BOLİVYA:MORALES’E PLANLI “MODERN DARBE!”

20 Ekim 2019 tarihinde Bolivya’da başkanlık, parlamento ve senato seçimleri gündemdeydi. 18 Aralık 2005 tarihinde yapılan seçimlerde oyların %53,7’sini alan Morales, ilk turda seçilmişti. Morales’in seçimi kazanması, Bolivya tarihinde ilk kez bir İndigen kökenlinin başkanlığa seçilmesi anlamında önem taşıyordu. Bu aynı zamanda o dönem Latin Amerika’da esen “sol rüzgarların” Bolivya’da da estiğinin göstergesi olarak değerlendiriliyordu.

Morals’in İndigen kökenli koka üreticisi köylülerin, koka üreticileri sendikası ve aynı zamanda “Sosyalizme Doğru Hareket’in (MAS) lideri olarak kitlelerin 2005 seçimleri öncesindeki mücadelelerinde dayattığı kimi talepleri, örneğin gaz ve petrolün kamulaştırılması, koka üretiminin serbest bırakılması, yeni bir anayasa ile İndigen halkların demokratik haklarının genişletilmesi, toprak reformu vb. taleplerini sahiplenmesi, O’nun seçimleri kazanmasında belirleyici rol oynamıştı.

Seçildikten sonra kitlelerin bu talepleri güdükleştirildi. Daha başkanlık görevini devralmadan önce yaptığı konuşmasında özel mülkiyete saygılı olacaklarını ilan ediyordu. Sanayi ve ticaret temsilcilerine “hiç kimseye zarar vermek istemiyorum, mülksüzleştirmek veya el koymak istemiyorum” diyerek garanti veriyordu. Kamulaştırma yerine enerji kaynaklarındaki devlet kontrolünü artıracaklarını savunuyordu. Buna uygun olarak da gaz ve petrolü tümüyle devletleştirme yerine devletin %51 pay ile ortaklığı gerçekleştirildi. Bu da kitlelere kamulaştırma olarak lanse edildi. Zengin toprak sahiplerinin topraklarına devletin el koyması yerine, devlet arazisinin bir kesiminin köylülere dağıtılması temelinde güdük bir toprak reformu gerçekleştirildi. Kısacası Morales kitlelerin taleplerini lafta savunurken, pratikte egemenlerle ezilenler arasında orta yolcu, “iki arada bir derede” kalan siyasetiyle durumu idare etmeye çalıştı.

Başkanlık koltuğuna oturduğu 2006 Ocak ayından beri Morales yönetimi Bolivya’da güdük de olsa kimi reformlar gerçekleştirdi. 2009 yılında halkın referandumuyla yeni bir Anayasa kabul edildi. Anayasa, özellikle İndigen halkların haklarını tanıması ve din ile devlet işlerini birbirinden ayırması bağlamında demokratik bir burjuva anayasasıydı.

Morales’in başkanlığı döneminde ülkedeki yoksulluk oranı, Dünya Bankası’nın verilerine göre %63’den %35’e, aşırı yoksulluk oranı ise %38,2’den %15,2’ye geriledi. Aylık ortalama maaşlar, 54 ABD Doları’ndan 305 Dolar’a yükseldi. Ölüm oranları düştü. Hamile kadınlara, küçük çocuk sahibi ailelere ve okula gitmekle yükümlü olan çocuklara devletin doğrudan nakit desteği gerçekleştirildi. Eğitim ve sağlık alanında önemli iyileştirmeler sağlandı.

Ekonomik olarak da son yıllarda ortalama %4,9’luk kalkınma yaşandı. Bu arada özel sektörün gelirleri ise %500 arttı. Ekonominin istikrarı ise esasında yeni hidrokarbür kaynaklarının keşfedilmesine dayanıyordu. Özellikle de Lityum, Çinko vb. ihracatı öne çıkıyordu.

