ÇERNOBİL’İ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!

Çernobil. Bu isim 26 Nisan 1986’da söz konusu kentteki atom reaktöründe meydana gelen “kaza” ile insanlığın ortak belleğine kazındı. Çernobil’deki kazada ve sonrasında yaşananlar insanın kendi eli ile mezarını kazmasının tarihe düşülmüş önemli bir notudur. Bu not atom enerjisini henüz güvenlikli bir biçimde kullanacak durumda olmadığımızın da kanıtıdır.

Korunmasız olarak yerküreden dışarı, uzaya çıktığımızda açıkta kalırız. Güneşin radyasyon saçan etkisi anında yaşamımıza son noktayı koyar, ölürüz. Bundan korunmak için astronotlar 12 milyon dolar değerinde elbise giyerler. Dünya atmosferindeki manyetik güç kalkanı güneşin acımasız radyasyon ışınlarını saptırmaya yardımcı olur. Yeryüzündeki yaşamı korur.  Radyasyon tehlikesi sadece güneşten değil, aynı zamanda galaksimizde bir yıldızın ölümü/patlaması sonucu açığa çıkan muazzam miktardaki enerji ve radyasyon ışık hızıyla (saniyede 300.000 km hızla) yol alır. Saçtığı kozmik ışınların dünyaya ulaşması 5 saat sürer. Eğer koruyucu kalkanımız olmasaydı radyasyon bombardımanına maruz kalacak olan bu güzelim dünyamızda YAŞAM asla olamazdı.

İnsan yeryüzündeki en akıllı varlıktır. Sürekli yaşam sınırlarını zorlayarak hep daha fazlasına sahip olmak istemiştir. Üretim araçlarının kontrolünü ele geçiren sömürücü azınlık her türlü teknik ve bilimsel gelişmeyi sınıfsal çıkarları ve amaçları doğrultusunda kullanmıştır.  Dün köle sahipleri, sonrası feodal derebeyleri ve bugün de kapitalist asalaklar teknik ve bilimsel gelişmeyi egemenliklerini sürdürmenin aracı haline getirmiştir.

Paraya doymayan kapitalist zihniyet birçok buluşu azami kâr hırsı doğrultusunda değerlendirdiği için ortaya çıkacak rizikolara kendini kapatmıştır. Çünkü rizikolara karşı alınacak her tedbir maliyeti artırır. İşte bu rizikolardan en büyüklerinden biri de ATOM enerjisini kullanma ve ondan silah üretmektir. Atom enerjisi kullanılırken kısa vadeli kârlar için gelecek ipotek altına alınmıştır. Dünya dışındaki radyasyonu saptıran doğal kalkanımız, atmosferimiz var. Yeryüzünde icat ettiğimiz ve atom gücünden santralleri aracılığıyla ürettiğimiz fazladan radyasyondan nasıl korunacağız? KORUNAMIYORUZ! Nasıl sorusuna henüz cevap bulabilmiş değiliz. Korunamadığımızın en bariz örneklerinden biri Çernobil, bir diğeri de Fukuşima felaketleridir.

Bu yazımızda Çernobil faciasını lanetle anarken, facianın 33. yılında onu unutmadığımızı bir kez daha haykırıyoruz. Bu felakete sebep olan kapitalist barbarlığa son verme mücadelesinde imkânlarımızı sonuna kadar zorlayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. 

Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda attığı bombalar, 140 bin insanın ölümüne, binlercesinin yararlanmasına ve milyarlarca değerin yok olmasına sebep olmuştur. Çernobil Reaktörü 1986’nın baharında bir yanardağ gibi patladığında Hiroşima’daki atom bombasından 400 kat daha fazla radyasyon serpintisi saçmıştır. İşte insan eliyle gerçekleşen böyle bir felaketin adıdır Çernobil. Anda dünyamızı defalarca yörüngeden çıkarabilecek atom gücüne sahip olan insan, barbarlıkta eşine rastlanmamış bir varlık konumdadır. Bunun içindir ki sosyalist ve komünistler “YA BARBARLIK YA SOSYALİZM” demektedirler. Ders çıkarılmayan Çernobil felaketine 2011 Mart’ında Fukuşima eklenmiştir.

Çernobil 1970'te enerji üretimi amaçlı açılmış bir nükleer santraldir

Açılışından 16 yıl sonra Çernobil tarih olmuştur. İnsan eliyle yaşanan felaketin tarih sayfalarındaki olumsuz anısı nasıl başlamıştır?

25 Nisan 1986 günü, IV. Reaktör rutin bir bakıma girdiğinde,  teknisyenler olası bir güç kesintisine karşı bir deney yapmaya karar verirler. Bunun için de güvenlik sistemi devre dışı bırakılır.

