2020’DE DE GEZEGENİMİZ KİRLENMEYE DEVAM EDECEK!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 25. Taraflar Konferansı (COP 25) zirvesi Madrid’de yapıldı. Zirveye, 197 ülkenin delegeleri ile uluslararası kurumlar ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri katıldı. Emperyalist haydutlar COP 25 Madrid toplantısında “beklentileri” karşılamadı.

Artık her yıl tekrarlanan bu konferans, 2019 yılı için Şili’deki devlete karşı kitlesel hareketin önü alınamayınca İspanya’nın Madrid şehrine aktarıldı. Madrid’de 2-15 Aralık tarihleri arasında yapılan COP 25 toplantısına katılan delegeler yüzbinlerin protesto eylemlerine kulak vermedi. Emperyalist büyük tekellerin, kısa vadeli çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi, onları dinlemeyi tercih ettiler. Çünkü temsil ettikleri sömürücü ve talancı devletler en başta bu tekellerin iktidar aygıtıdır.  Delegeler de temsil ettikleri sınıfların çıkarının sınırlarını aşamadılar. İklim adaleti taleplerini görmezden geldiler.

Kömür fosil yakıtlar içerisinde en fazla CO² salınımına sebep olandır. Bu anlamda da anda en fazla kirleticidir.

Tek bir rakam: Dünya 2000 yılına oranla  “%65 daha fazla kömür tüketiyor.” Dünya kömür rezervlerinin en büyük kısmı (250,9 milyar ton) ABD'de yer almaktadır. ABD'yi 160,4 milyar ton ile Rusya Federasyonu ve 144,8 milyar ton ile Avustralya izlemektedir. En fazla alıcı konumunun yanı sıra tüketimde de rekor yılda ortalama 2 milyar ton ile Çin‘e aittir. Kömür tüketiminde Hindistan da göz ardı edilemez. 2016 yılında dünya genelinde tüketilen kömür miktarı 4 milyar tonu aşmıştır. Fosil yakıtların tümünden vazgeçilmediği sürece gezegenimizin kirlenmesi asla engellenemez. 25 yıldır bu engelleme gerçekleşmedi. Kapitalizmin egemenliğinin sürmesi durumunda bir 25 yıl daha geçse durumda değişiklik olamayacaktır.

Bilim insanlarının yıllardır ortaya koyduğu kanıtlara, dünyanın dört bir yanında düzenlenen protestolara ve şiddetlenerek artan iklim felaketlerine rağmen, geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da boş gevezeliklerle geçti COP 25 Madrid zirvesi. Sükseli salonlarda, genelde koyu renk takım elbiseli, kravatlı adamlar konuşup durdular. Yani yine zırvalayıp durdular emperyalist-kapitalist devletlerin delegeleri. Hiçbir bağlayıcı karar almadan bitirdiler bu zirveyi de. Konakladıkları lüks otellerdeki keyifleri yanlarına kâr kaldı delegelerin.

Başta ABD, AB, Çin, Brezilya, Avustralya ve Suudi Arabistan olmak üzere G20 ülkeleri bugünkü durumdan sorumlu tutuluyor. Zaten esas kirleticiler de bunlar değil mi?

Bu zirvede; Kanada, Japonya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler 2020 yılında küresel kolektif iklim eylemini güçlendirme konusundaki beklentilere ve taleplere karşı kayıtsız kalmakla suçlanıyordu. ABD bağlayıcı kararlar alınmasını önlerken, Rusya daha fazla fosil yakıt satmak için ilişkiler peşindeydi. Avrupa Birliği (AB) ise gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü olma rolü üstlenmeye çalıştı. Sözde Paris Anlaşması’nın bütünlüğünü koruma çabaları görüntüyü kurtarma eyleminin ötesinde onların da derdi gelişmekte olan ülkelerden emisyon satın almaktı. Küresel bir karbon ticaret sisteminde yani küresel karbon piyasalarından en fazla yararlanan, yine emperyalist ülkelerdir. Anlayacağınız parayı basan kirletme hakkı elde edebiliyor.

Paris Anlaşması’na taraf olan ülkeleri 2020‘de Glasgow’da düzenlenecek olan COP 26’da zorlu zırvalamalar bekliyor. Mevcut iklim planları, iklim krizini önleyecek kadar güçlü olmadığını kendileri de dâhil herkes biliyor. 2020 yılında ülkeler gelecek on yıl içinde yapacakları emisyon azaltmayı belirleyen iklim planlarını ve hedeflerini ortaya koymakla yükümlü olacaklar. Biz şimdiden söyleyelim: Değişen bir şey olmayacak zirve zırvadan, en iyi hâlde gelişen kitlesel hareketi biraz rahatlatmak adına alınacak,  bağlayıcılığı olmayan kozmetik düzeltme kararlarından öteye geçmeyecek. Yanılmak isteriz.

