FİLİSTİN’DE KATLİAM

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü 'İsrail'in başkenti' olarak tanıma kararı alması sonucu Tel Aviv'de bulunan ABD büyükelçiliği Kudüs'e taşındı ve 15 Mayıs’ta resmi olarak açıldı.

Donald Trump'ın büyükelçiliği taşıma kararı benzine ateş dökme kararıdır. Bu karar, zaten karışık olan Ortadoğu’yu daha da karıştıracak olan bir karardır. Ortadoğu’nun daha da karışacak olması Donald Trump'ın, dolayısıyla ABD emperyalizminin umurunda değildir. ABD emperyalizmi dünyada geriledikçe daha da saldırganlaşmaktadır.

Kararı ve açılışı protesto eden Filistinliler Gazze sınırında gösteri düzenledi. Göstericilere ateş açan İsrail askerleri 58 Filistinliyi öldürdü. 2 bin 770 Filistinli de İsrail askerlerinin açtığı ateş ve gaz kapsülleriyle yaralandı.  Kudüs’te açılış ve kutlama yapılırken, Gazze’de, işgal altındaki Filistin’de katliam vardı.

Siyonist İsrail devleti Filistin’de haksız, barbar, sömürgeci, emperyalist savaş yürütüyor. Siyonist İsrail devletinin katliamını kınıyoruz.

Katliama, başta RT Erdoğan olmak üzere, hükümet yetkilileri sert tepki gösterdi.

AKP hükümetinin 3 gün süreyle yas kararı, yetkililerin yaptıkları sert açıklamalar iki yüzlücedir. İsrail devleti ile diplomatik, ekonomik, askeri ilişkilere sahip Türk devleti tutarlı olmak istiyorsa önce bu ilişkilerine son vermelidir. Türk devleti de İsrail devleti gibi Ortadoğu’da yayılmacı, işgalci bir güçtür. İkisinin de ulusal sorunda siyasetleri benzerdir. İsrail’in Filistin siyaseti ile Türk devletinin Kürt siyaseti arasında özsel bir farklılık yoktur.  

BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ? 

29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nda içinde SSCB’nin de bulunduğu 33 devletin onayı, 13 devletin karşı oyu (bu devletler içinde 6 Arap devleti yanında Afganistan, Küba, Yunanistan, Hindistan, İran, Pakistan ve Türkiye de vardır) ve 10 devletin çekimser oyuna rağmen Filistin’de bir Arap devleti, bir Yahudi devleti, Filistin topraklarının iki devlet arasında bölünmesi kararı alındı.

Sosyalist Sovyetler Birliği önce Arap ve Yahudilerin eşit haklara sahip olduğu demokratik, bağımsız bir Arap-Yahudi devleti önerdi. SSCB’nin tek devlet önerisini emperyalistler, Arap milliyetçileri, Yahudi milliyetçileri kabul etmedi. Sovyetler Birliği tek devlet önerisinin uygulama imkanın olmadığının görüldüğü durumda, iki ayrı bağımsız devlet önerisi sundu. SB’in bu konuda takındığı tavır, çözüm önerileri, BM’nin aldığı karar doğrudur, yanlış değildir.

BM’nin aldığı kararı Yahudilerin temsilcileri onay verirken, o dönemde Filistinli Araplar adına konuşan Arap devletleri karşı çıktılar.

Tartışma konusu olan Kudüs’ün konumu, BM’in 29 Kasım 1947’de aldığı kararda ortaya konulmuştur. Kudüs’e BM denetiminde özel Statü tanınmıştır. BM Kudüs’ün konumu hakkında birçok karar almıştır. BM’in İsrail-Filistin konusunda aldığı kararların hiçbiri İsrail devleti tarafından uygulanmamıştır.

14 Mayıs 1948’de Yahudi temsilciler BM’nin öngördüğü sınırlar içinde İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiler. Arap devletleri –Mısır, Trans Ürdün, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Suudi Arabistan- İsrail devletinin kuruluşunu savaş ilanı kabul ederek saldırıya geçtiler.

Savaş sonucunda İsrail, Filistin devleti için öngörülen toprakların bir bölümünü işgal etti. Filistin Arap devleti sınırı içinde yer alan Batı Şeria Ürdün işgali altına girdi. Keza Gazze Şeridi Mısır işgali altına girdi.

İsrail devletinde yaşaması öngörülen Filistinli Arapların çok büyük bir bölümü bu savaş içinde topraklarını terk etmek, göç yollarına düşmek zorunda bırakıldı.

1967, 1973 savaşında İsrail devleti Filistin devleti için öngörülen toprakların tamamını işgal etti.

Bugün Filistinliler Batı Şeria’da, Gazze’de etrafı İsrail devleti tarafından kuşatılmış, açık hava hapishanesinde yaşamak zorunda bırakıldılar. Milyonlarca Filistinli diaspora’da mülteci kamplarında yaşam savaşı veriyor.

Filistin ulusal sorunun bu noktaya gelmesinin sorumluları emperyalistler, Siyonistler, Arap milliyetçileridir.

Filistin’de yaşanılan gelişmeler bir kez daha, Filistin ulusal sorununun burjuvazi ve emperyalistler tarafından çözülemeyeceğini gösteriyor.

Emperyalizm koşullarında adına “barış” denilen süreç gerçek barış değildir. Ulusal kurtuluş mücadelesi, özgürlük mücadelesi, sınıfsal kurtuluş mücadelesinin bir parçasıdır. Sınıfsal kurtuluş mücadelesine bağlı yürütülmek zorundadır.

Bütün ulus ve milliyetlerinden halkların eşit haklarla yan yana ve birlikte yaşaması, herhangi bir milliyete dahil olmanın üstünlük veya aşağılık nedeni olarak görülmediği bir toplum, ancak sömürücü sistemin, sömürünün ortadan kaldırıldığı, emekçilerin egemen olduğu sosyalizmde mümkündür.

Burjuvazinin egemenliği şartlarında gerçek çözüm yok!

Filistin halkının kanı canı pahasına verdiği mücadele haklı bir mücadeledir.

Yaşasın Filistin halkının haklı mücadelesi!

Kahrolsun Siyonizm, antisemitizm!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

15 Mayıs 2018

 

Paylaş