1 Mayıs 1986 tatili yaklaştığı için herkes keyifli ve neşelidir. 26 Nisan’ın ilk saatlerinde gece yarısı şiddetli iki patlama sesinin ardından gökyüzüne mor bir ışık yükselir. Şiddetli patlama sesinden herkes uyanmıştır. Kimi gökyüzünü aydınlatan ışığın 1 Mayıs hazırlıkları provası sanır. İşi bilenler ise büyük bir felaketin kapılarını çaldığını bilir.

26 Nisan saat 01.23’te, deney için şartların oluştuğu düşünülerek düğmeye basılır. Bir dakika içinde artan buhar basıncı, reaktörün tonlarca ağırlıktaki çatısını havaya uçurur. Reaktördeki zirkonyum ve grafit, yüksek sıcaklıktaki buharla karışınca, hidrojenler yanmaya başlar ve tüm santral alevler içinde kalır. Nükleer santralden sızan zehirli gazlar önce bölgeye ardından da rüzgâr, bulutlar ve yağmur suyu yoluyla uzaklara, çevre ülkelere taşınır. İşte size etkisi yüzlerce yıl sürecek dünyamızın başına gelen en büyük felaketlerden birinin teknik özeti.

Dönemin Sovyetler Birliği devlet başkanı revizyonist Mihail Gorbaçov felaketten 4 gün sonra hiçbir şey olmamış gibi 1 Mayıs günü Moskova’daki Kızıl Meydan’da Lenin mozolesi tribününden toplanan kitleyi sahtekârca bayram vesilesiyle gülümseyerek selamlıyordu. Ekonomik ve siyasi kaygılarla felaket resmi olarak 14 Mayıs 1986 açıklandı. Faciada, patlama anında 31 kişi öldü. Tabii ki hasar bununla sınırlı kalmadı.  Radyoaktif bulutlar Avrupa üzerinde anında gezintiye başladı.   

Felaketin ardından alınan olağanüstü önlemler

Radyasyondan yoğun oranda etkilenen 30 kilometre çapındaki alan kapatıldı. Bu bölgeden 135.000 insan uzaklaştırıldı. Bölgeden sonradan göç edenlerin sayısı hiç bilinmedi.

Reaktör binası 410.000 m3 çimento ve 7.000 ton çelik kullanılarak gömüldü. Yüzlerce ve belki binlerce yıl dokunulmayacak bir ahit yapıldı.

Şimdiye kadar yayılan radyasyon, reaktördeki toplam radyasyonun çok küçük bir kısmıdır! Bilim insanları hapsedilen betona gömülen miktarın %90'ının üstünde olduğunu kabul etmektedir. Bunun da yaklaşık 190 ton uranyum ve 1 ton oldukça tehlikeli plütonyum olduğu düşünülmektedir.

Besin maddeleri başka bölgelerden getirildi ve radyasyon bulaşan yiyeceklerin tüketimi yasaklandı.

5.300.000 insana, tiroit bezini iyot açısından doygunluğa ulaştırarak radyoaktif iyodun tiroit bezi tarafından alımını mümkün olduğunca engellemek için potasyum iyodür tabletleri dağıtıldı.

Ukrayna’da 18.000 km2’lik tarım toprakları radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Ülke ormanlarının %40’ı (toplam 35.000 km2) kirlendi.

Greenpeace, Ukrayna'nın Rivneska Bölgesi'nde bir köyde faciadan 25 yıl sonra süt örneklerinde yaptığı analizde, sütlerin %93'ünde uzun ömürlü izotop sezyum-137 olduğunu belirledi.

Patlamanın ardından bölgede yangın söndürme ve temizlik faaliyetlerine katılan kişiler 3 dakikalık bir çalışma ile hayatlarında alabilecekleri radyasyon miktardan fazlasına maruz kaldılar. Radyasyon kurbanı oldular.

2018 yılı ölçümleri gösterdi ki Çernobil'de radyasyon düzeyi hâlâ normalin çok üzerindedir.

Resmi raporlar, ölümcül kanser vakalarının sayısını 9.000 olarak saptadı. Bağımsız bilim insanları ise 30.000 ile 60.000 arasında olduğunu söylüyor.

32 yıl sonra National Geographic temsilcilerinin yaptıkları araştırmaya göre; Çernobil evrimsel sürece fazladan mutasyon katmıştır. Örümcek ağları tuhaflaşmış, düzensizleşmiş, içlerinde büyük delikler oluşmuş, örümcekler ağ örmekte zorlanır duruma gelmiştir. Bazı canlılar farklı görünmeye başlamış, örneğin çift benekli tahtakurularında benek sayısı 1’e inmiştir. Bazı bakteriler mutasyona uğrayarak radyasyona karşı daha dirençli hâle gelmiştir. Ama insanlardaki en önemli değişim sakat doğumlardır.

