ABD VE TÜRK DEVLETİ ANLAŞTI…

“ÖNCE SAT SONRA ANLAŞ!”

 “Barış Pınarı Harekatı”nın, işgal savaşının 9. Gününde, ABD ile Türk devleti anlaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığındaki ABD heyeti arasında, 17 Ekim’de  yapılan görüşmede; işgal savaşına 5 gün boyunca ABD tarafına göre  “ateşkes”, Türk tarafına göre “ara verme” kararı alındı.

Heyetler arasında yapılan görüşmede sonrası üzerinde uzlaşma sağlandığı ifade edilen 13 maddelik bir bildiri yayımlandı.  

Yapılan anlaşmaya göre; Türk ordusu ve Türk devletinin eğittiği silahlandırdığı “Suriye Milli Ordusu” beş günlük sürede işgal savaşına ara verecek, işgal ettiği alanlarda kalacak. YPG/PYD önderliğindeki SDG güçleri işgal edilen alanlardan silahlı güçlerini çekecek. Suriye’nin kuzeyinde, Türk devletinin denetiminde bir “güvenli bölge” oluşturulacaktır.

Türk devletinin işgal ettiği bölgeden YPG 120 saat içinde 32 km güneye doğru geri çekilecek, ağır silahlar YPG’den alınacak, mevziler, tahkimatlar tahrip edilecek, geri çekilme verilen süre içinde tamamlandığında işgal savaşı durdurulacaktır. Bu durumda ABD’nin yürürlüğe koymayı planladığı ekonomik yaptırımlar sona erdirilecektir.  

Anlaşmaya göre ‘Güvenli Bölge’ TSK’nın kontrolünde olacak. Ancak ‘Güvenli Bölge’nin nereleri kapsadığı konusunda bir muğlaklık var. 
Erdoğan’a, hükümete göre ‘Güvenli Bölge’ 32 km derinliğinde 444 km uzunluğunda bir alan. Anlaşmada ‘Güvenli Bölge’nin alanı belirtilmiyor. Erdoğan “Güvenli bölgede 12 gözlem noktası kurmayı planlıyoruz” diyor. Anlaşma metninde bu da yok. 
ABD’ye göre ‘Güvenli Bölge’ Türkiye’nin şu an işgal ettiği alan. Türkiye’nin işgal ettiği yerler de Tel Ebyad (Girê Sipî) ve Ras’ul Ayn (Serekaniye).

ABD, sömürgeci devletin güney sınırında güvenlik kaygısı olduğu yalanına onay vermiştir. NATO topraklarının korunması bağlamında anlaşmaya varılmıştır. DAİŞ’e karşı mücadelenin gerekliliği vurgulanmıştır! ABD emperyalizmi ve sömürgeci Türk devleti, “terörle mücadele harekâtlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık” kaldıklarını açıkladılar. “Terör unsurları”ndan anlaşılması gereken PYD/YPG/SDG güçleridir. Rojava silahlı güçlerine saldırmak, sığınak, mevzi, araç ve gerecin hedef alınmasına ABD onay vermiştir.

Sonuç: Yapılan anlaşma Türk işgalini meşrulaştıran bir anlaşmadır.

ABD ile Türk devleti arasında yapılan anlaşmadan sonra, SDG Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türk devleti ve ABD arasında varılan ateşkesin Girê Spî ve Serêkaniyê arasındaki bölgeyi kapsadığı ve 17 Ekim 22.00’dan itibaren yürürlüğe girdiği açıklandı. Yapılan yazılı açıklama şöyle:

“ABD Başkan Yardımcısı Sayın Mike Pence tarafından temsil edilen ABD’nin arabuluculuğu ve QSD’nin isteği ve onayına bağlı olarak, bugün Demokratik Suriye Güçleri ile Türkiye arasında acil ateşkes anlaşmasına varılmıştır. Bu anlaşma, Girê Spî ve Serêkaniyê arasındaki bölgeyi kapsamaktadır. Ateşkes 22.00'den sonra yürürlüğe girdi. Demokratik Suriye Güçleri, ilan edilen ateşkes konusundaki kararlılığını yineliyor ve Türkiye devletine de bu kararlılığı gösterme çağrısı yapmaktadır.”