Türkiye için değişen bir şey yok

Türkiye, hâlâ termik santrallerin bacalarına filtre konsun mu, konmasın mı, konursa ne zaman konmalı ile uğraşan katılımcı ülkelerden biriydi. 

Bu COP 25‘te de Türkiye cephesinde de beklendiği gibi herhangi bir değişiklik olmadı. Türkiye delegasyonu zirvede 25 yıldır devam ettirdiği pozisyonu sürdürdü. İmzaladığı Paris Anlaşması’nı mecliste onaylamadığı için hiçbir hükmü olmayan tavrını devam ettirdi. Bu defa Paris/EK-1’den de çıkmak için kulislerde bulundu. Ancak, bu kulis faaliyetinden de sonuç alamadı. Anlaşılacağı gibi Türkiye açısından durumda bir değişiklik yok. Boşuna Madrid’e gitme zahmetinde bulundular diyemeyiz. Halklarımızdan kesilen vergilerle turistik gezi yapmış oldular.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın genel bütçe içindeki payının binde 26 olduğu T.C.’de yöneticilerin çevre için duyarlı olmalarını beklemek ”göle maya çalmaya“ benzer. Bakmayın siz onların çevreci görüntü palavralarına, kömür yakıtla çalışan termik santral bacalarında yıllardır filtresiz zehir saçmaya göz yumanlardır bunlar.

Bunlar yaptıkları bütçelerinde halklarımızın beynini köreltmeye/zehirlemeye yarayan alanlara para aktarımı yaparlar. Bırakalım çevreyi “Bilim, Sanayi ve Teknoloji” Bakanlığı'nın 2,5 milyar liralık bütçesinin 4 katı olan 10,5 milyarlık payı Diyanet İşleri için ayırmışlardır. Ülkemizde her önemli konuda olduğu gibi Çevre de “Allaha Emanet”tir.

İklim krizinin yeryüzündeki canlılara nasıl bir acılı son hazırladığını öğrenmek isteyen için malzeme çok. Merak eden internet üzerinden bu malzemeye çok basit ulaşabilir.

Umut sende, umut bende

Evet, BM İklim Konferansları’nda durum içler acısı iken, umutsuzluk yaymak veya mücadeleden vazgeçme düşünülebilir mi? Asla! Çevre sorununda umut yeşermeye devam ediyor. Sömürücü ve kirletici asalaklar delegeleri aracılığı ile umutsuzluk yayarken umut salonların dışında yükselmeye devam ediyor. Umut emperyalist şirketlerin ve onların politikacılarının boş laflarında değil. Umut bizde, umut halklardadır. Umut sokaktadır.

Zirvenin ilk haftası Madrid sokakları acil eylem isteyen 500 binlerle doldu. En önde gençler vardı. Çocuk dediklerimiz vardı. 16 yaşındaki İsveçli Greta Thunberg bir şeylerin değiştiğini artık görmek isteyenlere haykırıyordu:

Değişim COP salonlarında değil burada gerçekleşecek…“

Evet, sokaklar değişimin esas alanlarıdır. Sokakların ciddi baskısı olmadan meclislerde gelenek değişmeyecektir. Dipten gelen dalgalar bariyerleri tepeleyecektir. Bu dalgaların kalıcı başarı elde etmesinin garantisi elbette komünist bir önderliktir.

Kandırılmak istemiyorsak kökten değişim için örgütlenmeliyiz. Bu örgütlenmenin ihtiyacı olan sosyalist bilincin önemini göz ardı etmemeliyiz.

Bugün binlerce çocuk yaratıcı, şaşırtıcı ve etkileyici eylemlerle kadın ve erkek yetişkinlere, ders verebiliyorsa onlara burun kıvırmayalım.  COP 25'e damgayı bıktırıcı konuşmalar değil, çocuklar, bildiğimiz çocukların vurduğunu unutmayalım. Onlara siyasi ve pratik tecrübelerimizi aktarırken geleneksel burnu büyüklükten vaz geçmeliyiz. Eğer bu çocuklarımıza doğru bilinci sabırla taşıyamaz ve onların eylemlerinde onlar gibi davranarak güvenlerini kazanamazsak işte o zaman yaşayan ölüler oluruz, kaybederiz.

Burjuvazinin parlamenter/sandık sınırları içine hapis ettiği demokrasiyi katılımcı hâle getirdiğimiz ölçüde politikayı geçim kapısı görenlerin miadı dolar.

Gezegenimizin tahribatını önlemek istiyorsak bu dava benim de davam diyeceksin. Bu davanın emeğin kurtuluşu davasının bir parçası olduğunu unutmayacaksın.

Kapitalist talan ve barbarlığın tek alternatifi olduğunu unutma!  Tek gerçek alternatif çevre ile uyum içinde bir yaşam vaat eden SOSYALİZMDİR.

21 Aralık 2019

 

 

 

Paylaş