KADINA YÖNELİK ŞİDDETE, CİNSEL ŞİDDET VE ÇOCUK İSTİSMARINA KARŞI MÜCADELE İŞÇİ SINIFININ GÖREVİDİR!

Gün geçmiyor ki, medya ve sosyal medya üzerinden kadınlara yönelik şiddetin – ve aynı şekilde çocuklara yönelik şiddet ve istismarın vahşi biçimleriyle karşılaşmayalım. Bugün yine gazeteleri açıyor ve yine rezil mi rezil bir haberle karşılaşıyoruz: "Şiddet nedeniyle boşanmak isteyen kadını kocası defalarca taşa vurarak dövdü. Kolu ve eli kırılan, başına 50 dikiş atılan kadının şikayette bulunması üzerine koca tutuklandı." (Milliyet, 30 Ağustos 2018)

Bunları duyduk ve gördükçe genelde oluşan algı şüphesiz kadınlara yönelik şiddetin ve çocuk istismarının giderek arttığı yönündedir.

Kadına yönelik şiddet artıyor mu?

İşin aslı şu ki, esasen bilimsel temelde verilere dayandırılarak bu algının doğruluğu ya da yanlışlığı ileri sürülemez. Çünkü hâlâ daha kadınlara yönelik şiddet vakalarını ve hatta çocuk istismarlarını kaydeden resmi bir istatistik yok. Bırakalım kamuya yansımayanı, yansıyanı dahi sayan/kayıtlara geçiren böylesi bir resmi istatistik yok! Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindeki kadının statüsü biriminin "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı" var sözümona! Bu eylem planının dayandığı istatistiki araştırma 2008 ve 2014 yılına ait!! Bütün resmi açıklamalar da buna dayandırılıyor. Bu konuda devletin görevini yapmadığı apaçık ortada! Nitekim, devlete bu konuda güven olmayacağını iyi bilen duyarlı sivil toplum örgütleri medya üzerinden kamuoyuna yansıyan olayları izlemeye ve veri olarak toplamaya soyunmuş durumda. Bunlardan biri "Kadın Cinayetlerini Durduracağız" Platformu. Platformun internet sayfasında "Öldürülen Kadınlar Anısına ANIT SAYAÇ" gibi olumlu bir başlangıç yapılmıştı. Burda sayılan kadın cinayetleri vakaları, çünkü ancak bunlar direkt kamuya yansıyor. Platform şu açıklamada bulunuyor: "... cinsel şiddet ve çocuk istismarı haberlerinin ortaya çıkması, gerek bu suçların şikayete bağlı olması gerek soruşturma ve dava süreçlerinin devam ediyor olmasından dolayı net sayının belirlenmesi zorlaşmaktadır. İstanbul Sözleşmesi kapsamında devletin ilgili mercilerinin tespit etmesi ve buna göre şiddetle mücadele yöntemlerini belirlemesi gerekirken; söz konusu makamlar bunları yapmıyor. Bizler, basına yansıyan halini derleyerek bir sayıya ulaşıp, bu çerçevede raporumuzu hazırlıyoruz. Ancak çocuk istismarı ve cinsel şiddet verileri açıkladığımız ve basına yansıyan haberlerden çok daha fazla." (kadıncinayetlerinidurduracagiz.net)

Devlet bu konuda görevini yapmadığı gibi, sorunu sadece ve sadece propaganda ve "magazin gündemi" temelinde ele aldığı açıktır. Öyle ki, çocuk istismarı toplumsal sorunu üzerine gerçekten çok yönlü ve mağdurları tekrar mağdur etmeyecek şekilde gitmek gerekirken, kadına ve çocuklara yönelik şiddet ve cinsel şiddete karşı gerçekçi çözümleri üretmek yerine, kamuoyunu "hadım" ve "idam" gibi sorunun çözümünde işe yaramaz ve gerici tedbirlerle oyalıyor. Diğer taraftan ama, kadına ve çocuklara yönelik şiddet konulu davalarda indirim uygulanması devam ediyor... Şimdi gündemde olan af tartışmasıyla da bağ içinde, duyarlı kamuoyu haklı olarak bunun  yine bu "kader kurbanları"nın salıverilmesine hizmet edeceği endişesini duyuyor.

