KATLEDİLİŞİNİN 10. YILDÖNÜMÜNDE HRANT’I ANIYORUZ

SENİ UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ AHPARİK!

1. 19 Ocak 2007’de Hrant Dink katledildi. Hrant Dink’in katledileceği önceden biliniyordu. Resmî devlet görevlileri, kışkırtıcılar, medya, ırkçı katiller elbirliğiyle Hrant’ın katledilmesinin ortamını hazırladılar. Hrant düşmanlaştırıldı, kıstırıldı ve sonunda vuruldu. Birileri, katilleri yetiştirdi, hazırladı, plânladı, birileri göz yumdu, birileri arka çıktı, birileri delilleri kararttı, birileri suçluları korudu. Ne duruşma önlerindeki saldırılar ne de gazete haberleri tesadüf değildi. Hrant öldürülmeden bir hafta önce Agos’ta şöyle yazmıştı: “Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı. Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. (...) Ne var ki benim ruhsal algılamam bu...” Hrant’ın ruh hali de buydu.

2. Hrant’ın öldürülmesinden iki gün sonra, cinayetin tetikçisi Ogün Samast Samsun’da yakalandı. Hrant’ın katledilmesinin ardından İstanbul Valisi “basit bir olay”, Emniyet Müdürü “örgüt bağlantısı yok, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet” açıklamalarını yaptı. Hrant’ın katili ile kolluk güçleri Samsun’da “vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” yazısı bulunan bayrak önünde hatıra fotoğrafı çekme yarışına girdiler. Hrant’ın katili el üstünde tutuluyor ve ‘kahraman’ muamelesi görüyordu! Daha sonraki süreçte, katilleri duruşmaya getiren resmi aracın plakasında “ya sev, ya terk et!” sloganını okuduk hep birlikte. Futbol maçlarında “ayağa kalkmayan Ermeni olsun!” sloganları haykırıldı! Maçlarda “beyaz bere” takıp, “hepimiz Ogün Samast’tız” sloganları atıldı. Yasin Hayal’in avukatının duruşmalarda, Hrant’ın yakınları ve müdahil avukatlara yönelik çirkin sözleri yansıdı basına. Hrant davasında deliller karartıldı. Tetikçilerin arkasında duranların açığa çıkmaması için her yol mübah sayıldı.

3. Temmuz 2007’de, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 12′si tutuklu 18 sanıkla Hrant Dink cinayeti ana davasının ilk duruşması yapıldı. Ekim 2008’de, Ogün Samast ile Samsun Emniyet Müdürlüğü Çay Ocağı’nda, “vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” Türk bayrağıyla fotoğraf çekilmesine izin verdikleri gerekçesiyle yargılanan iki polis memuru beraat etti. Aralık 2008’de, soruşturma kapsamında dönemin Trabzon Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ve istihbarat şubesinde görevli 5 asker hakkında, ’görevi ihmal’ suçundan Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Ocak 2009’da davanın tutuklu yargılanan 8 sanığından Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal ve Mustafa Öztürk tahliye edildi. Böylece İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ana davadaki tutuklu sanık sayısı 5′e düştü. Mart 2009’da bu davanın 9. duruşmasında, cinayetin işleneceği bilgisine önceden sahip olan ve gerekli tedbiri almayan Albay Ali Öz, Trabzon Emniyet İstihbarat Müdürü Reşat Altay, Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, İstanbul eski Emniyet İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın tanık olarak dinlenmeleri talebi “dosyaya yenilik getirmeyeceği”gerekçesiyle reddedildi. Mayıs 2010’da cinayet dosyasında tutuklu sayısı üçe indirildi.

4. Eylül 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Hrant’ın öldürülmesiyle ilgili beş ayrı başvuruyu değerlendirdi. Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği, mahkemelere etkin başvuru hakkını kısıtladığı ve ifade özgürlüğü hakkını çiğnediği gerekçesiyle mahkûm etti. AİHM ayrıca Türkiye’nin Dink ailesine toplam 133.595 avro para cezası ödemesine hükmetti.

5. Ekim 2010’da, cinayet davasının 15′inci duruşmasında mahkeme, cinayetin tetikçisi Ogün Samast’ın suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu gerekçesiyle dosyasının ayrılarak Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi. Temmuz 2011’de, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Ogün Samast hakkında mahkeme “tasarlayarak adam öldürmek” ve “ruhsatsız silah bulundurmak” suçlarından toplam 22 yıl 10 ay hapis cezasına hükmetti. Samast’ın tutuklu bulunduğu sürenin de düşmesiyle ceza, 10 yıl 8 aya indi.

6. Kasım 2011’de, Hrant Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen ve aralarında dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da bulunduğu 30 kamu görevlisine ilişkin, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında takipsizlik kararı verildi. Soruşturmanın “cinayete yardım ve yataklık” suçlamalarıyla yürütülmesi kararlaştırıldı.

7. Ocak 2012’de mahkeme, Hrant Dink davasına ilişkin kararını açıkladı. Tüm sanıkların, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan beraatine karar veren mahkeme, tutuklu sanıklardan Yasin Hayal’i, “Dink’i tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Hayal’in abisi Osman Hayal beraat etti. Cinayetin azmettiricisi olmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanan Erhan Tuncel, Dink davasından tahliye edildi. Tuncel, Mc Donalds’ın bombalanması eylemine karıştığı gerekçesiyle 10 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Ancak tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak Erhan Tuncel tahliye edildi.

8. Mart 2012’de, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta, Dink’in öldürülmesine ilişkin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karara itiraz etti. Davanın sanıklarının “Ergenekon davası sanıkları ile eylem ve amaç birliği içinde bulunduklarını” söyleyen savcı, 30 sayfalık temyiz dilekçesini Yargıtay’a gönderdi. Ocak 2013’te, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat kararının, “sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği” gerekçesiyle bozulmasını istedi. Mayıs 2013’te, Yargıtay 9. Dairesi, Dink cinayetinde ‘örgüt var, delil yok’ diyen mahkeme kararını bozdu. Sanıkların “silahlı terör örgütü” değil, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt” üyesi olduklarına karar verdi. Daire, Yasin Hayal’e verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Hayal’in “silahlı terör örgütü yöneticiliği” suçundan verilen beraat kararını ise “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgütü kurma ve yönetme” suçundan ceza verilmesi istemiyle bozdu. Yargıtay, Ogün Samast’a verilen cezayı da onadı.

