GİTMEKTE VE GELMEKTE OLAN NE?

“Cumhurbaşkanlığı sistemi” adı verilen, gerçekte alaturka başkanlık sistemi olan, 18 maddeden oluşan anayasa değişiklik paketi içindeki maddeleri, yürürlükte olan 12 anayasası ile tek tek karşılaştırmak gerekiyor. Karşılaştırma ile eski uygulama ne, yapılan değişiklik ne, değişiklik geriye gidişi mi, ileriye gidişi mi temsil ediyor, ne anlama geliyor? Somut olarak değerlendirilmesi gerekiyor.  Hayır’ı savunan cephe bunu yapmıyor. Sadece genel tespitler yapılıyor. Örneğin “şeriat gelecek”, “diktatörlük gelecek”, “tek adam rejimi gelecek” “sultanlık gelecek” vb diyorlar. Genel tespitler yapmak sorunu çözmüyor. Değişikliklere somut bakılıp somut değerlendirme yapılması gerekiyor.

Bu metot izlendiğinde şu görülecektir:

1-12 Eylül anayasası hiçbir parlamenter sistemde olmayan aşırı yetkileri cumhurbaşkanına tanıyor. Erdoğan’da bu yetkileri yer yer zorlasa da kullanıyor. Bu yetkilerin ne olduğunu anayasanın 104. Maddesinde yazılı. Önerimiz herkesin dönüp okumasıdır. 12 Eylül anayasasına göre cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır. Bu anayasada var. Yeni getirilmiyor! Yetkileri içinde; seçimlerin yenilenmesine karar vermek, başbakanı atamak, istifasını kabul etmek, bakanlar kuruluna başkanlık etmek, başkanlığında toplanan bakanlar kurulu kararıyla sıkıyönetim, olağanüstü hal ilan etmek, kanun hükmünde kararname çıkarmak, YÖK üyelerini seçmek, rektörleri seçmek, anayasa mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini seçmek ….. gibi aşırı yetkileri var. Bu yetkileri yanında “cumhurbaşkanı varsa partisi ile ilişiği kesilir” maddesi de anayasada var. Yeni değişiklikte bu kaldırılıyor. Fiili durum yani Erdoğan’ın AKP ile ilişkisinin devam etmesi, yönetmesi anayasal hale getiriliyor.

Bu yetkilerinin yanında cumhurbaşkanının halk oyu ile seçildiğini dikkate aldığımızda TC’nin yönetim sistemi zaten parlamenter sistem olmaktan çoktan çıkmıştır. 

2-Anda Türk tipi başkanlık sistemi bugün fiilen uygulanmaktadır. Sorun bunun anayasaya uydurulması, anayasadaki engellerin kaldırılmasıdır. Erdoğan anayasadaki aşırı yetkilerini zorlayarak kullanıyor. Yürütmenin başı. Onun istemediği kararı ne hükümet alabilir ne de parlamento.

Cumhurbaşkanlık sistemi adı altında yapılan değişiklikle amaçlanan anayasanın bugün fiilen uygulanan sisteme uydurulması olacaktır. Dikkat edilirse MHP’nin temel gerekçesi de budur. Fiili durumun anayasal hale getirilmesi..

3-Referandum sonucunda çoğunlukla evet çıkarsa, bu Erdoğan AKP açısından, egemenler arasındaki iktidar dalaşında, iktidarını sağlamlaştırmak anlamına gelir…

Hayır çıkarsa, Erdoğan AKP siyasi yenilgi almış olacak, uygulamada, sistemde bir şey değişmeyecektir. Fiilen uygulanan Türk tipi başkanlık sistemi anayasaya uydurulmadan fiilen uygulanmaya devam edilecektir.

4-Anayasa değişiklik paketi 12 Eylül anayasasının faşist özüne dokunmuyor. Bu özü ortadan kaldırmıyor. Anayasanın ilerisinde değişiklikler getirmiyor. Yapılmak istenen anayasanın özüne dokunmadan fiilen uygulanan Türk tipi (alaturka) başkanlık sistemini anayasaya monte etmektir. Buna evet denilemez!

5-Alaturka başkanlık sisteminin anayasaya monte edilmek istenmesine hayır demek 12 Eylül anayasası kalsın, değiştirilmesin, andaki fiili durum devam etsine evet demektir. Diğer bir ifade ile bugün fiilen uygulanan başkanlık sistemi anayasaya eklenmeden uygulansın demektir.

6- Yürürlükte olan anayasa ile yapılmak istenen değişiklik arasında tercih yapmak zorunda değiliz. 12 Eylül darbe anayasasına karşı olduğumuz gibi alaturka başkanlık sistemine de karşıyız. Birini diğerine tercih etmemeliyiz. Burjuvazinin yönetim sistemleri arasında tercih yapmak zorunda değiliz.

TC devleti kuruluşundan bu yana faşist olagelmiştir. Çeşitli dönemlerde faşizmin tonunda azalma olması, kitlelerin mücadelesinin yükselmesi, devrimci durumun olması bu gerçeği değiştirmez. Faşizm TC’nin genlerinde vardır. AKP’nin uyguladığı koyulaştırılmış faşizm ile AKP öncesindeki CHP’nin de içinde olduğu partilerin uyguladığı faşizm arasında öz de bir fark yoktur. Bugün faşizm yok, başkanlık sistemi ile faşizm gelecek uydurmacasına inanan inansın!

7-Egemenler arasındaki iktidar mücadelesinde -AKP, CHP, Gülen- çelişmelerden yararlanmak için işçi sınıfı içinde, kitleler içinde güç olmak gerekir. Devrimci solun bu durumda olmadığını herkes teslim edecektir. Güç değilseniz, egemenler arasındaki iktidar savaşında birine karşı diğerinin yedeğine düşersiniz.

8-Her seçime, her referanduma somut bakılmalı, somut koşullar değerlendirilerek, izlenecek taktik somut olarak belirlenmelidir. Belirlenecek taktiğin kriteri şudur: Bu referandumda hangi tavrı takınırsak, işçilerin emekçilerin bilinç seviyesini bir adım devrime yaklaştırabiliriz? Evet denilerek mi bu yapılabilir? Hayır denilerek mı bu yapılabilir? Somut tartışıp somut karar verilmesi gerekiyor. Bu somutta ne evet demekle, ne hayır demekle işçilerin emekçilerin bilinç seviyesi devrime bir adım yakınlaştırılamaz! Bu somutta pasif boykot taktiği ile doğru bilinç verilebilir.

Egemenler arasındaki iktidar savaşında payanda olmaya hayır! Kırk katır mı, kırk satır mı, veba mı, kolera mı tercihine hayır! Al birini vur ötekine! Egemenler arasında birini öbürüne karşı tercih etmek zorunda değiliz. Bizim kendi bağımsız tarafımız var. Bağımsız siyasetimiz var. Tarafımız devrim tarafı, işçilerin emekçilerin tarafı… Bu somutta verilmesi gereken bilinç budur.

9-12 Eylül anayasası çöpe atılmalı, yeni demokratik anayasa yapılmalıdır. Bu anayasada; bireyin devlete karşı hakları korunmalı, devlet özgür eşit vatandaşların bir hizmet aracı olarak görülmeli, bütün önemli konularda halk oylamaları öngörülmeli, yerel yönetim ilkesi temel alınmalı, çok uluslu yapı temel alınmalıdır. Böyle bir anayasa için mücadele etmeliyiz. Böyle bir anayasa er ya da geç gelecektir!

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI

22 0cak 2017

Paylaş