11 MİLYON FİDAN DİKİMİ ALDATMACADIR

En baştan belirtelim: Bir tek fidanın toprakla buluşması için sarf edilen emeğe saygı duyarız. Bu işi gösteri olarak yapanlara da karşıyız. Elbette 11 milyon fidan dikim eyleminin çevre bilincini teşvik etmesi açısından önemi yadsınamaz.

Geçtiğimiz dönemde iktidarın bu alanda şova dönüştürerek yaptığı bir etkinlik, burjuva siyasetin çevre sorununa nasıl yaklaştığını, yalanlarla halkı nasıl aldattığını gösterdi.

Olayı kısaca hatırlayalım: Devletin iplerini elinde tutan AKP iktidarı “11 Milyon Ağaç Bugün Fidan Yarın Nefes” sloganıyla bir kampanya yaptı. Kampanya 11.11.2019 saat 11.00’de başladı ve 3 saat sürdü. Kampanyayı yürütenlerin verdiği bilgiye göre 11 milyon fidan toprakla buluştu.

11 Kasım’da Türkiye’nin 81 ilinde “Milli Ağaçlandırma Günü” ilan edilerek dikilen fidanlar gösterisi arka plandaki doğanın talanı ve tahribatının üstünü örtebildi mi?

Birlikte irdeleyelim.

Öncelikle dikilen her fidan ağaç olacak diye bir kaide yoktur. Kimi kurur bakımsızlıktan, kimi büyümez susuzluktan. Hele de kışın başlangıcı sayılan kasım ayında, geceleri sıfırın altındaki bir yörede fidan dikmeye kalkarsan daha baştan yanlış yapmış olursun. Eş zamanlı dikim yapmak (zorlamayla belki) mümkündür ama Anadolu’nun tümü için doğru değildir. Erzurum, Van, Kars, Ağrı, Ardahan illerinde sıfırın altındaki koşullarda dikilen ve dikilecek fidanların kuruma/donma ihtimalleri çok yüksektir. Bu anlamda 81 il genellemesi doğru değildir.

Anadolu’da farklı fidan dikim zamanları vardır. Ege’de genelde sonbaharda yağışlar başlarken fidan dikilirken, İç Anadolu ve Doğu’da ilkbaharda fidan dikilir. Farklı bölgelerin dikim zamanı dikkate alınmak zorundadır.

Elbette her ağaç önce fidandır. Dikilen her fidanın ağaç olması için zamana, uygun doğa koşullarına ve bakıma ihtiyacı vardır.

 “Ağaçlandırma” mı, fidan dikme gösterisi mi?

Yürütülen kampanya bir günah çıkarma gösterisidir. Yeşile düşman olan, ağaç ve orman talanı konusunda kötü ünlü AKP iktidarının başı Recep Tayyip Erdoğan’ın; “Burada ağaçlandırma yapıyoruz. Çevrecilik adına 17 yıldır bize söylemediklerini bırakmayanlar nerede? Hiçbiri ortada yok” sözleri günah çıkarma değildir de nedir?

Yürütülen kampanya gerçek anlamda “ağaçlandırma” değil, fidan dikme gösterisidir.

Kampanyayı yürüten iktidarın başı Recep Tayyip Erdoğan etkinliğin açılışında şunları söylüyordu:

“Bugün burada sizlerle birlikte paylaştığımız şu güzel manzara ülkemizin 81 vilayetindeki 2 bin 23 ayrı noktada aynı anda yaşanıyor. 11.11.2019 tarihinde, saat 11.11'de, toplam 11 milyon fidan ve ağacı geleceğe nefes olması ümidiyle toprakla buluşturuyoruz. Hedefimiz zümrüt yeşili bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıkarmaktır." (11 Kasım 2019 tarihli internet haber siteleri)

Genel anlamda dört mevsimin aynı anda yaşandığı bir ülkede 81 il 2023 ayrı noktada aynı anda başlatılan kampanyanın ülkenin iklim gerçeği ile uzaktan yakından alakası olmadığını söyleyebiliriz. Kasım ayının 11’inde Ayvalık’ta/Antalya’da fidan dikmek mümkündür. Çünkü iklim şartları buna müsaade eder, ama bu da her fidan türü için geçerli değildir. Kars, Ağrı veya Ardahan’da Kasım’ın 11’inde fidan dikimi yapamazsınız, çünkü toprak buna elverişli değildir. Dikilen fidanın ağaç olma ihtimali çok azdır. Bundan dolayı Kars ve yöresinde fidan dikimi ilkbahar mevsiminde yapılır. Kampanyanın/gösterinin en önemli “talihsizliği” zamanlamasında yatmaktadır.

