24 HAZİRAN SEÇİMLERİ HAKKINDA BİR KEZ DAHA

Yeni Dünya İçin Çağrı’’nın Facebook sayfasında, Suruç ve seçimler ile ilgili takındığımız bir tavra yazılan yorumlardan yola çıkarak, 24 Haziran seçimi konusundaki tavrımızı bir kez daha yazmayı gerekli görüyoruz.  Baskın seçim kararı açıklandıktan sonra seçimler hakkında uzun uzun tavrımızı yazdık. Bizi izleyenlerin tavrımızı bilmeleri gerektiğini düşünüyoruz.

SEÇİMİ NEDEN BOYKOT EDİYORUZ?

Seçimleri boykot etmemizin tek kıstası var: Olağanüstü hâl. OHAL’in ne olduğu kavranmıyor! Ülkelerimizde 20 Temmuz 2016’dan bu yana OHAL uygulanıyor. OHAL, içte ve dışta yürütülen savaş ve faşizmin yoğun bir şekilde uygulanmasının adıdır. OHAL, kâğıt üzerinde olan demokratik hakların resmen askıya alınmasıdır. OHAL, burjuva hukukun ortadan kaldırıldığı, hak arama mücadelesinin sıfırlandığı olağanüstü bir rejimin adıdır. OHAL, muhaliflerin seçim çalışmalarının engellendiği, silahların eşit olmadığı bir durumdur. OHAL, altına imza atılan uluslararası sözleşmelerin askıya alınmasıdır. OHAL, demokrasi isteyenlerin, hak arayan emekçilerin, ulusal baskıya karşı çıkan Kürtlerin, devrimci örgütlerin üzerinde devlet terörünün uygulanmasıdır. OHAL, basit gerekçelerle binlerce kişinin hapsedildiği, insanların kendilerini güvende hissetmediği bir rejimin adıdır. OHAL, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilmedir.

Olağanüstü rejim şartlarında seçim olmaz diyoruz. OHAL şartlarında seçimin yapılması sahtekârlıktır. Bu sahtekârlığı teşhir etmek komünistlerin, devrimcilerin görevidir. OHAL şartlarında yapılacak bir seçimde silahlar eşit değildir. OHAL şartlarında seçime katılanların, seçim ertesinde seçimler meşru değildi, propaganda yapmamız engellendi vb. görüşler belirtmeye hakları yoktur. 24 Haziran 2018 seçimleri, olağanüstü hâl şartlarında yapılacak bir seçimdir.  Ülkelerimizde farklı düşünenlerin alanı daralmıştır. Temmuz 2015’den beri ülkelerimiz, faşizmin dizginsiz kıskacı altındadır. Seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasının koşulları yoktur. Durumun bu olduğu ve sürdüğü şartlarda, burjuva demokratik hakların ortadan kaldırıldığı, OHAL koşullarında yapılacak seçimler meşru değildir. AKP hükümeti bir oyun kuruyor, seçime katılanlar hazırlanan bu oyunun parçası oluyor! OHAL şartlarında yapılacak bir seçimin sonucu şimdiden bellidir. 24 Haziran seçimi, ‘tek kale’ oynanan bir seçimdir. ‘Tek kale’ oynanacak seçimi teşhir etmek, sahtekârlığın figüranı olmamak, demokrasiyi, özgürlüğü, devrimi, sosyalizmi savunduğunu söyleyen partilerin, örgütlerin ve insanların görevidir. OHAL şartlarında yapılacak bir seçim reddedilmelidir.

SEÇİMLERE KATILINMAZ MI?

2015 Haziran/Kasım seçimlerinde HDP’yi destekledik. Seçim çalışmalarında tüm gücümüzü seferber ettik.  24 Temmuz 2015’ten itibaren HDP, devletin kıskacı altındadır. Binlerce HDP aktivisti hapsedildi. HDP’ye yönelik tutuklama ve gözaltılar artarak devam ediyor. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP)'nin 102 belediyesinden 94'üne kayyum atandı. 11 HDP milletvekilinin milletvekilliği düşürüldü. Dokuz HDP milletvekili tutuklandı.  HDP’nin parlamento ahırında burjuva muhalefet yapmasına dahi izin verilmedi, verilmiyor. Baskın seçim kararı açıklandıktan sonra 19 Nisan’da, Osman Baydemir ve Selma Irmak’ın milletvekillikleri düşürüldü. Seçim döneminde de  onlarca HDP aktivisti hapse konuldu. Kırsal bölgelerde, HDP’ye gidebilecek oylar kolluk güçlerinin zoru ile engelleniyor. HDP istediği şekilde bir seçim kampanyası yürütemiyor. Seçim kampanyası engelleniyor. Seçim büroları basılıyor. Seçim çalışması yürüten HDP aktivistlerine saldırılar yapılıyor. 24 Haziran yaklaştıkça, sandık kurullarında görev alacak birçok HDP’li yine tutuklanacaktır. Böylece seçim günü birçok sandıkta HDP’liler olmayacaktır. 16 Nisan referandumunda da aynen böyle olmuştu.

