BİR SEÇİM DENEYİMİ: KIBRIS‘TA AB PARLAMENTO SEÇİMLERİ

Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, Avrupa Birliği Parlamento’su için bu yılın Mayıs ayında yapılan seçimlerin ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ayağına katıldık. Bilindiği gibi Kıbrıs 1974 yılında emperyalist büyük güçlerin saldırı Örgütü NATO tarafından hazırlanan planlar çerçevesinde gerçekleştirilen silahlı müdahalelerle ikiye bölünmüştü. Türkiye’nin işgali altında bulunan Kuzey Kıbrıs’taki devlet uluslararası hukukun dışına itilmiş, yasadışı bir niteliktedir. Sadece Türkiye’nin tanıdığı bir idareye sahip olan kuzey Kıbrıs uluslararası alanda “Türkiye’ye bağımlı bir alt yönetim” olarak kabul edilmektedir. Bir başka deyişle Türkiye’nin bir sömürgesi durumundadır. Öte yandan 1960 yılında kurulan ve adada yaşayan iki büyük toplumun ortak devleti durumundaki Kıbrıs Cumhuriyeti ise adanın Güneyinde varlığını sürdürmekte, uluslararası tanınmışlığın avantajları üzerine yatmış ve esas olarak adadaki Rum ulusal topluluğunun hakim sınıflarının yönetiminde bir devlettir. 2004 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs da özünde bir AB sömürgesi konumundadır. Bu konumu itibarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti (yani Güney Kıbrıs) da Avrupa Birliği parlamento seçimlerine katılmaktadır. Kıbrıs’ın Kuzeyinde Türkiye’ye bağımlı ve uluslararası hukuk dışında tanınmamış bir ‘devlet’te yaşayan, ama aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de vatandaşları olan Kıbrıslı Türkler de AB seçimlerinde oy kullanabilmektedirler. Seçme ve seçilme hakları vardır. AB parlamento seçimleri vatandaşların siyasi partileri bir kez daha değerlendirmeleri için fırsattır.

Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin diğer partilerden temel farkı devrimci bir parti olmasıdır. Bizler Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, dünyamızın hayır dualarla, iyi niyet ve güzel sözlerle değiştirilebileceğine inanmıyoruz. Değişim için köklü ve devrimci çözümler gerektiğine inanıyoruz. Halkımızı meşgul eden en önemli sorun Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması ve ada üzerindeki Türk işgalinin sona ermesi ülkemizin popüler burjuva partilerinin izledikleri siyasetlerle mümkün değildir. Yaklaşık 60 yıldan beri Kıbrıs sorununu çözme çabaları hep başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü bu sorunu çözme iddiasında olan toplum liderlikleri ve büyük burjuva partiler de bu sorunun parçalarıdırlar. Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak AB parlamento seçimlerine hem 2014 yılında, hem de bu yıl katıldık. Bu yıl AB parlamento seçimlerinin Kıbrıs ayağının önemli bir özelliği vardı. Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs tarihinde önemli bir yeri olan, 1926-1943 yıllarında var olmuş ve 3.Enternasyonal üyesi de olan Kıbrıs Komünist Partisi’nin devamı olma iddiasındaki ve fakat onun devrimci Marksist-Leninist çizgisine sahip çıkmayan, modern revizyonist ve reformist çizgideki AKEL (Emekçi Halkın İlerici Partisi), 6 kişilik aday listesine bir de Kıbrıslı Türk akademisyeni dahil etti. AKEL dışında Kuzey Kıbrıs’ta yayınlanan küçük burjuva milliyetçi çizgideki Afrika gazetesi sahibi Şener Levent ve arkadaşları da “Yasemin Hareketi” adı altında bu seçimlere katıldı. AKEL bu yılki seçimlere Kıbrıslı Türklerle birlikte barış ve federal Kıbrıs hedefine yönelik olarak bir Kıbrıslı Türk aday çıkardığını, bunun ada halkının barış projesi olduğunu iddia etti. Kıbrıs’ın Kuzeyindeki tanınmayan ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti parlamentosunda temsil edilen Kıbrıslı Türk partilerin tümü KKTC’nin tanınmasını hedefleyen duruşlarıyla AB seçimlerinin Kuzey Kıbrıs’ta ayrı yapılmasını ve bu yapılmadığı takdirde AB seçimlerine katılınmamasını talep etmektedirler. Bu kuşkusuz Ankara’nın onlara telkin ettiği bir pozisyondur. Bu partiler arasında geçen hafta istifa eden KKTC 4’lü koalisyon hükümetinin birinci partisi durumundaki, ve modern revizyonist bir geçmişe de sahip olan Cumhuriyetçi Türk Partisi bir yandan AB seçimlerine karşı Ankara’nın dayattığı resmi politikayı desteklerken, gayri resmi olarak da tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu seçimlerde AKEL’in Kıbrıslı Türk adayını destekledi. Ankara’ya rağmen CTP’nin bu tavrı oldukça manidar ve Kıbrıs sorununa yönelik emperyalist büyük güçlerin yeni manevralar peşinde olduğunu düşündürmektedir. Bunu zamanla göreceğiz.

