FAŞİZME KARŞI NASIL MÜCADELE EDİLMELİ?

Faşist devletin ve onu anda yöneten RT Erdoğan ve AKP iktidarının dizginsiz bir şekilde uyguladıkları faşizme karşı; sendikaların, sol siyasi partilerin, devrimci, demokrat kurumların çeşitli eylembirlikleri, cephe oluşturma çalışmaları sürmekte, saldırılara karşı çeşitli eylemler gerçekleştirilmektedir. Emek ve Demokrasi Güçleri, Demokrasi İçin Birlik, Emek ve Demokrasi İçin Güçbirliği vb. bu çalışmalardan bazılarıdır. Bu çalışmalarda, yapılan açıklamalarda, yapılan eylemlerde faşizme karşı nasıl mücadele edilemeyeceğinin örnekleri sergilenmektedir.

Meslek örgütleri, sol siyasi partiler, devrimci kurumlar, dergiler, demokratik kurumlar, 5 Kasım Cumartesi günü İstanbul Taksim’de Makine Mühendisleri Odası Konferans Salonunda yaptıkları ortak basın toplantısında ortak hareket edeceklerini kamuoyuna duyurdular. Basın toplantısında okunan ortak metni içinde katılmadığımız noktalar olmasına rağmen biz de imzaladık.

Bu ortak metinde yanlış bulduğumuz şu noktalar var:

*„‘Tek Adam Rejimi’nin inşasına tanık olmaktayız. Ülkemiz, tam bir ‘Saray Darbesi’ yaşamaktadır.”

„AKP/ Saray Rejimi”

„Tek bir adamın etrafında kümelenmiş bir çıkar örgütünün geleceği adına ülkemizin felaketle sonuçlanacak bir iç savaşa sürüklenmesine izin vermeyeceğiz.”

Kuzey Kürdistan Türkiye’de  faşizme karşı mücadele  „Saray diktatörlüğü“ne,  „AKP/Saray Rejimine“, „Tek bir adamın etrafında kümelenmiş bir çıkar örgütüne“  karşı mücadele olarak görülüp, gösterilmekte, daraltılmaktadır.

Bu yaklaşımla „AKP/Saray Rejimi“ içinde olmayan tüm güçler  objektif  olarak  antifaşist cephenin unsurları olarak görülüp, gösterilmektedir. Biz bu tavrı yanlış buluyoruz. Ülkelerimizde bugün faşizme karşı mücadelenin sivri ucu tabii ki öncelikle AKP iktidarına yöneltilmelidir. Ancak faşizm AKP iktidarından ibaret değildir. Fethullahçılar da,  ulusalcı Kemalistler de,  siyasi örgüt olarak, kurum olarak CHP de, MHP de faşisttirler. T.C devleti genlerinde faşizm olan bir devlettir. Faşizme karşı mücadele bütün kurumları ile faşist devlete, bütün faşist güçlere karşı mücadele olarak  kavranıp öyle yürütülmelidir. Böyle yürütülmeyen bir antifaşist mücadelenin yedeği olmayacağız.

Antifaşist mücadelenin  iktidar hedefi antifaşist cephe hükümetidir. Cephe hükümeti CHP’ni, Fetocuları vs. kapsayacak bir iktidar olarak düşünülemez.  

Biz bir ortak açıklama metninde, açıkça bizim çizgimizin egemen olmasını sağlayacak durumda, güçte değiliz. Belli  tavizler verebiliriz. Fakat bu  tavizler antifaşist mücadeleyi AKP iktidarına karşı mücadeleyle sınırlayan  bir  mücadele anlayışını içeren bir ortak açıklamaya imza atmaya kadar ilerletilemez.  Bu  işçilere emekçilere bizim dışımızdaki bütün sol güçlerin  verdiği yanlış  bilinç verme işine bizim de katılmamız anlamına gelir.