9. 17 Eylül 2013’te, Hrant Dink cinayeti davası hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin verdiği bozma kararının ardından İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden dosyayı incelemeye aldı. Mahkemenin beraat kararı verdiği Erhan Tuncel hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Mahkeme’nin Yargıtay kararına uyup uymama konusunda ki tavrı ise açıklanmadı. 29 Ekim 2013’te, Erhan Tuncel Kumburgaz’da yakalanıp tutuklandı. 30 Ekim 2014’te, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtayın bozma kararından on yedi ay sonra, Yargıtayın bozma ilamına uyulmasına karar verdi. Duruşmada, Dink ailesi avukatları, dönemin Trabzon İl Jandarma komutanı Ali Öz hakkında Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davanın, ana davayla birleştirilmesini talep etti. Avukatlar, Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, davanın ana davayla birleşmesi için izin istediğini hatırlatarak, “cinayeti işleten örgütlü yapının açığa çıkartılması ve Dink cinayetine iştirak eden Ali Öz’ün fiiline uygun ceza alabilmesi için davaların birleştirilmesi gerekmektedir” dediler. Dink ailesi avukatları ayrıca, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan Ogün Samast davasının da ana davayla birleştirilmesi talebinde bulundu. Mahkeme kararında, “Trabzon’da görülen davadaki sanıkların konumlarının farklılığı” gerekçesiyle Ali Öz’le ilgili birleştirme talebini reddetti.  Mahkeme, Ogün Samast davasının ise ana dava ile birleştirilmesine karar verdi.  

10. Haziran 2014’te, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Dink cinayetinde adı geçen kamu görevlileriyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ yönündeki kararını iptal etti. Böylece Dink cinayetinde adı geçen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın da aralarında bulunduğu sekiz kamu görevlisine yargılama yolu açılmış oldu. Bu karar Hrant’ın davasında önemli bir gelişmeydi.

11. 17 Temmuz 2014’te, Anayasa Mahkemesi, Hrant Dink'in eşi Rakel Dink, kardeşi Orhan Dink, çocukları Delal, Arat ve Sera Dink'in bireysel başvurusunu  sonuçlandırarak, Dink cinayetinde "etkili soruşturma yapılmadığı"gerekçesiyle Dink ailesinin haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Anayasa Mahkemesi, 12 Kasım 2014’te, kararın gerekçesini de açıkladı. Kararda, kamu görevlilerinin ifadelerinin halen bağımsız adli birimlerce alınmadığı, olaydaki rollerinin saptanmadığı, soruşturmanın özenle ve hızla yapılmadığı için soruşturmanın bir bütün olarak etkisiz olduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.

12. 26 Temmuz 2014’te, Hrant Dink’in öldürülmesinde sorumlulukları bilinen emniyet görevlilerinin soruşturulmasına izin verildi. O dönem Trabzon’da görev yapan ve Hrant Dink’in öldürülmesinde sorumlulukları olduğu iddia edilen, Emniyet Müdürü, Emniyet Amiri ve polis memurları hakkında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Trabzon Valiliği İl İdare Kurulu’ndan istenilen soruşturma iznine ret cevabı verilmişti. AİHM’e yaptıkları başvuru sonucunda “Hrant Dink’in ölümünde asli mercilerce etkin soruşturma yapılmadığı” gerekçesiyle tazminat elde eden Dink ailesinin avukatları, bu karar sonrasında tekrar Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. İlgili kanunda yapılan değişiklik gereği tekrar açılan dosya da soruşturma izni bu kez HSYK’dan talep edildi. HSYK 3. Dairesi’nin yaptığı inceleme sonucunda Hrant Dink’in katledilmesinde görevlerini ihmal ettikleri iddia edilen, Ramazan Akyürek, Reşat Altay, Engin Dinç, Faruk Sarı, Ercan Demir, Özkan Mumcu, Muhittin Zenit ve Mehmet Ayhan hakkında soruşturma izni verilerek, dosya Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Kasım 2014’te, Hrant Dink cinayetinde adı geçen kamu görevlileriyle ilgili olarak devam eden soruşturma tek elde toplandı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ve jandarma görevlileri hakkında devam eden soruşturmaları birleştirdi. Dosyaların birleştirilmesi yedi yıl geciken bir karardı. Çünkü daha önce sürekli dosyaların birleştirilmesini talep eden Hrant’ın avukatlarının istemleri hep reddedilmişti.

13. 6 Ekim 2015’de soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü, yeni delillere ulaşılması üzerine dokuz emniyet görevlisi hakkında gözaltı kararı çıkarttı. Nöbetçi İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, dokuz şüphelinin serbest bırakılmasına karar verdi. Savcı, mahkemenin kararına itiraz etti ama sonuç değişmedi.

14. Hrant Dink cinayetine dair soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Gökalp Kökçü tarafından, 26 kamu görevlisi hakkında 20.10.2015 tarihinde iddianame düzenlendi. Savcı bu iddianameyi Hrant Dink cinayeti davasının görüldüğü İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davayla birleştirmek üzere hazırlamıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, savcı Gökalp Kökçü tarafından hazırlanan iddianameyi iki defa iade etti. Gökalp Kökçü, iddianameyi 4 Aralık 2015‘de, yeniden başsavcılığa gönderdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9 Aralık 2015’de, Hrant cinayetinde kamu görevlileriyle ilgili olarak hazırlanan iddianameyi kabul ederek İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi ile 5. Ağır Ceza Mahkemesi arasında iddianame gidip geldi. Hangi mahkemenin yetkili olacağı tartışması yürütüldü. 14. Ağır Ceza Mahkemesi, hangi mahkemenin yetkili olacağına karar verilmesi için dosyayı Yargıtay’a gönderdi.

15. Aralık 2015’de, Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin de yargılanmasına yönelik olarak hazırlanan iddianame 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ana dava ile birleştirildi. 26 sanıkla ilgili mahkemelerinde açılan kamu davası ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ana dava dosyası arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğunu vurgulayan mahkeme, sanıkların tümünün içerisinde bulundukları iddia edilen silahlı suç örgütü yapılanmasının varlığı, eylem ve faaliyetlerinin tüm boyutu ve kapsamıyla tespit edilerek ortaya konulabilmesi açısından kanıtların birlikte takdiri ve değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle yeni açılan davanın dosyasının İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ana dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği belirtildi.