26 Mayıs günü yapılan seçim sonucunda AKEL’in Kıbrıslı Türk adayı Niyazi Kızılyürek AB parlamentosunda Kıbrıs’a ayrılan 6 sandalyeden birini kazandı. Niyazi’nin seçilmesi Kıbrıs’ta AKEL, CTP ve KKTC parlamentosu dışında bulunan birkaç küçük ‘sol’ reformist ve modern revizyonist parti tarafından Kıbrıs’ta ulusal sorunun çözümü ve barış yolunda önemli bir ilerleme olarak yansıtılmakta, halka yeni umutlar pompalanmaktadır. Gerçek ise bu durumun da sonunda barış ve çözüme katkı koymayacağıdır. Kıbrıs sorununu yaratan güçlerin bu sorunu çözmek gibi bir dertleri yoktur. Onların şu andaki hedefi adadaki statükoyu koruma ve güçlendirmektir. Niyazi Kızılyürek’in bir Kıbrıslı Türk olarak AB parlamentosuna girmesi Kıbrıs’taki statükoyu güçlendirmeye hizmet edecektir. Kapitalist sistemin krizi derinleştikçe, emperyalist tekellerin faşizmi güçlendirdikleri bilinen bir gerçektir. Bu seçimlerde de yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve halkın bazı gerçek sıkıntıları üzerine inşa edilmiş politikalarıyla tüm Avrupa’da faşist partilerin daha da güçlendiğine tanık olduk. ‘Sol’ olma iddiasındaki reformist ve modern revizyonist partilerin liberal burjuva politikaları da faşist partilerin zemin kazanarak güçlenmesine hizmet etmektedir. Kitlelere ”‘sol’u da denedik değişen bir şey olmadı” dedirten bu sahte sol partiler halk düşmanı politikalarıyla işçi sınıfının mücadelesine zarar vermektedirler. Kıbrıs’ta da sahte sol seçimlerden zaferle çıktığını ilan ededursun, bu seçimlerin gerçek galibi yine faşistler oldu. 2014 seçimlerinde 6957 oy alan ELAM bu yıl 23000 oy aldı. Neredeyse 4 katı. ELAM adlı faşist partinin bu seçimde vekil çıkaramayacağı çok bilinen bir olguydu. Buna rağmen modern revizyonist AKEL partisi halka sünnetçi korkusu vermek için “faşistler güçleniyor. Bir vekil çıkarabilirler” yalanıyla oy toplamaya çalıştı. AKEL gibi sahte sosyalistler olduğu ve ona destek veren sözde 'sol'cular olduğu surece ELAM daha da güçlenecek!

