AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ YALANLARI ÜZERİNE

Mersin Akkuyu’da sessiz sedasız kurulmakta olan Atom Santrali geleceğimizin ipotek altına alınmasıdır.

Rus Rosatom’un kurmakta olduğu Akkuyu Nükleer Santralı konusunda baştan beri üç önemli yalan ile gerçekleri halklarımızdan gizlediler ve gizlemeye devam ediyorlar.

Birinci yalanları enerji sarfiyatımızın fazla olduğu mevcut kurulu enerji gücünün buna yetmediği yalanıdır.  

Neler dediler?

“Eldeki güç 2028’den itibaren ihtiyacımızı karşılayamaz hâle gelecektir. Sanayileşiyoruz, andaki enerji tüketimi 7-10 yılda 2’ye katlanacak” (2013)

''Elektrik tüketimi haziran ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 arttı. Bu konuda politika ve strateji geliştirmeye devam ediyoruz. Son 10 yılda yaklaşık 2 katına çıkan Türkiye'nin enerji tüketimi, 2023 yılında daha da artacak. Yani bugün 229 milyar kilowatt saat olan tüketimimizin 450 milyar kilowatt saat civarında olması bekleniyor. Bu, 100 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor.'' (Enerji Bakanı Taner Yıldız www.dunyabulteni.net/enerji 09.07.20012)

Kendi verilerine göre;

2017-2018 yılları karşılaştırıldığında enerji tüketimindeki mevcut artış %0,75’tir. 2017’de 289,9 milyar kW/h olan tüketim 2018 yılında 292,1 milyar kW/h çıkmıştır. (Hürriyet 09.01.19) Artış bindelerle ifade edilmektedir. Elbette 2013 yılındaki 255,3 milyar kW/h elektrik tüketim miktarı ile 2018 yılına ait tüketim miktarları karşılaştırıldığındaki karşımıza çıkan rakam kesinlikle 2 kat değildir. 7 yıllık artış sadece %14,4 tür. Yani palavrasını attıkları 540 Milyar kW/h enerji tüketimi söz konusu değildir.

Bugün tüketilenden fazla enerji üretilmektedir. Hele bir de nakil hatlarındaki %30’luk devasa kayıp giderilse tüm kömür yakıtlı termik santrallerin kapatılması bile enerji darboğazı yaratmaz. Atom enerjisine ise asla ihtiyaç olamaz. 

İkinci yalanları Nükleer ile enerjide dışa bağımlılığa son verilecekti! Ne diyorlardı?

“Nükleer santral inşa ederek hem ucuz elektrik üreteceğiz. Böylece hem dışa bağımlılıktan kurtulacağız hem de karbon salınımını azaltarak çevreyi çok daha fazla güçlendirmiş olacağız” (09.05.2013, RTE)

Gerçek ifade edilenin tam tersi oldu, olmaktadır. Ruslarla Nükleer Santral anlaşması 2010’da imzalandı. Anlaşmanın Resmi Gazete’de yayınlanan maddelerine göz attığımızda karşılaştığımız gerçek:

“MADDE 5 PROJE ŞİRKETİ

1. Rus Tarafı, iş bu Anlaşma'nın imza tarihinden itibaren 3 (üç) ay içinde Proje Şirketi'nin kurulması için gerekli işlemlerin başlatılmasını sağlar.

2. Proje Şirketi, NGS (Nükleer Güç Santrali) tarafından üretilen elektrik de dâhil olmak üzere, NGS'nin sahibidir.

3. Proje Şirketi, Rus tarafınca yetkilendirilen şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak başlangıçta % 100 (yüzde yüz) hisse payına sahip olacak şekilde, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve düzenlemeleri kapsamında anonim şirket şeklinde kurulur.

4. Rus Yetkili Kuruluşlarının Proje Şirketi'ndeki toplam payları, hiçbir zaman %51’den (yüzde elli birden) az olamaz. Proje Şirketi'nin geride kalan azınlık hisselerinin dağıtımı, her zaman, ulusal güvenlik ve ekonomi konularında ulusal çıkarların korunması amacıyla tarafların rızasına tabidir. (resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/10)

Anlaşmanın 5. maddesinin 2 ve 4 fıkraları gayet açık ve net dil konuşuyor. Akkuyu Nükleer Santralin sahibi Ruslardır. Proje Şirketi’nin payı hiçbir zaman %51 den az olamaz demek her zaman söz sahibi Ruslar demektir. Zaten tüm teknik donanım onların elinde, bu anlamda ilişki zaten bağımlılık ilişkisidir. Rus tarafı işi sağlama almak için mal sahibi olduklarını anlaşmaya da yerleştirmiştir. Yani Nükleer Santral enerjide bağımsızlık getirmiyor bilakis nükleer enerjide Rusya’ya bağımlılığı beraberinde getiriyor.

