etme başka ihsan istemez”!

Artık çevre katliamının olduğu her yerde direniş vardır.

Kazdağları’nı talan eden altın tekelleri aleyhine yedin­ci dava açılmıştır. Son bir aydır “Su ve Vicdan” nöbetleri tutulmaktadır. 05.08.2019 tarihinde çocuklu kadınlı erkekli binler –sadece oranın yerlileri değil, aynı zamanda dışardan birçok yerden– şantiye alanına jandarmaya rağmen girdiler. Şimdilik sembolik te olsa şantiyeyi kapadılar.

05.08.2019’da binlerce doğasever “SU ve VİCDAN NÖBETİ” eyleminde hep bir ağızdan okunan ant ile eylemlerini o gün için tamamladılar.

Ağaçların ayakları yok kaçmaya…
Elleri yok dövüşmeye…
Dilleri yok sövmeye…
O hâlde…
Kazdağları’mızı biz savunacağız biz…
Bu dağlarda durursa kalbim bir gün…
Düştüğüm yere gömün…
Yüreğim dağ çiçeklerindedir…

Kavgamız devam ediyor!

Sorun sadece kesilen on binlerce ağaç nedeniyle bozulan ekolojik yapıdan ibaret değil. Kazdağları civarı da yaradılış/meydana gelişi sırasında “depremden muaf” tutulmadığına göre oluşturulacak siyanür göletleri olabilecek bir deprem ile 400 bin ton siyanür toprağa hızla karışacaktır. Oluşabilecek felaketi bugünden engelleyecek tek güç halkın bizatihi kendisidir.

Bu maden, bir tür saatli bomba olarak onlarca yıl kapımızda bekleyecek. Engellemek yine doğaya sahip çıkanların vereceği tepki ile olacaktır. Tepki ne kadar örgütlü ve güçlü olursa hâkim sınıfların geri adımları da o kadar hızlı olacaktır. Ama unutulmasın ki, sorun sadece Kazdağları değil, Munzur dağlarında da aynı durum söz konusudur.  Akkuyu nükleer santralinde de! Tüm kömür bazlı çalışan Termik santrallerde de!

Çevre sorunlarının nihai çözümü devlet sorunu ile ilintilidir. Yani sorun devrimle çözülür.

Gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak istiyorsak sorumluluğu bugünden üstlenmeliyiz.

Kaynakça: Verilerin bir kısmı (barolarbirligi.org) ve T24’ten alınmıştır.

06.08.2019

Paylaş