Her ihtimalde, kadınlara yönelik şiddete ve çocuk istismarına karşı toplumsal duyarlılık ve tepki bir nebze olsun artmıştır. Ancak henüz çok başlardayız... Öyle ki, başkası yaptığı zaman öfkeyle tepki veren kişi evde eşine şiddet uygulamaya devam ediyor olabiliyor... Yani bu patriyarkal (erkek egemen) kültürün aşılması o kadar kolay değil. Ama nedir? Kadınlar bilinçlendikçe ve herşeyden önce de ekonomik bağımsızlıklarına ulaştıkça koca şiddetine "katlanmak"tan vazgeçebiliyorlar. Kadınlar HAYIR! dedikçe, egemenlikleri sarsılan erkekler de saldırganlaşabiliyorlar!!!

Çocuk istismarının engellenmesi için de temel olan şey kadının güçlendirilmesidir. Ancak güçlü ve bağımsız bir anne aile içi cinsel şiddete karşı kendini ve çocuklarını koruma yetisine sahip olabilir!!! Çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin bütün uluslararası araştırmalar ve veriler bunu göstermektedir.

Devletin görevini yerine getirmesi talebini yükseltir ve bu konuda bir kamuoyu faaliyeti yürütürken, önce yine kendimize dönüp bakmak ve mücadelemizi sağlam temellere oturtmak zorundayız. Kadına yönelik şiddete, cinsel şiddet ve çocuk istismarına karşı mücadele işçi sınıfının görevidir!!!

Öyleyse ne yapmalı?

Sendikada, iş yerinde ve işçi ve emekçilerin birarada olduğu her alanda kadına yönelik şiddetin kabul edilemez bir toplumsal kötülük olduğu bilincinin yaratılması için bu sorunu gündeme oturtmak!!! Tartışmak ve işçi ve emekçiler arasında, en başta da sınıf bilinçli işçi ve emekçi erkekler arasında bu sorunun yakıcı bir sorun olduğu ve mücadelenin ertelenemeyeceği bilincini geliştirmek!!!

"Nerden çıktı şimdi bu?" türünden itirazların bizzat kendisinin sorunun işçi ve emekçi kitleler arasındaki derin egemenlik ilişkisini sorgulamaktan, demokrasi ve sosyalizm kültürünün geliştirilmesi görevinden ne kadar uzak olduğunun bilincinde davranmak!!!

Kadına yönelik şiddet ve cinsel şiddet karşısında açık ve net ve sonuna kadar tutarlı bir tavır geliştirmek!  Kadına yönelik şiddetin bahanesi yoktur! Şiddet kabul edilemez! İşçi sınıfından erkekler/emekçi erkekler  birlikte yaşam içinde ortaya çıkan sorunları şiddet dışında yöntemlerle çözmeyi öğrenmek zorundadırlar!!! bilincinin yerleşmesi için azami çaba göstermek!!!

Sendikaları, işçi temsilciliklerini, iş arkadaşlarımızı ve hatta patron/işyeri yönetimini bu konuda açık tavır koymaya zorlamak!!!

Bunu yaparken, bizim işçi sınıfından kadın ve erkekleri aydınlatma, eğitme görevimiz olduğunu gözden kaçırmamak!!! Bizim seçeceğimiz yol ve yöntem linç politikası olamaz, ama kadına yönelik şiddeti hafife alan, üstünü örtüp geçiştirmeye çalışan bir politika HİÇ OLAMAZ!!! Kadına yönelik şiddet işçi ve emekçilerin davasına zarar verir, hedeflediğimiz toplumsal ilişkilere kökten terstir!!! Bunu anlamayan erkeklerin karşısında sınıf bilinçli kadın ve erkeklerin tutarlı tavırları olacaktır!!! 

Sorunun nihai çözümünün proleter demokrasisinin geliştiği, insanın insana köleliğinin son bulduğu, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmasının ötesinde tam anlamıyla özgürleştiği bir toplumda olacağı bilincimizdedir. Bu toplum için mücadele ediyoruz, edeceğiz. Ancak, bu mücadeleye öncülük etmek isteyen sınıf bilinçli kadın ve erkeklerin kendi saflarındaki kötülüklerin bertarafını "ileri güzel günlere" havale etme lüksü yoktur!!! Bu bizim açımızdan geleceğin değil, şimdinin görevidir!!!

Bu anlamda:

KENDİNİ SORGULA YOLDAŞ!

30 Ağustos 2018

 

 

Paylaş