Açıklamadan da görüleceği gibi ABD anlaşmanın yapılmasına “arabuluculuk” etmiştir. Anlaşma SDG’nin onayından geçmiştir.

Suriye’de işgalci konumda bulunan emperyalist büyük güç ABD’nin temsilcileri ile Rojava’yı sömürgeci bir savaşla işgal etmeye çalışan Türk devletinin temsilcileri oturup, Rojava’da savaşın tarafı olan YPG/PYD/SDG’nin ne yapacağına karar veriyorlar!!

Dişine, tırnağına kadar silahlı olan Türk devleti dokuz günlük işgal savaşında Girê Spi ve Serêkaniyê’yi tam olarak teslim alamadı. YPG/SDG güçleri yiğitçe direndi. Çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bu iki alan, anlaşmayla “Güvenlik Bölgesi”nin sınırları içinde T.C.’ye teslim ediliyor. Olgu budur. Rojava’nın diğer alanlarında SDG’nin kaderi Türkiye/Rusya pazarlığına bağlı.

Rojava’nın diğer bölgelerinde ABD’nin Kürtleri satması sonucu SDG/YPG, Rusya’nın arabuluculuğunda Esad rejimi ile anlaştı. ABD’nin çekildiği alanlara faşist Esad rejiminin ordusunu davet etti. Bu aslında Esad rejimi ile anlaşmaya varılması Rojava’da özerk kantonların sonu anlamına geliyor. Rusya’nın denetimindeki Esad rejimi ile yapılan anlaşma sonucu, Esad ordusu Membiç ve Kobane’ye girdi. YPG/PYD önderliğindeki SDG’nin beklentisi Esad güçlerinin bütün Kuzey sınırını kontrol altına alması idi. Fakat sınırın bir bölümünde şimdi doğrudan Türk devletinin işgali var. Ve buralara girmek T.C.’ye karşı savaşmayı gerektiriyor. Bu ise anda Suriye’nin patronu Rusya’nın işine gelen bir şey değil. T.C.’nin savaşa ara verdiğini ilan ettiği 5 gün içinde, son gün Erdoğan/Putin görüşmesinde yapılacak pazarlıklarda, Rojava’nın Suriye’de yeni bir rejim kurulana kadar Esad güçleri ile T.C. arasında nasıl paylaşılacağı belli olacak. Bu aynı zamanda savaşın bundan sonraki gidişatını da belirleyecek. Rusya’nın da T.C. ile anlaşması hâlinde, YPG/PYG/SDG güçlerinin Suriye ordusu içinde eritilmesi, YPG/PYD/SDG’nin bu biçimde tasfiyesi; Suriye ve T.C.’nin etki alanlarının sınırlarının çizilmesi halinde, şimdilik savaş sonlanabilir. Bunun olmaması, bu arada T.C.’nin anda esas olarak işgal ettiği alanlarda çatışmaların sürmesi hâlinde savaş kaldığı yerden devam eder.

Türk devletinin Rojava’da işgal savaşının kazananı Türk devleti, Esad rejimi ve Rusya’dır.

Savaşın kaybedeni işgale karşı destansı direniş vermelerine rağmen Rojava’da Kürtlerdir.

Halklar kendi kaderlerini kendi ellerine almadıkları sürece, kaderleri hakkında emperyalistler, sömürgeci devletler karar verdiği sürece yenilgiler kaçınılmazdır!  

Rojava’nın işgaline hayır!

Türk ordusu Suriye’den, Rojava’dan derhal geri çekilmelidir!

Bütün yabancı güçler Suriye’den defolun!

18 Ekim 2019

Paylaş