KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE YASALAR

Kadınlara yönelik erkek şiddeti durmak bilmiyor. Gün geçmiyor ki, bir kadın eski kocasının-sevgilisinin vahşi saldırısıyla öldürülmesin. 

Kadına yönelik şiddete karşı Türkiye’de  yasal düzenlemeler var. Fakat bu düzenlemelerin bir çoğu kağıt üzerinde kaldığı için kadına yönelik şiddet hız kesmeden devam ediyor.

Oysa kadınların can güvenliğinin sağlanması devletin en temel görevlerinden biri.  Şiddete maruz kalan kadınların korunması ve onlara şiddet ortamlarından bağımsız bir yaşam kurmada psiko-sosyal-ekonomik-hukuksal desteğin verilmesi de devletin görevi. 

Devlet bu görevini yerine getirmiyor. Güya devletin koruması altında olan kadınlar bile erkekler tarafından öldürülüyor. Yasalarda şiddete uğrayan kadınların yararına olan maddeler uygulanmıyor. Mahkemeler “iyi hal”, “tahrik indirimi” uyguluyor.

Son dönemde kadın hareketinin dikkat çektiği, pratikte uygulanmasını talep ettiği  “İstanbul Sözleşmesi” ve 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kadına yönelik şiddetin önlenmesi için önemli yasal düzenlemeler içeriyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Mayıs 2011’de AKP hükümeti, Avrupa Konseyinin imzaya açtığı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele” sözleşmesini imzaladı.   Türkiye Sözleşmeyi imzaya açıldığı gün imzaladı ve sözleşme 1 Ağustos 2014’de yürürlüğe girdi.

Avrupa Birliği Konseyi üyelerince İstanbul’da imzaya açıldığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak adlandırılan sözleşme,  uluslararası çapta kadınlar arasında herhangi bir ayrım yapmaksızın, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda şimdiye kadar en kapsamlı sözleşme niteliğini taşımaktadır.

6284 SAYILI “AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN”

İstanbul Sözleşmesinin ardından AKP hükümeti, kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyle ilgili TC tarihinin en kapsamlı yasası olan 6284 sayılı yasayı çıkardı: “Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun.”

Kadına yönelik şiddete karşı yasal zemindeki mücadele aslında 1990’lı yılların 2. yarısından itibaren hız kazanmaya başladı. Türkiye’deki kadın hareketinin mücadeleleri sonucu 1998 yılında 4320 sayılı “Aileyi Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi. Bu yasa yürütülen mücadele için önemli bir kazanım olsa da yasanın içeriği, eksiklikleri ve en önemlisi de pratiğe uygulanmaması nedeniyle oldukça yetersiz bir yasa idi. Zaten yasanın iki tane maddesi vardı. Evli veya boşanmış veya evli olup ta fiilen ayrı yaşayan kadınlar (yasa bireyler diyordu) için koruma tedbirlerini düzenliyor ve nafakayı düzenliyordu.

8 Mart 2012’de, 4320 sayılı yasanın ilerisinde olan, keza kadın hareketinin çıkması için mücadele ettiği 6284 sayılı  “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”  yürürlüğe girdi.

ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI MÜCADELE

6284 sayılı yasa daha önceki 4320 sayılı “Aileyi Koruma Kanunu” ile karşılaştırıldığında kuşkusuz daha ileri düzeyde bir yasa. Bu yasanın yapım aşamasında kadın kurumlarının önemli taleplerine yer verilmemiş olsa da yasanın bu duruma gelmesinde önemli payları var. Bizim açımızdan bu yasanın önemi ilk defa yasal düzeyde bu genişlikte kadına yönelik şiddete karşı bir dizi olumlu tedbirin alınmış olmasıdır.

Kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele Avrupa’da ve Türkiye’de bağımsız/feminist kadın hareketinin öncülüğüyle başlamış ve gelişmiştir. Dün olduğu gibi bugün de bu mücadelenin öncü ve itici gücü bağımsız kadın hareketidir. Kadınların aile içi şiddete ve cinsel şiddete karşı korunması, kadınların can güvenliğinin sağlanması „ileri demokrasi“yi hedeflediğini söyleyen devletin en temel görevlerinden biridir. Devlet bu konuda görevini yerine getirmek zorundadır. Bağımsız kadın hareketi ağlarını sıklaştırarak, bu alanda devleti izlemek, tabandan zorlamak zorundadır. Tabii ki bu salt kadın hareketinin değil, aynı zamanda ve bizzat işçi sınıfı hareketi ve tüm demokratik hareketin görevidir!!! 