Doğu Anadolu’da eksi -2 ve -7 derece donda fidan dikemezsiniz. İç Anadolu’da 2019 sonbaharında damla yağmur düşmemiş. Kupkuru toprağa fidan dikemezsiniz. İç Anadolu’da sonbahar kurak gittiği zaman fidan dikimi genelde yapılamaz. Ancak yağış olursa, toprakta bir rutubet olursa fidan dikme çalışmasından daha randımanlı sonuçlar alınabilir. Genel anlamda Türkiye’de fidan dikimi için en uygun mevsim ilkbahardır. Diğer yandan dağlara tepelere veya ormanlık alana dikilecek fidanlar için, sulama imkânları da kısıtlıdır. Önce can suyu verilecek, sonra doğal yollarla sulanması beklenecektir. Bunun için de dikilen 11 milyon fidanın gözardı edilemeyecek bir bölümünün zayi olma ihtimali büyüktür.

Zümrüt yeşili bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıkarmak...” istiyorsanız öncelikle ormanlık alanları korumalısınız. Ama biz bu devletin rant için ormanlık alanları nasıl talan ettiğini biliyoruz. 2019 yılı içinde Kazdağları başta olmak üzere birçok yerde yeşili ranta kurban ettiklerini gördük.

Hayır, devletin derdi ormanları korumak değildir. Böyle bir derdin olmadığı, pratikte bunun tersinin yapıldığı yerde, ağaçlandırma kampanyası da gösteriden öte bir anlam taşımamaktadır.

Devletin ormanlık alanları koruma görevi yanında, yeni ormanlık alanlar yaratma görevi de vardır. Bunu talep etmek, daha fazlasını istemek ve bunu yapmadıkları zaman, bunu teşhir etmek görevimizdir.

Ancak biz yapılanların gerçek bir ağaçlandırma olmadığını, yapılanın şovdan ibaret olduğunu teşhir etme görevine de sahibiz.

En son yapılan ağaçlandırma kampanyasının nasıl bir şova dönüştürüldüğünü, RTE’nin bu şovda (sıkça yaptığı üzere) dini de kullandığını gördük. Şöyle diyordu:

“Ağaç; ağaç dersem sana arlanma ağaç, Mekke ile Medine'nin kapısı ağaç, Musa Kelimin asası ağaç, büyük büyük suların köprüsü ağaç, kara kara denizlerin gemisi ağaç, Zülfikar'ın kını ile kabzası ağaç. İşte bugün burada diktiğimiz fidanların her birinin ileride nerede, hangi hayırlı iş için kullanılacağını şimdiden bilemeyiz. Onun için ne kadar çok ağaç dikersek geleceğe o kadar büyük miras bırakmış oluruz.”

RTE insanlığın doğaya/ormana yeşil çevreye vurduğu darbelerin ilklerini sıralıyor. Canlıların oksijen kaynaklarına darbe vuran insanların “kutsalını” ajitasyon malzemesi hâline getiriyor ve din sömürüsü yapıyor. Onlar Orta Asya’yı kurutup farklı alanlara göçmüş ve Anadolu’nun yeşilini kese kese yarılamış bir neslin evlatları olarak ecdatlarının izinden yürüyorlar.

Elbette ağaç bugün olduğu gibi yarın da kullanılacaktır. Dert onun nasıl kullanıldığındadır. Ama unutmayalım asayı-kapıyı, gemiyi-köprüyü ağaçtan yapanları kendimize örnek alırsak bu memlekette ağaç kalmaz! Sorun doğa ile uyum içinde yaşamaktır. Geçmişte ve günümüzde doğayı talan ve tahrip edenleri örnek alarak değil!

