DANIŞTAY GREV YASAĞINI ONAYLADI!

Birleşik Metal İşçileri Sendikası’nın toplam 38 işyeri için ilkinin 29 Ocak, ikincisinin ise 19 Şubat’ta uygulanmasına karar verdiği grevleri, bilindiği gibi 30 Ocak’ta Bakanlar Kurulu tarafından “milli güvenliği bozduğu” gerekçesiyle yasaklandı.

Bunun üzerine sendika 2 Şubat’ta “yürütmenin durdurulması istemiyle” Danıştay 10. Dairesine dava açmış, Danıştay ise 9 Şubat’ta Bakanlar Kurulundan “milli güvenliği bozucu hususların neler olduğunun açık ve tereddütte yer bırakmayacak şekilde açıklanması”nı talep etmişti. Danıştay, Bakanlığın savunmasını 10 gün içerisinde vermesini isteyerek Bakanlığın ek süre talebini reddetmişti.

Yaşanan bu gelişmeler Danıştay’ın belki 60 günlük yasal süre dolmadan yürütmenin durdurulmasına ve böylelikle grevin devam etmesine karar verebileceği beklentilerini doğurmuştu. Fakat bu beklentiler boşa çıktı. Danıştay Bakanlar Kurulunun aldığı grev yasağını onayladı! Grev yasağının onaylanması Danıştay’ın 5 üyesinden üçünün çoğunluk oyu ile gerçekleşti.

Birleşik Metal İşçileri Sendikası 6 Nisan’da Danıştay’ın kararının Adalet Bakanlığının bilgi sistemi “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi” (UYAP)’ta yayınlanmasının ardından bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada Danıştay Tetkik Hakiminin (dosyayı inceleyip rapor sunan ve Danıştay üyesi olmayan hakim) detaylı bir rapor sunmasına ve sendikanın talebinin kabul edilmesi yönünde görüş belirtmesine rağmen bunun Danıştay’ın çoğunluğu tarafından kabul edilmediği belirtiliyor. Danıştay’ın çoğunluğunu oluşturan hakimlerin “bürokratik geçmişlerine” vurgu yapılarak, hakimlerden birinin,  dönemin Cumhurbaşkanı A. Gül, diğer ikisinin de R.T. Erdoğan tarafından atandıkları dile getiriliyor.

Açıklamanın devamında; Danıştay 10. Dairesinin 5 Mart 2015 tarihinde kararını vermiş olmasına rağmen bu kararını, 60 günlük grev erteleme süresinin bitiminden sonra ve sendikanın Yüksek Hakem Kuruluna (YHK) başvurduğu günden sonra açıklamasının bilinçli olarak yapıldığı, bununla bir yandan grevi bir bütün olarak ortadan kaldırma çabası içinde oldukları, diğer yandan ise verdikleri kararı savunamadıklarının açık göstergesi olduğu vurgulanıyor.  

Verilen bu kararın tamamen idari ve siyasi bir karar olduğu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM dahil olmak üzere tüm hukuki yolların kullanılacağı belirtilen açıklamada son olarak şunlar dile getiriliyor:

“Metal işçileri, grev haklarından hiçbir zaman vazgeçmediler ve vazgeçmeyecekler. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğu, yargının bağımsız olduğuna artık onları kimse inandıramayacak.

Onlar, sermayedarlar ile işçilerin kanunlar önünde eşit yurttaşlar oldukları masalına da artık kanmayacaklar.

Onlar, kağıt üzerine yazılmış grev hakkının egemenler tarafından bir kalem oynatması ile yok edildiğini gördüler.

Onlar, siyasal iktidarın, Bakanlar Kurulu’nun sermayenin bir ofisi olarak çalıştığını gördüler.

Onlar, mağdur, inanmış edebiyatı yapanların, sermayenin çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuklarını gördüler.

Onlar, yasama, yürütme ve yargının bütünleştiğini, sermayedar sınıfın çıkarları ve özel mülkiyetin savunulmasını temel görev bellediklerini yaşayarak öğrendiler.

Onlar, sermayenin iktidarının sadece iktisadi bir iktidar olmayıp, siyasal bir iktidar olduğunu gerçeğini gördüler.

Onlar, gerçek grev hakkı için grev yapılması gerektiğini de gördüler.

Metal işçileri bundan böyle “işçilerin ihtiyacından daha büyük yasa yoktur” şiarıyla hareket etme hakkı kazandılar.”

Aslında bu gelişme burjuva sermaye iktidarının özüne uygun bir gelişme olmuştur. Bu gelişme burjuvazinin devleti, polisi, bakanı, yargısıyla ezilenlerin değil ezenlerin iktidarı olduğunu göstermiştir. Görev bunu işçi ve emekçi yığınlara göstermek, kavratmaktır.

7 Nisan 2015

Paylaş