İstanbul sözleşmesi, 6284 sayılı yasanın patrikte uygulanması mücadelesi vermeliyiz. Yasalar uygulandığında kadınlara yönelik erkek şiddetinin azalması mümkündür. Fakat kapitalizmde kadına yönelik erkek şiddetini sıfırlamak/ortadan kaldırmak mümkün değildir.

İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa, eskisi ile karşılaştırıldığında  ileriye atılmış olumlu bir adım olsa da ve biz kadınlar bu yasaların hayata geçirilmesi için mücadele etsek te biliyoruz ki, kapitalist sistem ortadan kaldırılmadıkça yapılacak her yasal düzenleme gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini sağlayamayacaktır. 

Burjuva sistemde kadına yönelik şiddet burjuvazinin kendisinin yaptığı yasalarla sona ermez. Çünkü kadına yönelik şiddet, ayrımcılık kapitalist sistemin hergün yeniden teşvik ettiği dolaylı ya da dolaysız bir şekilde ürettiği bir durumdur. Biliyoruz ki  “en ileri” kapitalist ülkelerde de kadına yönelik şiddet var, kadın- erkek eşitliği yok.

Bu nedenle kadına yönelik şiddete karşı mücadele kapitalizme karşı mücadeleden bağımsız ele alınamaz. Yasal haklardan yararlanmak için sonuna kadar mücadele, kapitalizme karşı mücadele ile birlikte ele alınmak zorundadır.

Biz kadınlar kırıntı değil, dünyayı istiyoruz! Bunu başarabilmek için de devrim mücadelesinde yerimizi almamız gerekiyor.

26 Ağustos 2019

Yeni Kadın Dünyası

 

“İstanbul Sözleşmesi” ve 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”  üzerine geçtiğimiz yıllarda dergimizde yayınlanan değerlendirme yazılarını bilgi için yayınlıyoruz:

KADINA ŞİDDETE KARŞI  “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ”

Türkiye kadına yönelik şiddete karşı bir uluslararası sözleşmeye daha imza attı. Basına yansıyan bilgilere göre hazırlıklarına Mayıs 2011 yılında başlanan ve Türkiye’nin ilk imzacısı olmakla övündüğü sözleşme 1 Ağustos 2014’de yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği Konseyi üyelerince İstanbul’da imzaya açıldığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak adlandırılan sözleşme en az 10 ülkenin taraf olması koşullarında yürürlüğe girebiliyordu. Şu anda sözleşmeye imza koyan ülkeler şöyle: Türkiye, Arnavutluk, Avusturya, Bosna-Hersek, Danimarka, İtalya, Karadağ, Portekiz, Sırbistan ve Andora. Fransa ve İsveç’te ise sözleşme 1 Kasım’da yürürlüğe girecek. Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi olmayan ülkelerin de imzasına açık.

Sözleşmede Neler Var?