16. Ocak 2016’da Dink Ailesi avukatları, aralarında dönemin MİT Bölge Başkan Yardımcısı Özel Yılmaz, yine dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör, Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz’in de yer aldığı 24 şüpheli hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak 24 kişi hakkında verdiği 19 Aralık 2015 tarihli takipsizlik kararına itiraz etti. Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcoğlu, 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede Özel Yılmaz, Ergun Güngör, Selim Kutkan, Bülent Köksal, İbrahim Pala, İbrahim Şevki Eldivan, Volkan Altunbulak, Bahadır Tekin, Özcan Özkan, Engin Akçiçek, İzzet Akdağ, Seyfi İnan, Davut Ateş, Murat Çakan, Ufuk Kaba, Yalçın Kara, Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz ve Oktay Yıldırım hakkında verilen ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararının kaldırılmasını talep etti. 

17. Ocak 2016’da Hrant Dink cinayetinde, kamu görevlileriyle ilgili olarak açılan dava, ana davayla birleştirildi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesine karar verdi.

18. Hrant katledildiğinde İstanbul valisi Muammer Güler’di. Muammer Güler’le ilgili işlem yapılabilinmesi için İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapıldı. Bakanlık 25 Aralık 2015 tarihinde ‘işleme konulmaması’ kararı verdi. Dink ailesi avukatı Hakan Bakırcıoğlu da Muammer Güler hakkında verilen ‘işleme konulmama kararı’na itiraz etti. Danıştay’a başvuran Bakırcıoğlu, dilekçesinde AİHM kararına dikkat çekti. Güler’in Dink cinayetinin önlenememesinde ağır sorumluluğu olduğu ve hakkında iddianame düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekilen dilekçede, iddianame düzenlenmemesinin AİHM, Anayasa Mahkemesi ve HSYK kararlarına aykırı olduğu kaydedildi. Dilekçede, işleme konulmama kararının kaldırılması ve Muammer Güler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doğrudan soruşturma yapılmasına karar verilmesi istendi.

19. Aralık 2014’te, Hrant Dink cinayetinde kamu görevlileriyle ilgili soruşturmanın yürütülmesine savcı Gökalp Kökçü atanmıştı. Kökçü, kamu görevlileri hakkında hazırladığı iddianame iki defa geri gönderilmişti. İddianamenin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesinin ardından Gökalp Kökçü’nün görev yeri değiştirildi. Soruşturma dosyasının İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın yürütülmesine karar verildi.

20. 19 Nisan 2016’da Dink cinayeti davasında adı geçen kamu görevlilerinin yargılanmasına İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Dink davasındaki birleştirmeler sonucunda sanık sayısı 35’e yükseldi. Duruşmada yapılan kimlik tespitinde, tutuksuz sanıkların nerdeyse tamamının halen çeşitli illerde önemli görevlerde olduğu da ortaya çıktı. Duruşmaya tutuklu sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Muhittin Zenit, Ercan Demir, Özkan Mumcu, Yasin Hayal katıldı. Başka suçlardan çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunan Tamer Bülent Demirel, Osman Gülbel, Ali Poyraz ve Hamdi Egebatan bulundukları cezaevlerinden görüntülü olarak duruşmaya katıldı. Duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Celalettin Cerrah, Ahmet İlhan Güler, Reşat Altay, Faruk Sarı, Hasan Durmuşoğlu, Sabri Uzun, Onur Karakaya, Şükrü Yıldız, Mehmet Ayhan, Erhan Tuncel ve Osman Hayal katıldı. Davanın tutuksuz sanıklarından Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç, mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.  Sanıklar, Yılmaz Angın, Ali Fuat Yılmazer, Ömer Faruk Kartın, Hamdi Egbatan, Mehmet Akif Yılmaz ve Serkan Saşan da reddi hâkim talebinde bulundu. Sanıkların reddi hâkim talebi nedeniyle dosya üst mahkemeye gönderildi. Bu duruşmada tutuklu sanıklardan Muhittin Zenit ve Özkan Mumcu tahliye edildi.

Duruşmanın tutuklu sanıklarından Muhittin Zenit mahkemede önemli tespitler yapıyordu. Zenit cinayet öncesinde Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapıyordu. Dink cinayeti soruşturmasındaki en önemli belgelerden birinde, F4 raporu olarak adlandırılan, istihbarat raporunda Zenit’in imzası vardı. Kamuoyu Zenit’i cinayetten hemen sonra, Erhan Tuncel’le yaptığı telefon konuşmasıyla hatırlıyor. Zenit, Tuncel’le yaptığı konuşmada, Hrant Dink’e küfür ediyor, “Tek farklılık, kaçmayacaktı ama bu kaçtı” diyordu. Zenit konuşmasında ayrıca davanın sanıklarından Zeynel Abidin Yavuz’dan da bahsediyordu. Ancak yazdığı raporlarda Zeynel Abidin Yavuz’un adı geçmiyordu. Telefon konuşmasının dava dosyasına girmesiyle birlikte gazetelerde haber olmuştu. Zenit, konuşmasında, Tuncel’le yaptığı telefon konuşmasının bilinçli servis edildiğini belirterek, “Tuncel'i aradım ve bilgi almak istedim. Cinayetin işleniş şekliyle ilgili hiçbir bilgi vermedi bana. Daha fazla bilgi almak istedim, Tuncel ısrarla bilgi vermek istemedi. Kişisel olarak söylemiyorum, devlet olarak da bile bile öldürülmesini izlemişiz. Bu adamın ölümüne göz yummuşuz. Bu telefon görüşmesi, medyaya algı operasyonu yapmak için pazarlandı. Dink'i korumak istediğim için 15 aydır tutukluyum, sizin vicdanınıza bırakıyorum." diyordu.

21. 22 Mayıs 2016’da ikinci, 20 Haziran 2016’da üçüncü duruşma yapıldı. Dink cinayetinde kamu görevlilerinin yargılandığı davanın 3. duruşmasında, sanıklar Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek'in tutukluluğunun devamına, Ercan Demir'in tahliyesine karar verildi. 

