KORONALI GÜNLERDE DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NIN BAŞLATTIĞI TARTIŞMA ÜZERİNE

İnsanlık zor günlerden geçiyor. Gözle görünmeyen, elle tutulmayan bir parazit her şeyi allak bullak etti ve etmeye de devam ediyor. Korona virüsünden etkilenmeyen alan kalmadı. İnsanlık, özellikle de sömürücü sistem ektiğini biçiyor. Ama eziyeti çekenler içinde öne çıkan yine büyük insanlıktır.

Her zaman olduğu gibi insanlık bilim aracılığıyla soruna çözüm için tedavi ve aşı peşindeyken bundan yararlanmak isteyen ve sarsılan konumlarının daha fazla zarar görmemesi için günah keçileri arayanların kervanına komplo teorisyenlerinin yanı sıra din işleriyle uğraşanlar da katıldı.

Sözüm ona laik bir “Cumhuriyet”te devletin önemli kurumlarından Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş bir taş attı ve

"İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti.

"Yılda yüz binlerce insan gayrimeşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HİV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim." dedi.

Bu söylem üzerine; Ankara Barosu Ali Erbaş'ı haklı olarak "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekle" suçladı. Baro bunu yaparken, kendisi de dine ve dindarlara karşı nefret söylemi olarak değerlendirilebilecek laflar da etti.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Baro’nun tavrını   "Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan saldırı devlete yapılmış sayılır" biçiminde değerlendirdi. Devlet de gerekeni yaptı; Ankara ve onu destekleyen Diyarbakır Barosu hakkında suç duyurusunda bulundu. Ali Erbaş Erdoğan’ın desteğinin ardından alanını genişleterek Milletimizin büyük desteği, İslami değerlere her daim sahip çıkması azmimizi, heyecanımızı, sorumluluğumuzu arttırmıştır” demeyi ihmal etmedi. Böylece toplumun gerici duygularına seslenen kurulmuş tezgâh amacına ulaşmış oldu.

Eşcinsellik bir hastalık değildir. Yetişkin insanların cinsel tercihleri de kendi sorunlarıdır. Eşcinselliği lanetleyen ve nikâhsız cinselliği zina olarak adlandıran ve kimi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını bunlara bağlayan dinler, insanları birbirine karşı kışkırtmaktadır.     

Bu din parazitlerinin tavrı yeni mi? Hayır, her felakete kulp takma işini ilk yapanlardan biri de din kurumudur.

Dün kilise ve şeyhülislam veba, kolera verem vb. salgınların sebebini işlenen günahlara bağladılar. Bundan takriben 3000 yıl önce Tevrat’ta yazana göre “kötülükler günahlar fazlalaştı, iyice azan ve kadınları bırakıp erkek erkeğe ilişkiye giren kent halkını cezalandırmak için”, Lut’a meleklerini gönderir ve ailesini şehirden çıkardıktan sonra Rabbin “Sodom ve Gomora’nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti.“ (Yar.19: 24.25)

İşte bizim din işlerinin varmak istediği nokta tam da burasıdır. Günahlar fazlalaştı “Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti.” sonucunu çıkararak sağlık sistemindeki bozukluğun faturasını olay ile alakası olmayanlara çıkarmak ve bu arada ramazan ayının özelliğini de kullanarak parsa toplamaktır. Çünkü Müslümanların en fazla aldatıldığı ve soyulduğu aydır ramazan ayı.

İnsanları en hızlı etkileyen onların inançlarına hitap etmek olduğunu iyi bilen din sömürücüleri kitlelerin bu konudaki cehaletini onları aldatmanın aracı olarak kullanmaktadırlar.  

Sömürü sistemi varlığını sürdürdükçe din sömürüsü de devam edecek. Bu sömürüden beslenenler ancak sömürü sisteminin yıkılmasıyla tarihin çöplüğüne atılacaklardır.

30 Nisan 2020

Yeni Dünya İçin Çağrı okuru

 

 

 

Paylaş