2020’YE GİRERKEN DURUM VE GÖREVLER

21. yüzyılın 19 yılı geride kaldı. Günümüz dünyasına bir göz attığımızda, şunu görüyoruz:  Bir yandan dünyada hiçbir zaman görülmemiş üretim zenginliği yaşanıyor. Teknik hiçbir zaman olmadığı boyutlarda gelişmiş durumda ve doğru kullanıldığında dünya cennetini yaratmak için maddi imkânlar her zamankinden daha olgun. Fakat böyle bir dünya cennetinden çok uzakta yaşıyor büyük insanlık.

Bir tarafta arsız zenginlik

Zenginliğin paylaşılmasındaki eşitsizlik de her zamankinden daha büyük uçurumlar yaratmış durumda.

Dünyanın en zengin insanı Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un kişisel serveti 131 milyar dolar. İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın Ocak 2019 raporuna göre en zengin 26 kişinin toplam serveti dünya nüfusunun yarısının, 3,8 milyar insanın servetine denk düşüyor. Ayrıca dünyanın en zenginleri 2018 yılında servetini 900 milyar dolar artırdı. Oxfam dünyadaki milyarder sayısının 2008 mali krizinden bu yana iki katına çıktığına dikkat çekiyor. Zengin emperyalist ülkelerle; “gelişmekte olan”, “geri kalmış” vb. biçimlerde kategorize edilen bağımlı ülkeler arasındaki uçurum; her ülkede de zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum büyüdükçe büyüyor.

Dünya nüfusunun beşte biri Birleşmiş Milletler örgütlerinin verilerine göre yoksulluk sınırının altında yaşıyor. BM, savaşlar ve doğal afetler sonucu dünyada 132 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğunu tahmin ediyor. 2018’de bu yardımın yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan mali yardımın %56’sı sağlanabilmişti. BM, 2020’de dünyada 130 milyondan fazla kişinin yardıma muhtaç olacağını tahmin ediyor.

Bir tarafta yoksulluk ve açlık

BM verilerine göre; dünyada her 70 insandan birinin savaş, çevre felaketi veya doğal afetler yüzünden kriz ile karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Silahlı çatışmaların sürdüğü Güney Sudan, Yemen, Suriye, Libya ve Afganistan’da insanlar açlık ve yoklukla karşı karşıya. Çocuklar açlıktan, yoksulluktan ölüyor.

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 23'ünü oluşturan 1,3 milyar insan yoksulluk sınırında bulunuyor. Dünyadaki yoksul nüfusun yarısının, 18 yaş altı, üçte birinin ise 10 yaş altı çocuklardan oluşması dikkati çekiyor. Yoksulluk üzerine, zenginliğin bölüşülmesindeki adaletsizlik üzerine somut verileri uzatmak istemiyoruz. Görmek isteyenin görebileceği, bilmek isteyenin bilebileceği ölçüde verileri burjuvazinin kurumları bizzat kendileri sunuyor. Eğer dünyada herkese yetecek kadar zenginlik üretiliyorsa, fakat buna rağmen bu dünyada yüzbinlerce, milyonlarca insan açlıktan, sağlıklı içecek su yokluğundan, yeterli sağlık hizmeti olmadığından vb. ölüyor veya hergün ölüm tehdidi altında yaşıyorsa, bunun bir adı vardır: Kapitalist barbarlık! Barbarlık yalnızca zenginlik içinde milyonlarca insanın mahkûm edildiği yoksulluk olgusunda göstermiyor kendini.