Türkiye’de kadın örgütlerinin de önemle üzerinde durduğu ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda şimdiye kadar en kapsamlı sözleşme niteliğini taşıdığı belirtilen İstanbul Sözleşmesine biraz daha yakından bakalım. Kadına yönelik şiddetin nedenlerine ve yol açtığı sorunlara değinilen giriş bölümünde taraf devletlerin; “Kadına yönelik şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinden kaynaklanan tarihsel bir olgu olduğu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde baskı kurulmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılık yapılmasına yol açtığı ve kadınların ilerlemelerini engellediği, Kadınlara yönelik aile içi şiddet, cinsel istismar, tecavüz, zorla evlendirme, sözde “namus” cinayetleri ve bir insan hakları ihlali olan şiddetin kadın erkek eşitliğini sağlamanın önündeki en büyük engel olduğu, Çocukların aile içindeki şiddete tanık olmak da dâhil aile içi şiddet mağduru oldukları konularında anlaştıkları” belirtilerek sözleşmenin “kadına yönelik şiddete ve aile içi şiddete son verilmiş bir Avrupa yaratmak amacıyla” düzenlendiğine vurgu yapılıyor. Sözleşmenin öne çıkan bazı somut maddeleri ise şöyle: Şiddet gören kadınlara ikametini değiştirmesi için destek verilecek. Korunacak ve psikolojik destek  alacak, devlet tarafından geçici maddi destek verilecek. Sözleşmeye taraf devletler, şiddet gören kadınlara mülteci olma hakkı verebilecek. Kadına yönelik şiddetin ihbar edilmesinin teşviki için mekanizmalar geliştirilecek. Yargı, polis ve sağlık birimlerinin eğitimine bütçe ve zaman ayrılacak. - Kadına yönelik şiddete yataklık edenler cezalandırılacak. - Devlet radyo ve televizyonlarında her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yayın yapılacak. - İlk ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda dersler konulacak. - Zorla evlendirmelerin suç sayılması için gereken hukuki, idari ve cezai önlemler alınacak. - Mağdurların faillerden tazminat talep etmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılacak. Sözleşmede ayrıca kadına karşı şiddet, ev içi şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin kapsamlı tanımlamalar yapılıyor. Ev içi şiddetin, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet olarak tanımlanırken toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade ediliyor. Sözleşmede kadına yönelik şiddet, yalnızca fiziksel değil, cinsel, ekonomik, psikolojik ve ekonomik boyutlarını da içerecek şekilde tanımlanıyor; ‹kadın› sözcüğünün 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsadığı belirtiliyor. Sözleşmede taraf ülkelerin sözleşmeyi etkili bir biçimde hayata geçirip geçirmediklerini denetleyecek bir “denetim mekanizması” birimi oluşturulması öngörülüyor. “Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu” (GREVIO) adı verilen bu birim 6 ay içinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından belirlenecek. Avrupa devletlerinden insan hakları, kadın hakları ve kadına yönelik şiddetle mücadele uzmanı 10 ila 15 uzmandan oluşacak bu grup, sözleşmenin yürürlüğe girmesinin ardından taraf devletler hakkında düzenli denetim raporları hazırlayacak, raporlarda üye devletlere kadına yönelik ve aile içi şiddetle mücadelede önerilerde bulunacak, bu önerilerin ne derece yerine getirildiğini takip edecek. Sözleşme metni ile birlikte kabul edilen bir de ‹açıklayıcı kitapçık› (Explanatory Report) var. Sözleşmeyi yazan Komite tarafından hazırlanan ve Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulunca da kabul edilen bu kitapçık, sözleşmenin içeriğini madde madde ve ayrıntılı olarak açıklamakta ve her maddenin nasıl uygulanması gerektiği hakkında bilgi vermektedir. Kitapçıkta, Sözleşme hükümlerinin nasıl yorumlanması ve uygulamada nelerin yapılması gerektiği konusunda örnekler veriliyor. Bu belge, devletler açısından sözleşme gibi hukuken bağlayıcılığı olmayacak. Sadece uygulayıcılar için yol gösterici bir nitelikte olacak. İstanbul Sözleşmesi, yukarıda da belirttiğimiz gibi şimdiye kadar uluslararası çapta, kadınlar arasında herhangi bir ayrım yapmaksızın, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla imzalanan en kapsamlı sözleşmelerden birisi. Kadına yönelik şiddetin, katliamların toplumun ayrılmaz bir parçası olduğu Türkiye’de, devletin bu sözleşmenin hayata geçirilmesi için önümüzdeki dönemde ne tür çalışmalar yapacağını göreceğiz. Kuşkusuz bu kapsamda olmasa da Türkiye’de kadına yönelik şiddete karşı yasal düzenlemeler var. Fakat bu düzenlemelerin bir çoğu kağıt üzerinde kaldığı için kadına yönelik şiddet hız kesmeden devam ediyor. Kadına yönelik şiddet sadece bizim toplumumuza ait bir sorun değildir. Kadın-erkek eşitliğine örnek verilen Avrupa ülkelerinde de kadınlara yönelik şiddet devam ediyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Kurumunca yapılan bir araştırmaya göre Avrupa Birliğindeki kadınların üçte biri şiddet mağduru. Araştırma sonuçlarına göre Avrupa’da yaşayan kadınların üçte biri 15 yaşından sonra fiziksel ya da cinsel şiddetin hedefi oluyor. 42 bin kadınla yapılan görüşmelere dayanarak hazırlanan bu raporun, konuyla ilgili olarak hazırlanmış en büyük çalışma olduğu belirtiliyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Kurumu’nun araştırmasında, kadınlara, evlerinde ve işyerlerinde yaşadıkları fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet olayları, takipçilik ve cinsel taciz mağduru olup olmadıkları, çocukluk yıllarında şiddete uğrayıp uğramadıkları soruluyor. Yapılan araştırma, her 10 kadından birinin 15 yaşından bu yana bir tür cinsel taciz kurbanı olduğunu; her 20 kadından birinin tecavüze uğradığını ortaya koyuyor. Kadınların % 22›sinin, birlikte yaşadıkları kişinin fiziksel ve cinsel şiddetine hedef olduğu, ancak bu kadınların % 67›sinin en ağır ev içi şiddet olaylarını bile polise bildirmediği belirtiliyor. Araştırma kapsamına alınan kadınların % 18 kadarı 15 yaşından beri takip edilmekten mağdur olduklarını, % 55›i de, çoğunlukla çalıştıkları yerlerde cinsel tacize uğradıklarını anlatıyorlar. AB içinde, kadınlara yönelik ve polise bildirilen fiziksel ve cinsel tacizin en yüksek olduğu ülkelerin başını, Danimarka (% 52), Finlandiya (% 47) ve İsveç (% 46) gibi, cinsiyet eşitliği uygulamalarıyla övülen ülkeler çekiyor. İngiltere ve Fransa % 44 ile 5. sırada yer alırken, Polonya % 19 ile en düşük oranda şiddet olayının yaşandığı ülke olarak sonuncu sırada anılıyor. Bu araştırmadan da görüleceği gibi “en ileri” ülkelerde bile kadına yönelik şiddet var, kadın- erkek eşitliği yok. Olması da zaten mümkün değil. Çünkü kapitalist sistem eşitsizlikler üzerine kurulu bir sistem. İstanbul Sözleşmesi ileriye atılmış olumlu bir adım olsa da ve biz kadınlar bu sözleşmenin hayata geçirilmesi için mücadele etsek te biliyoruz ki, kapitalist sistem ortadan kaldırılmadıkça yapılacak her yasal düzenleme gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini sağlayamayacaktır. Biz kadınlar kırıntı değil, dünyayı istiyoruz! Bunu başarabilmek için de devrim mücadelesinde yerimizi almamız gerekiyor.