Dikilen ağaç sayıları

17 yılda toplam 4,5 milyar fidanı toprakla buluşturarak orman varlığını 20,8 milyon hektardan 22,6 milyon hektara çıkardıklarını belirten Erdoğan, “Bizim yeşil sevgimizi, ağaç hassasiyetimizi, çevre hassasiyetimizi kimsenin terazisi ölçmeye yetmez.”

Olaya kendini kaptırmış Orman Bakanı Pakdemirli’nin söyledikleri şöyle:

“Yanan ormanların 40 misli kadar alanı ağaçlandırdık. (...) 2002 yılından önce yılda 75 milyon fidan üretilirken biz son 17 yıldır, yılda ortalama 350 milyon fidan üretiyoruz. 2002 öncesinde ülkemiz yüzölçümünün 4'te 1'i orman iken bugün yüzölçümümüzün 3'te 1'ini ormanlık alana ulaştırdık. Yani orman varlığımızı 17 yılda 1,8 milyon hektar alan artırdık. Bugün iki Kıbrıs adası büyüklüğünde orman alanını ülkemize kazandırmış olduk. İnşallah 2023 yılına kadar da ülkemizde 7 milyar fidanı toprakla buluşturacağız. Yani 7 milyarlık dünya nüfusu kadar fidan dikmiş olacağız." (11 Kasım 2019, Yeni Şafak İnternet)

Öncelikle yılda 20 bin hektar ormanın farklı nedenlerle haritadan silindiği bir ülkede orman varlığının arttığını ileri sürmek gerçeğin üstünü örtmektir. Yangınla yanan, madenlerle, betonlaşmayla, açılan tarlalar ve yollarla yok edilen, kullanılan fosil yakıtlarla kirletilen öldürülen talan edilen ormanlarla çölleşme gerçeğinin üstünü sınırsız yalanlarla örtülmektedir.

2004-2015 yılları arasındaki ormanlık alan artışı 1,1 milyon hektardır.

2004 yılında ormanlık alanların miktarı 210.200 km² yüz ölçüme (Türkiye yüz ölçümü 783.562 km²) göre miktarı %26,8 iken 2015 yılında bu oran %28,45 olmuştur. Yüz ölçümü açısından aradaki fark %1,65 olarak karşımıza çıkmaktır. Bakanın dediği oran gibi 1/4’ten 1/3’e tekabül etmez.

Pakdemirli’nin “2002 öncesinde ülkemiz yüzölçümünün 4'te 1'i orman iken bugün yüzölçümümüzün 3'te 1'ini ormanlık alana ulaştırdık” söylemi de gerçek değildir. Türkiye'nin sahip olduğu doğal şartlar altında %75'i ormanlarla kaplı olması gerekirken bu oran Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre %28,45'tir. Hastalıklı olan ormanlar bu rakamın içindedir. Hem bugünkü hem de geçmişteki devlet yöneticileri sayesinde orman varlığı Avrupa Birliği’nin %43 ortalamasının altındadır.

“17 yılda toplam 4,5 milyar fidanı toprakla buluşturarak orman varlığını” artırdık diyenler ormanı sadece fidan olarak algılayan, fidana bakarken ormanı görmeyenlerdir. Orman sadece fidan olmadığı gibi sadece ağaç da değildir.

Orman; hayvanlar, bitkiler, çalılar, toprak, bütün canlı ve cansız varlıklardan oluşan bir ekosistemdir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği 4,5 milyar fidan rakamı da gerçeği yansıtmıyor.

17 yıl sürecinde dikilmiş fidanlar “orman varlığının artırılması” olarak adlandırılamaz. Dikilen fidanların ormana dönüşmesi süreci ağacın cinsine bağlı olarak 30-50 yıl gibi bir zamana ihtiyacı vardır.

Arttığı ileri sürülen 1,8 milyon hektar alanın (OGM verilerine göre 1,1 milyon hektar)  4,5 milyar fidan için de doğru değildir. Genel olarak 1 hektar alana en fazla 500 fidan dikileceğinden hareket edilirse 1,8 milyon hektar alana dikilecek fidan sayısı en fazla 900 bin ile 1 milyar fidan arasındadır.

Abartma ve aldatmaca ne kadar büyük olursa inandırıcılığı o kadar artar misali hareket etmektedir Recep Tayyip Erdoğan.