Silahlanmada sınır yok

Bunların “barış yanlısı” görünmelerinin sahtekârlığını anlamak için, her birinin andaki savaş alanlarına ne kadar silah satmış olduklarını, bundan ne kadar kâr elde ettiklerini sorgulamak yeter. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan 2018 Uluslararası Silah Transferi Eğilimleri Raporu’na göre; dünyadaki silah transferi hacmi 2014-2018 yılları arasında önceki yıllara oranla %7,8 artış göstermiştir. 2014-2018 yılları arasındaki silah ihracatı şampiyonları ilk ona girenler sırasıyla ABD, Rusya, Fransa, Almanya, Çin, İngiltere, İspanya, İsrail, İtalya ve Hollanda’dır. Silahlanma için 2018 yılında harcanan paralara baktığımızda şunu görüyoruz:

Dünya genelinde 2018‘de askeri harcamalar için kullanılan paranın tutarı 1 trilyon 822 milyar dolar. Askeri harcamalar için yalnızca ABD’nin tek başına harcadığı para 649 milyar dolar. Bu bütün dünyada askeri harcamalar için yatırılan paranın %36'sıdır. Dünya genelinde 2017 yılına göre; savaş araç-gereçlerine ve genelde askeri harcamalar için kullanılan para tutarı bir yıl önceye göre  %2,6 artış göstermiştir.

Türkiye 2009-2013 döneminde küresel silah transferinin yüzde 0,4’ünü karşılarken %170 artışla 2014-2018 döneminde payını yüzde 1’e çıkarmıştır. Türkiye silah ihracatında 14. sıradadır.

Emperyalist temsili savaşlar

Dünyanın her yanında emperyalizmin çıkarları için gerici, karşı devrimci savaşlar yürüyor. Bunlara örnek vermek gerekirse Afganistan’dan Suriye’ye, Irak’tan Yemen'e Libya’dan Ukrayna’ya bir dizi temsili savaşlar yıllardır sürmektedir. Bu savaşlar emperyalist silah tüccarlarına her yıl milyarlar kazandırırken, binlerce insan ölmekte, sakat kalmaktadır. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmektedir. Emperyalistler ve propagandacıları, sürekli olarak “barış yanlısı” görünmekten, “insan hakları savunucusu” pozlara girmekten, kısacası sahtekârlıktan da yorulmuyor. Bunların insan haklarını, demokrasi savunuculuğunu vb. ne kadar “ciddiye” aldıklarını, her yıl yaptıkları değişik zirve toplantılarını protesto gösterilerine karşı takınılan tavırlar, sınır güvenliğini koruma adı altında alınan tedbirler ve bunların sonuçları gösteriyor. Emperyalistler, zenginlik adalarının etrafına duvarlar örüyor.

Göçmen sorunu

Bölgesel temsili savaşların sonucu yerinden yurdundan edilen milyonlar kendilerine sığınacak alanlar aramaktadır.

Anda Yunanistan’da bulunan ailesiz ve statüsüz göçmen konumunda olan 4000 (!) çocuğun 28 Avrupa ülkesi arasında paylaşılması büyük sorun oluyor! Bu güya demokrasi ve insan hakları savunucuları siyonist İsrail’in Gazze’yi bombalamasından, faşist Sisi rejiminin ülkedeki muhalefeti kan içinde boğmasından rahatsız değiller. Kaşıkçı cinayetinin baş sorumlusu Muhammed bin Selman bunların baş tacı! G-20 başkanlığını yapmasında bir sorun yok! Bağımsızlığı savunduğu için Morales "demokrasi" adına yapılan bir darbe ile iktidardan alaşağı ediliyor.  

Emperyalistlerin göçmen ve mültecilere karşı tavırlarının bir adı vardır: Barbarlık! İçte iktidarları ciddi tehdit altında olmadığı hâlde faşist tedbirler uygulanıyor, faşist partilere yol veriliyor. Emperyalistler savaşa hazırlanıyor. Bunun için cephe gerisini sağlama almak için ideolojik alanda ırkçılık, milliyetçilik, militarizm körükleniyor. Dünyanın yeniden paylaşılması dalaşında güçler yeniden düzenleniyor.