22. Kamu görevlileriyle ilgili yürütülen soruşturmada, aralarında dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör, emekli MİT görevlisi Özel Yılmaz, Kemal Kerinçsiz ve Ergenekon davası sanıklarından Veli Küçük’ün de bulunduğu bazı şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Hrant’ın avukatlarının takipsizlik kararına yaptıkları itirazlar da reddedildi. Haziran 2016’da Hrant’ın avukatları Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, ihlal kararı verilmesi, şüpheliler hakkında iddianame düzenlenmesi ve etkin soruşturma yapılması talep edildi. Anayasa Mahkemesi’ne sunulan dilekçede şu ifadelere yer verildi:

“Hrant Dink cinayeti ile ilgili başta kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların tespiti konusunda etkin ve adil bir soruşturma yürütülmediği, devletin tüm kurum ve kuruluşları ile cinayetin çözümü için göstermeleri gereken çabayı gösterilmedikleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2015 tarihli kararı ile haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında ismi zikredilen 24 şüpheli hakkında etkin soruşturma yapılmadığı, haklarında iddianame düzenlenmesini gerektiren deliller bulunmasına rağmen İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu raporlarına, soruşturma ve dava dosyasında bulunan delil ve olgulara aykırı olarak iddianame düzenlenmediği ve bu karara yönelik yaptığımız itirazın hukuka aykırı olarak reddedilmesi nedenleri ve yukarıda anlattığımız neden ve gerekçelerle ihlal kararı oluşturulması ve bahse konu şüphelilerin bir kısmı hakkında iddianame düzenlemesi ve bir kısmı hakkında ise etkili soruşturma yapılması yönünde karar oluşturulmasını talep etmekteyiz.”

23. Temmuz 2016’da eski mülkiye başmüfettişleri Mehmet Ali Özkılınç, Şükrü Yıldız, Mehmet Canoğlu ve Mustafa Üçkuyu, İçişleri Bakanlığı’ndaki tasfiye operasyonuyla görevlerinden uzaklaştırıldı. Dönemin İçişleri Bakanlığı Efkan Ala imzasıyla 07.04.2016 tarihinde verilen kararda, “müfettişlerin yönetmelik ve yönergelerle belirlenmiş görev gereklerine aykırı hareket ettiği, hakkında araştırma yapılan emniyet görevlilerinin yargılanmasının önlenmesine ve müştekilerin mağduriyetine sebep olduğu” belirtilerek, Üçkuyu ve Canoğlu hakkında ceza soruşturulması yapılması gerektiği kanaatine varılarak soruşturma izni verildi. 

 

Ne Olmuştu?

Rakel Dink, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 25 Nisan 2007’de bir dilekçe vererek, ihmalleri bulunduğu iddiasıyla Trabzon, Ankara ve İstanbul polisiyle Jandarma ve MİT görevlileri hakkında inceleme yapılması talebinde bulunur. Erdoğan’ın 19 Temmuz 2007 tarihli oluruyla üç kişilik müfettiş heyeti görevlendirilir.

Başmüfettiş Ayşegül Genç, Mehmet Akın ile müfettiş Yasemin Tuğçe, 2 Ekim 2008’de raporu tamamlar. Raporda, Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak ilk defa savcılığa İstihbarat Daire Başkanlığı için ön inceleme izni verilir. Raporda ayrıca, “İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Trabzon Jandarma Komutanlığı’yla ilgili incelemenin devam ettiği, Trabzon Emniyet’nin yeniden araştırılması gerektiği belirtilir.

Erdoğan’ın 2 Aralık 2008 günü “olur” verdiği rapor, gereğinin yapılması için Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına gönderilir. Adalet Bakanlığı dosyayı, Dink cinayeti davasının görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderirken, İçişleri Bakanlığı da adı geçen polislerle ilgili soruşturma açılmasını sağlayacak “ön inceleme” yerine, iddiaların tamamını masaya yatıran bir “araştırma raporu” hazırlar. 

Mülkiye başmüfettişleri Mehmet Canoğlu ve Mustafa Üçkuyu, 19 Kasım 2009 tarihli araştırma raporunda “Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuyla Dink cinayetinde ihmali olduğu belirlenen tüm polisler hakkında herhangi bir işlem yapılmaması” sonucuna varır. Bu rapor, “bilgi edinilmesi” amacıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu’na yollanır. Darbe girişimi sonrası başlayan devlet kademesindeki tasfiye sürecinde İçişleri Bakanlığı’nda görevden uzaklaştırılan personel arasında, Dink davası kapsamında haklarında soruşturma açma izni verilen dört müfettiş de yer aldı. Görevden uzaklaştırılan müffetişler, Dink cinayeti sonrası mülkiye başmüfettişleri olarak bir “Araştırma Raporu” hazırlamış, müfettişler bu raporla Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerinin hazırladığı ve kamu görevlilerinin sorumluluğunu ortaya koyan raporu yok saymıştı.

24. 27 Temmuz 2016’da Hrant Dink cinayeti soruşturmasıyla ilgili olarak 1 yarbay, 2 astsubay, 1 uzman çavuş, 1 yayınevi sahibi olmak üzere toplam 5 kişi gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler, cinayete ilişkin jandarma görevlileri hakkındaki soruşturma kapsamında, İstanbul ve Trabzon'da eş zamanlı operasyon düzenledi.

Operasyon kapsamında jandarma yarbay, jandarma astsubay, jandarma uzman çavuş ve bir yayınevi sahibi İstanbul'da, jandarma astsubay başçavuş da Trabzon'da gözaltına alındı. Bir hafta önce de cinayet sırasında olay yerindeki jandarmalarla telefon trafiği belirlenen albay M.D. Ankara’da gözaltına alınmıştı. Dink cinayetinde yürütülen soruşturma çerçevesinde cinayet günü ve öncesinde olay yerinde jandarma istihbarat görevlilerinin olduğu ortaya çıkmış, bu kişiler görüntülerle tespit edilmişti.

Kamu görevlileri hakkında iddianame hazırlandıktan sonra görevden alınan savcı Gökalp Kökçü yeniden davaya iade edildi.

25. Ağustos 2016’da Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak devam eden soruşturma kapsamında aralarında Jandarma görevlilerinin de bulunduğu 27 kişi gözaltına alındı. Dink cinayeti soruşturmasında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından gözaltına alınanların sayısı 27’ye ulaştı. Gözaltına alınan iki jandarma görevlisi tutuklandı. 11 Ağustos 2016’da, mahkemeye sevk edilen 8 şüpheliden beşi tutuklandı. 3 şüpheli ise yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı. Aynı soruşturma kapsamında tutuklanmış olan Trabzon ve İstanbul Jandarma İstihbarat’tan dört kişiyle birlikte tutuklu sayısı 9’a yükseldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Trabzon Jandarma İstihbarat görevlileri Volkan Şahin, Şeref Ateş, Okan Şimşek, Hüseyin Yılmaz ve Gazi Günay tutuklandı. 3 şüpheli de yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı.