Üçüncü ve en büyük yalanları Ruslarla Nükleer Santral anlaşmasını yapmadan ve yaptıktan sonrada bol keseden yalanlar söylediler. Özetlediğimizde: Örneğin, elektriğin daha ucuzlayacağı konusunda ne diyordu Recep Tayyip Erdoğan:

“Nükleer santral inşa ederek hem ucuz elektrik üreteceğiz.” (04.05.2013 RTE)

Şimdi gerçekleri konuşturalım. Resmi Gazetede yayınlanan anlaşmaya bakalım;

Madde 10: 3. Tüm ESA dönemi boyunca ünite başına taahhüt edilen miktardan daha fazla üretim gerçekleşmesi durumunda, fazla üretilen bu elektrik miktarı, ESA hükümlerine uygun olarak satın alınır.

5. TETAŞ, Proje Şirketi'nden, ESA'da belirtildiği şekilde, NGS'de üretilmesi planlanan elektriğin -Ünite 1 ve Ünite 2 için %70'ine (yüzde yetmiş) ve Ünite 3 ve Ünite 4 için %30'una (yüzde otuz)- tekabül eden sabit miktarlarını her bir güç ünitesinin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 (on beş) yıl boyunca 12.35 (on iki nokta otuz beş) Amerika Birleşik Devletleri (ABD) senti/kW ağırlıklı ortalama fiyattan (Katma Değer Vergisi dâhil değildir) satın almayı garanti eder.

6. Proje Şirketi, Ünite 1 ve Ünite 2'de üretilmesi planlanan elektriğin %30'unu (yüzde otuz) ve Ünite 3 ve Ünite 4'de üretilmesi planlanan elektriğin %70'ini (yüzde yetmiş), kendisi veya enerji perakende tedarikçileri vasıtasıyla serbest elektrik piyasasında satacaktır.

Devlet adına dönemin hükümeti 15 yıl boyunca enerji miktar ve birim fiyat alım garantisi vermiştir. 1. ve 2. Ünite için üretilecek olan enerjinin %70’ni 15 yıl boyu alma garantisi, Ünite 3 ve 4 için ise 15 yıl boyu %30 alım garantisi vermiştir. Bununla da yetinmeyip fiyat Amerikan doları bazında 0,1235 garanti olarak belirlenmiştir.

Gelin şimdi birlikte bir hesap yapalım

Her Ünite 1200 MW gücünde. Hepsi aktif duruma geçtiğinde yıllık 35 milyar kw/h elektrik üretecektir. Alım garantisi verilen miktar takriben yıllık 19 milyar kw/h tekabül eder.  Bu miktarı garanti edilen birim fiyatı olan 0,1235 dolar ile çarptığımızda ortaya çıkan rakam yıllık 2 milyar 346 milyon dolardır. Bu miktarı da 15 yıla vurduğunuzda karşımıza çıkan rakam 35 milyar dolar olacaktır. 1200 MW gücündeki bir Nükleer Santralin piyasa değeri 6-7 milyar dolardır. Ruslar yapacakları yatırımı en fazla 10 yılda çıkaracak ve sonraki yıllarda satılan her kw/h elektrik kâr hanesine yazılacaktır.

Bugün 1 dolar 5,94 TL’dir. Bu günün hesabıyla T.C. devleti 0,7335 Krş./TL alacağı elektiriğin1 kW/h’sini kaça satacak? Anda devletin kontrolündeki elektrik piyasasında ortalama fiyat 0,165 Krş./Lira civarında, andaki kura göre 1 kW/h elektrik 0,0290 dolara civarındadır. Yarın dolar kuru arttığında ne olacak? Halklarımıza elektrik daha yüksek fiyattan satılacaktır. Daha fazla kazıklanacak. Bugünlerde elektriğe yapılan yılık %30 zamları mumla arayacağız.