Direnen halklar

Emperyalist haydutlar darbeler planlayıp yapmaya devam ediyor. Çok “demokrat” batılı emperyalistler Sisi gibi darbecilerle kol kola! Rusya, Çin gibi emperyalistler ise örneğin Suriye’de Esad rejiminin arkasında. Her emperyalist güç, kimin meşru, kimin darbeci, terörist vs. olduğunu kendi çıkarlarına göre belirliyor.  Emperyalist dünya sistemine karşı olanlar üzerinde amansız baskılar uyguluyor. Kontrol dışına çıkan ülkeler, gruplar “terörizme destek verme” veya “terörist” oldukları gerekçesiyle baş düşman ilan ediliyor!

Sisteme karşı olanlar kısacası öteki olarak görülen insanlar üzerinde baskı uygulanıyor, zindanlara atılıyor. Bütün bunlar emperyalist güçlerin ve onların işbirlikçilerinin marifetidir.

Halklar baskıya, sömürüye karşı ayaklanıyor. Emperyalistler, gerici ülkeler, halkların mücadelesini zorla, kanla bastırıyor. Lübnan’dan Irak’a, Şili’den İran’a halklar direniyor. Direnen halklara karşı acımasız faşist baskılar uygulanıyor.

Emperyalist ülkelerde ırkçılık ve şovenizm

Önce kışkırtılan, büyümelerine göz yumulan, yer yer desteklenen, gelinen yerde bir dizi emperyalist ülkede egemen siyasi partilere ciddi bir rakip hâline gelen açık faşist partilere karşı yürütülen resmi/devlet damgalı “anti-faşist” gösteri ve mücadele sahtekârlıkları da bu gerçeklerin üzerini örtemiyor. Irkçı olanların, ırkçılığa karşı mücadele edermiş gibi görünmeleri sahtekârlıktır. “İnsan hakları”nı, o haklar kendi düzenlerine karşı kullanılmak istendiğinde ayaklar altına alanların, İnsan Hakları Günü’nde açıklama yapanların insan haklarını savunur görünmesi de sahtekârlıktır.

Dünyanın hâlini kısaca tanımlamak gerekirse, onun “emperyalist barbarlık” diye adlandırılması doğrudur. Bu barbarlık, kâr hırsıyla dünyada yaşam temellerinin sarsılması, doğanın emperyalist hoyratça talanı sonucu, doğal dengelerin bozulması noktasına gelmiştir.

Emperyalist çevre talanı son hız gidiyor

İklim krizinin insan eliyle gelişmesinde başrolü oynayan emperyalist tekellerin azami kâr hırsı gezegenimizin ısısını bir iklim felaketine dönüşme noktasına götürecek yönde yükseltmektedir.

Eylül 2019’da Avusturalya’da başlayan yangınlar hâlâ devam ediyor. Avustralya’da 8 milyon hektar alanı küle çeviren ve en az 28 kişinin yaşamını yitirdiği, yüz milyonlarca hayvanın öldüğü yangının dumanları dünyayı sarıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'na (WWF) göre, Kanguru Adası'ndaki yaklaşık 25 bin koalanın öldüğü düşünülüyor. Kısacası Avusturalya’da yaşanan bir çevre felaketidir. Kâr uğruna doğal kaynaklar talan ediliyor. Gök kubbe deliniyor, sular zehirleniyor. Tropik ormanlar yağmalanıyor, bitki örtüsü yok ediliyor. İklim değişikliği ve bunun felaketli sonuçları olarak; çölleşme, sel felaketleri, açlık ölümleri, hastalıklar ve göç olgusu giderek artıyor. Doğal dengelerin insan eliyle bozulması sonucu insanlığın yaşam temelleri dinamitleniyor. İnsanlığın ve dünyanın bu barbarlığın çok daha uzun sürmesine tahammülü yoktur. Söz konusu olan artık her zamankinden daha çok ve acil olarak ya emperyalist barbarlığın kendisi ile birlikte tüm insanlığı yıkılışa, çöküşe götürmesi; ya da emperyalist barbarlığa devrimle son verilmesi alternatifidir.