Uluslararası emperyalist güçlerin üzerinde dalaş yürüttüğü en önemli yeraltı kaynaklarından biri ise Lityum’dur. Bolivya zengin Lityum kaynaklarına sahiptir. Kimi verilere göre dünyada ilk sırada, kimi verilere göre de ikinci sırada yer alıyor. Elektrik teknolojisi bağlamında özellikle uzun süreli akü ve pil üretiminde Lityum belirleyici rol oynamaktadır. Bu ise gerek savaş araçları için, gerekse de elektronik araba vb. üretiminde rakiplere karşı üstünlük sağlamanın önemli araçlarından biri olma durumunda. ABD emperyalizminin “arka bahçesi” olarak gördüğü Bolivya’da Lityum kaynaklarının Çin’in ya da başka emperyalist bir devletin eline geçmesi, hiç de istedikleri bir durum değil. Morales yönetiminin iktidarda olduğu koşullarda ise ABD’nin bu kaynaklara konması mümkün değildi. Morales’in bu konudaki siyaseti, esasında Bolivya’nın değişik ülkelerle işbirliği içinde ulusal ekonomiyi kalkındırmak, ülke içinde akü ve pil üretimini sağlayabilecek duruma gelme vb. siyasetiydi.

Morales’in kapitalistlerle barış içinde yaşaması ve özel sektörün gelirlerinin %500 oranında artması da “neoliberal” siyasetin savunucularının hoşuna gitmiyordu. İndigen halkların haklarının anayasa temelinde güvenceye alınması gibi, Morales’in dış siyaseti de, Küba, Venezuela, Nikaragua vb. devletlerle iyi ilişkileri, ABD emperyalizmine karşı bağımsızlık yanlısı tavırları vb. de bunların istediği bir durum değildi. Onlar Morales dönemi öncesindeki gibi ekonominin tümünü elde etmek istiyorlardı. Bu temelde de Morales’in başkanlık döneminde sürekli bir iktidar dalaşı yaşandı. Morales’i öldürmeye bile kalkıştılar.

Morales’in dördüncü kez başkanlığa aday olmasını engellemek için 2016 yılında muhalefetin dayattığı bir referandum yapıldı. Referandumun sonucuna göre Morales bir kez daha başkanlığa aday olamayacaktı. Bu durum Kasım 2017’de Adalet Yüksek Mahkemesi’nin, hiçbir devlet dairesinde dönem sınırlaması olmadığı yönlü kararıyla değişti ve Morales’e yeniden başkan adayı olma yolu açıldı.

20 Ekim 2019 tarihindeki seçimde muhalefetin Morales’in seçilmesini engelleme dışında herhangi bir programı yoktu. Ne olursa olsun bu sefer Morales’in seçilmesini engellemek için aylar önceden protestolara, genel greve çağrılar yapmaya başladılar. Daha Ağustos ayı ortalarında 10 Ekim için “süresiz ulusal grev” ve Başkanlık Sarayı’na karşı yürüyüş planladılar. Seçimin birinci turunda kimsenin salt çoğunluğu sağlayamayacağı ve Morales’in %40 oy oranıyla ikinci adayla %10 fark sağlayamayacağı vb. hesaplarıyla, seçimin ikinci turunda muhalefetin birleşerek seçimi kazanma hesapları vardı. Buna rağmen daha seçimlerden önce Morales’in seçimi kazanması durumunda seçimin sonucunu kabul etmeyeceklerini ilan ettiler.

Seçimler öncesinde özellikle Lityum üretimi bağlamında devlet tekeli YLB’nin Almanya firması ACISA ve Çin firması TBEA ile yaptığı anlaşmalara karşı protestolar, grevler gerçekleştirildi. Bu protestolar sonucunda Morales, anlaşmaları dondurma kararı vermek zorunda kaldı.

Muhalefet herhangi bir seçim programını ortaya koymasa da, özellikle ekonomi dalındaki siyasetlerinin “neoliberalizm” olduğu açıktı. Özellikle ABD emperyalizmiyle işbirliği içinde ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının talanı, halkın büyük bölümünün yaşam koşullarının kötüleştirilmesi, zenginlerin daha zengin yoksulların daha da yoksullaşması siyaseti, bunların ekonomideki yaklaşımıdır.