Cevap verilmesi gereken soru şudur: Bugünki şartlarda HDP parlamentoya girse ne olur? Kuşatma altına alınmış HDP’nin mecliste ne işi var? Parlamento ahırında kürsü dokunulmazlığı yoktur. Değiştirilen iç tüzük sonucu, kürsüde yapılan konuşmalar yüzünden, HDP milletvekillerine oturumdan çıkarma, kınama ve para cezası verilmektedir. Osman Baydemir, kürsüde Kürdistan kelimesini kullandığı için oturumdan çıkarıldı. Ahmet Yıldırım, Erdoğan’a “padişah bozuntusu” dediği için milletvekilliği düşürüldü. OHAL koşullarında bu parlamentodan bir şey beklenemez, beklenmemelidir. Bugünkü koşullarda, parlamento ahırında burjuva siyaset yapma imkânı yoktur.     

YDİ Çağrı’nın seçimleri boykot tavrını doğru görmeyen arkadaşların, parlamento ahırından hâlâ umutları var. Ülkelerimiz Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor. RTE, cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetim şekli devam edecektir. Umutlar tükenmiş, halk nefes alamıyor vb. söylemleri, doğru ama CHP’nin HDP’yi kabullendiği vb. söyleminin gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Bir arkadaşa göre; CHP, HDP’yi kabullenmiştir! HDP, kurulacak hükümetin ortağı olacaktır! HDP’nin hükümet ortağı olması ile birlikte, ülke demokratikleşecek(!) ve YDİ Çağrı her tarafta satılacaktır! Bu beklenti boş bir beklentidir.

CHP, SP ve İyi Parti’nin Kürt sorunu konusundaki siyaseti, AKP’den de geri bir siyasettir. Bunların hepsi özde Kürt düşmanıdır. AKP’ye karşı kurdukları ittifaka HDP’yi almadılar.  Seçime az bir zaman var. HDP barajı geçse bile, hiçbir parti HDP ile birlikte hareket etmeyecektir. Bu arkadaş, yeni sistemin ne olduğunu kavramıyor. Yeni sistemin adı Cumhurbaşkanlığı sistemidir. Artık başbakan başkanlığında bir hükümet olmayacaktır. Cumhurbaşkanı ve yardımcıları olacaktır. Bakanlar meclis dışından atanacaktır. Eğer muhalefet mecliste çoğunluğu kazanırsa, muhalefetin birlikte hareket etme imkânı çok zordur. Muhalefet, parlamenter sisteme geri dönüleceğini söylüyor! Parlamenter sisteme dönmek için Anayasanın değiştirilmesi gerekir. Anayasa değişikliği için de 400 milletvekilinin onayı gerekir. Muhalefetin anayasayı değiştiremeyeceği bugünden bellidir. Yeni sistemde meclisin görevi yasa yapmaktır. Meclis çoğunluğu muhalefetin eline geçerse, yasama ile Cumhurbaşkanı arasında sistem kilitlenecektir.

Seçimlere katılıp katılmama taktik bir sorundur. Verilen Gapon örneği ile seçimleri boykot etmemizin ne ilgisi var? Papaz Gapon, Çar’a dilekçe vermek için kitleleri peşinden sürüklediğinde, Bolşevikler tüm güçleri ile bu eylemin yanlış olduğunu anlattılar. Bolşeviklerin, Gapon’u değil, işçileri kazanma diye bir dertleri vardı. Onun için bu eylem içerisinde yer aldılar. Bu eylem sonucunda Bolşeviklerin haklılığını gören işçiler Bolşeviklerin saflarına katıldı. Daha ilk seçim açıklamamızda, seçimleri neden boykot ettiğimizi açıkladık. Bu seçim döneminde aktif kampanya yürütmeyeceğimizi, propaganda yapacağımız çevrenin HDP ve devrimci çevrelerle sınırlı olduğunu açıkladık. HDP’nin seçmen kitlesini etkilememek için seçim tavrımızı yayın organlarımızda ve sosyal medya üzerinden yayınlamakla sınırlı tuttuk. Tabii ki, ikili görüşmelerde tavrımızı anlatıyoruz. Bizim tavrımız sonucu oy kullanmayacak kişilerin sayısı bindeler düzeyindedir. Bu ise seçim sonucunu etkilemeyecektir.

