FETTULLAHÇI CUNTADAN ASKERİ DARBE GİRİŞİMİ

15 Temmuz akşamı Türkiye/Kuzey Kürdistan  halkları  yeni bir  askeri darbe  girişiminin tanığı  oldu.

Ordunun bir kesimi, jandarma örgütünün bir bölümü tanklar ve zırhlı araçlarla kendi kafalarına göre ‘stratejik’ gördükleri  kimi noktaları işgal ederek ‘darbe’ yapmaya kalktılar.

TRT darbeci bir grup asker tarafından işgal edildi. İstanbul’da Boğaz Köprüsünün, Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş yönü darbeciler tarafından tutuldu. İstanbul Yeşilköy Hava alanı işgal edildi. Genel Kurmay Başkanlığında silahlar patladı.

İstanbul’da ve öncelikle de Ankara’da darbecilerin kontrolündeki birkaç uçak ve helikopter terör gösterileri yaptı. TBMM darbeciler tarafından bombalandı. Genel Kurmay Başkanı darbeciler tarafından alıkonuldu.

Darbecilerin  önce  ‘Genel  Kurmay Başkanlığı’  adına  yaptıkları ‘TSK  idareye  millet adına bütünüyle koymuştur. Sokağa çıkma  yasağı ilan edilmiştir’  içerikli kısa açıklamadan  itibaren aslında bu darbe girişiminin  ‘emir komuta zinciri içinde’ yapılmadığı belli idi. Bu açıklama ile aynı dakikalarda Başbakan açıklaması, söz konusu açıklama ’korsan bir açıklamadır, olan ordu içindeki küçük bir bölümün kalkışmasıdır, bunu yapanlar en  ağır şekilde cezalandırılacaktır ‘ açıklaması ve halkı sokağa çağırması aslında gelişmelerin  darbeciler aleyhine olacağının ilanı idi.

Darbecilerin  kadın bir spikerine silah zoruyla okuttukları ‘Yurtta Sulh Konseyi’  imzalı darbe bildirisi de, darbe girişiminin  ardında TSK’nın yalnızca küçük bir bölümünün olduğunun darbecilerin ağzından açıklanması idi.

Sonrası Cumhurbaşkanının halkı -TRT kısa süre darbecilerin işgalinde olduğu için-  özel televizyonlar üzerinden sokaklara çağırması, kimi ordu komutanlarının  darbecilere karşı tavırlarını  ilan etmeleri, ve halkın bir bölümünün darbecilere karşı sokaklara  dökülmesi oldu.

16 Temmuz sabahına gelindiğinde   darbe girişimi  esas olarak bastırılmıştı.

15 Temmuz darbe girişimi AKP/Erdoğan ile Gülen cemaati arasında 17-25 Aralık 2014 den bu yana açık olarak yürüyen ve her iki yanın da tüm araçları, yöntemleri kullanarak yürüttükleri   iktidar dalaşının devamıdır.

4 Ağustos’ta yapılacak olan Yüksek Askeri Şura’da  AKP hükümeti/Ordu içindeki Kemalist kanat  ittifakı tarafından TSK ‘den  tasfiye edileceği belli olan Fethulllahçı  kanatın bir son şans denemesiydi bu darbe girişimi. Bu darbe girişimi sonuç olarak  Fethullahçı örgütlenmenin ‘silahlı terör örgütü’  olduğunun pratikte ispatıdır ve darbeye katılanların ‘vatan hainliği’ suçlaması ile yargı önüne çıkartılmasının yolunu açmış, AKP  hükümetini güçlendirmiştir.

Biz  kendine misyon biçen ve halkın desteğine sahip olmayan askeri  darbelere,  seçilmişlerin askeri   bürokrasi,  yargı bürokrasisi  vb. tarafından devrilmesine ilke olarak karşıyız.

Biz AKP’nin  kendi hükümetine, siyasi  iktidarına karşı yönelen darbe girişimi karşısında kendisini ‘demokrasi  savunucusu’ olarak göstermesinin sahtekarlık olduğunu biliyoruz. Savundukları tehdit altındaki mutlak iktidarlarıdır.

MHP ve CHP’nin de, darbenin emir komuta zinciri içinde olmadığı ve AKP’nin de herhalde halkı sokağa çağıran tavırlarını gördükten sonra yaptıkları  ‘darbe karşında demokrasiyi savunma’ açıklamaları sahtekarcadır. Aslında AKP’nin  bir darbe ile de olsa tasfiyesi bunlar için red edilecek  bir seçenek değildir.  Fakat başarısız olacağı en baştan belli olan bir darbe girişimine  sahip çıkacak kadar da aymaz  değildirler.

Bu darbe  girişiminde yeni  olan şey,  halkın  önemli  bir bölümünün bir askeri darbe girişimine karşı sokağa çıkıp , verdiği oya sahip çıkmış  olmasıdır. Bu geçmiş darbelerle karşılaştırıldığında olumlu bir gelişmedir.

Bu olumluluktan yola çıkıp, sokağa çıkan emekçileri gerçek demokrasi ve sosyalizm bilinci  ile donatmak bizim görevimizdir.

16 Temmuz 2016

Paylaş