Morales ise seçim programında 2025 yılına kadar, yoksulluğu tümüyle ortadan kaldırmayı, parasız eğitim, sağlık ve spor hizmetleri sağlamayı, halkın tüm kesimleri için gıda, beslenme imkanlarını garantiye almayı vb. vaat ediyordu.

SEÇİMİN SONUCU VE DARBE

Morales’in partisi MAS hem parlamentoda hem de senatoda çoğunluğunu korudu. Başkanlık seçimlerindeyse muhalefet ikinci tur seçimlerine gidileceğinin garantili olduğundan emin görünüyordu. Buna rağmen seçim günü, yenilgileri durumunda “isyan” ve “sokak eylemleri” tehditlerini savurdu. Seçim sonucu kesinleşmediği ortamda “seçim sahtekarlığı” suçlamaları öne sürüldü. “İsyan” ve “sokak eylemleri” çağrısıyla muhalefetin taraftarlarının Morales taraftarlarına saldırıları sonucu birçok şehirde çatışmalar yaşandı. “Morales’e ölüm!” sloganları atıldı, yer yer seçim sandıkları ve oyları sayma büroları yakıldı.

Seçim sonuçları 24 Ekim’de açıklandı. Buna göre Morales oyların %47,07’sini, ikinci sıradaki Carlos Mesa ise %36,51’ni almıştı. Bolivya Anayasası’na göre Morales’in oyları %40’ın üzerinde ve Mesa ile farkı ise %10’dan fazla olduğundan, Morales ilk turda başkanlık seçimlerini kazanmıştı. Buna rağmen Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) seçim izleme temsilcileri Morales’e ikinci tur seçimlere gitme “önerisi”nde bulundular. Avrupa Birliği (AB) de buna destek verdi. OAS herhangi bir araştırma yapmadan ve seçimde yaşanan herhangi bir kuralsızlığı belgelemeden, seçim sonuçlarının “açıklanamaz şekilde farklılaştığı”, sonucun manipüle edildiği vb. yönünde açıklama yaptı. Bu arada Mesa 22 Ekim’de taraftarlarına genel grev çağrısında bulundu.

Morales karşıtı saldırgan gösteriler devam etti ve çatışmalarda Morales yanlısı birçok kişi öldü. Morales ise muhalefetin uluslararası destekle bir darbe yapmaya kalkıştığını açıkladı. Polis eylemcilere müdahale etme yerine, eylemlerini, saldırılarını sürdürmelerine “göz yumdu”. Ordu garnizonlarına çekilmişti. Ülkede çatışmaların giderek fazlalaştığını gördüğünde Morales, 10 Kasım’da yaptığı basın toplantısında seçimlerin yenileneceğini açıkladı. Muhalefet ise, görev süresi 22 Ocak 2020 tarihine kadar sürmesi gerektiği halde, Morales’in hemen istifa etmesini istiyordu.

Polis ve Ordu’nun yönetimleri de bu talebe destek verdi. Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman bu konuda bir bildiri yayınladı. “Kan dökülmesini engellemek için” Morales “suçum, solcu, İndigen ve antiemperyalist olmaktır”, “ama mücadele devam ediyor! Halk biziz!” diyerek 10 Kasım’da istifa etti.

Morales ile birlikte birçok bakan ve milletvekili de tehditler ve şantajlarla istifaya zorlandı. Kimilerinin evlerine saldırıldı, yağmalandı, kimilerinin akrabası rehin alındı ve aile mensuplarının öldürüleceği vb. tehditler savruldu. Kimi yöneticiler güvenliği için Meksika Konsolosluğu’na sığındı. Morales ve Başkan Yardımcısı Linera kendilerine iltica hakkı veren Meksika’ya gitti.