26. Ağustos 2016’da dönemin Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz ile Jandarma İstihbarat görevlileri Adnan Acar ve Musa Yıldırım da savcılık talimatıyla gözaltına alındı. Ali Öz, Dink cinayeti yaşandığı dönemde Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı olarak görev yapıyordu. Öz hakkında Trabzon’da iki farklı mahkemede "Görevi ihmal" ve "kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği” suçundan dava açılmış ve 6 ay hapis cezası almıştı. Yargıtay, Ali Öz hakkında verilen mahkûmiyet kararını bozmuş ve yeniden yargılama başlamıştı. 

27. 19 Ağustos 2016’da Hrant Dink cinayeti davasında “örgüt olmadığı”nı söyleyen ve iki kişi dışındaki sanıkları tahliye eden mahkemenin başkanlığını yapan hâkim Rüstem Eryılmaz, FETÖ operasyonu kapsamında Manisa’nın Salihli ilçesinde yakalandı. Rüstem Eryılmaz, Ocak 2012’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Hrant Dink davasının heyet başkanı idi. Rüstem Eryılmaz, Hrant Dink davasınında sadece Ogün Samast ve Yasin Hayal’i suçlu bulmuş, diğer tüm sanıkları “örgüt bulunmadığı” gerekçesiyle Hrant Dink cinayetinden tahliye etmişti. Erhan Tuncel, Osman Hayal gibi isimler bu karardan sonra serbest kalmıştı. 

28. 6 Eylül 2016’da Hrant’ın katledildiği gün Agos çevresinde olan Jandarma personelinin görüntüleri ortaya çıktı. Cinayet öncesinde ve cinayet günü, Agos gazetesi etrafında bazı jandarmaların olduğu daha önce ortaya çıkmıştı. Soruşturma kapsamında Dink cinayetinden önce Agos gazetesi etrafında keşif yaptıkları ve cinayet günü Ogün Samast’ı takip ettikleri iddiasıyla bazı jandarma görevlileri tutuklanmıştı. Savcılığın soruşturması devam ederken cinayet gününe ait bazı görüntüler ortaya çıktı. A Haber tarafından yayınlanan görüntülerde tutuklanan 6 jandarma istihbaratçısının olay yerinde olduğu görülüyordu. Aynı görüntülerde Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast da görüntülerde yer alıyordu.  Eylül 2016 itibarı ile Hrant davasında tutuklananların sayısı ondörte yükseldi. Tutuklananların isimleri şöyle:

İstanbul İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi uzman çavuş Abdullah Dinç, İstanbul İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi uzman jandarma Yavuz Bozca, İstanbul İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi eski Astsubay Emre Cingöz, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü Tim komutanı Yüzbaşı Muharrem Demirkale, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi Astsubay Yavuz Karakaya, Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi Ergün Yorulmaz, Trabzon Jandarma Komutanlığı Albay Ali Öz, Trabzon Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubede görevli astsubay Veysel Şahin, İstanbul Jandarma İstihbarat görevlisi astsubay Ecevit Emir, yayıncı Adem Sarıgöl, Volkan Şahin, Şeref Ateş, Trabzon Jandarma İstihbarat görevlisi astsubay Okan Şimşek, Trabzon Jandarma İstihbarat biriminde görevli astsubay Hüseyin Yılmaz, Trabzon Jandarma İstihbarat görevlisi astsubay Gazi Günay, İstanbul Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü Kısım Amiri Yüzbaşı Ali Barış Sevindik, Fox TV Haber Müdürü Ercan Gün, Trabzon Jandarma İstihbarat eski Şube Müdürü Metin Yıldız.

29. 27 Ağustos 2016’da Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast'la birlikte poz veren polisler Metin Balta ve İbrahim Fırat, ‘FETÖ soruşturması’ kapsamında meslekten ihraç edildi. İki polis memuru hakkında, skandal fotoğraf sonrası dava açılmış; bu davadan beraat ettikleri gibi terfi ettirilmişlerdi. Tetikçi Ogün Samast, cinayetin ardından 22 Ocak'ta Samsun Otogarı'nda yakalandıktan sonra, götürüldüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin çay ocağında elinde Türk bayrağı ile fotoğrafı çekilmişti. Fotoğrafta yer alan polisler dönemin Samsun Terörle Mücadele Müdürvekili Metin Balta ve aynı şubeden Komiser İbrahim Fırat’tı. Yargılanıp aklanan, ardından da terfi ettirilen Metin Balta 3.sınıf emniyet müdürü olurken, İbrahim Fırat ise emniyet amirliğine terfi ettirilmişti. Polisler, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından önce örgüt üyeliğinden açığa alındılar, ardından meslekten ihraç edildiler.

30. 9 Eylül 2016’da yeni görüntüler medyaya servis edildi. Hrant’ın katledilmesinden sonra, AKP hükümetinin havuz medyasında olay gününe ait görüntüler peş peşe yayınlanmaya başladı. A Haber'de cinayet günü ve öncesinde jandarma istihbarat elemanlarının Agos çevresinde olduğuna dair görüntülerin yayınlanmasının ertesinde, Kanal 24 televizyonunda tetikçi Ogün Samast'ın Samsun'da yakalanmasının sonrasına dair görüntüler yayınlandı. Tetikçi Ogün Samast'ın yakalandıktan sonra götürüldüğü Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde kahraman gibi ağırlanıyor. Yanındaki kişiler, Samast'a "Abine şöyle güzel bir poz ver!" diyor. Bu sırada Samast'ın yanındaki jandarma görevlisi telefonla konuşuyor. Telefona cevap veren görevli "Ramazan Abi olabilir mi?" diyor. Aynı kişiler, Samast'a bir video izletiyor ve Samast görüntüyü izlerken sırtına dostça vuruluyor. Görüntülerde Samast'ın montunun cebinden çıkardığı Türk bayrağı ile kameralara poz verdiği de görülüyor.