Biz Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, AB parlamento seçimlerine, Avrupa Birliği’nin Avrupalı emperyalist tekellerin bir birliği olduğu bilinciyle katıldık. AB’nin Avrupa ve dünya halkları üzerinde bir sömürü ve hegemonya birliği olduğunu biliyoruz. Dünya kapitalizminin 10 yıldan beridir içinde olduğu krizi halen atlatamadığını ve emperyalist tekellerin bu krizi işçi ve emekçi halkların omuzuna yıkmakta olduğunu biliyoruz. Bu kriz nedeniyle tüm emperyalist tekellerin saldırganlaştığını, Venezuela’dan Suriye’ye kadar her ülkeye insanlık dışı bir siyasetle müdahale etmekte olduklarını ve her tarafı kan gölüne çevirdiklerini görüyoruz. Avrupa ülkelerinde ve Kıbrıs’ta bu saldırgan siyasetlerini uygulamak için düzenli olarak faşizmi körüklediklerini görüyoruz. İşte tüm bu gerçekleri Avrupa ve Kıbrıs halkına göstermek; burjuva politikalardan, yalan vaatlerden bıkmış ve siyasi olarak kendisini öksüz ve sahipsiz hissettiği için sandıklara gitmeyen vatandaşlara, oy verebilecekleri devrimci bir seçenek sunabilmek için bu seçimlere katıldık. AB parlamentosunu bir platform olarak kullanmak suretiyle, emperyalist siyasete karşı mücadele ve emperyalist sömürüyü ortadan kaldırma organları olarak Avrupa işçi sınıfının ve emekçi halklarının anti-emperyalist, anti-faşist birleşik cephesinin kurulmasına katkı koymak amacıyla bu seçimlere katıldık. Bu bağlamda, emperyalist işgal ile bölünmüş Kıbrıs’ın ve halkının yeniden birleşmesi ve birleşik, bağımsız, demokratik, işgal ordularından, yabancı askerlerden, emperyalist askeri üslerden ve garantörlüklerden arınmış, emperyalist sistemden kurtulmuş bir Kıbrıs’ın kurulması için de ülkemizde Kıbrıs işçi sınıfının önderliğinde anti-faşist, anti-emperyalist birleşik halk cephesinin kurulmasına katkı koymak amacındayız. Avrupa ülkelerinin işçi ve emekçi halkları ile enternasyonal dayanışmamız ve işbirliğimiz sayesinde bu amacımıza ulaşmamız kolay olacaktır. AB seçimlerine katılırken Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak hedefimiz bu dayanışma ve işbirliğini gerçekleştirmek olmuştur.

26 MAYIS 2019 TARİHİNDE YAPILAN AP SEÇİMLERİNİN SONUÇLARINDAN CIKARDIĞIMIZ DERSLER:

1.Kıbrıs’ın Güneyindeki ve Kuzeyindeki parlamentolarda temsil edilen dört büyük parti (AKEL, DISI, DIKO, EDEK/CTP, UBP, DP, TDP)  statükonun devamından yanadırlar ve statükodan beslenmektedirler.

2.Adanın her iki kesimindeki egemenler, statükoyu (bölünmüşlüğü) korumak için her alanda işbirliği yapmaya hazırdırlar.

3.Adanın Kuzeyinde yasayan Kıbrıslı Türkler dünyadan kopuk bir şekilde, uluslararası hukuk dışına itilmiş ve izole edilmiş bir şekilde ve bir tur açık hava hapishanesinde yasamaktan bıkmışlardır. Bu nedenle de statükoya karşı başkaldırmaya hazırdırlar. Secim günü sabahı yoğun bir şekilde sandıklara gelişleri bunu ortaya koymuştur.

4. Tüm baskı, engellemeler ve şovenist söylemlere rağmen, Kıbrıslı Türkler Rumlara ve Kıbrıslı Rumlar da Türklere oy verdiler. Ayrılıkçı ve etnik esaslara dayalı seçimlerin artik demode olduğu ve yeni Kıbrıs`ta düşünceye ve sınıf mücadelesi temeline dayalı secimler yapılabileceği gerçeği ortaya cıktı. Bu seçimlere katılan tüm Kıbrıslı Türk adaylar Kıbrıslı Türk seçmenlerin kendilerine verdikleri oylardan daha fazlasını Kıbrıslı Rum seçmenlerden almışlardır.

5. Güney Kıbrıs`ta yasayan halkın %57’si sandığa gitmemiştir. Kitleler "kime oy verirsek verelim sonuç değişmiyor. Politikacılar halkı değil kendi çıkarlarını düşünüyor" kanaatindedir. Avrupa Birliği genelinde de aynı manzara hakimdir. Seçilenler azınlığın oylarıyla seçilmektedir. Kitlelerin burjuva siyasete ve burjuva siyasilere güveni kalmamıştır. Ancak sandığa gitmemek mevcut sorunları çözmüyor. Çünkü egemenler azınlık oyları ile de olsa istediklerini elde ederek kendi bildiklerini okumaya devam etmektedirler. Açıkça görülmektedir ki temsili demokrasi iflas etmiştir. Kitlelerin kamu yönetimine aktif olarak katılımını sağlamak için bir tek çare vardır; Doğrudan Demokrasi.

30 Mayıs 2019

Kıbrıs Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Mehmet Birinci

Paylaş