BİR ÇILGINLIK YA DA  KANAL İSTANBUL ÜZERİNE

Önce gizemli “Çılgın Proje” lafı atıldı ortaya. Üzerine bir sürü spekülasyon yapıldı. Sonra “çılgın proje”nin ne olduğunu açıkladı dönemin başbakanı, şimdinin cumhur ”başkanı” RTE: İstanbul’da bir kanal inşa edilecek, Marmara’dan Karadeniz’e  bu kanal üzerinden ikinci bir  bağlantı sağlanacaktı. Önce pek ciddiye almadık bu gerçek anlamda, öncelikle ekolojik açıdan gerçek bir çılgınlık olan bu projeyi. Üzerinde durmaya değer görmedik. Bu kadar da olamaz dedik.  Ama görünen o ki, bu çılgınlık konusunda bayağı ciddiler! Güzergâhlar filan belirliyor, tarihler filan veriyorlar.

Bu çılgınlığın gerekçelerine baktığımızda bunların boş olduğunu görüyoruz:

Diyorlar ki; İstanbul Boğazı'nın tanker tehlikesi ortadan kalkacakmış, kanal boyunca yeni yerleşim alanları kurulacakmış, yüzbinlerce insan orada yaşayacak, 1936 tarihli Montrö (Montreux) sözleşmesi gözden geçirilecek gemilerin geçiş güzergâhı kanala yönlendirilecek, kasamıza yılda 8 milyar dolar girdisi olacakmış! Kanal İstanbul’un güzergâhının netleşmesiyle çevre bölgelerdeki yeni yaşam alanlarıyla bölgede 200 milyar liralık ekonomi oluşacakmış! Böyle bir ”çılgın proje“ için harcanacak para ne kadar diye sorulduğunda güzergâhı açıklayan bakan soruyu geçiştiriyor! Demek ki işin içinde bir bityeniği var! Projenin ne kadar yiyeceği belli değil! Ama telaffuz edilen miktarlar 60-70 milyar dolar. Belli olmayan, bir başka yan da finansman modeli ve kaynağıdır!   Bulabilselerdi 2011’den bugüne geçen zaman içinde birilerini zengin etmek için milyarlarca doları akıtmaktan geri durmazlardı. Demek ki finansman zorlukları da var. Bu proje için parayı nereden bulacaklar? Geleceğimizi ipotekleyip, borçlanacaklar desek, ama işler artık borçlanmakla da çözülmüyor. Geçenlerde yine İstanbul’da yapımına başlanmış altı metro ihalesi parasızlıktan askıya alındığı iddia ediliyor. Ümit ederiz ki para bulamazlar ve bu ”çılgın proje“ proje olarak raflarda çürür.

Her durumda şimdi Boğazdan geçen trafiğin kanala yönlendirilmesi ile 8 milyar dolar girdi hesabının iler tutar tarafı yoktur. Montrö anlaşmasını Türkiye’nin tek taraflı olarak değiştirmesi, Boğazı  geçişlere kapaması  söz konusu değildir. Yani ekonomik hesap çürüktür. Böyle bir proje yalnızca bu projenin yapımından rant elde edecekler için ekonomik, halk için ise büyük yüktür. Fakat bundan önemlisi bu projenin tam bir ekolojik felaket projesi olmasıdır.

 

Kanal İstanbul’un çevreye olası etkileri

Bilim insanlarının kaygılarını tezler halinde sıraladığımızda karşılaşılan manzara şöyledir:

Kanal İstanbul’un açıklanan güzergâhında 8 bin 138 hektar tarım arazisi, 771 hektar fundalık, 641 hektar meralık, 738 hektar verimli ormanlık alan bulunuyor.

Güzergâh, Türkiye’de belirlenmiş 135 Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan arasında yer alan Terkos Gölü sulak alanı ve Küçükçekmece Gölü sulak alanından da geçiyor.

Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Saydam’a göre:

*”Marmara denizinin 25 metrekarelik üst tarafı Karadeniz suyu, alt tarafı Akdeniz suyudur. 25 metrenin altında oksijen hiç yok denecek kadar azdır bu yüzden Marmara, Akdeniz ve Karadeniz’in astımlı çocuğudur.“

* ”Marmara bir havuzdur. İstanbul Boğazı bu havuzu bir yandan boşaltırken bir yandan da dolduruyor yani bir musluk işlevi görüyor ve dengeyi kuruyor. Fakat Kanal İstanbul projesi gerçekleşirse Marmara için ikinci bir musluk olacak ve bu sefer musluk sadece boşaltacak.“

*”Eğer Kanal İstanbul açılırsa ilk 10 senede üst suda organik patlamalar olacak ve buna bağlı olarak yem arttığı için balıklar da artacak. Ancak ikinci 10 senede alt tabakadaki oksijen bitecek ve dip suyun kimyası değişecek, organik patlamalar artacak ve ilerleyen dönemlerde dip su Gemlik ve İzmit körfezini de kaplayacak. Her lodos esintisi ile İstanbul kokacak. Karadeniz havuzu giderek boşalacak ve ekoloji kesinlikle değişecek.“

* Bu koca koca denizlerin kimyasının, tuzluluk oranlarının değişmesinden tutun İstanbul'a su sağlayan su havzalarının ortasından kanal geçirilerek bütün su rejiminin bozulmasına kadar, orada yaşayan Trakya'nın son ormanlarına ve sadece bu bölgede bulunan bitki örtülerinin ortadan kalkmasına yol açacak. Aynı zamanda Trakya'da son derece azalan verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması anlamına gelir.

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi’ye göre ise, projenin hayata geçmesi durumunda:

*”İstanbul'un şu an zaten bir su sorunu var. Melen'den koca borularla İstanbul'a su getiriyoruz ve Melen Çayı'nın suyunu çalmış oluyoruz. Aynı şeyi Trakya'da yapıyoruz. İstanbul'un ekolojik ayak izine baktığımız zaman bütün ülke kaynaklarını bir şekilde sömürerek oraları fakirleştiriyor. Dolayısıyla böyle bir kanal da bunun devamı. Bu İstanbul'u susuz bırakacak bir projedir. İstanbul'a ikinci bir boğaz yapılmıyor, İstanbul'un elinden suyu alınıyor.”

Deprem riski konusunda İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür:

*“Kanal nerede yapılırsa yapılsın deprem sırasında 10 ve üzeri şiddetinde etkilenme yaşanacak. Türkiye’de bir tane bilim insanı bu projeye ilişkin değerlendirme, araştırma yapmıyor. Bir ülke düşünün ki kanalı yapıyorsunuz depremin olduğu ülkede, ama kimse bilmiyor” “Büyük miktarda iş makinesi kullanımı, gürültü, kayma, akma, kaçma göçük kazaları Doğu Trakya’nın drenaj sistemini tümüyle etkileyecek, yeraltı su kaybı bile İstanbul’u yaşanmaz hale getirebilir”

Bu çılgın projenin bir de çözülmesi çok zor olan ve bir dizi sorunu beraberinde getirecek muazzam harfiyat sorunları vardır. Bölgenin tüm doğal dengesini altüst edecek olan bu projeye karşı mücadele doğayı insafsız ve sınırsız rant saldırısına karşı koruma mücadelesidir.

Dünyanın en çok konuşulan kanal projelerine benzemeyen bir projedir Kanal İstanbul. Süveyş ve Panama kanallarının kendine has mantık ve gerekçeleri vardır. Panama ve Süveyş kanalları, Kanal İstanbul için asla örnek verilemez. Çünkü Süveyş kanalı Akdeniz ile Kızıl Denizi, Panama kanalı ise Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu birbirlerine bağlayan su yollarıdır. Ama Boğazı olan bir yere inşa edilmek istenen Kanal İstanbul için hiçbir elle tutulur gerekçe yoktur.

İstanbul fay hattı üzerinde ve kaçınılmaz depremlerin beklendiği bir metropoldür. Yeteri kadar sorunu olan bu şehre ek yükler bindirirseniz, çıkışı olmayan yola girmiş olursunuz.

Kanal İstanbul rant hesapları üzerine kurulu çevre katliamıdır. Yük sonuçta yine halklarımızın sırtına yıkılacaktır. Proje durdurulmalıdır. Ya Kanal Ya İstanbul!

01 Şubat 2018

Paylaş