BEDENLERİNİ ÖLÜME YATIRANLARIN TALEPLERİ KABUL EDİLSİN!

Grup Yorum üyesi Helin Bölek ölüm orucu eyleminin 288. gününde toprağa düştü. Helin Bölek’in uğrunda yaşamını yitirdiği talepler: ”İdil Kültür Merkezi basılmasın, konser yasakları kaldırılsın, Grup Yorum üyeleri terör listelerinden çıkartılsın, tutuklu üyeleri serbest bırakılsın ve haklarındaki davalar düşürülsün!”  

Aynı talepler ile ölüm orucu eylemini sürdüren Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek kritik aşamada. İbrahim Gökçek heran yaşamını yitirebilir.

Tutsak Mustafa Koçak “adil yargılanma talebiyle” ölüm orucunda. Mustafa da kritik eşikte. Heran hayatını kaybedebilir.

ÇHD’li avukatlar Ebru Timtik, Aytaç Ünsal “adalet” talebiyle sürdürdükleri açlık grevi eylemini ölüm orucuna dönüştürdü.

Faşist devlet, bedenlerini ölüme yatıranların taleplerini kabul etme yönünde en ufak bir adım   atmadı, atmıyor.

Çünkü faşist  devlet açısından   devrimcilerin ölümü, istenen, özlenen bir şeydir.

Bu özlemi onların kursağında bırakmak, devlete inat bir gün daha fazla yaşamak ve mücadele etmek, devrim mücadelesini sürdürmek devrimcinin görevidir. Devrimcinin görevi yaşamı temel alarak, mücadele etmek, düşmana  verilebilecek maksimum zararı vermeye çalışmak olmalıdır.

Helin Bölek insani ve demokratik taleplerin gerçekleşmesi için yaşamını yitirdi.

O inandığı dava uğruna kararlı bir mücadele yürüttü. Baskılara, işkencelere, tutuklanmaya, hukuksuz yargılamalara boyun eğmedi.

Helin Bölek’in yaşamını yitirmesinin sorumlusu faşist devlettir.

Bugün gayet zayıf olan işçi ve emekçi hareketi  bedenlerini ölüme yatıranların taleplerini sahiplenmiyor. Desteklemiyor. Devleti zorlayıcı bir mücadele vermiyor.

Genel olarak devrimci hareket de güçsüz olduğu bir dönemi yaşıyor. Devrimci hareketin ölüm orucu eyleminin taleplerini sahiplenmesi, desteklemesi, taleplerin gerçekleşmesi için aktif mücadele yürütmesi durumu ne yazık ki yok.

Diğer yandan insanlığın yeni belası olan Koronavirüs günlerinde insanların eve kapandığı, hastalığın giderek yayıldığı, ölümlerin arttığı bir ortamda ölüm orucu eyleminin eylem biçimi olarak doğru olup olmadığı sorgulanmak, üzerine tartışılmak zorundadır.

Devrim davası için ölmeye hazır olan devrimcilerin bedenlerini ölüme yatırması, her saniye parça parça ölmeleri, muazzam bir irade gerektirmektedir. Bu irade önünde saygıyla eğiliyoruz.

Devrimci mücadelede ölümü göze alan, kararlı tutumları ile faşizmi teşhir eden, boyun eğmeyen, bedenlerini ölüme yatıran devrimcilerin  daha uzun soluklu mücadelelerde yer alabilmeleri, düşmana inat daha fazla yaşamaları gerektiğini düşünüyoruz.

Hiçbir mücadele biçimini ilkesel olarak reddetmediğimiz gibi, ölüm orucu eylemini de ilkesel olarak reddetmiyoruz. Ölüm orucu eylem biçimleri içinde en son sırada gelen, başka hiçbir eylem biçiminin uygun ve mümkün olmadığı şartlarda seçilmek zorunda kalınabilecek bir eylem biçimidir.

Bedenlerini ölüme yatıran İbrahim Gökçek, Mustafa Koçak, Ebru Timtik, Aytaç Ünsal; tüm devrimci harekete, arkalarından ağıt yakılacak  “devrim şehitleri” olarak değil, düşmana inat bir gün daha fazla yaşayarak, uzun soluklu devrim mücadelesine ilerde de katkıda bulunacak sağlıklı devrimciler olarak gereklidir.

Eylem biçimi olarak açlık grevi, ölüm orucu konusunda tavrımız şöyledir:

EYLEM BİÇİMİ OLARAK AÇLIK GREVİ

“Açlık grevi ve onun uç noktası olan ölüm orucu, Kuzey Kürdistan-Türkiye’de, öncelikle hâkim sınıfların elinde tutsak olan devrimciler tarafından çokça kullanılan bir eylem biçimidir. Devrimciler/komünistler hiçbir mücadele biçimini ilkesel olarak reddetmez. Devrimciler/komünistler bir mücadele biçiminin andaki doğru veya yanlışlığını, sınıf mücadelesinin içinde bulunduğu konuma bağlı olarak ele alıp değerlendirir. Her somut durumda, yapılan her eylemin, seçilen her eylem biçiminin doğruluğunun bir kıstası vardır: İşçi ve emekçi kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyinin yükseltilmesine azami katkı! Her somut durumda, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri devrime en çok yaklaştıran, onların bilinç ve örgütlenme düzeyini en fazla yükseltmeye hizmet eden eylem ve eylem biçimi doğru olandır. Komünistler açısından açlık grevi, sınıf mücadelesinin belli bir aşamasında bizzat kitlelerin mücadelesi içinde ortaya çıkmış olan bir mücadele biçimidir. Bu eylem biçimi ilkesel olarak reddedilemez! Belirli tarihi şartlarda, bu eylem biçimi Marksistler tarafından da kullanılabilir. Ancak bu mücadele biçimini, diğer bir dizi mücadele biçiminden ayıran kimi temel özellikler vardır.