MORALES’İN İSTİFASINDAN SONRAKİ GELİŞMELER

Bolivya Anayasası’na göre başkanın istifasının geçerli olması için, istifanın parlamento tarafından kabul edilmesi gerekiyordu. Parlamento toplanamadığı için böylesi bir durum söz konusu değildi. Başkanın istifasının kabul edildiği durumlarda sırasıyla Başkan Yardımcısı, Senato Başkanı o da olmazsa Parlamento Başkanı’nın görevi devralması gerekiyordu. Böyle olmadı! Senato İkinci Başkan Yardımcısı Jeanine Anez, parlamentonun onayı olmadan 12 Kasım’da kendisini Geçici Başkan ilan etti. ABD ve Brezilya şimşek hızıyla Anez’in başkanlığını tanıdıklarını açıkladılar. Genelkurmay Başkanı Kaliman da Anez’e destek verdiğini kamuoyuna açıkladı. Anez ile birlikte yönetime el koyanların özellikle İndigen halklarına karşı ırkçı oldukları, daha önceden takındıkları tavırlarla belgelidir. Dinci gerici tavırlardan, dinci faşist tavırlara kadar insanlık düşmanı ideolojinin savunucularıdırlar. Geçici Başkan Anez başkanlık yeminini Anayasa’ya bağlılıkla değil, İncil’e el basarak görevine başladı. Kurduğu geçici hükümette ise İndigen kökenlilere yer verilmedi.

Morales’in istifaya zorlanması sonrasında ise Morales yanlılarının darbeye karşı protesto eylemleri gündemdeydi. Protestolara çoğunlukla İndigen halklardan insanlar katıldı. Morales’e karşı darbeyi reddetmelerinin yanı sıra “Biz kriminel değiliz, normal vatandaşız, işçiyiz, biz de Bolivyalı’yız” diyerek ırkçılığa ve polisin kendilerine karşı saldırılarını, özellikle de İndigen halkların sembolü olan bayrağın polisler tarafından yakılmasını protesto ediyorlardı. Başta Anez olmak üzere tüm darbecilerin istifasını, kendilerine karşı saldırılara hemen son verilmesini ve ordunun garnizonlarına çekilmesini vb. talep ediyorlardı.

Caddelerin, yolların bloke edilmesi, trafiğin çalışamaz hale getirilmesi, yürüyüş ve mitingler gerçekleştirildi. Özellikle ulaşımın bloke edilmesi gaz, benzin ve gıda ürünlerinin temininde sıkıntı yaşanmasına yol açtı. Yer yer polis karakolları yakıldı. Muhalefetin saldırgan eylemlerine göz yuman polis ve garnizonlarına çekilen ordu güçleri, bu sefere Morales yanlısı ve darbe karşıtı eylemcilere karşı kendileri saldırganlaştı. Ocak 2020 ortalarına kadar en az 35 kişi katledildi, bine yakın kişi yaralandı ve tutuklananların sayısı belli değil. Bu saldırganlık Geçici Başkan tarafından çıkarılan “düzeni ve istikrarı sağlamak” için görevlendirilen polis ve askerlerin ceza görmeyeceği yönlü kararnameyle ve orduya silahlanmasını iyileştirmesi için verilen ek bütçe ile taçlandırıldı. OAS bile söz konusu kararnameyi uluslararası standardı yaraladığı gerekçesiyle yargıladı.

Ordu, polis ve yargı kurumları hem Morales yanlısı eylemcilere hem de planlı bir biçimde MAS’ın yönetici kesimlerine karşı terör estirmeyi sürdürdü. Bunların takibatı için geçici İçişleri Bakanı özel bir savcılar grubu oluşturdu. “Terör ve isyana teşvik” bahanesiyle başta Morales olmak üzere yüzlerce kişi hakkında davalar açıldı, tutuklanmalar gerçekleştirildi. Bu arada söz konusu kimi tutuklamalar sırasında ABD Elçiliği Temsilcisi’nin de yer aldığı canlı tanıklar tarafından açıklandı. Geçici İletişim Bakanı yerli ya da yabancı gazetecilere, haberleriyle protestoculara destek vermeleri durumunda, “yüksek ihanet” suçuyla yargılanacakları tehdidini savurdu.