Ortak açıklama metninde bir yeni rejimden söz edilmektedir. Sanki Türkiye’de  faşizm yeni geliyormuş  ve faşizm yalnızca “AKP/Saray rejimi” diye adlandırılan rejimin işi imiş gibi gösterilmektedir. Bu  metinde verilen mesaj batı ülkelerinin medyasında egemen olan, Fethullahçıların, Türkiye’de dışımızdaki solun da yaratılmasında küçümsenmeyecek rol oynadığı  algının tekrarıdır: Türkiye’de demokrasiden faşizme, çok partili parlamenter rejimden “tek adam diktatörlüğüne” geçiliyor.  Bu algı yanlıştır.

Kuzey Kürdistan Türkiye’de son saldırılar öncesinde de hüküm süren rejim faşizmdi; bugün de o. Bugün olan bir darbe  girişimi ertesinde darbe ile devrilmeye çalışılan siyasi iktidarın  tehdit altında gördüğü ve tehdit altında olan iktidarını pekiştirmek amacıyla faşizmi koyulaştırmasıdır. Biz  tabii  ki buna karşı mücadele edeceğiz, ediyoruz. Fakat bu  mücadele yanlış algı yaratacak biçimde yürütülmemelidir.

Bugün olanların “Saray darbesi” olarak adlandırılması, aslında 15 Temmuz’da yaşananın “Saray” tarafından sahnelenen bir tiyatro olduğu, asıl bugün yaşananın gerçek darbe olduğu düşüncesi ve tezinin devamıdır. AKP iktidarı darbe yapmıyor. Yaptığı faşizmin, elindeki yasal yetki ve araçları sonuna kadar zorlayarak kullanılması yoluyla, koyulaştırmasıdır. Burada içte ve dışta savaş içinde bulunan faşist bir devletin siyasetidir söz konusu olan. Eğer biz buna darbe diyeceksek, aslında  geriye doğru atılan her siyasi adımı ve edimi darbe olarak adlandırmamız gerekir. O zaman örneğin Fransa’da  olağanüstü hal ilan edilmesi; ABD de olağanüstü hal ilan edilmesi vb.ni de darbe olarak adlandırmamız gerekir. Bu  yanlış olur. Gerçek bir darbenin relative edilmesi anlamına gelir. Zaten genelde  bizim dışımızdaki solun yaptığı da budur. Buna ortak olmak zorunda değiliz.

Ajitasyon yaparken de biz  verilen bilincin yanlış olmamasına dikkat etmek zorundayız.

Öyle  bir hava yaratılıyor ki, sanki darbe olmasa, faşizmin koyulaştırılmasına karşı mücadele meşru olmayacak!

“15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren AKP Saray Rejimi, OHAL ve KHK'lar aracılığıyla kendi darbesini örgütlüyor.”

“Yapılan fiili bir darbedir. Ve darbeye karşı direnmek meşrudur, haktır .”

Aslında denmesi gereken faşizme, faşizmin koyulaştırılmasına karşı mücadele görevdir, haktır, meşrudur  .. vb.dir.

Emek ve Demokrasi Güçlerinin 5 Kasım Cumartesi günü İstanbul’da yaptıkları basın toplantısında okunan ortak metni, içinde bu yazıda eleştirdiğimiz, katılmadığımız noktalar olmasına rağmen imza atmamız yanlış olmuştur.

Şu tavrı takındık:

“Ortak açıklamanın içeriğinde katılmadığımız noktalar olsa da, faşizme karşı ortak duruşu, mücadeleyi önemsediğimiz ve doğru bulduğumuz için girişime katıldık ve ortak metni imzaladık.”

Ortak duruşu, mücadeleyi önemsemenin yolu, yanlış bir ortak açıklamaya imza atmak olmamalıdır.  

Yanlış bulduğumuz  bir metne imza atmadan da, yürüyen mücadelelere  kendi doğru çizgimiz temelinde katılıp, destek verebiliriz. Veriyoruz da.

Emek ve Demokrasi Güçlerinin 5 Kasım’da kamuoyuna deklere ettiği ortak açıklama metninden, yazıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı  imzamızı geri çekiyoruz.

Faşizme, faşist saldırılara karşı yapılacak eylemlere kendi gücümüz ölçüsünde, doğru bulduğumuz görüşler temelinde katılacağız.

15.11.2016

Paylaş