Orman Bakanı Pakdemirli ise “Yanan ormanların 40 misli kadar alanı ağaçlandırdık” diyor!

Orman Genel Müdürlüğü rakamlarına göre Türkiye’de 2007-2017 yılları arasında 24.264 orman yangını olmuştur. Bu yangınlarda yılda ortalama 9 bin hektar orman zarar görmüştür. 9 bin hektar alanı 10 yıl ile çarpar, çıkan rakamı da Pakdemirli’nin 40 misli ile çarparsak O’na göre 10 yılda 3,6 milyon hektar alan ağaçlandırılmıştır! Buna da diktiklerini iddia ettikleri 4,5 milyar fidanı eklersek ortaya 6,3 milyar (fidan) rakamı çıkar.

Sormak lazım nerede bu ağaçlar?

Bu hesap aynı söylem içindeki 1,8 milyon hektar artışla da çelişmektedir.

Daha ileri giderek “İnşallah 2023 yılına kadar da ülkemizde 7 milyar fidanı toprakla buluşturacağız” derken de mevcut şartlarda olmayacak duaya âmin demektedirler.

Talan ve tahribatlar

Tabiat parkı” ve “Kent ormanı” gibi alanlar özel sektör işletmeciliğine en vahşi şekilde açılmış durumdadır. Düğün salonları, kafe-restoran benzeri ticari faaliyetlere ait tesislere yer açılmış, bunun için ağaçlar kesilerek ormanlar yok edilmiştir. Ormandan çok kent parklarına dönüştürülen alanlar iktidar yanlılarına peşkeş çekilmiştir.

Örneğin 25 yıl yönettikleri 5000 kilometrekarelik İstanbul’da 11 kilometrekare yeşil alan bırakmış olanların “çevre hassasiyetimizi kimsenin terazisi ölçmeye yetmez" demesi sahtekârlıktır. Çünkü kapitalizmin yasası gereği şehirleşmede yeşil alan talana uğrar. İstanbul’da da bu kural değişmemiştir.

Rakamlarla oynanarak, teknik verileri yanlış kalemlere atarak, yanlış istatistiklerle, halkı yanıltarak “Rekor kırdık, ormanları arttırdık” deniliyor. Böylece bir yandan kamuoyunda ormanlarımızı arttırıyoruz algısı oluşturulurken, yüz binlerce hektar doğal orman arazisi ormancılık dışı amaçlara tahsis edilerek gerçekler gözden kaçırılmaktadır.

Madencilik çalışmaları yüzünden başta Kaz Dağları/Dersim olmak üzere Türkiye’nin orman alanları delik deşik edilmiştir.  2004 yılında çıkan maden kanunu ile ÇED raporlarında karar yetkisi bakanlığa verilerek orman alanlarında her türlü maden ve taş ocaklarına izin verildi. AKP döneminde verilen maden arama ve işletme ruhsat sayısı 163 bin 218’dir. (Merak edenler için; Maden kanununda yapılan değişiklik Kanun No. 5177 MADDE 3.-  Maden Kanununun 7 nci maddesi başlığıyla birlikte değiştirilmiştir. www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5177.html)

Mevcut ormanlarda yüz yaşındaki ağaçlar kesiliyor. Şimdi dikilecek ve dikildiği ileri sürülen fidanlar, herhangi bir kazaya maruz kalmaz ise kesilen ağaçların yerini alması için 30-50 sene gereklidir. Bu süreden sonra ancak eskinin yerini doldurmaya başlayacak olsa bile eski eko sisteme ulaşamaz.

Sonuç

AKP egemenliği 17 yılda yaptıkları doğa talan ve tahribatına fidan dikiyoruz kampanyalar ile çare olamaz. Yapılanlar incir yaprağı misali günahlarının üstünü de örtmez. Sorun yalnızca AKP egemenliğinde yatmıyor. Onlar gider, yerine gelen doğa tahribatına devam eder! Kapitalist sistemde doğa tahribatı ve talanının önünü kesmek istiyorsan çevre mücadelesini egemen sistemi yıkma mücadelesine tabi kılmalısın.

19.11.2019

Paylaş