REFORM DEVRİM İLİŞKİSİ

Kısmî talepler için, reform talepleri için mücadelede sorunun reformcu ya da devrimci bir yaklaşımla savunulup savunulmadığını tespit etmek mücadelede karşılaşılan sorunlardan biridir.

Reformculuğun kendisini ortaya koyduğu biçimlerin çokluğu –mücadele biçimleri için başta reçete verilemeyeceği gibi– reformculuğun kendisini ortaya koyduğu bütün biçimlerin nasıl olduğunu ortaya koymayı da zorlaştırmaktadır. Burada sorunun özü, söz konusu kişi ya da örgütlerin tavrının bütünlük içinde ele alınması ve bütüne hâkim olanın ne olduğunun, özün ortaya çıkarılmasıdır.

Söz konusu siyasete hâkim olan düşünce, eğer mücadeleyi düzen içine hapsetme durumunda ise ve amacını düzenin varlığını sürdürdüğü şartlarda elde edilebilecek taleplerle sınırlıyorsa; işçi sınıfı hareketi içine ve tüm ezilenlere burjuvazinin –şu ya da bu kanadının– kabul edebileceği siyaseti taşıyorsa vb. vb. o zaman söz konusu siyaset genel değerlendirmede reformizmdir. Bu siyaseti savunanlar da reformcudur.

Yok eğer, savunulan siyasete egemen olan düşünce, proletaryayı ve emekçilerin reform talepleri için mücadele etmesi gerekliliğine rağmen, kendilerini düzen içi çözümlerle sınırlamamalarını, bu düzene güvenmemelerini öğretiyorsa, yığınlara devrimin gerekliliğini anlatıyor ve yığınların devrim için mücadele etmesi bilincini geliştiriyorsa, o siyaset genel değerlendirmede devrimci bir siyasettir. Bu tabii ki, şu ya da bu konuda reformcu tavırların varlığını, bunların eleştirilmesi gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Böylesi bir durumda –yani genel tavrın, siyasetin devrimci olduğu durumda– yapılan reformcu hatalar doğru bir çizginin yanlışları ya da sapmaları olarak değerlendirilmelidir. Komünistler, reformlar için mücadeleyi devrimci mücadeleye bağlı olarak ele alır.

HDP DEĞERLENDİRMEMİZ

HDP’yi nasıl değerlendirdiğimiz soruluyor! Bu konu hakkında çok yazdık ama bir kez daha yineleyelim. HDP reformist bir partidir. HDP’nin programında devrimci talepler de ileri sürülmektedir. Ancak ileri sürülen devrimci taleplerin gerçekleşmesi bir devrim sorunudur. HDP, sistemin temellerini sorgulama yerine, sistem içinde çözüm arayan bir partidir. Daha açık konuşursak var olan partiler içerisinde, savunulan görüşler itibarıyla HDP, burjuva demokrasisine en yakın partidir. Biz, HDP ile birlikte çalışıyoruz. HDK’nın bir bileşeniyiz. Demokrasi sorunu bizim için ilkesel bir sorundur. HDP içerisinde gerçek anlamda bir demokrasinin olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz.

Bir arkadaş, seçimleri boykot tavrımızdan yola çıkarak bizleri “mücadele yorgunluğu” olarak eleştiriyor! Ne ilgisi var? Biz, seçim konusunda siyasi bir tavır takınıyoruz. Doğru bulunur veya bulunmaz! Bizleri tanıyanlar nasıl mücadele yürüttüğümüzü bilir. Bizleri tanıyanlar, nasıl bedeller ödediğimizi de bilir. Gücümüz oranında, bulunduğumuz bütün alanlarda mücadele yürütüyoruz. Bizler, sınıf mücadelesinin omuzlarımıza yüklediği görevleri, gücümüz oranında yerine getirmeye çalışıyoruz. Bizler, klavyenin başında oturarak devrimcilik yapmıyoruz. Bizler, köşemize çekilerek keskin laflar da etmiyoruz. Bizi “mücadele yorgunu” diye eleştirenlerin öncelikle kendilerine dönüp bakmaları gerekir.

