23 HAZİRAN VE ACINASI  „SOL“!

Altı ayı aşkın bir süredir işçilerin emekçilerin gündemini  yerel seçimler oluşturdu. Egemenler seçim tiyatrosu  ile süreci belirledi. İşçiler, emekçiler seçimler ile oyalandı.

Seçim tiyatrosu 23 Haziran’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yapılan seçimin tekrarlanması ile bitti.

İşçi sınıfı ve emekçiler açısından ikisi de birbirinden kötü, “Millet İtifakı”nın adayı Ekrem İmamoğlu ile “Cumhur İttifakı”nın adayı Binali Yıldırım arasında tekrarlanan seçimi, bu kez 31 Mart’taki seçimin tersine açık ara ile Ekrem İmamoğlu kazandı.

Resmi olmayan sonuç şöyle:

Seçmen sayısı: 10 milyon 570 bin 354

Kullanılan oy: 8 milyon 925 bin 63

Geçerli oy: 8 milyon 746 bin 464’ü

Geçersiz oy: 178 bin 599’u

Katılım oranı: %84,5

Millet İttifakı Ekrem İmamoğlu: 4 milyon 741 bin 868   

Cumhur İttifakı Binali Yıldırım: 3 milyon 935 bin 453

Saadet Partisi Necdet Gökçınar: 47 bin 829

Vatan Partisi Mustafa İlker Yücel: 14 bin 545

“Millet İttifakı” kazandı, “Cumhur İttifakı” kaybetti.

Şimdi bir süre aradaki farkın bu kadar açılmasının nedenleri üzerine tartışılacak. Analizler, yorumlar yapılacak. Bunlar bizi çok da ilgilendiren şeyler değil. Çünkü  bunlar sonuçta egemen sınıfların kendi içindeki iktidar dalaşının sorunları.

“Ne Cumhur Ne Millet ittifakı, Tek Yol Devrim!”  diyen bizler için önemli olan,  seçimlerin bir kez daha Türkiye/Kuzey Kürdistan’da, içinde devrimci grupların bir bölümünün de bulunduğu “sol”un büyük bölümünün  acınacak halini göstermiş olmasıdır.

Öyle ki egemenlerin “demokrasi kazandı”, “özgürlükler kazandı”  vb. söylemlerine bu “sol”un bir kısmı da sahip çıkıyor.

İmamoğlu’nun seçim zaferini kendi hanesine yazıp “kazandık” , “demokrasi güçleri” kazandı vs. diye sevinenler var.

Onlara “Belediye başkanınız size kutlu olsun”, o bizim belediye başkanımız değil diyoruz.

Nasıl ki  Binali Yıldırım kazansaydı, bizim belediye başkanımız olmayacaktı ise, kazanan İmamoğlu da bizim başkanımız değil.

Nasıl ki Erdoğan bizim başkanımız değilse, onun yerine geçebilecek bir başka egemen sınıfı sözcüsü de bizim başkanımız olmayacaktır.

Faşizm ülkelerimizde siyasi iktidarı anda elinde bulunduran bir kliğin değil, devletin temel siyasetidir, devletin yönetim biçimidir.

Demokrasi ülkelerimize egemen sınıfların iktidar mücadelesinde  şu veya bu kesimin kuyruğunda, o kesimi “demokrasi cephesinin unsuru” olarak görüp, göstermekle gelmez. Bu tavırla ancak onlara hizmet sunulur.

Evet, işçi sınıfı ve emekçilerin demokrasiyle ihtiyacı var.

Seçimlerde İmamoğlu’nun kazanması, demokrasiye açılan yol vs. değil. CHP ile, İP ile, Saadet Partisi ile  demokrasiye yol açmayı düşünenler, kendilerini ve halkı kandırıyor.

Demokrasi  ülkelerimize er geç gelecek, İmamoğlularla vs. değil, onlara da  rağmen! İşçi snıfının emekçilerin devrimiyle!

Evet, umut var. Ama “İmamoğlu” olduğu ve kazandığı için değil.

Umudun tek kaynağı işçi sınıfının ve emekçilerin kendisi, devrimci sınıf mücadelesi!

Görev egemenlerin kuyruğunda halkı ve kendini kandırmak değil, burjuvazinin iktidarına karşı devrimci sınıf mücadelesini yürütmek, büyütmektir.

İşimize bakalım. Görevlerimize dört elle sarılalım!

25 Haziran 2019

 

  

Paylaş