İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Doğadaki iklim değişikliği ani sıcaklıkların yükselmesine, aniden düşmesine yol açmaktadır. Bu sıcaklıkların yükselmesi yeni bir durum değildir. Isının yükselmesi birçok nedenden kaynaklanmaktadır. Bu nedenlerin en önemlisi atmosfere salınan sanayideki üretilen gazlardır.  Tabii bir de insanların bilinçsizce davranışları, hâlen daha çöp atıklarının ayırt edilmesini önemsememesi önemli etki yaratmaktadır. Yalnız bu etki sanayideki üretilen karbondioksit gazının verdiği etki kadar değildir maalesef. 

Gelişmiş kapitalist ülkeler doğanın kirlenmesinde ve atmosfere salınan karbondioksit gazının doğaya salınmasında başı çekmekte ve en çok onlar doğayı tahrip etmekte.  Doğanın tahribata uğraması konusunda da Birleşmiş Milletler öncülüğünde konferanslar düzenlenmekte, doğayı imha etmek için yasal kılıflar uydurulmaktadır.

Birleşmiş Milletler doğanın kirlenmesine karşı bir dizi önlemler almak için farklı senelerde çeşitli ülkelerde konferanslar düzenledi. Bu konferanslar devlet düzeyinde düzenlenen ve bir dizi kararlar alan konferanslardır. Bu zamana kadar yapmış oldukları konferanslarda güya sorunu çözmeye yaklaştıklarını ve bir dizi kararlar aldıklarını, aldıkları kararların uygulanmasını takvime bağladılar, ardından bunu hummalı bir şekilde kamuoyuna duyurdular.  Bu alınan kararların en önemlisi atmosfere salınan gazların düşürülmesi ile ilgiydi.  Atmosfere salınan gazlar da düşeceği yerde her yıl giderek artmakta.  Dolayısıyla da iklim felaketinden bir türlü kurtunulmamaktadır.

Bu yılki emisyonlarda yüzde 2,7’lik artış en çok hangi ülkelerden kaynaklanıyor derseniz, 1. Hindistan (yüzde 6,3 artış), 2. Çin (yüzde 4,7 artış), ve 3. ABD (yüzde 2,5 artış) geliyor. ABD bir ara düşüşe geçmişti, ama tekrar artmaya başlamış durumdadır. Donald Trump etkisi! Türkiye’nin de aralarında bulunduğu çoğu hızlı büyüyen veya gelişmekte olan diğer ülkelerin salınımlarındaki artış ise yüzde 1,8. Avrupa Birliği toplam salınımlarını biraz (yüzde 0,7) düşürmüş, ama bu da bir zamanların iklim değişikliğine katkı şampiyonu AB için çok düşük bir azalmadır. Toplama etki edecek durumda bile değildir.

Çin %27 ile küresel emisyonların başını çeker durumda. Onu %15’ini ile ABD, %7’ile Hindistan takip etmektedir. Küresel emisyonların %10’unu ise Avrupa Birliği ülkelerine aittir. En yüksek kirletici 10 ülke Çin, ABD, Hindistan, Rusya, Japonya, Almanya, İran, Suudi Arabistan, Güney Kore, Kanada olurken, AB ülkeleri üçüncü sırada yer almaktadır. (www.iklimhaber.org/2018)

2014-2016 arası her yıl aşağı yukarı aynı miktarda sera gazı salınıyordu, yani artış duraklamış gibiydi. Oysa geçen 2017’de artış tekrar başladı ve 2017’de 2016’ya göre yüzde 1,6 artış görüldü. 2018’de 2017’ye göre yüzde 2,7 daha fazla karbondioksiti atmosfere salmışız. Anlaşılan 2015’deki Paris Konferansının olumlu etkisi olmamıştır.

Avusturya’nın çeşitli eyaletlerinde ozon gazı emisyon ölçüm istasyonları var. Avusturya’nın Vorarlberg eyaletinde 1988’den beri dört adet emisyon ölçüm istasyonu bulunmakta. Günlük atmosfere salınan gaz ölçülmektedir. Atmosfere ozon gazı salınımı sınırı 180 μg/m³’tir. 1988 bu yana sadece yağmurlu havaların çok olduğu zamanlarda sınır aşılmamıştır. 1999, 2000, 2008 ve 2009 yıllarında çok yağış olduğundan dolayı sınır aşılmamıştır. Diğer yıllarda ise sınır aşılmış ya da sınırda imiş. 2011 yılından itibaren atmosfere gaz salınımı sürekli olarak aşılmıştır.

Atmosfere gaz salınımı aşılmalar sonucu bir şeyi gün yüzüne iyice çıkartmıştır. Havaların çok hızlı değişken olması sonucu iklim değişikliğinin iyice fark edilir hâle gelmesini insanlara dayatmıştır. 