Venezuela’nın diplomatik temsilcileri ve yaklaşık 750 Küba’lı doktorlar, sağlık çalışanları yurtdışı edildi. ALBA’nın diğer üye devletlerinin, Anez’in başkanlığını tanımadıkları ve darbeye karşı çıktıkları nedeniyle Bolivya ALBA’dan çıktığını açıkladı. Kısacası darbeciler bir dahaki seçimlerde MAS temsilcisinin seçimi kazanmamasını garantiye almak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Bu bağlamda MAS’ın parlamento ve senatoda çoğunluğu elde tutması da işe yaramıyordu. Çünkü MAS mücadeleyi yükseltme siyasetine değil, uzlaşma siyasetine sahiptir. Bunun doğrudan bir sonucu olarak Anayasal haklarını siyasi alanda bile savunma adımlarını atmaya kalkışmadılar. Sonuçta Geçici Başkan Anez ile seçim yasası bağlamında uzlaştılar ve 24 Kasım’da seçim yasası çıkarıldı. Buna göre 20 Ekim seçimleri geçersiz sayılıyor, son iki başkanlık döneminde aynı görevde yer alanlar aynı görev/koltuk için seçimlerde aday olamayacaktı. Morales ve Linera ise bu arada bir dahaki seçimlerde başkanlık ve yardımcılığına aday olmayacaklarını açıkladılar. MAS böylece seçimlere katılabilme hesabıyla Morales’in başkanlığa aday olmadığı bir seçime onay veriyordu.

Seçim yasasının çıkarıldığı, Morales ve diğerlerine adaylığın engellendiği bu ortamda geçici İçişleri Bakanı Morales hakkında “isyana teşvik” ve “terörizm” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu, ardından tutuklama kararı verildi. Hatta Interpol’e Morales’i arananlar listesine alması ve yakalanması için başvuruda bulunuldu. Interpol ise siyasi nedenler vb. konularla uğraşmadığını açıklayarak talebi reddetti.

SEÇİMLERE DOĞRU

Seçim yasası karara bağlandıktan sonra “Yüksek Seçim Kurulu” oluşturuldu. Morales ise MAS’ın kurmaylarıyla görüşebilmek için 14 Aralık’ta Arjantin’e gitti. Arjantin Morales’e ve kimi diğer MAS mensuplarına iltica hakkı verdi. Sonuçta Morales en yakın çalışma arkadaşlarıyla Bolivya sınırına 40 kilometre yakınlığındaki Oran şehrinde kalmaya ve seçim hazırlıklarını örgütlemeye çalıştı. 18 Aralık’a gelindiğinde MAS ikinci “Özel Parti Kongresi”ni gerçekleştiriyordu. Morales yerine kimin başkanlığa aday olacağı konusu gündemin esas konusuydu. Tartışmalar sonrasında adaylarını 19 Ocak 2020 tarihinde belirlemeye karar verildi.

“Yüksek Seçim Kurulu” Ocak ayı başında gelecek seçimlerin 3 Mayıs 2020 tarihinde yapılacağını açıkladı ve adaylık başvurusu süresi ise 3 Şubat’a kadardı. Başkanlığa adayların sayısı sekizdi. Bu aynı zamanda başkan yardımcısını da içeriyordu. Buna göre dört parti ve dört seçim ittifakı başkanlık için yarışacaktı. MAS’ın ikili adayı  eski ekonomi bakanı Luis Arce (başkan) ve ALBA’nın başına geçmeden önce dışişleri bakanlığı yapan ve İndigen kökenli David Choquehuanca (başkan yardımcısı) olarak açıklandı. MAS’ın seçim propagandasının ise Morales önderliğinde yapılacağına karar verildi. Morales’in başkanlığa aday olmasa da Bolivya’ya gelmesi tutuklama kararıyla engellenmişti. Muhalefetin “Yüksek Seçim Kurulu”na MAS’ı yasaklaması yönündeki başvurusu ise “Yüksek Seçim Kurulu” tarafından reddedildi. Ama Morales yanlılarına karşı genel saldırılar, tutuklamalar sürüyordu. Kimileri parlamento ve senato seçimlerinde adaylık başvurusu yaparken bile tutuklandı.