22.08.2014

Yeni Dünya İçin çağrı sayı 171 Eylül Ekim 2014

 

“AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN” ÜZERİNE...

Kadına yönelik şiddete karşı yasal mücadele

Kadına yönelik şiddete karşı yasal zemindeki mücadele aslında 1990’lı yılların 2. yarısından itibaren hız kazanmaya başladı. Türkiye’deki kadın hareketinin mücadeleleri sonucu 1998 yılında 4320 sayılı “Aileyi Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi. Yürütülen mücadele için önemli bir kazanım olsa da yasanın içeriği, eksiklikleri ve en önemlisi de pratiğe uygulanmaması nedeniyle oldukça yetersiz bir yasa idi. Zaten yasanın iki tane maddesi vardı. Evli veya boşanmış veya evli olup ta fiilen ayrı yaşayan kadınlar (yasa bireyler diyordu) için koruma tedbirlerini düzenliyor ve nafakayı düzenliyordu. 2010 yılının Aralık ayında koruma talep etmesine rağmen koruma verilmemesi ve ertesinde eski eşi İstikbal Yetkin tarafından boğazı kesilerek öldürülen Ayşe Paşalı cinayetinin ardından kadın kurumlarının da bastırması sonucu hükümet yeni bir yasa tasarısı üzerinde çalışmak zorunda kaldı.