Demek ki Nükleer Enerji’den elde edilecek elektrik bunların söylediği gibi ucuz değildir.  

Kısaca Akkuyu’dan elde edilecek elektriğin fiyatı, Türkiye’de şu anda üretilen elektriğin fiyatının dört katından fazladır. Yıllık halklarımızın sırtına yüklenecek zarar miktarı 2 milyar dolardır. Kur yükseldiği oranda bu zarar miktar daha da artacaktır.  İşin riski de cabası.

Akkuyu, Rusya için güzel bir ticaret, Türkiye için ise ödenecek milyarlarca faturayla gerçek bir kâbustur.

Akkuyu Nükleer Santrali, Rusların T.C.’nin 100. kuruluş yılında Nükleer Enerji’de bağımlılık hediyesidir. Unutmayalım Ruslara doğal gazda da bağımlıyız ve anda piyasanın üstünde fiyat ödemekteyiz. Bu şeref RTE ve şürekâsına aittir.

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali için T.C Devleti adına AKP hükümeti tarafından imzalanan antlaşmanın altında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin tüm bakanlarının teyidi vardır. Yani sorumluluk hepsindedir.

Bağımlılık madalyasını göğüslerinde “onur” ile taşıyabilirler.

Gelelim işin özüne ve sonucuna

Artık ilan edilmiş olan ve Nükleer Santral’e olan ihtiyacın gerçek gerekçesine odaklandığımızda ortaya çıkan Atom gücü olma hevesidir. RTE ve şürekâsı sanıyorlar ki Ruslar, santralleri bitirdiğinde bunlar atom bombasına sahip olacaklar.

Bu konuda Reis RTE Sivas Kongresinin 100. yıldönümünde şöyle seslenir:

"Birilerinin elinde, hatta birden fazla olmak üzere, nükleer başlıklı füzeler var. Ama benim elimde olmasın, ben bunu kabul etmiyorum. Şu anda dünyada gelişmiş ülkeler içinde neredeyse nükleer başlıklı füzesi olmayan ülke yok" (09.09.2019)

Bu jeopolitik çıkış atom gücü olmak istediklerinin ilanıdır. Hemen belirtelim biz her türlü atom silahına kökten karşıyız. Emperyalist haydutları bu konudaki çifte standart tavrını lanetliyoruz.

T.C. 1980 yılında “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması”nı ve hangi amaçla olursa olsun nükleer başlıkları yasaklayan 1996 tarihli “Kapsamlı Nükleer Denem Yasağı Antlaşması”nı da imzalamıştır. Buna rağmen böyle bir çıkışta bulunanlar da çifte standart konumundadır.

Ayrıca Rusya ile yapılan Nükleer Enerji Santrali antlaşmasında yer alan aşağıdaki maddelere imza atanlar açısında bağlayıcı olmaz mı?

Anlaşmanın söz konusu maddesinde yazılanlar;

Madde 15: 1. İş bu anlaşma kapsamındaki nükleere ilişkin çift kullanımlı malzeme ve ekipmanlarla birlikte, nükleer maddeler, ekipmanlar ve nükleer olmayan özel maddelerin ve bunlarla ilgili teknolojilerin ihracı, tarafların 1 Temmuz 1968 tarihli “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması” ve Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu'nun taraf ve üye oldukları çok taraflı ihraç kontrol mekanizmaları kapsamındaki diğer uluslararası sözleşme ve anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine göre uygulanacaktır.

2.1 Nükleer silahlar ve başka nükleer patlayıcılar imal etmek veya herhangi bir askeri amaca ulaşmak için kullanılmayacaktır. (Resmi Gazeteden)

Esas dertleri atom gücü olmaktır. Fakat yapılan antlaşmalar ve atılan imzalar bu işin kolay olmayacağının kanıtıdır. Ruslar buna nükleer silah üretecek bir duruma imkân sağlasa bile diğer emperyalist haydutların buna göz yumması pek olası değildir. İran buna yakın örnektir.

Sonuçta Akkuyu’da kurulmakta olan Nükleer Santral halklarımızın yararına değildir.

Gelecek nesilleri tehdit edecek olan Nükleer Santraller hangi amaçla yapılırsa yapılsın ret edilmelidir!

Atom öldürür doğa güldürür! Atoma inat yaşasın hayat.             

22 Aralık 2019

Paylaş