Açlık grevi, pasif bir direniş eylemidir. Açlık grevi, grev, işgal, miting, yürüyüş, silahlı eylem vb. eylemlerin tersine, eylemcilerin aktif değil, pasif direniş içinde olduğu bir eylem biçimidir. Bu eylemde, eylemin kendisi, eylemcinin yemek yemeyi, uç noktasında su içmeyi reddetmesidir. Eylemci, doğrudan kendine zarar verme yoluyla, belli taleplerini duyurmaya, bunları kazanmaya, hâkim sınıfları –kendi kendine zarar vererek, uç noktasında kendini öldürerek– teşhir etmeye çalışmaktadır.

Açlık grevi, genelde öncelikle devrimci kamuoyuna değil, devrimci olmayan ve fakat hümanist konumda bulunan liberal, reformist kamuoyuna yönelik bir eylem biçimidir. Açlık grevi, eylemcinin kendini açlığa yatırarak, kendine zarar verme yoluyla sesini duyuran yapısıyla, öncelikle insani, acıma duygularına seslenen bir eylem biçimidir. Gerçekten devrimci olan kitlelerin harekete geçirilmesi açısından bu eylem biçiminin, aktif eylem biçimlerine bir üstünlüğü yoktur. Fakat bu eylem biçimiyle, aktif eylem biçimlerini desteklemeyen, insani acıma duygularıyla harekete geçirilebilen bir kesimi harekete geçirmek mümkündür. Bu kesim, siyasi olarak reformist, pasifist, sınıfsal konumu itibariyle liberal burjuvazi olarak adlandırılabilecek kesimdir.

Açlık grevi, komünistler ve devrimciler açısından, genelde sınıf mücadelesinin çok geri olduğu, sınıf hareketiyle, komünist hareketin ayrı kulvarda yürüdüğü, devrimci örgütlerin, örgütlü güçlerinin çok zayıf olduğu ortamlarda gündeme getirilen bir eylem biçimidir. Açlık grevi, daha aktif eylem biçimlerinin mümkün olmadığı ortamlarda, bir anlamda andaki çaresizliğin, zayıflığın da dayattığı bir eylem biçimidir. Açlık grevinin genelde sınıf mücadelesinin geri olduğu şartlara tekabül etmesi, kuşkusuz sınıf mücadelesinin yüksek olduğu bir ortamda, bu eylem biçimi hiç kullanılmaz anlamına gelmez. Açlık grevi, daha çok zindan ortamında gündeme gelen, getirilen bir eylem biçimidir.

Açlık grevinin uç noktası olan ölüm orucunda, eylemci, eylemin hedefine varabilmek için taleplerinin muhataplarını kendi kendini açlık ve susuzlukla öldürmekle, “intihar”la tehdit etme durumundadır. Elindeki tek silah çıplak canıdır! Buradaki “intihar”, hayatın zorluklarından kaçış anlamında basit bir bireysel kurtuluş aracı olan intihar değildir. Burada söz konusu olan, sınıf mücadelesi içinde belirli amaçlara varmak için, canından başka hiçbir silahın kalmadığı noktada, o canı silah olarak kullanma anlamında bir “intihar”dır. 

Bu tipte bir “intihar”, muazzam büyük bir devrimci irade isteyen, muazzam bir devrimci kararlılık isteyen, saygı duyulması gereken bir edimdir! Yine de bir komünist ve devrimci açısından, bu tip bir “intihar” da, bir yanıyla çaresizliği ifade eder. Bu tip bir eylem biçimi, komünistler, devrimciler açısından bütün eylemler içinde, en son seçilebilecek bir eylem biçimidir. Eğer ölüm orucuna yatan eylemci komünist veya devrimci ise, söz konusu olan, devrim ve komünizm davası için ölmeye hazır bir candır.

Hâkim sınıflar açısından bir komünist veya bir devrimcinin ölümü, aslında bir tehdit değil, istenen, özlenen bir şeydir. Hâkim sınıfların özlemini kursağında bırakmak için, onlara inat bir gün daha fazla yaşamak ve bu yaşamda da devrim kavgasını sürdürmek gerekir. Devrimcinin, komünistin esas görevi; yaşamı temel alarak, mücadele ederek hâkim sınıflara verilebilecek maksimum zararı vermektir. Komünist için esas olan devrim mücadelesidir! Bunun için ölmek gerekiyorsa, ölünür de. Bilinçli bir tercihle hayatına son verme; hayatına son verme yoluyla sağır kulakları parçalama, insanları bu yolla sarsma, belli talepler uğruna mücadelede harekete geçirme vb. eylem biçimi olarak, başka hiçbir yol ve çarenin kalmadığı noktada düşünülebilir. Öyle durumlar olur ki, verili anda ölüm orucunda ölmekle hâkim sınıflara maksimum zarar verilir. O zaman, ölüm orucu da kişiye, örgüte tek doğru eylem biçimi olarak kendisini dayatır.

Açlık grevi ve ölüm orucu, komünistler ve devrimciler açısından ilkesel olarak reddedilmeyen ve fakat eylem biçimleri arasında en son tercihler sırasında yer alan, başka hiçbir eylem biçiminin uygun ve mümkün olmadığı şartlarda seçilmek zorunda kalınabilecek eylem biçimidir.”

(NURİYE VE SEMİH DERHAL SERBEST BIRAKILSIN, TALEPLERİ KABUL EDİLSİN! Yeni Dünya İçin Çağrı sayı 189, www.ydicagri.net)

 

 

 

 

 

Paylaş