Mart 2011 yılında başlayan yasa çalışmaları 12 Haziran’da yapılan genel seçimler nedeniyle yarıda kaldı. Genel seçimlerin ardından Fatma Şahin “Kadından ve Aileden Sorumlu Bakan” oldu. Daha sonra bakanlık isminden “kadın” kelimesini çıkardılar ve bakanlığın ismi “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak değiştirildi. Bu değişiklik bile devletin kadından çok aileyi ön plana çıkardığını, onu korumayı esas aldığını gösteriyordu. Eylül 2011’de yasa ile ilgili çalışmalar tekrar başlatıldı. Bakanlık “Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı” adı ile bir taslak sundu. Taslağın görüşülmesi için kadın kurumlarına çağrı yapıldı. Ve ilk toplantı 19 Eylül 2011’de gerçekleştirildi. Diğer yandan 236 tane kadın kurumunu temsil eden “Şiddete Son Kadın Platformu” da kendi taslağını hazırlayıp bakanlığa sundu. Bu taslak 44 maddeden oluşan geniş kapsamlı bir taslak idi. Platformun talebi ısrarla bu taslağın esas alınması ve bunun üzerinden gidilmesi idi. Fakat bu kabul edilmedi. Bakanlık yasayı çok kısa bir süre içerisine sıkıştırıp 8 Mart’ta çıkarmayı planlıyordu. Kadın örgütleri ise bu denli önemli bir yasa için daha fazla zaman ayrılmasını talep etmelerine rağmen Bakanlık sıkıştırmaya devam etti. Kadın kurumları ve Bakanlık arasında çok yoğun ve yorucu bir trafik yaşandı. Yasa taslağı yasalaşana kadar Bakanlık tam 5 tane ayrı taslak gündeme getirdi! Daha kadın kurumları bir taslak üzerine tartışıp sonuçlandırıp bakanlığa sunmadan yeni bir taslakla karşı karşıya kaldılar. Bu kez onunla uğraşmak zorunda kaldılar ve bu böyle  taslak boyunca devam etti. Bütün o tartışmaların, kadın kurumlarının itirazlarının, yasal zemindeki bu çetin bir mücadelenin ardından nihayet Bakan Şahin’in “Kadınlara 8 Mart hediyesi” olarak sunduğu yasa 8 Mart 2012’de “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ismiyle yasalaşarak yürürlüğe girdi. Kadın kurumlarının bütün itirazlarına rağmen bakanlık isminden olduğu gibi yasanın isminden de “kadın” çıkarılarak yerine “aile” geçirildi. Çünkü bu erkek egemen devlet için aile kutsaldır, dokunulmazdır. Kadınlar ancak aile içerisinde var olabilirler. Ve ne olursa olsun ailenin bütünlüğünün bozulmaması kadın yaşamından çok daha önemlidir. Şimdi 8 Mart’ta kabul edilen 24 maddelik “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”da neler var neler yok kısaca ona bakalım.

YASADA NELER VAR?

Evli olmayan kadınları da kapsıyor

Daha önceki ilk taslaklardan birinde kadın kurumlarının zorlamaları sonucu evli kadınların yanı sıra “yakın ilişki içinde yaşayanlar”ı da kapsayan bir yasa olacaktı. Fakat bu daha sonraki taslaklardan çıkarıldı. Bunun üzerine kadın örgütleri tarafından 28 Aralık’ta “devletin görevi bazı kadınları değil her kadını şiddetten korumaktır” adı altında bir yürüyüş düzenlendi. Bu olumsuz değişiklik kamuoyunun tepkisini çekti. Bunun üzerine “yakın ilişki içinde yaşayanlar” ibaresi girmese de “kadınların, çocukların, aile bireylerinin” şeklinde bir sıralama yasaya konuldu. Burada kadının medeni hali ile ilgili herhangi bir atıf olmadığı için tüm kadınları kapsadığını söyleyebiliriz. Bu neden önemli? Çünkü örneğin evli olmayıp ta birlikte yaşayan kadın ve erkekler var. Yada birlikte yaşamasalar da sevgili ilişkisi içerisinde olan insanlar var. Ve bu ilişkilerde de kadı- na yönelik şiddet çok yaygındır. Yada örneğin aşkına karşılık vermediği için öldürmeye kadar varan şiddet olayları var vs. Yasanın sadece evli kadınları kapsaması aslında bir sürü kadının şiddet ile baş başa bırakılması demektir. Kabul edilecek bir şey değildir.

Mülki Amir ve kolluk güçleri tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