Bölge 1986'dan bu yana da özel çalışma ve araştırmalar dışında kimseye kapılarını açmıyor. Verilere göre bölge 900 yıldan önce yaşanabilir bir yer olmayacak. Bölgede tüm radyoaktif kalıntıların temizlenmesi içinse 48 bin yıl geçmesi gerekiyor! Tabii zeki varlıklar hayatta kalırsa!

Çalışmalara katılanlardan bir yıl içinde 4000'ni hayatını kaybetti. Çoğu 20'li yaşlarda, sağlıklı bu insanlar radyoaktif parçalara çıplak elle dokunmaya dahi cesaret edebilecek bir noktadaydı.   Binlercesi bu tehlikeye karşı bile bile ölüme ilerledi. Bugün Çernobil felaketinin tahribatının boyutları çok daha ciddi değilse, bunu, canları pahasına kendilerini riske atarak çalışan emekçilerin olağanüstü çaba ve cesaretine borçluyuz.

1986 Çernobil felaketi Türkiye’de nasıl yankı bulmuştu?

“Karadeniz'e bir damla mürekkep düştü diye Karadeniz kirlenir mi?“  “Radyoaktif çay daha lezzetlidir.” (Turgut Özal)  ''Rusya'dan iyi bir şey gelmez. Ya komünizm ya radyasyon!” “Türkiye’de radyasyon var diyenler dinsizdir” (dönemin sanayi bakanı Cahit Aral). Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise "radyasyon kemiklere yararlıdır" diyenlerden…  (Hürriyet, Mayıs 1986) Doğru dürüst herhangi bir tedbir alınmamıştı. Olay her zamanki gibi ”takdiri ilahi” olarak tanımlanmıştı. O zamanki mantığı 2019’da devam ettiren siyasiler hâlâ iktidardadır. Onlara göre Türkiye’de kurulmakta olan nükleer santraller oldukça güvenli, Erdoğan’a göre “Nükleer programda takvim işliyor. Evdeki mutfak tüpü de riskli” (16.03.2011, Hürriyet)! Bizde değişen bir şey yok. Durum 33 yıl öncesinden farklı değil.  Elbette evdeki mutfak tüpü de riskli ama hangi rizikoları birbirleriyle kıyasladıklarının farkındalar mı acaba? Yoksa bizlerin akıllarıyla alay mı ediyorlar? Bizce farkındalar. Amaç nükleer güç sahibi olmak ve dert inşa sürecinde nemalanmaktır.

Çernobil kurbanlarından biri de Karadenizli Kazım Koyuncu idi. Karadeniz'in radyoaktif felaketine karşı mücadelesiyle öne çıkanlardandı. Akciğer kanserine karşı verdiği yaşam mücadelesini kazanamadı... Çernobil ile ilgili şunları söylemişti:

O çayı içen biri geri zekâlıdır... Ben kendi zekâmla ve felsefemle ölümü, hayatı uzatabilirim, kısaltabilirim, her şeyi yapabilirim. Peki, benim köyümdekiler, anasının kuzusu çocuklar, 16 yaşındaki kız o neyi düşünsün, hangi felsefeyi düşünsün? Onun annesi hangi felsefeyle acısını yumuşatsın? Sen kimsin, o acıları onlara tattırabiliyorsun? Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Kendi onuruna sahip çıkmış, kendi kişiliğine sahip çıkmış hâline ihtiyacı var.“

Kazım Koyuncu anısına bestelenen Volkan Konak‘ın  'Gardaş' isimli video parçası seyre değer.  YouTube da izlenebilinir.

Nazım Hikmet Japon Balıkçısı (1956) şiirinde:

Balık tuttuk yiyen ölür 
Elimize değen ölür 
Bu gemi bir kara tabut, 
Lumbarından giren ölür. 

Balık tuttuk yiyen ölür, 
Birden değil, ağır ağır, 
Etleri çürür, dağılır, 
Balık tuttuk, yiyen ölür.
               

Ve Stronsiyum 90 (1958) şiirinde:

Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.

Stronsiyum 90 yağıyormuş
ota, süte, ete,
umuda, hürriyete,
kapısını çaldığımız büyük hasrete.

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
ya dünyamıza inecek ölüm                                    

Derken çok haklıydı.

 

 28 Mart 2019

 

 

Paylaş