31. Ekim 2016’da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan altıncı duruşmaya  davanın sanıklarından olan ve dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Engin Dinç ilk kez katıldı. Engin Dinç savunmasında, 15 Temmuz 2004 tarihinde Trabzon’da göreve başladığını ve Hrant Dink’in öldürülmesinden 7 ay önce İstihbarat Şubesinden ilişkisinin kesildiğini söyledi. Üzerine düşen sorumluluğu yaptığını söyleyen Dinç, duruşma sırasında diğer emniyet görevlileriyle sık sık tartıştı. Son 20 yıldır emniyet içinde önemli görevler üstlenen polis müdürleri, koruma tedbirlerinin nasıl alınacağı konusunda tartışma yaşadı. Yaşanan tartışmalarla ilgili Mahkeme Başkanı Canel Rüzgâr, “İstihbarat savaşları gibi oluyor” değerlendirmesini yaptı. Engin Dinç sorgu sırasında, cinayette kasıt olsaydı, istihbaratçı olarak iz bırakmayacağını söyledi. Avukat Hakan Bakırcıoğlu, Engin Dinç'e “Kendisine dokunulmayacağını bilenler iz bırakır” dedi.

Dinç, savunması boyunca sık sık görevini yerine getirdiğini, gerekli yazışmaları yaptığını söyledi. Engin Dinç, Hrant Dink’in İstanbul'da yaşadığı ve eylem İstanbul'da yapılacağı için gerekli koruma görevinin İstanbul emniyet görevlilerinde, koordinasyon görevinin ise İstihbarat Daire Başkanlığında olduğunu savundu. Dinç, görevden ayrılana kadar Hayal'in Dink'i öldürmek konusunda sadece düşünce aşamasında kaldığını, adli operasyon aşamasına gelinmediğini, Hayal’in cinayet hazırlığı olmadığını iddia etti, eğer olsaydı, kesinlikle operasyon yapacaklarını söyledi. Dinç, cinayeti televizyon haberlerinden öğrendiğini, İstanbul İstihbarat Daire Başkanı Ahmet İlhan Güler'i ve ardından Daire Başkanlığından Ali Fuat Yılmazer'i arayıp ulaşamadığını, en pratik bilgiye sahip olduğunu düşündüğü için Muhittin Zenit'i aradığını söyledi.

Trabzon'da Rahip Andrea Santoro öldürüldüğünde, Mc Donalds, Yasin Hayal tarafından bombalandığında Engin Dinç görevdeydi. Hrant Dink cinayetinden önce görev yeri değişerek Afyon İstihbarat’a geçen Engin Dinç, cinayetten sonra terfi ederek Emniyet İstihbarat Daire Başkanı oldu. 

32. Hrant Dink cinayetiyle ilgili kamu görevlilerin yargılandığı davanın yedinci duruşması, 7-11 Kasım 2016 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dink cinayeti davasının duruşmasında, dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler savunma yaptı. Güler, koruma kararını alması gereken makamın kendisi olmadığını savundu, Trabzon emniyet görevlilerini suçladı. Güler "Ben devleti savunuyorum" dedi.

Dink davasında söz alan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski başkanı Ramazan Akyürek, cinayetten sonra İstanbul emniyet eski Müdürü Celalettin Cerrah’ın kendisini arayarak belge imha etmesini istediğini söyledi. Cerrah iddiayı yalanladı. İstanbul Emniyeti İstihbarat Şubesi eski Müdürü Ahmet İlhan Güler’in çapraz sorgusu devam ederken, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı ve tutuklu sanık Ramazan Akyürek söz aldı. Akyürek, Celalettin Cerrah’la ilgili olarak şöyle dedi:

“Cinayetten sonra Erhan Tuncel’in ifadesi alındıktan sonra, dönemin İçişleri Bakanı’nın zorlamasıyla İstanbul’a gittim. İstanbul’a gitmeden önce, İstanbul İstihbarat Şubesinin dahili telefonundan Celallettin Cerrah beni aradı. Benden, 17 Şubat 2006’da Trabzon’dan İstanbul’a gönderilen, Dink’e yönelik ses getirici eylem yapılacağı belirtilen belgeyi imha etmemi istedi. Ben ertesi gün İstanbul’a gittim. Cerrah’ın yanında Ahmet İlhan Güler, Aydın Türkeli ve Selim Kutkan vardı. Böyle bir şeyi yapmamın mümkün olamayacağını yüzüne de söyledim.”

Akyürek’in sözleri üzerine söz alan Celalettin Cerrah, “45 yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir suçlamayla karşı karşıyayım. Böyle bir şey istemedim. Bu belgenin imha edilmesi benim değil, Akyürek’in ve Trabzon’un işine gelir. Böyle bir şey söylemem mümkün değil. O kadar aptalım ki üç kişinin arasında böyle bir şey söyleyeyim. Kendisi bana bağlı değildir. Daire başkanı olması dolayısıyla sık sık İçişleri Bakanı’nın hatta yerine göre başbakanın dahi çağırıp bilgi aldığı bir kişidir. Akyürek uzun süredir cezaevinde. Psikolojisi bozulmuş olabilir. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” diye konuştu. 

Celalettin Cerrah, Hrant katledildiğinde İstanbul’da İl Emniyet Müdürü olarak görev yapıyordu. Cinayetten sonra terfi ederek Osmaniye’ye vali olarak atandı. Hrant Dink’in öldürüleceğine dair istihbarat raporları İstanbul’a gönderildiğinde Cerrah Emniyet Müdürüydü. Hrant Dink’in hedef haline gelmesine neden olan Şişli Adliyesi yargılamaları, Agos gazetesi önünde Dink’e yönelik ölüm tehditleri içeren eylemler başladığında, Ermeni toplumunun kurumları ve kiliselerinin korunması için Patrik II. Merob Mutafyan Valiliğe dilekçe verdiğinde de Cerrah görev başındaydı. 

7. duruşmada Dink ailesi avukatları, devam eden yargılamada soruşturmanın genişletilmesi için mahkemeye dilekçe verdi. Daha önceki duruşmalarda, Trabzon’da  bir suç örgütü olan ‘Başkanlar’ grubuyla Yasin Hayal’in ilişkisi olduğu sık sık gündeme gelmişti. Avukatlar, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Başkanlar Grubuyla ilgili ellerindeki bütün evrakların istenmesini talep etti. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun da ifade verdi. Duruşmada öne çıkan nokta, Hrant’ın katledilmesinde sorumlulukları bulunan sanıkların suçları birbirlerinin üzerine atması ve birbirleri ile polemiğe girmeleri idi.