Yasaya göre bundan sonra mülki amirler (vali ve kaymakamlık) şiddete maruz kalan kadınlara koruyucu tedbir kararları almakla yetkili olacak. Mülki amirliklerin alacağı tedbirler öncelikle şunlar olacak: - Kadına ve gerekiyorsa çocuklara bulunduğu yerde veya gerekiyorsa başka bir yerde uygun barınma yeri sağlaması - Geçici maddi yardım yapılması. - Kadının hayati tehlikesi bulunması halinde, acil durumlarda geçici olarak koruma altına alınması. Yukarıdaki tedbir kararlarını artık polis ve jandarma gibi kolluk kuvvetleri de alabilecek. Artık yetkimiz yok diyemeyecekler. Daha doğrusu dememeleri gerekiyor. Kadını korumak için tedbir almak zorundalar. Aksi taktirde örneğin polis yada jandarma suçlu duruma düşeccek. Fakat pratikte bir çok halde kadınların tekrar şiddet ortamına geri gönderildiklerini biliyoruz. Sadece son dönemde yaşanan kadın cinayetlerine bakmak yeterli. Öldürülen kadınların önemli bir kısmının daha önce polise yada savcılığa başvurdukları fakat buna rağmen katledildikleri ortaya çıkıyor.

Hakim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları Yukarıdakilere ek olarak hakim tarafından verilecek koruyucu tedbirlerin kapsamı da yeni yasada genişletiliyor. Bunlar 5 madde halinde düzenlenmiş:

- Kadının evli olması halinde birlikte yaşadıkları yerin dışında bir yere yerleştirilmesi

- Kimlik bilgilerinin değiştirilmesi,

- İşyerinin değiştirilmesi

- Tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması. Bu önemli. Çünkü o zaman erkek istediğinde ev erkeğin üzerinde kayıtlı olsa bile evi satamıyor.

- Kadının çalışabilmesi için Çocuklara ücreti devlet tarafından karşılanan kreş olanağının sağlanması.

Hakim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları

Hakimin sadece koruyucu tedbirleri değil aynı zamanda önleyici tedbirleri de alabilmesi öngörülüyor. Önleyici tedbirler olarak şunlar sıralanıyor:

- Şiddeti uygulayanın uzaklaştırılması ve kadına yaklaşmasının yasaklanması,

- Eve girmesinin yasaklanması, evin kadına tahsis edilmesi,

- Şiddeti uygulayanın aynı şekilde çocuklardan da uzak tutulması

- Eve, okula yada işyerine yaklaşmaması

- Kadının şahsi eşyalarına ya da ev eşyalarına zarar vermemesi,

- Silah ruhsatı olsa bile silahını teslim etmesi.

- Şiddet uygulayan kişinin mesleği gereği (polis, jandarma, güvelik vs.) silah taşıması zorunlu bile olsa bunu teslim etmesi. Vs. Bu önleyici tedbirleri yine acil durumlarda, hayati tehlikenin var olduğu durumlarda başvurulan polis ve jandarma da alabiliyor. Ama bunları tatil günleri hariç 24 saat içinde aile hakiminin bilgisine sunması gerekiyor. Kısacası artık yasaya göre kadınların korunması ile ilgili acil tedbirleri en yakın mülki amirler, kolluk kuvvetleri ve aile mahkemeleri çıkarabilecek. Eskiden yürürlükte olan 4320 sayılı yasaya göre tedbir kararları en fazla 6 ay verilebiliyordu. 6 ay sonunda tehdit vs. devam ettiği sürece tekrardan başvuru yapmanız gerekiyordu. Yeni yasada bu kaldırılıyor ve eğer gerekli görülürse süresiz tedbir kararı alınabiliyor.

“Zorlama Hapsi”

Yasada yer alan bir diğer madde adına “zorlama hapsi” denilen uygulama. Kişi tedbir kararlarına uymadığı taktirde, örneğin kadına yada çocuklarına yaklaşmaması gerektiği halde yaklaşıyorsa, bir türlü taciz etmeye devam ediyorsa yani zorluyorsa o kişiye alınan karara uymadığı için (bu durumda uzaklaştırma kararına) adına “zorlama hapsi” denilen hapis cezası veriliyor. Kişi tedbir kararlarına uymadığı takdirde birinci ihlalde 3 günden 10 güne kadar, ikinci ihlalde 15 günden 30 güne kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecek. İhlalin niteliğine göre bu ceza artıyor ama toplamda 6 aydan fazla olmamak koşuluyla şeklinde bir sınırlandırma getiriliyor. Şu anda bu şekilde yasaya konulan madde az kalsın şu şekilde geçecekti: 10 Ocak tarihli taslakta eğer erkek bir daha tedbir kararına uymamazlık etmeyeceğini taahhüt ederse hapse atılmayacaktı. Bu madde büyük tepki topladı. Kadın kurumları, platformlar “kadınların hayatları üzerinden pazarlık yapılmasına izin vermeyiz” dediler ve bu ibare baskılar sonucu yasa taslağından çıkarılmak zorunda kalındı.

Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri

Yasa yürürlüğe girdikten sonra ilk 2 yıl içinde (aslında önceki taslaklarda 1 yıl içinde deniyordu. İki yıla çıkarıldı) 14 ilde “Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri” adı verilen merkezler açılacak. Basına yansıyan haberlere göre 2012 Aralık ayının başında bakanlık tarafından Türkiye genelinde 11 ilde kurulan “Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri”; Adana, Antalya, Ankara, Bursa, Denizli, İstanbul, İzmir, Mersin, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon’da aynı zamanda açıldı. Tüm koruma talepleri, kararlar, zorlama hapsi kararları “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri”ne bildirilecek ve tek bir yerden bu kararların takibi ve koordinasyonu yapılabilecek. Kadın kurumlarının karşı çıkmış olmalarına rağmen “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri” hem şiddet gören kadına hem de şiddet uygulayan erkeğe hizmet veren merkezler olacak. Fakat karşı duruşlar sonucu bu madde yasadan çıkarılmasa da “zorunlu haller dışında farklı birimlerde sunulur” şeklinde bir ibare yerleştirildi. Aslında bu merkezlerin sadece şiddete maruz kalanlara hizmet verecek yerler olması gerekirdi.

Geçici maddi yardım

Bu yasa ile şiddete maruz kalan ve sığınma talep eden kadına geçici olarak günlük net asgari ücretin 30’da biri ödenecek ve bu gelir vergiden muaf olacak. Korunan kişi 1’den fazla ise bu rakamın %20’si oranında ek ödeme yapılabilecek. Sadece geçici maddi yardım değil aynı zamanda çocuklu kadınlar için kreş yardımı da öngörülüyor. Bu yardım çalışmayan kadına 4 aya kadar, çalışan kadına ise 2 aya kadar asgari ücretin yarısını geçmeyecek şekilde yapılacak.

Sağlık giderleri

Hiçbir sağlık güvencesi olmayan kadınların tüm sağ- lık harcamaları (diş dahil) Bakanlık tarafından karşılanacak.

Masraf alınmayacak

Kanun kapsamındaki her türlü başvuru harç ve masraftan muaf tutulacak. Noter giderleri, vergi, pul, posta, adli tıp raporu gibi belgelerden ücret talep edilemeyecek.

TASARIDA NELER YOK?

Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri

 Bu merkezler bakanlık bünyesinde kurulacak birimler olarak tarif ediliyor. Kadın örgütleri ve diğer kitle örgütleri ile birlikte çalışacak ayrı bir kurum olarak değil. Kadın sığınma evlerinin, kadın örgütlerinin buralarla hiçbir ilişkisi olmayacak. Yukarıda da değindiğimiz gibi bu merkezlerin sadece 14 ilde kurulması öngörülüyor. Bu iller dışında yaşayan kadınların bu merkezlerden yararlanma hakkı olmayacak.

Sağlık giderleri

Şiddete maruz kalan kadının sağlık giderlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanması meselesinde “hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlara sağlanması” ibaresine yer veriliyor (diş ünitesi dahil). Bu madde, kocası üzerinden sosyal güvencesi olan kadınların sağlık giderlerinin Sağlık bakanlığı tarafından karşılanmayacağı anlamına geliyor. .Kadın kocası üzerinden sigortalı olmaya devam edecek. Fakat bu kadı- nın güvenliği açısından tehlikeli bir durum. Çünkü bu durumda eğer koca isterse kadının nerede, hangi hastanede, ne zaman vs. tedavi olduğunu takip edebilir. Böylelikle eğer kadın kocadan gizleniyorsa koca kadını rahatlıkla bulabilir. Kadın örgütlerinin, koca üzerinden sigortalı yada sigortasız tüm kadınların sağlık giderlerinin bakanlık tarafından karşılanması gerektiği talebine rağmen bu madde yasadan çıkarılmadı.

Bütçe

Bakanlık bütçesinden karşılanacağı söylenen harcamalar için yasada ayrı, ek bir bütçe oluşturulması ile ilgili herhangi bir düzenleme yok. Ne kadar kaynak ayrılacağı belli değil.

