8 MART 2020 – KADININ KURTULUŞU İÇİN DE DEVRİMCİ MÜCADELE!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, proleter kadınların mücadele tarihine dayanır.

Kapitalist ekonominin 1800’lü yılların başından itibaren hızla gelişmesi, sermayenin işgücüne olan ihtiyacının artması, sadece erkekleri değil kadın proleterleri de kitleler halinde üretime çekti.

Kadınların kurtuluşunun ilk adımı olarak toplumsal üretime çekilmesi, erkek proleter ile aynı olmadı. Toplumun her alanında emeği yok sayılan kadınların durumu üretim alanlarında da farklı değildi. Kadınlar evde ev kölesi, fabrikalarda ise kölelik dönemini aratmayacak koşullarda çalıştırılıyorlardı. En başından beri değersiz görülen kadın emeği ucuz işgücü olarak erkeklerin ücretlerinin yanından bile geçmiyordu. Günde 12 saatten az olmamak üzere, 14-16 saat çalıştırılan kadınlar, her türlü haktan yoksundu. Fakat baskı ve sömürünün olduğu yerde direniş ve mücadelenin olmaması mümkün değildi.  İşçi ve emekçi kadınlar insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına karşı isyan ettiler. Elde ettikleri hakları bazen de canları pahasına elde ettiler. İşte Newyork’lu dokuma işçisi kadınların mücadelesi böylesi bir mücadeleydi.

8 Mart’ın komünist kadın önder Clara Zetkin’in önerisiyle, Sosyalist Kadınlar Konferansında işçi ve emekçi kadınların mücadele ve dayanışma günü olarak ilan edilmesinin üzerinden yıllar geçti.

1917 Şubat Devrimi’nin fitilini ateşleyen proleter kadınlar, daha sonra Sovyetler Birliği’nde sosyalist inşanın aktif savaşçıları haline geldiler. Sovyet kadınlarının tarihsel olarak oldukça kısa olan bir zaman dilimi içerisinde elde ettiği muazzam başarılar ve kazanımlar, bugün hala en ileri kapitalist ülkelerle dahi karşılaştırılamayacak durumdadır.

Sovyetler Birliği’nin revizyonistleşmesi sonucu yaşanan kapitalist restorasyon,  tüm alanlarda olduğu gibi kadın alanında da tüm hakları geriye götürdü.

Bugün artık dünyanın neresi olursa olsun kadınlar ezilmeye, erkeklerden daha fazla sömürüye, ayrımcılığa, cinsel taciz ve tecavüze, katliamlara maruz kalıyor.

Türkiye artık bir kadın katliamlar ülkesi haline geldi. Her yıl üç yüzün üzerinde kadın katlediliyor ve bunlar sadece medyaya yansıyan rakamlar.

Devlet, bırakalım ciddi önleyici tedbirler almayı; nafaka hakkının budanması, çocuk istismarı yasası, İstanbul Sözleşmesi’nin iptali gibi yasal alanda atmaya hazırlandığı adımlarla, medya üzerinden yapılan cinsiyetçi- şoven açıklamalarla, yargının aldığı kadın düşmanı kararlarla, kolluk güçlerinin şiddeti teşvik eden pratikleriyle kadına yönelik şiddet her gün yeniden üretiliyor.

Dünyanın her yerinde emeği yok sayılan milyonlarca ev kadını var. Evin dört duvarı arasında ev işi, çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi bitip tükenmeyen, körelten işlerle ömür tüketiliyor. Kadının doğal görevi olarak görülen ev işleri ve çocuk bakımı, dışarıda ücretli bir işte çalışan kadının da “görevi” aynı zamanda.

Bunu göze alıp üretimde yer alan kadınları bin bir türlü haksızlık, ayrımcılık bekliyor.

Kadınlar daha emek-yoğun işlerde çalıştıkları halde erkeklerden daha az ücret alıyor. Dünyada eşdeğer işi yapan kadınlar erkelerden ortalama yüzde 10-30 oranda daha az ücret alıyor.

Türkiye’de yapılan araştırmalara göre üniversite ve üstü eğitim düzeyine sahip olan kadınlar aynı işi yapan erkeklerden yüzde 20, lise mezunu kadınlar ise yüzde 10 daha az ücret alıyor.

Kadının emeği ikincilleştirildiği için daha az kalifiye gerektiren işlerde tercih ediliyor. Erkeklerin mesleki olarak kendilerini geliştirme olanakları kadınlara göre çok daha fazla.  Erkekler kadınlara göre meslek hayatlarında daha çabuk yükseliyor. Buna karşılık ama toplumun en güvencesiz ve örgütsüz kesimini de kadınlar oluşturuyor vs.

Burada saydığımız ve daha sayamadığımız onca ayrımcılık kuşkusuz sebepsiz yere değildir. Bu ezilmişliğin esas nedeni özel mülkiyetin ortaya çıkması ile birlikte kadın cinsinin tarihsel yenilgisi sonucudur.

Bugünkü erkek egemen kapitalist toplumda, kadının baskı altına alınması önceki toplumlara göre sadece biçim değiştirmiştir. Özünde hiçbir fark yoktur. Kapitalist sömürü sistemi var olduğu sürece de var olmaya devam edecektir.

Kuşkusuz bu sistemde de kadın emeğinin sömürüsünün ve kadına yönelik baskı ve şiddetin sınırlandırılmasının imkânı vardır. Bunun için aktif mücadele edilmelidir.

Fakat özelde işçi ve emekçi kadınların, genel olarak da bir bütün kadın cinsinin tam kurtuluşu, erkek egemen kapitalist sistemin ortadan kaldırılması ile mümkündür. Evet, kadının kurtuluşu için de devrim, sosyalizm gereklidir!

Bugün tüm alanlarda olduğu gibi kadının kurtuluş mücadelesi bağlamında da esas akım reformizm, küçük burjuva anlayışlardır.  

Bu 8 Mart’ta da her türden gerici, reformist, liberal ideolojilere karşı, kadının kurtuluşu için devrim ve sosyalizm propagandası yapmak daha da önem kazanmaktadır.

Tüm kadınları bu bilinçle sokağa, eyleme çağırıyoruz!

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz!

1 Mart 2020

 

Paylaş