33. 26 Ekim 2016’da Dink cinayeti davası sanıklarından Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Engin Dinç, Eskişehir’e emniyet müdürü olarak atandı. Engin Dinç, Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin yargılandığı davada sanık olarak yargılanıyor. Dink cinayetinden önce Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi Müdürü olarak görev yapıyordu. Engin Dinç, Hrant’ın katledilmesinden kısa süre önce Afyon İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne atandı. Engin Dinç, cinayetten sonra terfi ederek Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı oldu. Dink cinayetinden önce Yasin Hayal ve grubunun Dink’i öldüreceğine dair hazırlanan istihbarat raporlarının altında Engin Dinç’in imzası bulunuyor. Dink cinayeti davasında, Dinç hakkında 'görevi kötüye kullanma' ve 'kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi' suçlarından 15 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması isteniyor. Engin Dinç, dönemin İstanbul valisi Muammer Güler vb. AKP hükümeti tarafından korunuyor.

34. Sekizinci duruşma 28- 29 Kasım/01-02 Aralık 2016 tarihlerinde yapıldı. Sekizinci duruşmada, dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri olan ve FETÖ soruşturmasında tutuklu bulunan Tamer Bülent Demirel, Osman Gülbel ve Ali Poyraz savunma yaptı. Dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdür Yardımcılarından Tamer Bülent Demirel, hakkındaki suçlamaların herhangi bir delile dayanmadığını söyledi. Demirel, 2006 yılında Daire Başkanlığı C Şubesine vekaleten bakıp bakmadığını hatırlamadığını ancak Hrant Dink'le ilgili evrakı kendisinin görmesi gereken bir evrak olduğunu söyledi. Demirel, “İstanbul’a bildirilmeyen husus varsa görüşelim” diye raporun üstüne not yazdığını, evrakın önemi gereği İstanbul'a bildirilmesi gerektiğini söyledi. Demirel, evrakla ilgili gerekli işlemleri yaptığını savundu.

İstihbarat Daire Başkanlığı görevlisi Ali Poyraz’ın da savunması alındı. Poyraz, Eylül 2006’da Daire Başkanlığı’nda azınlıklar ve radikal sağ konularına bakan C Şube’de müdür yardımcısı olarak çalışmaya başladığını, Hrant Dink cinayeti tasarısına ilişkin F4 raporlarının kendi döneminde gelmediğini söyledi. Ali Poyraz, “İlk defa görev aldığım bir şube müdürlüğünün işini anlamaya çalışırken bu menfur eylem meydana gelmiştir. Hrant Dink adını bu eylemle duydum. Agos’u da duymamıştım. Bu cinayetin C şube konusu olduğunu cinayetten sonra öğrendim” dedi.

İstihbarat Daire Başkanlığı’na bağlı, azınlıklar ve aşırı sağ faaliyetler konularında çalışan C Şube Müdürlüğünde görevli Osman Gülbel, C Şubede C2 ve C3 şubelerinden sorumlu olan Şube Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Gülbel, Yasin Hayal'in “Hrant Dink'i ne pahasına olursa olsun öldüreceği” yönündeki Trabzon’dan gelen evrakı gördüğünü ve paraf atarak ilgili yere gönderdiğini söyledi. Gönderilen yazının İstanbul'a da gönderildiğini ve İDP (İstihbarat Değerlendirme Projesi) sisteminde de Yasin Hayal'in Dink'i öldüreceği bilgisinin yer aldığını söyleyen Gülbel, hakkındaki suçlamaları reddetti. Gülbel, İstihbarat Daire Başkanlığında C5 adlı illegal bir büro bulunmadığını da söyledi.

Sekizinci duruşmada, Hrant Dink cinayeti öncesinde Trabzon İl Emniyet Müdürü ve cinayet sırasında da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Ramazan Akyürek savunmasını yaptı. Akyürek iddianamede, “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeleri bozma yok etme ve görevi kötüye kullanmayla” suçlanıyor. Ramazan Akyürek, Dink cinayetiyle ilgili kendisine gelen bilgileri ilgili yerlere gönderdiğini söyledi. İstanbul Emniyeti'nin koruma tedbirleri almadığını söyleyen Akyürek, İstanbul emniyet görevlilerini suçladı.

35.  Hrant Dink cinayeti davasında kamu görevlilerinin yargılandığı duruşmanın dokuzuncu celsesi, 19-20-22-23 Aralık 2016 tarihlerinde yapıldı. Dokuzuncu duruşma, dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in sorgusuyla devam etti. Mahkeme Başkanı, Ramazan Akyürek’e, Yasin Hayal'in Hrant’ı öldüreceğine yönelik istihbarat bilgisinin Jandarmayla paylaşılıp paylaşılmadığını sordu. Akyürek, bu konunun şube müdürü (Engin Dinç) inisiyatifinde olduğunu, Jandarma Daire Başkanlığı’nın haber notuyla dağıtım yapılmasının uygun olmadığına karar verdiklerini söyledi. Akyürek, Engin Dinç'in kendisine buna gerek olmadığını söylediğini, sadece Daire Başkanlığına yazılmasına karar verdiklerini söyledi. Akyürek, Dinç’in kendisine İstanbul İstihbarat Müdürüyle görüşme yaptığını söylediğini, İstanbul'a da yazı yazılmasına karar verdiklerini aktardı. Akyürek, "Burada görüyorum ki herkes birbirini suçluyor. Keşke zamanında İstanbul'a yazı yazmasaydık. O zaman Daire Başkanlığı  Trabzon’dan aldığı bilgi notuyla ilgili ne yapılacağına kendi karar verirdi. Ama biz İstanbul'a yazı yazılmasına karar verdik" diye konuştu.  Akyürek, Jandarmayla herhangi bir sorun yaşamadıklarını, bilgi verilip verilmemesi konusunun şube müdürü inisiyatifinde olduğunu belirtti. Ramazan Akyürek, evrakların imha edilmesini dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın talep ettiğini tekrar gündeme getirdi. Akyürek, evrak imha teklifine dair bilgiyi dönemin başbakanı RTE’ye de aktardığını söyledi.

Dokuzuncu celsede, mülkiye müfettişlerinden Şükrü Yıldız savunmasını yaptı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili hazırlanan ön inceleme ve araştırma raporlarını düzenlemekle görevli olan dönemin Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız, 2015 yılında hazırlanan iddianameye dahil edildi. Yıldız, FETÖ davası kapsamında tutuklu olarak yargılanıyor. Şükrü Yıldız, Trabzon Jandarması içinde Dink davasıyla ilgili kavga çıktığını ve kavgadan sonra Jandarma görevlilerinin konuşmaya başladığını söyledi.