Sığınaklar

Metin boyunca kadın sığınaklarından neredeyse hiç bahsedilmiyor. Daha çok “barınacak yer temini” ifadesi kullanılıyor. Sığınma evi açılması konusunda mülki idareye herhangi bir sorumluluk verilmiyor. Barınacak yer olmaması durumunda misafirhane, yurt gibi seçenekler sayılıyor. Fakat eğer kadınların çocukları da varsa burada ne şekilde ve ne kadar kalabilecekleri sorununa açıklık getirilmiyor.

Eğitim

Yasada polis ve jandarmanın eğitimine yer verilirken yasanın asıl uygulayıcıları olan hakim ve savcıların eğitimi ile ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmiyor. Böyle bir düzenleme kadın örgütleri talep ettiği halde yasaya konulmadı. Oysa yasanın pratikte temel uygulayıcıları olarak hakim ve savcılara da kadının insan hakları, kadın erkek eşitliği, toplumsal cinsiyet vs. üzerine eğitim verilmesi önemliydi. Kadına yönelik şiddet ile ilgili alınan mahkeme kararlarına baktığımızda bu konuda bir bilincin yaratılması alınan kararların en azından bir ölçüde kadına yönelik şiddet ile ilgili davalarda erkek egemen kararlar alınmasının (Ceza indirimi, tahrik indirimi, iyi hal uygulaması vs). önüne geçilebilirdi.

Müdahillik

Bağımsız kadın kurumlarının, örgütlerin kadına yö- nelik şiddet davalarında müdahil olması, taraf olması ve duruşmalara katılması yönündeki talepleri yasa metnine eklenmedi.Bu tür davalara katılma hakkı sadece Bakanlığa veriliyor.

Tedbirlerin hepsi geçici nitelikte

Tedbirlerin hepsi geçici nitelikte. Kadınların bundan sonra tek başına ayakta durabilmeleri, yeni bir hayat kurabilmeleri için iş eğitim gibi olanaklara kavuşturulması gibi düzenlemeler yasada yer almıyor. Geçici destekler bittikten sonra kadın kendi kaderiyle baş başa bırakılıyor.

Sonuç olarak

Yasa tasarısının içeriği kabaca böyle. Daha önceki 4320 sayılı “Aileyi Koruma Kanunu” ile karşılaştırıldığında kuşkusuz daha ileri düzeyde bir yasa. Bu yasanın yapım aşamasında kadın kurumların önemli taleplerine yer verilmemiş olsa da yasanın bu duruma gelmesinde önemli payları var. Bizim açımızdan bu yasanın önemi ilk defa yasal düzeyde bu genişlikte kadına yönelik şiddete karşı bir dizi olumlu tedbirin alınmış olmasıdır. Yapmamız gereken bu yasanın biz kadınlar için ne ifade ettiğini iyice öğrenip pratikte kullanmak olmalıdır. Çevremizde şiddet gören kadınlara bu çerçevede yardımcı olmaktır. Fakat hayalci olmamak lazım. Yasa bir dizi olumlu düzenleme getirmiş olabilir ama bunların pratiğe uygulanmasıdır önemli olan. Yasa çıktıktan sonra da şiddet durmadan devam etti, ediyor, mahkemeler erkek egemen kararlar almaya devam ediyor. Geçen yıl Aralık ayında Sibel Yılmaz adlı bir genç kadın Zonguldak’ta sevgilisi Anıl Tezcan tarafından ruhsatsız silah ile adliye önünde vuruldu. Dava yeni sonuçlandı. Kadını öldüren kişi adam öldürmekten müebbet alması gerekirken 21 yıl ceza alıyor. Çünkü mahkeme bu kişiye tahrik indirimi uygulanıyor. Buna benzer bir sürü örnek var. Burjuva sistemde kadına yönelik şiddet burjuvazinin kendisinin yaptı- ğı yasalarla sona ermez. Çünkü kadına yönelik şiddet, ayrımcılık bu kapitalist sistemin hergün yeniden teşvik ettiği dolaylı yada dolaysız bir şekilde ürettiği bir durumdur. Bu nedenle kadına yönelik şiddete karşı mücadele kapitalizme karşı mücadeleden bağımsız ele alınamaz. Yasal haklardan yararlanmak için sonuna kadar mücadele, kapitalizme karşı mücadele ile birlikte ele alınmak zorundadır.

Ocak 2013

Yeni Dünya İçin çağrı sayı 161, Ocak Şubat 2013

 

 

Paylaş