OHAL’DE SEÇİM OLMAZ!

OHAL’de seçim olmaz diyoruz. Boykot tavrımızı yanlış bulanlar, OHAL’de seçim olur diyor! OHAL’de seçime katılmanın gerekliliğini savunanlar, OHAL koşullarında yapılan seçimi doğru görüyorlar demektir. Suruç neyi göstermiştir? Suruç, OHAL koşullarında seçimin olamayacağını bir kez daha göstermiştir. 20 Nisan’dan bu yana yaşanan tüm gelişmeler haklılığımız kanıtlamıştır. 20 Nisan’dan bu yana 208 HDP’li gözaltına alınmıştır. HDP’ye yönelik 60 saldırı gerçekleşmiştir. Gözaltına alınanların bir bölümü tutuklanmıştır.

Seçimden sonra demokratik bir cephe kimle kurulacak? HDP’nin barajı aştığını varsayalım. Demokratik cephe, CHP, SP ve İyi Parti ile mi kurulacak? Adı geçen üç parti da faşist partidir. Faşist partilerle demokratik bir cephenin kurulması imkânsızdır. Bu üç faşist parti de HDP’nin barajı aşmasını istiyor! Neden? HDP, barajı aşamazsa meclisin çoğunluğunu AKP alacak. HDP’nin barajı aşmasını istemeleri, HDP’yi çok sevdiklerinden dolayı değil, eli mahkûm oldukları içindir. Faşist devletin ulusal çıkarları söz konusu olduğunda, bu partiler AKP’nin yanında yer almıyor mu? Arkadaşların beklentisi şudur: HDP barajı aşarsa, parlamento ahırında bir şeyler değişecektir. Bu beklenti boş bir beklentidir. HDP meclise girse bile, HDP’nin burjuva siyaset yapmasına izin verilmeyecek, HDP milletvekillerinin yaptığı konuşmalardan ötürü yeni fezlekeler gelecek ve HDP’lilerin dokunulmazlığı kaldırılacaktır. Hapiste olan milletvekillerinin yanına yenileri eklenecektir.

Lenin için de seçimlere katılmak taktik bir meseledir. Bolşevikler kimi dönem Duma’yı boykot etti. Kimi dönem Duma’yı devrimin bir kürsüsü olarak kullandı. Boykotu yanlış bulan arkadaşlar, Lenin’in tavrını yanlış yorumluyor. Boykotu yanlış bulan arkadaşların, parlamento ahırından bir beklentileri var. Bu beklentinin yanlış olduğunu, doğru saptamaların yapılmadığını söylemek zorundayız. Ağır faşizm koşulları var! Evet doğru...  Demokratik mücadeleye ivme kazandırmanın tek yolu parlamento mu? Parlamento dışında bir alternatif yok mu? Sokak hareketinin örgütlenmesi, kitlelerin bilinçlendirilmesi, demokratik bir çatı partisinin kurulması bir çözüm değil mi? Boykottan anlaşılan sadece aktif boykot mu? Marjinal imişiz. Evet, ülkelerimizdeki bütün devrimci hareketler marjinaldir. Kitlesel olan ulusal harekettir. Ulusal hareket de reformist bir harekettir. Marjinal olmamız, doğruları söylememizin engeli mi? YDİ Çağrı sosyalist bir dergidir. Doğrunun kavgasını vermeye devam ediyoruz, edeceğiz. Bugünün gerçeği, devrimci örgütlerin önemli bir bölümünün ulusal hareketin peşine takılmış olmasıdır. Dergimiz sosyalist bir dergidir. Biz, kendi bağımsız siyasetimizi savunuyoruz. Günümüzün modası olan anti AKP cephesinin peşine takılmayı reddediyoruz.

Kimi arkadaşların, mücadelemizi küçümsemesi, bizleri marjinallikle suçlaması, hariçten gazel okumalarına diyeceğimiz şudur: Arkadaşlar hariçten gazel okumak, klavye başına oturup akıl vermek çözüm değildir. ÖRGÜTLENİN! Sınıf mücadelesi içinde yerinizi alın!

YDİ Çağrı

15 Haziran 2018


 

 

 

 

Paylaş