Başkanlık seçimlerinde aday olan diğerlerinin hepsi “al birini vur ötekine” denecek kadar birbirinden gerici, dinci, ırkçı ve faşist ideolojinin savunucuları. Aralarındaki tek fark renklerin nüanslarıdır. Bunlardan öne çıkan ikili ise Luis Fernando Camacho ile Marco Pumari’dir. Camacho, aşırı Katolik, tutucu, ırkçı biri olarak ve eskiden paramiliter gençlik örgütünün lideri olarak Bolivya’nın Bolsonaro’su olarak da adlandırılan ve fabrikatör çocuğu olarak zengin aileden gelen biri.

Seçimlerde kendisine şans tanınanlardan diğer ikili ise Carlos Mesa ve Gustavo Padraza ikilisiydi. Mesa eskiden başkanlık yapan ve kitlelerin mücadelesi sonucu 6 Haziran 2005 tarihinde istifa etmek zorunda kalan biri. 20 Ekim 2019 tarihindeki seçimlerde de Morales’ten sonra oyların %36,51’ni almıştı.

Şubat 2020 ortalarında açıklanan kimi anket sonuçlarına göre MAS %30 civarında oy alabilecekti. Bu sonuçla birinci sırada yer alabilse de, ikinci tur seçimde başkanlığı diğerlerinden birlerinin kazanacağı büyük ihtimaldi. Koronavirüs bahanesiyle seçimler süresiz olarak ertelendi. Darbecilerin zaman kazanma sürecinde MAS’a karşı saldırılarını sürdürmesi vb. durumlar göz önüne alındığında, MAS adaylarının başkanlık seçimini kazanması zor görünüyor. Kazanırlarsa büyük sürpriz olur!

Darbeciler seçimin ertelenmesiyle ekonomik ve sosyal alanda uygulamaya koymak istedikleri kararları da alıp uygulamaktadırlar. Daha şimdiden eğitim, sağlık vd. alanlarda özelleştirmelere başlanmış, işsizlik oranı az da olsa yükselmiş, halkın ekonomik durumu özellikle de Koronavirus nedeniyle 22 Mart’ta verilen sokağa çıkma yasağı kararı sonucu, ama sadece bundan dolayı değil, kötüleşmiştir. 20 Ekim 2019 tarihinden sonraki dönemde birkaç hafta içinde temel gıda maddelerinin fiyatı verilen bilgilere göre %30’dan fazla yükselmiştir. Halk yasağa rağmen kimi yerlerde sokağa çıkıp yönetimi protesto eylemleri gerçekleştirdi. Yer yer polisle çatıştı. Halk açıkça “Rejim bizi eve hapsediyor ve bizim yiyeceğimiz yok. Bizi açlık öldürecek.” diyerek devletin önlemlerinin kendilerini Koronavirüsü’nden önce öldüreceğini dile getiriyordu.

Sokağa çıkma yasağını çiğneyenlere ağır para cezası verildiği yerde, geçici İçişleri Bakanı olağanüstü hal ilan etmenin de söz konusu olabileceğini açıkladı. Ordu yeniden devreye kondu ve en az 20.000 kadar asker sokağa çıkma yasağını vb. kontrol adına halka terör estiriyor. Kimi bölgeleri ise askeri bölge olarak ilan etme planları var.

Bu durumda Koronavirüsü Bolivya’da da gelişmelerin yönünü değiştirmek için kullanıldı, kullanılıyor. Virüs sonrası dönemde nelerin yaşanacağı ise belli değil. Açık olan Morales şahsında MAS’ın yönetim döneminin planlı bir “modern darbe” ile sonlandırıldığıdır. Darbenin perde arkasında ABD emperyalizminin olduğu, hem mali destek, hem danışmanlık ve hem de doğrudan CIA ajanlarının darbede yer aldığı, medyaya yansıyan bilgilerle, söz konusu CIA ajanlarının isim listeleriyle ortaya çıkmış durumdadır. Güçleri yeterse sırada Venezuela’nın olduğunu söylemek için kahin olmaya gerek yoktur.

19 Nisan 2020

Paylaş