KADINA YÖNELİK AYRIMCILIĞA KARŞI ÖNEMLİ BİR KARAR

2018 yılı, kadınlar için şiddetin ve katliamların yılı olmaya devam etti. Onlarca kadın katledildi. Kadına yönelik şiddetin çetelesini tutan Bianet’in verilerine göre,  2018 yılında 255 kadın ve 17 çocuk öldürüldü. 2017 yılında bu sayı 286 idi.

Her fırsatta kadına yönelik şiddete karşı mücadele ettiğini söyleyen hükümetin, devletin bunu ne ölçüde yaptığı kadına yönelik ayrımcılık, şiddet ve katliam rakamları ile ortadadır. Ki bu rakamlar basına yansıyan kadarıdır. Geçek rakamların bunun çok üzerinde olduğunu biliyoruz.

Kadına yönelik şiddeti cesaretlendiren en önemli uygulamalardan biri de bu konuda verilen mahkeme kararlarıdır. Son yıllarda kadın mücadelesinin artması ile birlikte “iyi hal”, “tahrik indirimi” gibi kararlar konusunda daha dikkatli davranan mahkemeler kadına yönelik ayrımcılığa devam ediyor.

Bunun en son örneklerinden bir tanesi Erzurum’da yaşandı. 5 Ocak’ta basına yansıyan bir habere göre Erzurum’da karısının kendisini aldattığını öğrenen koca boşanma davası açtı. Eşinin sadakatsiz davranışları nedeniyle kusurlu olduğunu iddia eden koca, iki çocuğunun velayetinin de kendisine verilmesini istedi. Davaya bakan Erzurum 2. Aile Mahkemesi kadının kusurlu davranışı nedeniyle çiftin boşanmasına hükmetti. Yerel Mahkeme, “annenin evli olduğu halde eşine karşı sadakate aykırı davranışlar sergilediği, bu şekildeki yaşam tarzı ve davranışlarıyla çocukların anne ile kalmalarının bedeni, fikri ve ahlaki gelişmeleri bakımından ciddi risk teşkil edeceği” gerekçesiyle ortak çocukların velayetlerini babaya verdi.

Bakanlığın adından kadını çıkarıp yerine aileyi koyan hükümetin mahkemelerinden başka bir şey beklenemez derken Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden pek alışık olmadığımız bir karar geldi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, temyiz başvurusu üzerine yerel mahkemenin velayet kararını bozdu. Dairenin gerekçesinde, 12 ve 9 yaşındaki çocukların anneleri ile kalmak istediklerine dikkat çekildi. Velayet düzenlemesi yapılırken göz önüne tutulması gereken temel ilkenin, “çocuğun üstün yararı” olduğu vurgulanan gerekçede şu tespitlere yer verildi: “çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Anne ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumlar, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Velayet düzenlemesinde, çocukla anne ve baba yararının çatışması halinde çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir”. Yargıtay gerekçeli kararında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi temel alınarak karar verdiğini belirtiyor. Gerekçede aynı zamanda annenin düzenli gelir getiren bir işte çalıştığı, babanın ise ailesi ile altlı üstlü oturduğu, evde çocukların odasının bulunmadığının ve anneyi özlediklerini belirttiklerini rapor edildiği anlatıldı. Verilen kararda “bu duruma göre ortak çocukların velayetlerinin anneye bırakılmasına karar vermek gerekirken, annenin boşanmaya sebep olan kusurlu davranışı dikkate alınarak hüküm kurulması doğru olmayıpbozmayı gerektirmiştir” deniliyor.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi genelde kadınların lehine kararlar vermesiyle biliniyor.

Yargıtay’ın bu kararı hem emsal teşkil etmesi açısından, hem de aldatılma vs. gerekçesiyle bırakalım kadının çocuklarının velayetini alma hakkını, kadına yönelik şiddeti ve katliamları meşru gören zihniyete karşı da önemli bir karardır.

Fakat ne bu tür tek tek örnekler, ne de bu sistemde daha fazlası, kadınların uğradığı ayrımcılığı ve şiddeti ortadan kaldıramaz. Kadının cins olarak aşağılanması ve ezilmesi bu sistemin doğal sonucudur ve ancak bu sistem ortadan kalktığı sürece gerçek anlamda ortadan kalkacaktır.

14 Ocak 2019

Yeni Kadın Dünyası

Paylaş