Dokuzuncu celsede, diğer  Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Ali Özkılınç savunmasını yaptı. Mehmet Ali Özkılınç, Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız'la beraber cinayetin ardından Emniyet ve Trabzon Jandarmasında inceleme yapmış ve rapor hazırlamıştı. Özkılınç, ayrıca Devlet Denetleme Kurulu’nun yaptığı incelemede de çalışmıştı. 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından Ordu’da Vali Yardımcısı olarak görev yaparken tutuklandı. Mehmet Ali Özkılınç, Şükrü Yıldız’la beraber hazırlanan ve ilk inceleme raporu olan raporda çalıştığını onun dışında başka incelemelerde çalışmadığını söyledi. İncelemede ve raporların hazırlanmasında sorumluluğun kıdemli olan Başmüfettiş Şükrü Yıldız’a ait olduğunu, kendisine sorumluluk yüklenemeyeceğini iddia etti. Özkılınç, Hrant’ın öldürüleceği bilgisini içeren istihbarat raporlarının gizlendiği iddia edilen soruşturmada görev yapmadığını belirtti. Devamla, istihbarat raporlarını görmediğini, bilgi ve belge saklamadığını iddia eden Özkılınç, söz konusu istihbarat raporlarını DDK incelemesi sırasında gördüğünü ve ilk yaptıkları incelemenin yetersiz olduğunu belirten Özkılınç, “Bizim hazırladığımız rapor ilk rapordu. Sonrasında birçok belge ve bilgi ortaya çıktı ama ben hiçbir belge gizlemedim” dedi. Özkılınça göre; Hrant Dink cinayeti “meydan okurcasına işlenmiş bir cinayet”tir ve cinayeti işleyenler cezalandırılmalıdır. Kendisinin incelemede Jandarma ayağına baktığını söyleyen Özkılınç, “Jandarmada hep engellemeler oldu. Jandarma müfettişleri de dahil sürekli bir dirençle karşılaştık” dedi. 

36. On yıldır avukatlar, Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması için mücadele yürüttü, yürütüyor. Kamu görevlileri hakkında iddianame düzenlenip dava açılması, kimilerinin tutuklanması ve ilk defa Jandarma görevlilerine soruşturmanın uzanması ve kimi Jandarma görevlilerinin tutuklanması olumlu bir adımdır. Olumlu adım olmasına rağmen cinayetin arkasındaki örgüt henüz ortaya çıkarılabilinmiş değildir. Kamu görevlilerinin yargılandığı dokuz duruşma yapıldı. Bu duruşmalarda, sanıkların birbirlerini suçlamaları, aleni olan kimi gerçekleri “bilmiyorum, haberim yoktu, hatırlamıyorum” şeklinde geçiştirmeleri dikkat çekicidir. Kamu görevlilerinin yargılandığı duruşmalarda, Hrant’ın katledilmesine giden süreçte, belgelerin gizlendiği, katillerin korunduğu, teşvik edildiği ortaya çıktı. Ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelere rağmen tetikçilerin arkasındaki örgüt henüz ortaya çıkarılmış değildir.

37. Hrant katledildiğinden beri, Hrant’ın arkadaşları mahkeme kapılarının önünde basın açıklamaları yaptı ve 'müsamereyi bırakın, asıl sorumluları yargılayın!' diye haykırdılar. Dink ailesinin avukatları, tetikçinin arkasındaki örgütün açığa çıkarılması için mücadele yürüttü, yürütüyor. AKP hükümeti ve yargı gerçek suçlulara ulaşılmaması için birçok engel çıkardı, çıkarıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “etkin soruşturma yapılmamıştır” kararına rağmen, devlet son ana kadar tetikçilerin arkasında bulunanları korumaya çalıştı! Devlet, kamu görevlilerinin yargı önüne çıkarmamak için her türlü yola baş vurdu, vuruyor. Hrant Dink’in öldürülmesine seyirci kalanların etrafına hukuki bir zırh örülmeye çalışılıyor! On yıllık mücadelenin ardından kimi gelişmeler yaşandı. AKP hükümetinin esas derdi Fettullahçı olarak bilinen kamu görevlilerinin açığa çıkarılmasıdır. Hrant’ın katledilmesinde sorumluluğu olan kimi kamu görevlilerinin tutuklanması ve yargı karşısına çıkarılması ile sorumluluk Fettulahçılara yüklenerek, AKP hükümeti kendini aklamaya çalışmaktadır! Hrant davası, Fettulahçılarla AKP arasındaki dalaşın da dışa vurumudur.   

Sonuç olarak;

Devletin denetimi ve gözetimi altında 16 yaşındaki bir tetikçi eliyle susturdular Hrant’ı. Daha doğrusu susturduk sandılar, O’nun cenazesinde yüz binlerin “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” şiarı altında yan yana gelecekleri hiç yoktu hesaplarında. Hrant’ın katledilişinin üzerinden on yıl geçti. O, 1915 24 Nisan’ında başlayan Ermenilere yönelik soykırımının son kurbanlarından biri olarak geçti tarihe. Bir buçuk Milyon+bir. Türk ırkçıları için bu cinayet “Türklüğe hakarete duyulan tepki”dir. Kuzey Kürdistan/Türkiye’nin emekçi insanlarının demokrasiden, insanlıktan biraz nasibini almış kesimi için ise Hrant’ın öldürülmesi, soykırımın sürdürülmesidir, bir yüz karasıdır.

102 yıl önce Ermeni soykırımına imza atanlar, inkâr politikalarını sürdürmeye ve Ermenilere karşı kinlerini kusmaya devam ediyor. Hrant Dink, Ermeni olduğu için öldürüldü. Hrant Dink, bir mücadele insanı olduğu için hedef alındı. Hrant Dink, halkların kardeşliğini savunduğu için ortadan kaldırıldı. Hrant, bir Enternasyonalistti. Demokrat olmadan sosyalist olunamayacağını söyleyen, bugün gelecekteki toplumu yaratabilmenin de koşulu olarak demokrasi ve insan hakları mücadelesinin en ön saflarında yer alan bir insandı. O, Türkiye’de demokrasi mücadelesi vermeyi öncelikli görevi olarak görüyordu. O, ülkelerimizin insanlarına güveniyordu. Öldürüldüğü gün Agos’ta yayınlanan son yazsısında şöyle diyordu: 

“Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.

Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.”

Hrant’ın bu öngörüsü yanlış çıktı. Katledilmesinin onuncu yılında Hrant Dink’i unutmadık, unutturmayacağız. Ülkelerimizde güvercinlere dokunulmayacağı günler için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

23.12.2016

Paylaş