Dünyada iklim krizinin alacakaranlığı olduğunu, artık vaktin kalmadığını, her geçen günün aleyhlerine işlediğini, toprak kaymalarının olduğunu ve ısıların gittikçe yükseldiğini, fosil enerji yerine yenilenebilir enerjiye geçilmesi gerektiği, ev yakıtlarında tasarruf edilmesi, yapılanmanın düzenlenmesi, bireysel araçlar yerine toplu taşıtların yeniden planlanması, enerji temini ve yeni yatırımların belirlenmesi, emisyonların geriye çekilmesi, bu gelişen olaylara karşı kayıtsız kalamayacaklarını, acil bir şekilde Paris İklim Konferans kararlarının hayata geçirmek için parlamentonun karar alması ve bütün politikaların buna göre düzenlenilmesi gerektiği konusunda Avusturya-Vorarlberg Eyaleti Parlamentosuna iklim konusuyla ilgili Avusturya’ya ‘örnek acil durum’ teşkil etmesi ve gelecek politikaların buna göre belirlenmesi  için Yeşiller Milletvekili Daniel Zedra tasarı sundu. Sunulan tasarı nerede ise oy birliği ile kabul edildi. Eyalet Parlamentosunun aldığı kararı başka eyaletler de tartışmaya başladı. Bunun yanında bir dizi belediyeler çevreci ‘dostu’ (çevreciliğin daniskası anlayın) oldu çıktı. 

Evet çevrecilik daniskası dememizin bir sebebi var. Önümüzde 29. Eylül’de Avusturya’da erken seçimler var. Seçimler öncesi partilerin hepsi çevreci oldu çıktı. Sanki ülkeyi başka partiler yönetiyormuş da bunlar da artık dayanamayıp ‘isyana’ geçtiler!  2016’dan beri Paris Konferans kararlarının ülkeler için bağlayıcılığı var; neden bu zamana kadar adım atmamışlar da birden çevreci oldu bunlar.

Avusturya’da en çok yaşanan ve giderek durdurulmaz hal alan toprak kayması söz konusudur. Kar uğruna kestikleri ağaçların haddi hesabı yok. Kestikleri ağaçların yerine yeni yapılanmalar inşa ederek toprak kaymasına neden olmaktadır. Dolayısıyla da toprağı tutacak ağaçlar olmadığından  ötürü toprakta yolları kapatacak derecede kaymakta ve yolları kapatmaktadır.

Yeşiller Partisi sunmuş olduğu bu tasarıyı hayata geçirmek için geçmiş İşçi Odaları seçimlerinde olduğu gibi, önümüzdeki milletvekili genel seçimlerinde de bisiklet kullanarak sorunu çözecek.  Bunların bu tavırlarını gördükçe gülmekten insan kendini alamıyor.

Avusturya AB ülkesidir; doğayı kirletme konusunda payı azımsanmayacak derecede büyüktür. AB ülkelerinin doğayı kirletmede ki payı küresel emisyonların %10’unu oluşturmaktadır. Bu yüzde 10 içerisindeki payın bir bölümü Avusturya devletine aittir.  AB içerisinde dördüncü zengin ülkedir. Gayri safi milli hasılası 350 milyar doların üzerindedir. Kendi kirlettikleri payı ne kadar azaltacaklarına dair bir program henüz yoktur. Olması da zaten mümkün gözükmemektedir.  

 Atmosfere salınan zehirli gazların %55’inin Çin, ABD ve AB tarafından salındığı bilindiğinde ve AB’nin 2030 yılına kadar, 1990 yılına göre salınımı %40 civarında azaltma yönlü tavrı da buna eklendiğinde, dikkatlerin merkezinde Çin ve ABD’nin tavrını değiştirip değiştirmeyeceği vardı. Aslında iklimi koruma sorununa ciddi biçimde yaklaşıldığında, ABD ve Çin gibi, Kanada, Avustralya, Japonya, Rusya, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve diğer devletlerin tavırlarının da olumlu yönde değişmesi gerekiyor. AB’nin soruna olumlu yaklaştığı görüntüsü ise aldatıcı bir tavırdır. Detaylara ve somuta bakıldığında, iklimi korumak için bu hedef ilanının yeterli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Adını yukarıda vermediğimiz diğer devletlerin tavırları da –farklılıklara rağmen- iklimi korumaya yönelik tavır değildir. Sonuçta tüm devletlerde egemen olan kapitalist, sömürü sistemidir. Buna bağlı olarak da sözkonusu her devletteki burjuvazinin çıkarları, diğerleriyle çelişmektedir. Kaygılarının merkezinde kâr, azami kâr durmaktadır, iklimi korumak değil.

18.08.2019

Avusturya-Vorarlberg’ten Yeni İşçi Dünyası okurları                                                                                    

 

 

 

Paylaş