Kadın sorunu

Erkek egemenliği en kaba biçimlerinden, en inceltilmiş biçimlerine kadar bütün versiyonlarıyla sürüyor. Erkek egemenliği, kadın cinsinin aşağılanması, ezilmesi kadın emeğine karşılıksız el konulması, milyonlarca emekçi kadının kölelerin kölesi konumunda tutulması demektir. Ülkelerimizde, kadınlara ve çocuklara uygulanan şiddet tüm hızı ile sürüyor. 2018’de, ülkelerimizde 434 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Kadın sorununda da kapitalist barbarlık devam ediyor. Barbarlığın burada saydığımız, sayamadığımız bütün görüntülerini ülkelerimizde çok kaba biçimleriyle yaşıyoruz. Gerek dünyada, gerekse ülkelerimizde neresinden bakarsak bakalım, bütün ilişkilerde bağıran bir barbarlık yaşanıyor. Ve bu barbarlık gün geçtikçe azalmıyor, giderek artıyor. Kadınlara karşı erkek egemenliğinin karşısına dikilen “tecavüzcü sensin” şiarlarının Şili’de yükselen sesi dünyayı sarmaya da devam ediyor.

Emperyalist barbarlığın alternatifi: Sosyalizm

Bu gidiş, dünyada emperyalizmin kendisi ile birlikte bütün dünyayı, insanlığı da barbarlık içinde kaosa, çöküntüye, batışa götürdüğü bir gidiştir. Bu gidişe dur denmezse dünyanın, insanlığın geleceği karanlıktır. Bu barbarlığın alternatifi var mı? Evet, var: Sosyalizm! Üretimin temeline hep daha fazla kârı değil, çalışan insanların sürekli artan maddi ve manevi ihtiyaçlarını en iyi biçimde karşılamayı koyan sistem. Böyle bir sistemin maddi temeli tüm üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin kaldırılması; toplumsal mülkiyetin sağlanmasıdır.

Büyük insanlığa, dünyaya gerçek sosyalizm gereklidir. Sosyalizme varmak mümkündür. Yeter ki, işçiler, emekçiler Bolşevik bir devrimle emperyalizmin ve uşaklarının iktidarını yerle bir edip kendi iktidarlarını kursunlar. Yeter ki işçiler, emekçiler kendi iktidarlarını hem devrilen sömürücü sınıflardan, hem dış saldırılardan hem de bizzat işçi sınıfı içinden çıkacak, kendi kişisel, ailevi, grupsal çıkarlarını, toplumsal çıkarlarının önüne geçirmek isteyecek revizyonist burjuva yolcuların açık ve kapalı saldırılarından koruyabilsinler.

Ve sosyalizm yalnızca mümkün değil, insanlığın geleceği açısından zorunludur da. Eğer sosyalizm işçi sınıfı ve emekçi yığınların mücadelesiyle kazanılamazsa, dünyayı bekleyen hep birlikte çöküştür. Komünistlere, okurlarımıza çağrımız şudur: Gerçek alternatifi, doğru çözümü sunan biziz. Sunduğumuz gerçek alternatif, yığınların hareketi içinde ona taşınıp, onunla buluştuğunda maddi güce dönüşecektir. Maddi güce dönüşecek bu alternatif sömürü sistemini yerle bir edecektir. İşçilerin-köylülerin devrimci demokratik ülkesi er geç kurulacaktır. Yol uzundur, meşakkatlidir, zordur. Bu yolda yürümek bedel ödemeyi gerektirir. Sorun inatla koyulduğumuz bu doğru yolda, sağa sola sapmadan, karamsarlığa, yılgınlığa kapılmadan yürümeyi bilmektir. Kuzey Kürdistan-Türkiye’de ve bütün dünyada işçilerin, emekçilerin ve geleceğin mimarlarına sesleniyoruz: Bu dünyanın emperyalist barbarlık içinde batmasını istemiyorsanız; insanların barış içinde, kardeşçe bir arada yaşayacakları, sömürünün değil özgür emeğin egemen olduğu bir dünya istiyorsanız: Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz! Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları birleşiniz!

22 Aralık 2019

Paylaş